17 Mayıs'03
Sayı: 19 (109)


  Kızıl Bayrak'tan
  Köleleştirme saldırısına karşı tüm sınıf güçleri harekete geçirilmelidir!
  Kölelik yasası daha da ağırlaştırılarak meclisten geçiyor!
  Saldırılara karşı yapılan eylemlerden...
  Saldırılara karşı yapılan eylemlerden...
  Saldırılara karşı eylemler yaygınlaşıyor!
  Sınıf hareketinin yükselme eğilimi ve sendikal ihanete karşı tutum
  15-16 Haziran Direnişi yol göstermeye devam ediyor!
  Maliye Bakanı'ndan emek düşmanı inciler...
  ABD'nin Ortadoğu planları, Türkiye ve Kürtler...
  Müşteri değil, öğrenciyiz!
  Birleşik-militan mücadeleyi yükseltelim!
  ABD, BM Güvenlik Konseyi'ne yağma tasarısını sundu...
  Amerikan özgürlüğü = Açlık!..
  Filistin halkını toplama kamplarına götürecek yol "haritası"
  İsrail'in nükleer gücü...
  Fransa ve Avusturya'da büyük eylem, grev ve genel grev dalgası...
  Avusturya'da son elli yılın en büyük işçi grevi
  Savaş hakikaten bitti mi?
  Gençliğin ortak açıklaması: MGK uzantısı ADKF üniversiteden defol!
  Mezarlık tipi zindan: Yeraltı zindanı
  KADEK'in geleceği...
  Fikret Başkaya...
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Mezarlık tipi zindan: Yeraltı zindanı

F tipi zindanlardan sonra şimdi de yeraltı zindanları saldırısı gündemde. Faşist devlet, F tipi zindanlarda kıramadığı devrimci iradeye karşı saldırısını yeraltı zindanlarında sürdürecek.

Yapımına ‘99 yılında başlanan Diyarbakır Yüksek Güvenlikli Cezaevi açılma aşamasına geldi. Burada çalışacak personelin seçimine başlandı.

Bu zindanların yapımında çalışan işçilerden öğrenildiğine göre, hazırlanan mekan uzun boylu bir insanın ayakta duramayacağı boyutlarda. Hücrenin banyo ve tuvalet dahil 4 metrekare genişliğinde olduğu söyleniyor. Hücreler hiçbir şekilde ses geçmiyor. Görüş yerlerinde telefon ile konuşulabiliyor, ama görüşenler birbirini göremiyor.

F tipi zindanlarla devrimcileri posa haline getirme hedefine ulaşamayan devlet, şimdi de mezarlık tipi zindanlarda bu amacına ulaşmaya çalışacak. Hücre saldırısının toplumsal muhalefette yarattığı yılgınlığa, ödenen çok ağır bedellere rağmen devrimci tutsaklar dimdik ayakta. 19 Aralık katliamının üzerinden üç yıl geçti, bu üç yıl devrimci iradenin teslim olmayacağının göstergesi oldu. Devrimci tutsaklar direnişlerini sürdürüyor, onurlarını ve devrimci kimliklerini koruyorlar.

Adalet Bakanlığı bu zindanların varlığını reddediyor. Oysa, Kandıra ve Denizli’de yapımı sürüyor. Beylikdüzü’nde yeraltı zindanlarının yapımı için arsa alındı.

Ağır çatışmalı süreç ve halen süren direniş nedeniyle F tipi zindanları meşrulaştıramayan devlet yeraltı zindanlar ile saldırısını boyutlandırıyor.

Zindanlar asıl olarak sistem muhalifi devrimcilere karşı, onları toplumdan tecrit etmek için kullanılıyor. Ama bu saldırı aynı zamanda toplumun bütününe yöneltilmiş bir saldırı. Zindanlardaki yoldaşlarımız ve dostlarımız saldırının sivri okuyla karşı karşıya ve bunu göğüslemiş durumdalar. Toplumsal muhalefette ise bir yanıyla yılgınlık, diğer yanıyla yenilgi psikolojisi sürüyor. Yaşamın hücreleştirilmesine karşı bu yılgınlığı kırmak zorundayız. Zira toplumsal çatışmalar da doğası gereği yenilgileri içerir. Bizim görevimiz bu yenilgilerden gerekli dersleri çıkarmak ve ileri doğru adımlar atmaktır.

F tipi hücrelere devrimci tutsaklar konuldu ama burjuvazi umduğu sonuçlara ulaşamadı. Mezarlık tipi cezavi ile de ulaşamayacak, devrimci tutsakları teslim almayı başaramayacak. Fakat bu bizim görev ve sorumluluklarımızı azaltmıyor, tersine artırıyor. Görevimiz insanlarımızın diri diri gömülmesinin önüne geçmektir. Yoğun bir şekilde mezar tipi cezaevlerini teşhir etmeli, kırılan toplumsal muhalefeti canlandırmak için harekete geçmeliyiz.

F. Esin



Tek tip!..

Açık bir cezaevinde yaşıyoruz!

Okul sırasında, tek tip önlükler altında, tek tipleştirilmesi amaçlanan çocuklar!

Kışlada tek tip üniforma altında tek tipleştirilen gençler!

Fabrikada tek tip iş giysileri altında robotlaştırılması amaçlanan işçiler!

Cezaevlerinde, tek tip kıyafet altında inançlarından, kimliklerinden arındırılmak istenen insan!

Ekranların karşısında, tek tip kültürle uyuşturulanlar!

Aynı iktidarın çeşitli yansımaları bunlar... Her yanımızı kuşatan bir iktidar bu!
“Tek tip düşün ve öyle yaşa! Benim çıkarım için çalış ve öl!” diyen bir iktidar!
İnsanları doğdukları andan itibaren, bu amaçla yönlendiren, duygularını denetleyen, hayal gücüne bile müdahale eden bir iktidar!

İçinde bulunduğumuz bu kapitalist düzende, egemen sınıf olan burjuvazinin iktidarı bu. Biz işçi sınıfı ve diğer emekçi katmanlara karşı olan iktidar.

Bu iktidar her yerde!

Devlet ve kurumları, din ve medya, sanat ve kültür, bu iktidarın araçlarından ilk akla gelenler!

İktidar her yerde!

Her yerden gözetlenebildiğimiz, yönetilebildiğimiz açık bir cezaevinde yaşıyoruz. Bu iktidarın tüm güçleri, askeri, polisi, yargıcı, medyası, F tipleri devrede...

Ama asıl büyük tehdit şu: İktidarın bizi denetlemesine, yönetmesine gerek kalmadan, biz kendi kendimizi denetliyoruz! Kendi kendimizi sansürlüyoruz, kendi kendimizi hapsediyoruz. Evlerimizin her birini F tipi hücre haline biz kendimiz getiriyoruz...

Artık iktidar beynimizde işi bitiriyor!

Gözlerimize biz geçiriyoruz göz bandını, biz bantlıyoruz ağzımızı! “Gocuklu celep, sallayınca sopasını, katılıveriyoruz sürüye, salhaneye doğru...”

Oysa yazarın dediği gibi, “hapsolacak kadar işler yapmalıydık, mecbur olmalıydı bu adamlar bizi hapsetmeye!” Bu açık cezaevinden firar ise mümkün. Bundan da öte, bir ihtiyaç! Ve elbette ki bir tercih; varlık ile yokluk, iyi ile kötü, doğru ile yanlış, ezen ile ezilen arasındaki bir tercih!

Firar yolu mu? Kolay! Önce merak etmeye, soru sormaya başlamak, araştırmak gerek! Ve eyleme geçip denemek gerek! Çaba gerek yani, emek gerek ve beklememek gerek! İnsanlığın hapsedildiği kapitalizmin açık cezaevinde, insanlığa “af” yok çünkü! Bizden başka bir kurtarıcımız yok!

Tek kurtuluş firar! Tek kurtuluş özgürlük kavgası! Duvarları yıkacak bir yöntem mutlaka var, önce beynimizde örülen duvarlardan başlamak gerek!

F tiplerinin olmadığı, düşüncenin özgür, insanların eşit, kültürün zengin ve çeşitli olduğu sınıfsız, sömürüsüz bir dünya mümkün!

D. Ümit



“Yüksek güvenlikli” yeraltı cezaevlerine karşı açıklama...

Yeraltı cezaevleri insan sağlığına ve
haklarına aykırı

12 Mayıs günü, Diyarbakır ve Denizli’de yapımı biten ve başka illerde de yapılması planlanan “yüksek güvenlikli” yeraltı cezaevlerine karşı TMMOB İstanbul Koordinasyon Kurulu, İHD İstanbul Şubesi ve İstanbul Tabip Odası bir basın açıklaması düzenlediler.

Açıklamada, cezaevleri sorununa ilişkin geçmiş dönemde birçok kitle örgütünün çaba gösterdiği, buna rağmen devletin kendi bildiğini okuyarak birçok dramatik olay gerçekleştirdiği hatırlatıldı. F Tipi cezaevlerinin ilgili meslek kuruluşlarının görüşlerine başvurulmadan, bir dayatma şeklinde hayata geçirildiği vurguladı. Ardından yapımı biten ve yapılması planlanan “yüksek güvenlikli” cezaevlerinin henüz bilinmeyen fiziksel özellikleri, burada bulunma koşulları, hükümlü hakları vb. konusunda duyarlılık gösterilmesi ve bilgi verilmesi talep edildi.

İHD İstanbul Şubesi adına konuşan bir katılımcı, sistemin demokrasi diye bir sorunu olmadığını, bu politikaların inkar ve imhadan ibaret olduğunu söyledi. “F tiplerinde 107 insan öldü, 500 kişi sakat kaldı. Bunlar yetmiyormuş gibi daha ağır koşullarda yaşanacak cezaevleri yapıyorlar.” diyerek, duyarlılığı artırmak ve tepki göstermek gerektiğini söyledi.

İTB Adına söz alan konuşmacı ise F tiplerinin ve benzer cezaevlerinin insanın doğasına aykırı olduğunu dile getirdikten sonra “Buralarda insan olarak yaşanamayacağını hep tekrarlayacağız, olay bu kadar basittir” dedi.

SY Kızıl Bayrak/İstanbul