24 Mayıs'03
Sayı: 20 (110)


  Kızıl Bayrak'tan
  Saldırıları püskürtmek için gerici barikatlar aşılmalıdır!
  Sendika ağaları, sermaye sınıfı ve hükümetle kolkola
  Kölelik yasasına karşı mücadelenin yakıcı görev ve sorunları
  Kamu TİS'leri sürüncemede
  Zorunlu tasarrufların gaspı sürüyor!
  Onbinlerce işçi Ankara'da biraraya geldi...
  Türk-İş Ankara mitingi...
  Saldırılar ve kölelik yasası üzerine Deri-İş Genel Başkan Yardımcısı...
  Sermaye hükümeti İMF'den tam not aldı...
  Müşteri değil, öğrenciyiz!
  Filistin direnişini boğma planları...
  Özelleştirme saldırısının son perdesi
  Emperyalist terör ters tepiyor
  Irak'a bahşedilen "demokrasi"den sömürgeci yönetim çıktı
  Fransız burjuvazisinin emeklilik hakkına saldırısı ve emekçilerin büyük tepkisi
  Powell'ın Almanya ziyareti...
  Yaklaşan G8 zirvesi ve emperyalist şeflerin telaşı
  Pişkanlık ve ötesi...
  Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Bülteni'nden...
  Adana Öncü İşçi-Emekçi Platformu kuruldu!
  Hürriyet'in "F tipi mucizesi"
  Beterin de beteri var
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Emperyalist terör ters tepiyor

Ayşe Aydın

Görüldüğü kadarıyla Amerika’nın “terörle savaş”ı ters tepiyor. Amerikan-İsrail terörünün kol gezdiği topraklarda “terörizm” azalmıyor, tersine artıyor. 11 Eylül, Amerikalılar’ın kendi sınırları içinde bile güvende olmadıklarını göstermişti. Afganistan ve Irak üzerinde estirilen emperyalist terör sonrasında artan intihar saldırıları ise, emperyalist terör güçlerinin bulundukları hiçbir coğrafyada elini-kolunu sallayarak dolaşamayacağını gösteriyor.

Riyad’da, Kazablanka’da, İsrail’de, son bir hafta içinde kendini patlatan militanların yolaçtığı ölümler, Amerika’nın Irak saldırısında bir ay içinde verdiği zayiata ulaştı. Bu saldırılar aynı zamanda, Amerika’nın Filistin halkına “yol haritası” adıyla dayattığı yeni emperyalist “çözüm”ün, bir kez daha çözümsüzlük planına dönüşeceğinin de işareti oldu. Sonuçta, Irak’ta elde ettiği “kolay başarı”ya rağmen, ABD’nin Ortadoğu’ya kendi emperyalist barışını dayatmaya muktedir olmadığı da daha şimdiden ortaya çıktı. Üstelik işgal altındaki Irak’ta yaşananlar, Irak’ta “kolay başarı” denilen şeyin de ne kadar/nereye kadar kolay olduğunu/olacağını göstermekte.

Emperyalistler intihar saldırılarını, üstlenen gruplar üzerinden “İslami terör” yaftasıyla tanımlamayı ve bu tanıma dayanarak Ortadoğu halkları üzerindeki terörlerini yoğunlaştırmayı sürdürüyor. Önce, El-Kaide bağlantısı gerekçesiyle Afganistan’ı, ardından yine El-Kaide gerekçesini ekleyerek Irak’ı işgal ettiler. Şimdi yine benzer sudan bahaneler uydurarak Suriye ve bir dizi ülkeyi tehdit etmekteler. Filistin zaten yıllardır Amerikan destekli bir siyonist işgal ve imha saldırısıyla karşı karşıya.

Filistin’e yönelik ilk işgal saldırıları, karşısında devrimci bir direniş hareketi bulmuştu. Bu, Amerikan emperyalizminin “yeşil kuşak” projesini ortaya attığı ve uygulamaya koyduğu döneme rastlıyor. Ortadoğu’da ve İç Asya’da bu proje kapsamında İslami terör örgütlerini kurup silahlandıran, palazlandıran, bölge halklarının başına bela eden tam da Amerikan emperyalizminin bu faaliyetleri oldu. Devrimci Filistin direnişi de bu kapsamda zaman içinde yozlaştırıldı. Ancak Filistin’e yönelik işgal ve imha saldırıları sürüp gittikçe, devrimci örgütlerden boşalan yeri, zamanında bizzat ABD ve İsrail tarafından örtülü biçimde desteklenen dinci örgütler doldurmaya başladı. Fakat dolgu malzemesi Filistin halkının direniş güçleri olduğu oranda, hedef de İsrail ve Amerikan güçleri olmak zorundaydı.

İşte, emperyalistlerin görmek ve göstermek istemediği gerçeklerin başında, şimdi “terör” olarak kendilerini vuran şiddeti, dün kendi elleriyle örgütlemiş olmaları geliyor. Fakat işin bu kısmını dünya-alem bildiğine göre, asıl, onu bugün nasıl besleyip büyüttükleri gerçeğidir gizlemeye çalıştıkları.

Emperyalizm, girdiği her yere rüzgar ekiyor. Ve ektiği topraklarda fırtına biçmesi hiç gecikmiyor. Şiddet şiddeti doğurur. Amerika hep tersini iddia etti. Ortadoğu halklarına yönelttiği terör saldırıları için, “terörü kaynağında kurutma” gerekçesini ortaya sürdü. İşte sonuç ortada; gerici-emperyalist terör hiç de o öcüleştirilen ve saldırı bahanesi olarak kullanılan “terör”ü ortadan kaldırmıyor, tersine büyütüp yayıyor.

Burada “terör” kavramının temelden çarpıtılması ise sorunun bir başka yanıdır. Emperyalizme ve gericiliğe karşı halkların haklı ve meşru bir temele dayanan direniş hareketlerini “terör” olarak göstermeye çalışmak emperyalizmin en arsız ve aşağılık çabalarından biridir. Dünya ve Ortadoğu halklarının direnişi, hangi araç yada yöntemler kullanırsa kullansın, temelde tümüyle haklı ve meşru bir karaktere sahiptir. Egemen sınıfların halkları ve emekçi kitleleri yıldırıp sindirmeyi amaçlayan kuralsız ve kirli şiddet hareketidir gerçek terör. Filistin direnişi onyıllardır süren Siyonist işgali hedef alıyor. Siyonist İsrail ise tersinden bu haklı ve meşru direniş hareketini bastırıp sindirmeye çalışıyor. İşte gerçek terör bu nitelik, kapsam ve amaca yönelik olan gerici şiddetin kendisidir.

Amerika’nın, Afganistan ve Irak saldırıları da aynı terör tanımına bire bir denk düşüyor. Amerika’nın Irak saldırısıyla asıl hedefinin Irak halkından ziyade dünya halklarını korkutup sindirmek, Irak’tan ziyade dünyada yeni bir düzen kurmak olduğu çok yazılıp söylendi. Ama, silahlı saldırılarla kitleleri yıldıran emperyalist bir devlet olunca, hareketin adı “demokrasi” ihracı oluyor. Ama eğer bir halk taşla, sopayla, kendi bedeniyle direnmeye kalkarsa terörist ilan ediliyor.

Yine de bugün Ortadoğu’da emperyalist terörün besleyip büyüttüğü İslami “terör”, emperyalist saldırganlığa karşı direnişin en zayıf noktası kabul edilmeli. Hamas’tan İslami Cihat’a ve Hizbullah’a kadar, dinci örgütlerin bölge halklarına direniş adına gösterebildikleri tek yol intihar saldırılarıdır. Bunun da emperyalist-siyonist saldırılara, işgal ve imha hareketlerine karşı ne kadar etkili olduğu ortadadır. Bu saldırıların, örneğin İsrail devleti üzerinde hiçbir caydırıcı etkisi bulunmadığı, işgal hareketinin giderek yayılmasında görülebilir. İntihar saldırıları sonucu kaç İsrail vatandaşının öldüğü devlet nezdinde hiçbir önem arzetmemektedir. Aynı etki ve etkisizlik Amerikan devleti için de geçerlidir. Hem o kadar geçerlidir ki, 11 Eylül için, organizasyonun CİA’ya ait oluplmadığı bile hala tartışılabilmektedir.

Dolayısıyla, Ortadoğu’da emperyalizme karşı direniş, eninde sonunda kendi gerçek kanalını yeniden bulacaktır. İslami örgütler ve onların bireysel terör yöntemleri, halkların direniş birikimine yanıt vermeye yeterli değildir. Halkların direniş talebine yanıt verebilecek tek yöntem devrimci sınıf mücadelesi ve silahlı kitlesel direnişlerdir.

Bugün İslami terör bahanesiyle bölge halklarına kan kusturmaya çalışan emperyal teröristler, “Ortadoğu bataklığı”nın demek olduğunu asıl bölge halklarının devrimci direnişi başladığında tanıyacaklar.