24 Mayıs'03
Sayı: 20 (110)


  Kızıl Bayrak'tan
  Saldırıları püskürtmek için gerici barikatlar aşılmalıdır!
  Sendika ağaları, sermaye sınıfı ve hükümetle kolkola
  Kölelik yasasına karşı mücadelenin yakıcı görev ve sorunları
  Kamu TİS'leri sürüncemede
  Zorunlu tasarrufların gaspı sürüyor!
  Onbinlerce işçi Ankara'da biraraya geldi...
  Türk-İş Ankara mitingi...
  Saldırılar ve kölelik yasası üzerine Deri-İş Genel Başkan Yardımcısı...
  Sermaye hükümeti İMF'den tam not aldı...
  Müşteri değil, öğrenciyiz!
  Filistin direnişini boğma planları...
  Özelleştirme saldırısının son perdesi
  Emperyalist terör ters tepiyor
  Irak'a bahşedilen "demokrasi"den sömürgeci yönetim çıktı
  Fransız burjuvazisinin emeklilik hakkına saldırısı ve emekçilerin büyük tepkisi
  Powell'ın Almanya ziyareti...
  Yaklaşan G8 zirvesi ve emperyalist şeflerin telaşı
  Pişkanlık ve ötesi...
  Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Bülteni'nden...
  Adana Öncü İşçi-Emekçi Platformu kuruldu!
  Hürriyet'in "F tipi mucizesi"
  Beterin de beteri var
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Beterin de beteri var

11 Eylül’den sonra, Bush yönetimi, Blair hükümetiyle birlikte uluslararası terörizme savaş açtı. Teröristlere yataklık yaptığından kuşkulandıkları iki ülkeyi işgal ettiler, sömürgeleştirmeye başladılar, bu arada onbinlerce insanı öldürdüler, binlercesini hiçbir yasal hak tanımadan kamplara kapattılar, işkenceden geçirdiler. Ama, geçen hafta Riyad ve Kazablanka saldırılarının, Kenya’ya uçuşların yasaklanmasının gösterdiği gibi “terörizm” ayakta, Irak’taysa tam bir kaos var. Dünya petrol piyasasının en önemli istikrar unsuru Suudi Arabistan’a gelince o da uzatmaları oynamaya başladı.

El Kaide yeniden sahnede

Geçen hafta pazartesi, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da, yabancıların, yabancılarla çalışan, onlar gibi yaşamayı seçen zenginlerin yaşadığı, sıkı güvenlik tedbirleriyle, duvarlarla korunan üç yerleşim yerine aynı anda yapılan silahlı ve bombalı saldırılarda, ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in açıkladığına göre (Financial Times 14/05), içinde Amerikalılar’ın da bulunduğu 90 kişi öldü, yüzlerce kişi de yaralandı. Cuma günü Fas’ın Kazablanka kentinde, Avrupalı ve Yahudi kökenli insanların kaldığı bölgelerde aynı anda beş yere yapılan bombalı saldırılarda 41 kişi öldü, 100’e yakın insan yaralandı (CNN 18/05). Bu iki saldırı El Kaide’nin hala ayakta ve bir hafta içinde en az 26 intihar eylemcisini sahaya sürebilecek güçte olduğunu gösterdi.

Bir taraftan hem El Kaide adına yapılan açıklamalar, hem de İngiltere kaynaklı yarı resmi stratejik araştırmalar kuruluşu IISS’nin yayımladığı bir rapor, terörizme karşı mücadelenin tümüyle başarısız kaldığını gösteriyordu. The Newstatesmen’in aktardığı rapora göre, “terörizme karşı savaş, zaten çok merkezli ve uluslararası bir örgütlenmeye sahip terörizmin daha da yayılmasına neden olmuş, tanınmasını, etkisizleştirilmesini daha da zorlaştırmış.” El Kaide çok daha hareketli “sanal” bir örgütlenme geliştirmiş (19/05). Raporun editörü Jonatan Svenson’un Times’daki yazısında da en az 20 bin eğitimli kadroyla 60 ülkede etkin, liderliğinin büyük ölçüde hala ayakta olduğu, kadro sayısının da büyük bir olasılıkla önümüzdeki günlerde artacağı vurgulanıyordu (17/05).

Nitekim, Riyad saldırısından önce bir açıklama yapan El Kaide’nin yeni sözcüsü Tabet ibn Kuvayis, örgütlenmenin ve liderliğin yenilendiğini, 11 Eylül ekibinin kızağa çekildiğini, yeni görevlerin yepyeni ve bilinmeyen bir ekibe emanet edildiğini söylüyor, yeni saldırıların kaçınılmaz olduğunu haber veriyordu (Asia Times 15/05). Daha sonra, Londra’da çıkan bir Suudi gazetesinde El Kaide adına gönderilen, Abu Muhammed al Ablaj imzalı bir elektronik mesaj, bombalı saldırıları üstlendi (Financial Times 14/05). Asia Times’ın mayıs başında yayımladığı bir araştırmada El Kaide’nin artık Uluslararası İslami Cephe adı altında, Hikmetyar liderliğinde yeniden toparlanan Taleban, Hindistan’da Keşmir bölgesinde etkin Laşkar-ı Taiba, Filipinler’deki Moro İslami Cephesi gibi örgütleri de içeren, hem birbirleriyle ilişkili hem de ayr ayrı çalışabilen gevşek yapılı, ama yaygın bir yapıya ulaştığını gösteriyordu.

Irak’ta kaos ve terör

Durum Irak’ta da daha iyi değil. Financial Times’ın vurguladığı gibi, “Müthiş zaferin üzerinden bir aydan fazla zaman geçmiş olmasına karşın, Irak hala bir kaosun içinde yuvarlanmaya devam ediyor”: İşgalci güçler hala mal ve can güvenliğini sağlayamadılar, altyapı hizmetlerini yeniden işler hale getirmediler. Yeni bir yönetim konusunda bugüne kadar ciddi bir adım atılamadığı gibi hafta sonunda İngiltere ve ABD, yönetimi Iraklı sivillere devretme projesinden belirsiz bir süre için vazgeçtiklerini açıkladılar (The Observer, 18/05).

Irak Sömürge Yönetimi, bir işgalci güç olarak kendisinden Cenevre Anlaşması bağlamında beklenen en temel görevleri bile yerine getiremiyor ama, oluşan iktidar boşluğunda da yeni siyasi partilerin sayısı hızla artıyor. Bu ilk anda bir normalleşme, sivil toplum belirtisi gibi görünse de New Republic dergisinin Irak’a gönderdiği araştırmacısının bildirdiğine göre, bu partilerin hemen hepsi hızla silahlanıyor ve aralarındaki anlaşmazlıklar da artıyor. Irak işgalin yanı sıra belki de bir Beyrut olmaya doğru evrimleşiyor (15/05). New Republic’in yankı uyandıran araştırmasında, Radikal İslamcı örgütlerin, Irak’taki bu kaos ortamından faydalanarak hızla örgütlendiği, örneğin Hizbullah’ın birçok şube açtığı da bildiriliyor.

Suudi “endgame”

Irak savaşı sonrası olasılıkları tartışırken yazılarımızda, Suudi rejiminin listenin başında olduğunu vurgulamıştık. Irak’a yerleşmiş olmak ABD’ye, bir kriz anında Suudi petrollerine el koymak açısından eşsiz bir olanak sağlayacaktı. Henüz bu noktada değiliz, ama gidişatın yönü bu olasılığı güçlendiriyor. Suudi Rejimi üzerine, The House of Saud adlı araştırmasıyla dikkat çeken Said Aburiş’e göre Suudi Arabistan toplumu neredeyse bir yıldır, adeta “sürekli bir başkaldırı içinde. Bunu Vahabi grupların otoriteye itaatsizliklerinden, tüccarlar arasındaki ılımlı ve aşırı İslamcı eğilimlerin çatışmasından, kadınların Bush karşıtı protesto düzenlemesinden, gittikçe yükselen suç dalgasından görmek olanaklı... Protestolar, çok farklı kaynaklardan fışkırsa da hepsi rejime karşı” (The Guardian 16/05).

Riyad bombaları bu zemin üzerinde patladı, bir siyasi şok yaratarak, Suud rejiminin kaderini belirleyecek bir süreci başlattı. Rejim ayakta kalmak için, liberal demokrasiye doğru çok ufak adımlardan oluşsa da bir reform süreci başlatmaya hazırlanıyordu. Halbuki, şimdi hem hızlanmaya başlayan zaman içinde reform riski almak artık olanaksız, hem zaten El Kaide ve genelde Vahabi gruplarının derdi reform değil. Aksine onlar rejimin Batılılaşarak dejenere olduğunu, ABD ile bağlarını koparması gerektiğini düşünüyor.

Önümüzdeki 20 yılda dünya petrol üretim kapasitesi içindeki payı yüzde 14’ten yüzde 18’e çıkması beklenen, halen petrol fiyatlarını düşük tutmaya olanak veren, günlük 2 milyon (Irak savaştan önce bu kadar ihraç ediyordu) varillik ek kapasiteye sahip, Batı’dan yılda 30 milyar dolarlık ithalat yapabilen, ABD ve Avrupa piyasalarında 500 milyar dolardan fazla sermaye bulunduran Suudi rejiminin önündeki seçenekler hızla azalıyor. Ya kendi halkına dönüp terörizmi ezmek için baskıyı arttıracak. Ya da ABD ve Batı’yla ilişkilerini kesmeye, içine kapanmaya başlayacak. Her durumda da tünelin ucu kapalı. Suudi rejimi dağılmaya başlayınca da yeni bir petrol krizinin gündeme gelmesi kaçınılmaz!

Sonuçta, “İmparator”, Financial Times’dan Phil Stevens’in sözleriyle, “Ortadoğu pazarına dalmış boğaya benziyor”: Kaos karmaşa ve yıkım. Bir imparatorluk adayından daha tehlikelisi, sanırım ne yaptığını bilmeyen sakar bir imparatorluk adayıdır. Evet beterin de beteri var ve o da geliyor!

Ergin Yıldızoğlu
(Cumhuriyet, 19 Mayıs ‘03)