12 Temmuz'03
Sayı: 27 (117)


  Kızıl Bayrak'tan
  Uşaklığı sindirenlerin uşak muamelesinden yakınma hakkı olamaz!
  İŞKUR yasası Meclis'ten geçti...
  "Stratejik uşağın" kırılan "onur"u!
  Sağlık emekçilerinin işgüvencesi ortadan kaldırılıyor...
  "Reform" adı altında sağlık hizmetleri özelleştiriliyor
  Herkese parasız, yaygın ve eşit sağlık hizmeti!
  İşçi ve emekçi eylemlerinden...
  Birleşik Metal-İş Sendikası 1 No'lu Şube Genel Kurulu yapıldı...
  DİSK Tekstil 1 No'lu Şube Genel Kurulu yapıldı
  KESK'in evrimi: Fiili- meşru mücadeleden yasaların ardına/2
  Ekim Gençliği'nden...
  Geleceğimiz için elele mücadeleye!
  Emperyalist tehditler yeniden İran üzerinde yoğunlaştı
  "Yol haritası" ve son gelişmeler
  Emperyalist işgalciler Irak direnişi karşısında çözüm ve çıkış bulamıyor
  Uzanları bitirmek için İmar Bankası'na el konuldu...
  Faşist rejim zindan cephesinde tecridi ağırlaştırıyor ve yeni saldırılara hazırlanıyor
  Direnişteki Ağartıoğlu deri işçileri kardeşlerimize...
  Çiğli İşçi Kültür Sanat Evi'nin 1. kuruluş yılı etkinliğin yüzlerce emekçinin katılımıyla gerçekleşti...
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Emperyalist işgalciler Irak direnişi karşısında
çözüm ve çıkış bulamıyor

C. Kaynak

Ocak 1991’de birinci körfez savaşının başlatıldığı tarihten bu yana ABD emperyalizmi aralıksız olarak Irak halkına “sorti” saydırttı. On yılı aşkın bir süre İncirlik’ten “sorti” yapan Amerikan ve İngiliz savaş.uçakları Irak’ı bir eğitim alanına çevirdiler. Masum insanları katlettiler, maddi tahribat yaptılar, silahlarını denediler, pilotlarını yetiştirdiler. Yıllar boyu Irak bir deneme tahtası olarak kullanıldıktan sonra işgal edilerek Ortadoğu’nun genelini kapsayan toplu bir politikanın uygulanmasının ortamı oluşturulmak istendi.

Ancak, Bush’un ikinci körfez savaşının sonunu ilan ettiği geçen 1 Mayıs tarihinden bu yana yaşanan gelişmeler taraflararası ilişkilerde bir rol değişiminin olduğunu gösteriyor. Bu kez, elinde kaybedeceği fa.la bir şeyi kalmamış olan Irak halkı “sorti” muhasebesi yapmamakta, ABD emperyalizmine asker tabutu saydırtmaktadır. Bu kez “cerrahi vuruş” yapma sırası Irak halkına gelmiş durumda. Güçlerinin yettiği, olanaklarının elverdiği ölçüde direnen, işgal ordularını kovmaya çalışan insanlar, direnişin başladığından bu yana ortalama her gün bir Amerikan askerini etkisizleştirmektedirler.

Saddam rejiminin çöktüğü, Irak halkının “özgürlüğüne kavuşturulduğu” ve savaşın sonunun ilan edildiği dönemden bu yana toplam 32 Amerikan askeri yaşamını kaybetti. Sayısı .rtmaya devam eden “şehit” listesine evvelki gün bir intihar vakası eklendi. Yani, Irak halkının kendilerini birer kurtarıcı olarak algılamadığını nihayet idrak etmeye başlayan ABD askerleri psikolojik bunalıma düşmekte, çı.mazdan çıkışın çaresini intiharda aramaktadırlar. İşgal güçlerinin Irak’ta kayıpları arttıkça Washington ve Londra’da bastırılmış sıkıntılar, uydurulmuş yalanlar su yüzüne çıkmaya, aylardır tanık .lunan tek seslilik yerini giderek sertleşen eleştirilere bırakmaktadır. Irak’ta bir kaç düzine Amerikan askerinin yaşamlarını kaybetmiş olmaları Bush yönetimini ve Blair hükümetini kamuoyu önünde geri adım atmay zorlamaya, kendi kendilerini savunur konumuna düşürmeye yetti.

Çıkmazın derinliği hergün biraz daha artmakta, Irak’tan gelen haberler sıkıntılara tuz biber olmaya devam etmektedir. Amerikan kamuoyunda Bush’un popülaritesi Mayıs ayından bu yana 14 puan kaybederek mum gibi erimesini s&u.ml;rdürüyor. Irak’a saldırı kararını destekleyen Amerikalılar’ın oranı mayıs ayında %74’tü. Bu rakam düzenli bir düşüş eğrisi izleyerek bugün %67’ye inmiş durumda. Bu eğilimin önümüzdeki günlerde daha da hızlanması bekleniyor. Bir yandan Irak sorununun girdiği seyir sonuçlarına peşin gözle bakılan hesapları kökten altüst etmekte, öte yandan da militarist çıkışlarla gölgelenm.ş, tali konuma düşürülmüş ABD’nin iç iktisadi sorunları yeniden gündeme girmeye, tartışma konusu olmaya başlamaktadır. Yani, birbirinden farklı iki değişik dinamik sonuçları itibariyla karşılıklı birbirii beslemekte ve ABD emperyalizminin hem iç politikada, hem de dış politikada çıkmaza saplanmasının ortamını hazırlamaktadır.

Masrafının Irak petrolü tarafından karşılanacağı hesaplanılan bir savaş başlatmanın, dünya ekonomisine olmasa bile, en azından ABD ekonomisine bir canlılık kazandıracağı düşünülüyordu. Tam tersi yaşanıyor. Irak&#.46;tan ABD donanmasının refakatinde aşırılan bir kaç tanker petrol kapitalizme yeni bir nefes aldırtmaya yetmedi. İktisadi durgunluk, hatta daralma ağırlaşarak devam etmekte. İşgalin mali faturası ABD’ye ayda 3,9 milyar dolara mal olmaktadır. Nisan ayında Rumsfeld bu rakamın 2 milyarı aşmayacağını iddia ediyordu. Amerikalı bazı askeri uzmanlar; ABD çok kısa bir süre içinde Irak‘ta güvenliği sağlama görevini uluslararası bir güce evretmediği durumda direnişin genelleşmeye başlayacağını ve bunun maddi yükünün ABD hazinesi için çok ağıra patlayacağını söylüyorlar.

Bu dört başı mamur çıkmaz içerisinde ABD yönetimi inifiyatifi elden bırakmamak için çok yönlü bir çaba içerisinde. Bush bugünlerde, 2000 yılında Avrupa’ya yaptığı gezi sırasında.bir konuşmasında bir devlet mi bir kıta mı olduğunu birbirine karıştırdığı Afrika’da tur atıyor. ABD’nin dünya kamuoyunda son dönemde çok zedelenen imajini düzeltmek, amerika ekonomisinin sürekli artan enerji ihtiyacı için uzun vadeli bir pazar araştırması yapmak amacıyla başlatılan gezi sırasında Bush, kimsenin ciddiye almadığı vaadlerde bulunmakta. AİDS salgınına karşı mücadele için ABD’nin gelecek 5 yıl için Afrika k.tasına 15 milyar dolar yardımda bulunacağını, Liberya’daki iç savaşa son vermek ve oraya da “demokrasiyi getirmek” için önümüzdeki günlerde askeri müdahale yapacağını ilan etti. İlk vaadn ABD ilaç tekellerine hemen iade edilmek amacıyla hazırlanmış bir emanet olduğunu bizzat Afrikalılar söylediler. Liberya’ya “demokrasi” getirme sözünü ise Colin Powell yalanlamak zorunda kaldı : ”Biz öyle uzun vadeli ve büyük ölçekli askeri bir müdahalede bulunamayız” dedi.

En sıkıntılı günlerinde Afrika kıtasını ziyaret ederek yoksul ülkelerin yaşadıkları trajedilere seyirci kalmadığını kanıtlamaya çalışan Bush, “Amerika sadece güçlü bir ulus değil aynı zamanda çok merhametli de. Afrika’da AİDS’ten ölen her insan için Amerikalı aileler ağlıyorlar, her öksüz kalan çocuk için a&.urren;lıyorlar, her yanlız kalan ana için ağlıyorlar” demekle, aslında, bir başka alanda kendisi de başkalarından yardım talep etmenin koşullarını hazırlıyor. Bu göstermelik yufka yürekliliğin gerisinde, ABD emperyalizmini ağlatmaya başlayan Irak sendromu yatıyor. Ancak, bu güne .adar Irak’ta ABD emperyalizmine içtenlikle yardımcı olacak kimse henüz çıkmadı.

Kamuoyu araştırmaları Amerikan halkının desteğini kısmaya ve kandırılmış olduğunun muhasebesini yapmaya başladığını gösteriyor. Kimi Irak’ta “tüten tabanca” neden bulunamadı derken, kimi gidişata zaman kaybetme.en çare bulunmasını talep etmekte. Polemiklerin henüz başlangıç noktasında oldukları bir anda yönetim yalanlarını itiraf ederek kamuoyunu yönlendirmeye çalışmakta, ama her geçen gün bu çabanın sonuçsuz kaldığı görülmektedir. Yakın bir döneme kadar seslerini pek çıkarmayan politik sorumlular okları Beyaz Saray’a çevirmeye başladılar. Demokrat Parti senatörü Edward Kennedy, 11 Temmuz günü yaptığı bir açıklamada, “Dünyanın en eğitimli askerlerinin şimdi atış sahasını andıran bir mekanda polislik yapma durumuna düşmüş olmasından endişe duyuyorum” diyerek ABD emperyalizminin Irak’ta başına açtığı tuzağı tanımlarken; Cumhuriyetçi meslektaşı John McCain, “Sorun, Amerikalılar’ın Irak’a müdahalemizin geleceğine inançlarının olmayışıdır” diyerek, Pentagon’un üzerine savaş senaryosunu kurguladığı kanıyı tartışma konusu ediyor.

Yardımına başvurulan ikinci kategori ABD’nin birkaç ay önce elinin tersi ile kenara ittiği, aşağıladığı ve hatta tehdit ettiği müttefikler. Rumsfeld, birkaç haftadır ağzında gevelediği .rak’ta Polonya’ya yardımcı olmak gerekir, NATO’nun Irak’a asker göndererek görevini üslenmesi lazım türünden dolaylı formüllerle ifade etmeye çalıştığı talebi nihayet açıktan masaya koymak zorunda kaldı. Almanya ve Fransa’dan yardım istedi. Irak pazarından kovulmaları planlanan Berlin ve Paris, zaten böyle bir fırsat kolluyorlardı. Tek umutları işgal güçlerinin Irak’ta zor durumda kalmalarıydı. Fransız Dışişler. Bakanı, Rumsfeld’e cevaben yaptığı açıklamada, Fransa’nın mevcut koşullarda Irak’a asker göndermesinin sözkonusu olmadığını ve olamayacağını belirtti. Ancak, konu Birleşmiş Milletler Güvenlik Koneyi’ne getirilir, etraflıca görüşülür, tartışılır ve ortak bir karar alınırsa, o zaman Paris’in sorumluluk üstlenmeye hazır olduğunu söyledi.

Bu demektir ki, ABD’nin başlangıçta dayattığı politika BM’de topluca masaya yatırılır, Irak ganimeti adına layık bir biçimde yeniden paylaşılır ve o zaman Paris’in ABD’ye yardım etme koşulları oluşmuş olur. Berlin, .ynı anlama gelen çok kısa bir açıklama ile, “Şu anda Almanya’nın Irak’a asker göndermesi gündemde değildir” demekle yetindi. ABD’ye söz veren devletlerden Polonya 2 300, Ukranya 1 640, İspanya 1 300, İtalya 3 000 askerden fazla güç gönderecek durumda olmadıklarını söylüyorlar. Hollanda’nın yeni gönderdiği 30. asker bir kaç hafta boyunca çölde eğitim gördükten ve iklime alıştıktan sonra ABD güçlerine yardımcı olabilecek duruma gelecekler.

ABD emperyalizmine yardım etme konusunda üzerine en çok hesap yapılan Irak halkı “kurtarıcılarına” yardımcı olmayarak Beyaz Saray’ın tüm umutlarını kursağında bıraktı. İşgal güçleri harcadıkları tüm &.cedil;abalara karşın Irak’ta, bazı sabıkalı hırsızlar dışında, kendileri ile işbirliği yapabilecek kimse bulamadılar. Toplumdan tamamen tecrit olmuş vaziyettedirler. Kerbela’ya bir vali tayin ettiler, birkaç gün geçmeden, sicili ortaya çıktı, bir banka soyguncusu olduğu anlaşıldı. Kitlelerin tepkisini yatıştırmak için çiçeği burnundaki valiyi apar topar tutuklamak zorunda kaldılar. Bu açıdan bilanço tam bir hüsr n.

İşgal güçlerinin işbirlikçi bulmakta çektikleri sıkıntıları kat kat arttıran sorun, direniş eylemlerinin ABD güçleri ile ilişki içinde olan Iraklıları da hedeflemesi olmaktadır. ABD’li subayların yetiştirdi.leri, donanımını tedarik ettikleri Iraklı polisler, 10 Temmuz günü bir yürüyüş düzenleyerek, işgal güçlerinin 48 saat içinde Fellucie’yi terk etmelerini talep ettiler. Kent sakinleri tarafından ABD birliklerinin işbirlikçisi olarak görüldükleri ve onun için tepkileri üzerine çektiklerini, saldırılara hedef olduklarını söyleyen polisler, işgal güçlerinin Fellucie’yi terk etmemeleri durumunda t pluca istifa etmek zorunda kalacaklarını açıkladılar.

Irak çölleri er ya da geç emperyalist işgalcilere mezar olacak; bu sarsılmaz yargımızı burada bir kez daha yineliyoruz.