12 Temmuz'03
Sayı: 27 (117)


  Kızıl Bayrak'tan
  Uşaklığı sindirenlerin uşak muamelesinden yakınma hakkı olamaz!
  İŞKUR yasası Meclis'ten geçti...
  "Stratejik uşağın" kırılan "onur"u!
  Sağlık emekçilerinin işgüvencesi ortadan kaldırılıyor...
  "Reform" adı altında sağlık hizmetleri özelleştiriliyor
  Herkese parasız, yaygın ve eşit sağlık hizmeti!
  İşçi ve emekçi eylemlerinden...
  Birleşik Metal-İş Sendikası 1 No'lu Şube Genel Kurulu yapıldı...
  DİSK Tekstil 1 No'lu Şube Genel Kurulu yapıldı
  KESK'in evrimi: Fiili- meşru mücadeleden yasaların ardına/2
  Ekim Gençliği'nden...
  Geleceğimiz için elele mücadeleye!
  Emperyalist tehditler yeniden İran üzerinde yoğunlaştı
  "Yol haritası" ve son gelişmeler
  Emperyalist işgalciler Irak direnişi karşısında çözüm ve çıkış bulamıyor
  Uzanları bitirmek için İmar Bankası'na el konuldu...
  Faşist rejim zindan cephesinde tecridi ağırlaştırıyor ve yeni saldırılara hazırlanıyor
  Direnişteki Ağartıoğlu deri işçileri kardeşlerimize...
  Çiğli İşçi Kültür Sanat Evi'nin 1. kuruluş yılı etkinliğin yüzlerce emekçinin katılımıyla gerçekleşti...
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
İŞKUR yasası Meclis’ten geçti...

İşsizlik piyasalaştırılıyor!
Modern köle pazarları oluşturuluyor!

İŞKUR Yasası Meclis’te kabul edildi. Bu yasa, yeni iş kanuna bağlı olarak çıkarılan bir dizi yasadan sadece biri. Böylelikle yasal mevzuat yeni iş kanununa uygun hale getiriliyor. Yeni iş kanunuyla hedeflenen esnek çalışma düzeninin, yasal-kurumsal tüm mekanizmaları oluşturuluyor. İŞKUR Yasası ile yapılan yeni düzenlemeyle de esnek çalışma düzeninin en önemli unsurlarından biri daha yerine getirilmiş olacak. Bu, işgücü piyasalarına esnek üretim organizasyonlarına uyum sağlayacak bir esneklik kazandırmak anlamına geliyor. Bu haliyle de İŞKUR yasası esnek üretim saldırısının en önemli yapı taşlarından biri olma özelliğine sahip.

Esnek üretim, üretimdeki dalgalanmalara bağlı olarak ihtiyaca yanıt verebilecek esneklikte bir işgücü piyasasını gerektiriyor. Yani, ihtiyaca uygun nitelik ve sayıda işgücünün piyasada hazır olmasını şart koşuyor. Bundan dolayı kapitalistler bir yandan, çalışma yaşamında işgüvencesi adına ne varsa tüm bu ağırlıklardan kurtulmak istiyorlar. Böylelikle üretimdeki zorunlu her daralmayı çalışan işçilerin sayısındaki daralmayla karşılama imkanlarına sahip oluyorlar. Diğer yandansa üretimin genişlemesine bağlı olarak da, istenilen sayı ve vasıfta işgücünü, istenilen koşullarda çalışmak üzere ellerinin altında hazır bulmak istiyorlar.

İşte İŞKUR Yasası esas olarak kapitalistlerin bu ihtiyaçlarına yanıt vermek amacını taşıyor. Bu amaç doğrultusunda İŞKUR’un faaliyet alanı yeniden tanımlanarak özel istihdam bürolarının önü açılıyor. Böylelikle işgücü piyasalarının kontrolü tümüyle iş ve işçi bulmayı iş edinmiş özel şirketlerin eline bırakılıyor. İŞKUR’a da böyle bir piyasayı düzenlemek ve ona alt yapı hizmetleri sağlamakla sınırlı bir işlev yükleniyor.

İşsizlik de piyasa konusu haline getiriliyor!

Bu yasa öncesinde iş ve işçi bulma, İŞKUR tarafından yerine getirilen basit bir aracılık hizmetiydi. Yasayla birlikte bu hizmet, piyasa konusu haline getirilmektedir. Bu haliyle de işsizliğin devasa boyutlara ulaştığı bir toplumsal ortamda iş bulmanın zorluğu, faaliyet alanı iş bulmak olan kapitalistlere devasa karlar elde etme olanağı sağlayacaktır. Açıktır ki yapılan bu düzenlemeler neo-liberal saldırıların mantığına tamı tamına uygundur. Arzı ve talebi olan her türlü hizmet piyasalaştırılmaktadır. Bu kez piyasalaştırılan kapitalizmin yapısal sorunu durumunda olan işsizliktir.

İşsizliğin piyasalaştırılması, diğer birçok kamu hizmet alanında olduğu gibi, bu işi yapacak özel şirketlerin varlığıyla bir arada gerçekleştiriliyor. Bu alanda işsizliği pazarlayacak olan tüccar takımı da özel istihdam bürolarıyla bu işten yüksek kazançlar elde edecek.

İş bulmanın ticarileştirilmesi geçmişte yasaklanan işçi simsarlığının yasal bir kılıf içerisinde hortlatılması demektir. Bunun böyle olacağı 2000 yılında yasa tasarısı meclise sunulurken yapılan gerekçelendirmede de açık biçimde ifade edilmektedir. Zamanın başbakanı Ecevit’in imzasını taşıyan gerekçelendirme metninde şunlar söylenmektedir:

“İşe yerleştirme hizmet dalının geçmişine bakıldığında, bu hizmetin bir kamu hizmeti olarak nitelendirildiği ve kamu tekeli şeklinde gelişme gösterdiği görülmektedir. Bunda, emeğin sömürülmesinin, bir başka ifade ile işçi simsarlığının önlenmesi düşüncesi, işgücü planlaması ve eğitim politikalarının yanı sıra birtakım ekonomik nedenler belirleyici rol oynamıştır.

“Bununla birlikte son yıllarda ekonomik ve sosyal alanda görülen değişmeler, teknolojilerde sağlanan gelişmeler, küreselleşme olgusu ve bunun yarattığı uluslararası rekabet, işgücü piyasalarını derinden etkilemekte, işgücünün ve çalışma sistemlerinin yapısı değişmekte, işgücüne yönelik taleplerde yeni tercihler ortaya çıkmakta, genelde düşük nitelik gerektiren tekrara dayalı işler azalmakta, işlerde artık daha yüksek mesleki nitelik aranmakta, büro hizmetleri ve yönetimle ilgili işler çoğalmakta ve yaygınlaşmaktadır. Bütün bu değişme ve gelişmeler işe yerleştirme hizmetlerinde kamu tekeli uygulamasında bir serbestleşmeye gidilmesini, bir diğer ifade ile özel işe yerleştirme faaliyetlerine de izin verilmesini gerekli kılmaktadır.”

Bu ifadelerden de görülmektedir ki, kapitalistlerin ihtiyaçları sözkonusu olduğundan zamanında yasaklanmış işçi simsarlığına yeniden kapı aralanmaktadır.

Esnek üretim için esnek bir işgücü piyasası

İş ve işçi bulmanın piyasalaştırılması, salt bu işle uğraşan kapitalistler için değil bundan da öteye bir bütün olarak kapitalist sınıfın karlarını yükselten bir sonuç yaratacaktır. Ki yasayla hedeflenen de esasında budur. Yani sınırlı bir kapitalistler grubunun çıkarına değil, bir bütün olarak kapitalistlerin çıkarına işgücü piyasaları yeniden yapılandırılmaktadır.

Kapitalistler her dönem yedek bir işgücü ordusunun varlığını zorunlu görmüşlerdir. Çünkü kalabalık bir yedek işgücü ordusu hem ortaya çıkacak işgücü talebini karşılama imkanı, hem de işçi sınıfını kötü çalışma koşullarına boyun eğdirmede etkili bir yoldur. Kapitalistler işçi sınıfına karşı yedek işgücü ordusunu hep bir tehdit aracı olarak kullandılar. Ancak üretim sürecinde biraraya gelmiş olan işçiler örgütlü hareket ederek bu aracın sınırsızca kullanımını engellediler. Yedek işgücü ordusunun baskısı bir nebze olsun sınırlanabildi. Kısmi de olsa bir işgüvencesi elde edilebildi. Kapitalistler, aynı işi daha düşük ücretle yaptırabilecekleri bir işgücü ordusunun varlığına rağmen, işçi sınıfının örgütlülük düzeyi nedeniyle bu imkandan yararlanma olanağından bir öçüde yoksun kaldılar.

Kapitalizmin görece refah dönemlerini yaşadığı bir tarihsel evrede bu durum kapitalist kârlar üzerinde ciddi bir tehdit haline de gelmedi. Ancak kapitalizmin bir kez daha genel bir durgunluk ve kriz dönemine girmesiyle birlikte, işçi sınıfının örgütlülüğü ile genel ücret düzeyi ve kazanılmış sosyal hakları (başta da iş güvencesi sağlayan her türlü kazanım) kapitalistler üzerinde ciddi bir yük haline gelmeye başladı. Krize çözüm bulmak için devreye sokulan neo-liberal politikalar, üretimin esnekleştirilmesini getirirken işçi sınıfının örgütlü hareket etme yeteneği bunun önünde en önemli engel olarak görülmeye başlandı.

Kapitalistler bundan dolayı öncelikle işçi sınıfının örgütlü hareket etme yeteneğini kötürümleştirmekle işe başladılar. Sistematik politikalarla ve sendika bürokratlarının etkin biçimde kullanımıyla bunda büyük ölçüde başarıya ulaşıldı. Genel ücret düzeyi düşürülürken bir çok sosyal kazanım budandı. Tüm bunlar bir arada, üretim süreci içerisinde birleşmiş örgütlü işçi kitlesinin dağıtılmasıyla birlikte; üretimin ihtiyaçlarının herşeyin önüne konulduğu, işçilerin üretimin ihtiyaçlarına bağlı, her bakımdan uyarlanabilir basit bir üretim girdisi haline getirilmesi sonucunu yarattı. Üretimin çeşitlendirilebilir, üretim nesnesinin miktarının esnetilebilir hale getirilmesi, çalışan işçi sayısının esnetilme koşullarının yaratılmasıyla tamamlandı.

Üretim sürecindeki işçi kitlesinin kontrolü ve yeni üretim organizasyonuna adapte edilmesi, yanısıra işgücü piyasalarının buna uygun yapılandırılmasını da zorunlu kıldı. Bundan dolayıdır ki yeni dönemde yedek işgücü ordusu ve “istihdam politikaları” kapitalistlerin en önemli ilgi alanlarından biri haline geldi. “İnsan kaynakları” kavramı ve buna bağlı bir takım kurumsal oluşumlar peydahlandı.

Kapitalistler hiçbir yükümlülüğe girmeksizin ellerininin altında bir işgücü kitlesinin hazır olması gereğini duyuyorlardı. Böylelikle işçileri istedikleri an kapının dışına koyma imkanı yanında üretimin gerektirdiği sayıda işçiyi hızlı biçimde bulma imkanı yaratılmış oluyordu. Bununla birlikte sayısal esneklik ve buna bağlı olarak işçi sirkülasyonu fabrika içi eğitimle bağdaşmamaktaydı. Bundan dolayı işgücü piyasalarında sadece istenilen sayıda ve ucuzlukta değil, yanısıra istenilen nitelikte işgücünün hazır olması ihtiyacı ortaya çıkmaktaydı. Eğitim sisteminde mesleki eğitime yapılan vurgu ve buna uygun düzenlemeler (meslek liselilere sınavsız üniversite vb.) bu ihtiyacı karşılamaya yönelik uygulamalardır.

İŞKUR Yasası ile birlikte, İŞKUR’un en önemli işlevlerinden birisi de bundan dolayı vasıfsız işgücünü mesleki eğitimden geçirmektir. Böylelikle kapitalistlerin ihtiyaç duyduğu ucuz ve kalifiye yedek işgücü ordusu yaratılmış olacaktır.

“Ödünç işçilik” ve Özel İstihdam Büroları

İŞKUR Yasası ile faaliyete geçecek olan Özel İstihdam Büroları kapitalistlerin ihtiyaç duyduğu nitelikte, sayıda ve ucuzlukta işgücünü hazır bulundururken yaptıkları iş basit bir aracılık hizmeti de değildir. Özel İstihdam Büroları’nın en önemli işlevi iş kanunuyla birlikte çalışma yaşamına sokulan “ödünç işçilik” uygulamasıyla gerçekleşmektedir. Öyle ki, “ödünç işçilik”, Özel İstihdam Büroları aracılığıyla kurumsallaştırılmış olacaktır.

Bu durumun yaratacağı iki önemli sonuç bulunmaktadır.

İlk olarak, “ödünç işçilik”in kurumsallaşmasıyla birlikte mevcut toplu sözleşme düzeni ortadan kalkacaktır. Çünkü, yasayla birlikte Özel İstihdam Bürosu asıl işveren konumunda olacaktır. İşçiyi bir üretim sürecinde çalıştırmak üzere “ödünç alan” kapitalist ise sadece Özel İstihdam Bürosu’yla yaptığı borç-alacak sözleşmesine bağlı olacaktır. İşçinin asıl işveren konumunda olan Özel İstihdam Bürosu ile yaptığı sözleşme bir üretim sürecine dayanmadığından, bireysel bir sözleşme olmanın ötesine geçemeyecektir. Böylelikle işçiler, dayanışma ve birlikte hareket etme koşullarından büyük ölçüde yoksun kalacaklardır.

İkinci olaraksa, işsizlik ve geçici çalışma olağanlaştırılmaktadır. Çalışmak isteyen her insan bir Özel İstihdam Bürosu’na bağlı olarak geçici-kısmi ve kısa sürelerle şu ya da bu kapitaliste kiralanmayı bekler hale düşürülecektir. Sonuç olarak kapitalistler istedikleri miktar ve kalifiyede işçiyi istedikleri ücretten çalıştırabilecekler, böylelikle de çalıştırdıkları işçiler karşısında tüm yüklerinden kurtulmuş olacaklardır. Bu demektir ki İŞKUR, yeni yasayla birlikte -o çok sözü edilen- kağıt üzerinde kalan işsizliğe çözüm bulma işlevinden de tümüyle sıyrılmış olacaktır.

Örgütlenmek, saldırıları göğüslemek
için çıkış noktasıdır!

İŞKUR yasasıyla AKP hükümeti kapitalistler için önemli bir saldırıyı daha hayata geçirmişlerdir. İşçi sınıfına azgın bir sömürü cehennemi hazırlanmıştır. Ancak işçi sınıfı için herşey bitmiş değildir. Kapitalistler nasıl bu saldırıları hayata geçirmek için önce işçi sınıfının örgütlülüğüne ve bilincine saldırmışsa, saldırıları göğüslemek için de çıkış noktası bilinçlenmek ve örgütlenmektir.

İşçiyi kapitalistlere kul köle haline getirmeye hedefleyen bu yasa da diğerleri gibi ancak ve ancak örgütlü bir mücadelenin ürünü olarak parçalanabilir.