12 Temmuz'03
Sayı: 27 (117)


  Kızıl Bayrak'tan
  Uşaklığı sindirenlerin uşak muamelesinden yakınma hakkı olamaz!
  İŞKUR yasası Meclis'ten geçti...
  "Stratejik uşağın" kırılan "onur"u!
  Sağlık emekçilerinin işgüvencesi ortadan kaldırılıyor...
  "Reform" adı altında sağlık hizmetleri özelleştiriliyor
  Herkese parasız, yaygın ve eşit sağlık hizmeti!
  İşçi ve emekçi eylemlerinden...
  Birleşik Metal-İş Sendikası 1 No'lu Şube Genel Kurulu yapıldı...
  DİSK Tekstil 1 No'lu Şube Genel Kurulu yapıldı
  KESK'in evrimi: Fiili- meşru mücadeleden yasaların ardına/2
  Ekim Gençliği'nden...
  Geleceğimiz için elele mücadeleye!
  Emperyalist tehditler yeniden İran üzerinde yoğunlaştı
  "Yol haritası" ve son gelişmeler
  Emperyalist işgalciler Irak direnişi karşısında çözüm ve çıkış bulamıyor
  Uzanları bitirmek için İmar Bankası'na el konuldu...
  Faşist rejim zindan cephesinde tecridi ağırlaştırıyor ve yeni saldırılara hazırlanıyor
  Direnişteki Ağartıoğlu deri işçileri kardeşlerimize...
  Çiğli İşçi Kültür Sanat Evi'nin 1. kuruluş yılı etkinliğin yüzlerce emekçinin katılımıyla gerçekleşti...
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
KESK’in evrimi: Fiili-meşru mücadeleden yasaların ardına.../2

Bir kez daha mühürleri kırmak için ne yapmalı?

Bürokratlar eliyle hazırlanan yenilgi

Sahte sendika yasasının geçmesiyle birlikte KESK yönetimi hızlı bir geçiş süreci yaşadı. Artık yasanın sahteliği bir yana bırakılmış, herşey yasaya uyum sürecine bağlanmıştı. Kongreler, üye kampanyaları, tüzük değişiklikleri, toplu görüşme süreci bu gerçeği ayan beyan ortaya koydu.

KESK yönetimi bu dönemde de, “toplugörüşmeyi sözleşmeye çevireceğiz” sloganıyla karşı tepkileri yumuşatıcı, yasaya dönük beklentileri güçlendirici bir çizgi izledi.

Sahte sendika yasasına uyum süreci esasta 11 yıllık fiili-meşru mücadelenin yarattığı birikimleri hızla tasfiye etme süreciydi. Düzen dışı arayışları zorlayan dinamiklerin bir deli gömleği içerisine sokulmasıydı. Bu süreç KESK yönetimi eliyle sancısız biçimde gerçekleşti. Uzun ve zorlu mücadele içerisinde ileri düzeyler kazanmış hareketin bu denli kolay biçimde yenilmesi şaşırtıcı görünebilir. Ama bu hareketin yılları bulan evriminin ortaya çıkardığı bir durumdu. Kendi içerisinde devrimci bir önderliği çıkaramayan hareket geldiği noktadan geriye düşüyordu. Reformist-icazetçi yönetim hareketin yaşadığı bu kırılmaya dayanarak yol alıyordu.

Bu dönemde fiili-meşru mücadeleyle mühürleri kırılarak kurulan sendikaların kapısına kilit vuruldu. Sessiz sedasız biçimde Yargı-Sen ve Asim-Sen kapatıldı. Bu kapatmalara karşı en küçük direniş sergilenmedi. Yasanın örgütlenmeye ilişkin getirdiği sınırlamalara da aynı biçimde uyum gösterildi.
Yasaya uyum sağlamak, bunun için tüzük, örgütlenme ve işleyiş planında KESK geleneğine ve değerlerine aykırı düzenlemeleri yapmak, KESK yönetiminin tüm pratik faaliyetinin ekseni oldu. Grevli-toplusözleşmeli sendika hakkı, fiili-meşru mücadele hattı, azınlığın fikrini geliştirme ve yayma hakkı ile çoğunluk olma hakkının güvencelenmesi gibi kavramlar tüzükten çıkarılarak yasaya uygun hale getirildi. Anadilde eğitim hakkı ise yuvarlanarak “anadilinde öğrenim hakkı” yapıldı. Yasa dayatmadığı halde TİS ve grev hakkı kavramları tüzükten çıkarıldı. Kongreler yasaya endeksli olarak örgütlendi. Alınan hemen tüm kararlara yasanın çizdiği sınırlar rengini verdi. Profesyonel sendikacılık kabul edildi, yeni yönetimler reformist-icazetçi yapılar arasında pay edildi.

Bu dönemde geçmişin sonuçsuz takvim eylemlilikleri de artık bir yana itildi. İMF programları, sadaka zamları, memur kıyımı planları başta olmak üzere ciddi ekonomik, sosyal ve siyasal saldırıların yoğunlaştığı bu dönemde KESK yönetimi ciddi tek bir eylem kararı dahi almadı. Herşey Kamu-Sen’le yapılacak “yetki” yarışına bağlandı. Üye kampanyası da bu koşullarda, Kamu-Sen’le ayrım çizgilerinin belirsizleştirilmesiyle sürdürüldü.

Kamu emekçilerine Kamu-Sen’den farklı hiçbir alternatif sunmayan üye kampanyası tümüyle pazarlamacı bir nitelikteydi. Geçmişin mücadele değerleri de bu kampanyaya dolgu malzemesi yapıldı. Ancak sonuç tam bir fiyasko oldu. Yetki üzerine yapılan tartışmalarla, Kamu-Sen’in sahte üye yazdığı argümanlarıyla bu fiyasko perdelenmeye çalışıldı.

Üye kampanyasının önemli bir sonucu KESK’in üye yapısının değişmesi oldu. KESK’te yanıt bulamayan büyük bir emekçi kitlesi sendikalardan uzaklaşırken, bir bölümü için de KESK artık bordrolarda yapılan aylık kesintiler dışında bir anlam ifade etmiyordu. Bu dönemde yeni üye sayısı önemli oranda artsa da, geçmişin mücadele geleneğinden uzak, sendikal mücadeleye yabancı bu unsurlar KESK’in ortalama üye profilini oluşturuyordu artık.

Toplu görüşme oyununun gönüllü oyuncuları

Üye kampanyası sonrasında toplugörüşme taslaklarının hazırlanması süreci de yaşanan evrimin vardığı boyutları göstermesi açısından dikkat çekiciydi. Taban iradesinin tümüyle dışlandığı bu süreçte taslaklar tepeden inmeci bir tarzda oluşturuldu. İzlenen bu yöntem hem KESK’e hakim anlayışların “sendikal demokrasi” adına en basit ilkeleri dahi çiğnediklerini, hem de “toplugörüşmeyi sözleşmeye çevireceğiz” söyleminin karşılıksız olduğunu ortaya serdi. Bu durum toplugörüşme sürecinin ilerleyen aşamalarında çok daha çıplak biçimde yaşandı. Bürokratlaşma, taban inisiyatifini ve demokratik sendikal işleyişi kaba müdahalelerle felç ediyordu.

“Toplu görüşmeyi toplusözleşmeye çevirmek”, öncelikle buna uygun bir mücadele ufkunu, yasaları değil sınıf mücadelesini esas alarak greve yönelik ciddi ve somut bir hazırlığı gerektiriyordu. Taslakların işyerlerinden başlayarak tüm üyelerin katılımıyla yapılacak toplantılarda şekillendirilmesi, bu süreç içerisinde TİS komitelerinin örgütlenmesi ve üyelerin bilinçlendirilip motive edilmesiyle bu başarılabilirdi. TİS ve grev komiteleri, grev fonları, toplu görüşmeyi sözleşmeye çevirecek net bir eylem stratejisi ve somut hareket planı oluşturulabilirdi. Ancak bunların hiçbiri yapılmadı. Sürecin her aşamasında sahte sendika yasasının, devletin ve İMF’nin koyduğu sınırlar eksen alındı. Kitlenin sürecin dışında tutulması için bilinçli bir çaba harcandı. Her hazırlık toplu görüşme masasında ortaya çıkacak iflasa ¨nelik tepkileri önceden kontrol etmeye yönelikti.

Bu sürecin en çarpıcı gelişmelerinden biri 250 şube başkanının toplu görüşme gündemli olarak biraraya getirildiği Danışma Kurulu iradesinin kaba biçimde hiçe sayılması oldu. Öyle ki, kamu emekçileri tarihinde ilk kez bir sendika başkanı böyle bir kurulun karar organı olmadığını söyleyebildi. Ve bu aynı yönetim, kendisinin hazırladığı taslaklar da dahil Danışma Kurulu’nca şekillendirilmiş tüm taslakları (talepleri) gözardı ederek, Kamu-Sen ve Memur-Sen’den temsilcilerin katıldığı “Yüksek İdari Kurul” toplantısına gönderdiği 3 temsilci aracılığıyla geri bir protokole imza attı. Bu protokol esnek çalışmaya ilişkin bir maddeyi de içeriyordu. Tabandan gelen basınç karşısında bu imzalar göstermelik olarak reddedildi, ama birkaç maddelik şerhle protokol onaylandı. İşte “toplu görüşme”ye böyle bir protokolle girii. Bürokratlaşma daha da ileri boyutlar kazandı, Kamu-Sen’le ayrım çizgileri iyice belirsizleşti.

Toplu görüşme süreci tüm bunlardan sonra tam bir oyun halini aldı. Sendikal yaşamın dışına düşürülmüş olan ama mücadele isteği taşıyan emekçiler alanlara toplanarak, Sami Evren’in Kamu-Sen yönetimiyle birlikte devlet yöneticileriyle yaptığı görüşmelerin izleyicisi konumuna düşürüldüler.

Pazarlık havası verilen masabaşı toplantılar, başbakanla yapılan uzun görüşmeler emekçilerde bu sürece yönelik beklentileri arttırmaya yönelikti. Ama bu da bir komedi olmaktan öteye gitmedi. Talepler önce ücret artışına, sonra insanca yaşamaya yeterli sınır olan 1 milyardan 300 milyona, daha sonra da 100 milyona kadar indirildi. Tabanın iradesi hiçbir şekilde dikkate alınmadı. Kısa sürede taleplerde bu kadar hızlı geri adım atanların en azından verilecek bir hesabı olmalıydı. Bu durumda göstermelik eylemler yine imdada yetişti. Tatil saatlerine denk getirilen gülünç iş bırakmalar, “eylem tehditleri” vb... Sonuçta hükümetin aylar önce planladığı bir zammı ciddi ciddi toplu görüşmenin sözleşmeye çevrilmesi olarak sunabildiler.

Grevden sözedenler sahip oldukları “mücadele” ufkunu bu sürecin sonunda yalın biçimde ortaya koydular; hesap sandıkta sorulacaktı! Yani kamu emekçilerinin iradesi bu dört dörtlük “toplu görüşme” oyunuyla birilerinin meclis hayallerine dayanak haline getiriliyordu.

Kamu emekçileri hareketi, bürokratik mekanizmaların güçlendirilerek mücadelenin toplu görüşme süreçlerine endekslenmesiyle, tam bir çıkmaza sokuldu. Orta oyunu biçiminde yaşanan 2002 toplu görüşme sürecinin ardından KESK’e egemen bürokrasi tam bir suskunluğa büründü. Bürokratik tarz ve işleyiş yeni boyutlara ulaştırılırken, iktidarın kesintisiz ekonomik-sosyal saldırıları yine benzer bir suskunlukla geçiştirildi.

Emperyalist savaş dönemi: Bürokrasiye soluklanma imkanı

Emperyalist savaş süreci KESK bürokrasisinin, yaşanan açmaz ve tabanda artan öfke yoğunluğundan kaçması için bir kanal oldu. Toplum çapındaki savaş karşıtı duyarlılığın yarattığı meşru hareket alanı içerisinde bir dizi eylem ve etkinlik düzenlendi. KESK bu süreçte savaş karşıtı koordinasyon içerisinde yer aldı. Daha önce EP’e devredilmiş olan bağımsız inisiyatif iradesi bu dönemde de Savaşa Hayır Koordinasyonu’na bırakılıyordu. EP işçi sendikalarının ağırlığını oluşturduğu bir merkezi platform olarak kamu emekçilerinin sınıf hareketiyle birleşme ihtiyacına verilmiş “sağ” bir yanıtken, yeni merkezi platform “sol liberal” bir yelpaze içerisinde KESK bürokrasisinin siyasal ihtiyaçlarına karşılık düşüyordu.

KESK söylenenin aksine bu sürecin örgütlenmesinde motor ve öncü güç değil, sıradan bir bileşen konumunda, kendiliğinden bir sürükleniş içerisindeydi. Eylem ve mücadele ufku savaş karşıtı duyarlılık ve emperyalist savaş güçlerinin “kabul edilebilir sınırları” tarafından belirleniyordu. Böyle olduğu için KESK bürokrasisinin savaşın başlaması ve sermaye iktidarının bu savaşın doğrudan suç ortağı olması durumunda herhangi bir mücadele perspektifi bulunmuyordu. Buna rağmen eylemlere katılan kitlenin ana gövdesini politizasyon düzeyi gelişkin kamu emekçileri oluşturuyordu. KESK yönetiminin ciddi bir çalışması olmaksızın onbinlerce emekçinin alanlara çıkıyor olmasının sırrı da buradadır.

1 Mart eylemi, onbinlerin katıldığı, bir dizi uluslararası ve ulusal etkenin örtüşmesiyle sermaye iktidarına geri adım attırıldığı bir eylem oldu. Bu sınırlarda bir kazanım olarak görülebilecek bu sonuç bürokratlarca önderliklerinin gücüne kanıt sayıldı. Oysa ne 1 Mart eylemi onların başarısıydı, ne de tezkere salt bu eylemin ortaya koyduğu maddi gücün bir sonucu olarak geri çekildi.

KESK bürokrasisi ne savaşın durdurulacağına inanıyordu, ne de savaşa karşı duracak bir mücadele programına sahipti. Nitekim 1 Mart sonrasında, özellikle de savaşın başlamasıyla ortaya çıkan edilgen tutum bunun kanıtıdır. Alınan iş bırakma kararları kağıt üzerinde kalırken, yüksek perdeden yapılmış çağrılar karşılık bulmadı. Dahası yönetimde önemli bir ağırlık oluşturan “Yurtseverler” savaşa desteklerini çeşitli sendikal platformlarda dışavurma rahatlığını bulabildiler.

Aynı dönemde sahte sendika yasasıyla birlikte devrimci kamu emekçilerinin sendikal alanda bir taraf olmaktan çıkmaları ise ileri bir boyut kazandı. Politikasızlık ve liberal çizgiyle ayrım çizgilerinin çekilememesi onları KESK bürokrasisi karşısında tümüyle savunmasız bıraktı.

12 yıllık mücadelenin birikimlerinden geriye kalan

Sahte sendika yasasının meclisten geçmesinin üzerinden iki yıl geçti. Kamu emekçilerinin büyük bedellerle yarattığı örgütsel ve moral değerlerden geriye neredeyse salt bir kabuk kaldı. 12 yıllık mücadelenin birikimleri sahte sendika cenderesi içerisinde eritildi. Grevli-toplusözleşmeli sendika mücadelesinin, hak verilmez alınır şiarının, toplum çapında sarsıntılara yolaçan büyük bir özgürleşme hareketinin yerini her yıl tekrarlanan bir orta oyunu aldı. Birinci perdesi bir yıl önce dört dörtlük biçimde oynandı bu oyunun. Bugün ikinci perdesi açılıyor. Oyuncular aynı, roller belli. Sermaye sınıfı ve onun devleti ile kolkola ihanet çizgisinde bir hayli yol kateden bürokratik KESK yönetimi. Bu bir oyun, bu oyunda kamu emekçileri, onların hak talepleri ve çıkarları yok. Onlar sahnenin dışındalar ve elleri kolları bağlı. Mevc durumda kamu emekçilerini bir taraf haline getirecek devrimci önderliğin yaratılması yakıcı bir önem taşıyor

Kamu emekçileri sendikalarını yoktan varettiler. Mühürleri kıranlar uzlaşmacı önderlikler değil, haklı ve meşru talepleri temel alarak fiili mücadele hattında yürüyenlerdi. Bu yürüyüşün anahtarı, prangaları kırma cüreti, bilinci ve iradesidir. Sahte sendika yasası cenderesini kıracak olan da budur.

Bir kez daha mühürleri kırmak için ne yapılmalı?

Sahte sendika yasasıyla yeniden “memurlaşma” sürecine sokulmuş bulunan kamu emekçileri, bu sürece son vermek için, sadece sermaye sınıfı ve devletinin değil sendikal bürokrasinin koyduğu sınırları da parçalamak durumundadırlar. Bunun için öncelikle mücadele tarihimizin çok yönlü bir değerlendirilmesi/muhasebesi yapılmalıdır.

Bugün hareketin ileri-devrimci güçleri bir dağınıklık yaşıyorlar. Mevcut reformist-icazetçi anlayışları aşacak bir mücadele programından yoksun, etkisiz sendikal muhalefet sınırlarında bir çizgide bulunuyorlar. Yola yeniden çıkmak herşeyden önce mevcut durumla çok yönlü olarak hesaplaşmaktan, bu temelde ayrışma, netleşme ve ortak bir önderlik odağını yaratmaktan geçiyor. Yeni bir başlangıç yapmanın kritik halkası budur.

Devrimci bir önderlik odağı hareketin ihtiyaçlarına yanıt verecek bir önderlik pratiğiyle mümkün olacaktır. Net bir mücadele programı ve hareket planına bağlı olarak işyerlerini temel alan bir çalışma hattı ile böyle bir önderlik odağının yaratılması mümkündür.

Reformist-icazetçi yönetim son yıllarda ciddi boyutlara varacak biçimde sendikal demokrasi ve kurumları tahrip etmiş bulunmaktadır. Özellikle işyeri temsilciliği kurumunun işlevsizleştirilmesi kritik önemdedir. Taban inisiyatifinin bu en temel mekanizması işlemez hale getirilmiştir. Bu süreç tersine çevrilmeli, işyeri temsilcilik kurumunu işletecek adımlar atılmalıdır.

Zaman kaybetmeden işyeri örgütlülükleri (komite, platform, meclis vb.) oluşturulmalı, fiili-meşru bir mücadele hattını geliştirmek için işyeri toplantılarına başlanmalıdır. Sendika ve KESK genel merkezinden karar beklemeden harekete geçilmelidir. İşyeri örgütlenmelerinin temel karar organı olarak tanınması bir ilke haline getirilmeli, bu doğrultuda etkili bir çalışma yürütülmelidir. Tavandan tabana ilerleyen karar süreçleri tersine çevrilmeli, eylemler devletin çizdiği sınırlara hapsolmaktan kurtarılmalıdır.

Bunları başarmak, devrimci bir mücadele programı etrafında kamu emekçilerinin örgütlü birliğini sağlamaktan geçiyor. İktisadi, sosyal, sendikal ve özlük taleplerimizle siyasal taleplerimizi bütünlük içerisinde formüle eden bir mücadele programı oluşturulmalıdır. Haklarımızı söke söke almak için taban inisiyatiflerini temel alan, net bir stratejiye dayalı, genel grev hattına bağlı bir hareket planı çıkarılmalıdır.

III- Sosyalist Kamu Emekçilerinin devrimci mücadele programı

Sendikal taleplerimiz:

* Sahte sendika yasasına hayır! Kamu emekçileri ve tüm çalışanlar için grevli-toplusözleşmeli sendika, sınırsız grev ve genel grev hakkı!

* Yapay olarak yaratılmış memur-işçi ayrımına son! Kölelik yasası ve kamu personeli rejimi yasa tasarısı geri çekilsin! Tüm ücretli emekçileri kapsayacak ortak demokratik bir iş yasası!

Acil demokratik ve sosyal taleplerimiz:

* Kamu emekçilerinin asgari ücreti, vergiden muaf ve 4 kişilik bir ailenin asgari geçim ücretinin üstünde olmalıdır.

* Haftalık çalışma süresi 35 saatle sınırlanmalıdır.

* Eşit işe eşit ücret uygulanmalıdır.

* Herkese parasız sağlık hizmeti ve her düzeyde parasız eğitim imkanı sağlanmalıdır.

* Zorunlu tasarrufların gerçek faizleri, işveren payları da dahil olmak üzere bir kerede ve nakden ödenmelidir.

* Mezarda emeklilik yasası tüm sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmalıdır.

* Emekli Sandığı primlerinin tamamı işveren (devlet) tarafından ödenmelidir. Emekli Sandığı’nın yönetiminde kamu emekçileri söz ve karar sahibi olmalıdır. Sigorta kapsamı işsizlik, kaza vb. ile genişletilmelidir.

* Tüm özelleştirme uygulamalarına son verilmelidir. Kamu alanını sınırsız biçimde emperyalist-kapitalist yağma ve sömürüye açmayı amaçlayan “Kamu Yönetimi Reformu” ve “Yerel Yönetimler Reformu” geri çekilmelidir.

* İMF, Dünya Bankası vb. emperyalist mali kuruluşlarla kölece ilişkilere son verilmeli, tüm dış borç ödemeleri durdurulmalı ve geçersiz sayılmalıdır.

* Kamu emekçilerinin teknik nedenlerle ya da toplumsal hizmetlerin gerektirdiği zorunlu durumlar dışında, gece çalışması yasaklanmalı, zorunlu gece çalışmasında 4 saatlik işgünü ve artı ödeme uygulanmalıdır.

* Söz, gösteri, toplanma, basın ve örgütlenmenin önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır!

* Her türden gerici-şoven-faşist baskılara ve anti-demokratik uygulamalara (sürgünler, soruşturmalar, cezalandırmalar vb.) son verilmelidir.

Özlük taleplerimiz:

* 657 sayılı yasa, tüm eklentileri ile birlikte kaldırılmalı, bu kapsamda yapılan düzenlemeler toplusözleşmelerle belirlenmelidir!

* Kamu işyerlerindeki her türlü taşeron, dernek, vakıf çalışanları ile tüm sözleşmeliler kadroya alınmalıdır!

* İşveren devlet tüm çalışabilir nüfusu istihdam edecek politikalar uygulamalı, bu çerçevede kamu işyerlerinin kadro ihtiyacı ilgili alanlarda eğitim görmüş emekçilerce, ek bir sınava tabi tutulmaksızın karşılanmalıdır.

* İşe alma, tayin, terfi ve geçici görevlendirmeler ile kamu işyerlerinde üretilen tüm hizmetlerin içeriği ve niteliğinin belirlenmesinde sendikaları aracılığıyla kamu emekçileri söz-yetki ve karar sahibi olmalıdır.

* Kamu işyerlerinde çalışma koşulları, iş sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili düzenlemeler sendikalarla birlikte yapılmalı ve çalışanların denetiminde olmalıdır.

* Tüm kamu işyerlerinde yemek, ulaşım ve kreş ücretsiz olarak karşılanmalıdır.

* Kamu emekçilerinin yetenek, bilgi ve birikimlerini artıracak tüm eğitsel etkinlikler teşvik edilmeli, çalışılan alanla ilgili eğitsel etkinlikler işgününden sayılmalı, alan dışı eğitimler için uygun çalışma koşulları sağlanmalıdır.

Mücadele yöntemi:

* Kamu emekçilerinin mücadelesinde “tabanın söz ve karar hakkı” temel, sendika yönetimlerinin inisiyatifi tali olmalıdır.

* Temel örgütlenme ve temel karar oluşturma birimi işyerleri olmalıdır. Söz ve karar hakkı işyeri örgütlülükleri üzerinden kullanılmalı, mücadele işyerleri temelinde yükselmelidir. İşyeri temsilcilerinin oluşturduğu kurullar karar organları, yönetim kurulları yürütme organları olmalıdır.

* Tüm seçimler işyerlerine konan sandıklar aracılığıyla ve doğrudan seçim yöntemiyle yapılmalı, delegelik sistemine son verilmelidir.

* Temel mücadele yöntemi fiili-meşru-militan mücadeledir. Mevcut yasal sınırları parçalamak mücadelenin temel hedeflerinden biri olmalıdır.

* Kamu emekçileri, toplumsal yaşamın tüm alanlarındaki gerici-şoven-faşist uygulamalara, devlet terörünün her türüne karşı aktif tutum almalı, anti-demokratik uygulamalara karşı hizmet üretiminden gelen gücünü temel alan bir direniş çizgisi oluşturmalıdır.

* Ekonomik-sosyal, özlük ve sendikal taleplerimizin tümü siyasal-demokratik taleplerimiz ile bütünlük içinde ele alınmalıdır.

* İşyerlerinin baştan aşağıya demokratikleşmesi için kararlı bir mücadele yürütülmelidir.

* Mücadele “sermayenin değil emekçilerin yönettiği bir ülke” hedefiyle yürütülmelidir. Sendikalarımız sınıf mücadelesinin, devrim ve sosyalizmin mücadele okulları olarak kavranmalıdır.

* Kamu emekçilerinin mücadelesini işçi sınıfının diğer katmanlarından ayıran, onları baskı ve sömürüyü geriletme mücadelesinden tecrit eden, sınıfsal içeriğini bulandıran, devrim ve sosyalizm hedefinden uzaklaştıran tüm anlayışlarla mücadele edilmelidir.

* Mücadelenin temel perspektifi, “Sınıfa karşı sınıf, düzene karşı devrim, kapitalizme karşı sosyalizm!” olmalıdır.

Sosyalist Kamu Emekçileri