28 Aralık '02
Sayı: 50 (90)


  Kızıl Bayrak'tan
  Emperyalist savaşa karşı direniş!
  Bunlar vatan haini!
  Hummalı savaş hazırlıkları yalan ve aldatmacalar eşliğinde sürüyor
  "Müslüman" AKP'nin savaş hükümeti...
  Saldırılara ve sendikal ihanete karşı mücadeleyi örelim!
  ABD emperyalizmine karşı öfke büyüyor!
  Kamu çalışanlarının toplu tasfiyesi, sosyal hakların gaspı, ...
  Kıbrıs'ın geleceği satılık değildir!
  Şeker fabrikaları özelleştirme kıskacında
  AKP-YÖK çatışması...
  Ciddiyetsizliğin son perdesi
  Filistin: İşgal, sürgün, katliam ve direniş/2
  Emperyalist küreselleşmede bir dönemin sonu
  Emperyalist savaş karşıtı eylem ve etkinlikler...
  Eylem ve etkinliklerden...
  Venezüella'da Amerikancı darbe girişimi giderek güç kaybediyor
  Amerikan emperyalizminin unutamadığı yenilgi: Küba Devrimi
  Ölüm Orucu Direnişi'nin 102. şehidi: Berkan Abatay
  19 Aralık etkinliklerinden...
  2003'e girerken...
  Şans oyunları: Çürüyen düzenin asalak sektörü
  Biz de yokuz! Hadi bakalım!
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Filistin: İşgal, sürgün, katliam ve direniş/2

İlk direnişler

Filistin henüz Osmanli işgali altındayken anti-siyonist oluşumlar görülmeye başlanmış, 1914’de Akdam gazetesi siyonistlerin Filistin’i ele geçirmek için çalıştıklarını yazmıştı. Filistinli gençler aynı tarihlerde siyonistlere karşı mücadele etmek amacıyla lokallerde bir araya geliyorlardı.

İngiliz emperyalizminin siyonistlere Belvor sözünü vermesinden sonra birbirlerine daha çok yakınlaşmışlardı. İngilizler sömürge yönetiminin yerleşmesi için işbirlikçilere, siyonistler de yağmacı amaçlarına ulaşmak için emperyalist bir güce dayanmaya ihtiyaç duymaktaydılar. Filistin direnişi baştan beri bu gerici ittifaka karşı mücadele ederek gelişti. İsrail devleti kurulana kadar mücadelede öne çıkan anti-emperyalist yöndü. Siyonistler ikinci planda kalıyorlardı. Bu süreçte siyonistler gittikçe silahlanıyor, İngilizlerin sağladıkları imkanlarla daha saldırgan tutum almanın koşullarını oluşturuyorlardı.

İngiliz emperyalizmine karşı kitlesel direnişlerin ilki 1929 yılında gerçekleşti. Birçok Filistin kentinde patlak veren ayaklanma ilk elden Kudüs, Nablus, Hayfa, Yafa, Tulkerm ve Gazze’de başladı. Ayaklanma İngiliz sömürgeci yönetimi, siyonist ittifak ve Filistinli feodallerin uzlaşmacı-işbirlikçi tavırlar almaları sonucu bastırıldı. İngilizlerin idamlar, toplu tutuklamalar, yıkımlarla karşılık vermelerine karşın yoksul köylülük ve işçi sınıfı sonuna kadar direndi. İkinci ayaklanma 1933’de patlak verdi. Genel grev, kitlesel gösteriler, polisle çatışmalar uzun süre devam etti. Bu başkaldırı bastırıldıktan sonra da İngiliz kuvvetlerine ve devlet kurumlarına yönelik saldırılar devam etti.

İki ayaklanmanın deneyim ve birikimi üzerinde Filistin devrimi (1936-1939) olarak da adlandırılan süreç başladı. Daha uzun soluklu, daha hazırlıklı olan bu girişim 1936’dan 1939’a kadar devam etti. Bitimi ikinci emperyalist savaşın başlamasına denk geldi. Savaş, ayaklanmanın yenilmesindeki etkenlerden biriydi.

Emperyalist sömürgeciliğe, siyonist yağmacılara ve Filistinli işbirlikçi feodallere karşı bu başkaldırının sürükleyici gücü yoksul köylülük olmuş, yeni güçlenen Filistin işçi sınıfı da sonuna kadar aktif destek vermişti.

Bu dönemde İngilizler ile siyonistler arasındaki ittifak daha da pekişti. Arap köylülere dönük baskılar, Arap işçilerin resmi kurumlardan atılıp yerlerine yahudi işçilerin yerleştirilmesi ve Filistin’e yahudi göçü doruğa çıktı.

Direniş merkezi bir politik önderlikten yoksundu. Esas olarak yerel önderler tarafından yönlendirilmiş, bu zayıflığına rağmen inatçı bir direngenlik sergilenmişti. İngilizler direniş karşısında yahudi göçünü yasakladıklarını ilan etmek zorunda kalmışlardı. Yerel önderlerin şehit düşmesi, silah ve cephane yoksunluğu, yoksulluk gibi etkenlere rağmen başkaldırıyı durduramayan İngilizler, Arap şeyh ve emirlerini devreye sokarak, onlar aracılığıyla belli vaatlerde bulunarak, ayaklanmanın bitmesi yönünde çağrılar yaptırdılar. Çağrıya hemen karşılık veren Filistinli zenginler de direnişin sona ermesi için çaba harcadılar. Konjonktürün de etkisiyle çağrılar karşılık buldu ve ayaklanma sona erdirildi. Bu direnişin önemli bir yönü, Filistinli Araplar’ın yahudilere, İngiliz sömürgeciliğine karşı birleşme çağısı yapmış olmalarıdır. Siyonistlerin yahudiler üzendeki etkileri bu çağrının karşılıksız kalmasına neden olmuştur.

Bundan sonraki süreçte İngilizler verdikleri sözü tutmadılar, yahudi göçü devam etti. 1948’de kurulan İsrail devletinin temelleri bu dönemde hazırlandı. İngilizlerin evleri yıkması, yakma, toplu tutuklamalar vb. ile Filistin’deki üretici güçler tahrip edilmiş, ekonomi çökertilmişti. Bu ortam siyonistlerin ekonomik hayatın birçok alanına egemen olmalarını sağladı.

Filistin halkı para-militer siyonist örgütlerin saldırılarına ve BM’nin taksim planına karşı dirense de, ‘39 yenilgisinin etkileri giderilmeden gündeme gelen bu saldırı dalgasını kırabilecek güçte ve hazırlıkta değildi. Arap yönetimleri Filistin’in parçalanmasına karşı durmadıkları gibi, kitlelerin etkin muhalefetinin önünü de kestiler. Emperyalist-siyonist plan hayata geçirildi, Filistin toprakları taksim edildi.

Görkemli gerilla hareketi dönemi

1960’lı yıllar bağımlı ülkelerde sınıf çatışmalarının keskinleştiği, ulusal kurtuluş mücadelelerinin zafere ulaştığı, birçok ülkede devrimci gerilla hareketlerinin kitleselleştiği yıllardı. Vietnam, Küba devrimlerinin yarattığı coşku, Che’nin efsaneleştiği bu dönemde hareket Filistin’de yankısını bulmakta gecikmedi. Özellikle mülteci kamplarında yaşayan, topraklarından kopartılıp sürülmüş Filistinliler arasında gerilla hareketi hızla örgütlenmeye başladı.

Bu yıllarda örgütlenip eyleme geçen Filistin gerillası kısa sürede davasını dünyaya tanıtabildi. Aynı zamanda zulme karşı direnişin sembolü olarak büyük bir sempatiyle karşılandı. Birçok ülkenin (bu arada Türkiye’nin) devrimci hareketlerine esin kaynağı oldu. Bu sürede gerillanın sağladığı gelişim, yarattığı siyasal etki ve kendini sol kimlikle ifade etmesi emperyalistleri, siyonistleri ve kimi Arap rejimlerini tedirgin edecek noktaya geldi.

Haziran 1967’de Gazze Şeridi ve Batı Şeria’nın İsrail tarafından işgal edilmesi, gerilla hareketini etkilemiş, ancak kısa sürede kendini toparlamasını bilmişti. Bu dönemde Filistin hareketi Ürdün, Lübnan ve Suriye’de güç kazandı. Bundan rahatsız olan Ürdün Krallığı emperyalistlerin yönlendirmesi ile Filistin hareketine ve halkına karşı barbarca bir katliama girişti. Filistinlilerin ağır kayıplar verdiği bu saldırıda 40 bin kişi katledildi. Bu olaydan sonra Ürdün nüfusunun 2/3’ünü oluşturan Filistinliler ile gerilla hareketi birbirinden uzaklaştı. Ağırlık Lübnan’a kaydı.

1975-76 yıllarında gerçekleşen Lübnan iç savaşı sırasında Suriye ve Lübnan Sağ Kanat tarafından uzun süren kuşatmaya karşı kahramanca direnen Tel Zaatar Kampı 12 Ağustos 1976’da 52 gün süren direnişin ardından düşmüştü. 12 bin sivilin bulunduğu kampı savunan 2 bin 500 gerillanın tümüne yakını imha edildi. Siviller boşaltıldı, bütün evler buldozerlerle yıkıldı. Filistin direniş hareketi gerici Arap rejimlerinden ikinci büyük darbeyi yemiş oldu. Yine de gerilla hareketi 82’ye kadar varlığını korudu.

Lübnan’a saldırı ve Beyrut’un yakılıp-yıkılıp işgal edilmesi sadece gerilla güçlerini bölgeden söküp atmayı hedeflemiyordu. Lübnan’da mülteci kamplarında yaşayan 500 bin civarında Filistinli’nin (ki bu kamplar gerillanın başlıca güç kaynağıydı) sürgüne gönderilmesi temel amaçlardan biriydi. Sabra-Şatila katliamları, Beyrut’un enkaza çevrilmesi, tüm altyapısının imha edilmesi, 20 binden fazla insanın katledilmesi, 25 bin kişinin yaralanması ve 400 bin kişinin evsiz kalması, bu hedefe ulaşmak içindi.

Gerilla mücadelesinden kitle mücadelesine...

Beyrut kuşatmasından sonra Filistin direniş hareketi bölgenin dışına sürüldü. Bu yenilgi sadece siyonistlerin başarısına bağlı değildi. Emperyalizmin etkin desteği ve Arap rejimlerinin Filistin davasını kendi siyasal ve bölgesel çıkarlarının bir uzantısı haline getirme planları bunda önemli bir rol oynamıştı. Bölgedeki Arap ülkelerinin Lübnan iç savaşı sırasında Filistin direniş hareketi ve sol cepheye karşı aldıkları tavır ‘82 yenilgisinin temelini attı. Filistinli grupların Arap yönetimleriyle girdikleri kimi ilişkilerin de buna katkısı oldu. ‘82 yenilgisi gerilla mücadelesinde geriye düşüşün başlangıcı oldu. Araya giren coğrafi uzaklık ise (FKÖ Tunus’a taşınmak zorunda kaldı) bu süreci hızlandırdı.

Burada konjonktürel etkenlerden de söz etmek gerekir. Artık dünyada ve bölgede yeni dönemin ilk belirtileri ortaya çıkmaya başlamıştı. Dünyanın farklı bölgelerindeki gerilla hareketleri -istisnalar dışında- reformistleşme/uzlaşma sürecine girişe hazırlanıyordu. Bu etkenler bir araya getirildiğinde, yaşanan sonuç daha kolay anlaşılabilir.

1987 yılına kadarki süreç sakin geçmiş gibi gözükse de, yaşanan fırtına öncesi bir sessizlikti. İşgal altında yaşayan Filistinliler başkaldırı için bardağı taşıracak son damlaları biriktirirken, gerilla hareketinin en güçlü grubu El Fetih ve FKÖ’nün lideri Arafat, diplomasi yollarını aşındırmaya hazırlanıyordu. Denebilir ki Arafat, yeni dönemi önceden sezmiş ve hazırlığını sistemle bütünleşmeye uygun bir şekilde yapmaya başlamıştı. Daha Tunus’a sürgüne giderken herkesi şaşırtarak, Mısır’da Hüsnü Mübarek’le görüşme gerçekleştirerek ilk adımını atmıştı.

Sürgünde (Tunus’ta) “Bağımsız Filistin Devleti” ilanı, hemen ardından 100 ülke tarafından tanınması bu adımların karşılıksız kalmadığını gösteriyordu. Mücadelenin uzağında atıl kalan gerilla için başlayan bu süreç, bir “sistemle bütünleşme”, çürüme ve yozlaşma sürecidir. Nitekim FKÖ’nün Arafat liderliğinde kurduğu Özerk Yönetim sırasında yaşanan yolsuzluk, adam kayırma, bürokratik çürüme vb. ile de durum tescillendi.

Gerilla örgütlenmesi hızlı bir tasfiye sürecini yaşarken, Filistin davası işgal altında yetişen yeni bir kuşakla yeniden ayağa kalkmaya hazırlanıyordu. Gerillanın mücadele içindeki yeri geri plana düşmüştü, kitle mücadelesi önplana çıkmaya başlamıştı. Tanklara karşı taşlarla yazılan tarihin ilk sayfaları açılıyordu. Arafat sistemle bütünleşmeye çalışırken, diğer gruplar marjinalleşip darlaşırken, Gazze’de boğucu bir siyonist kuşatma altında yaşayan Filistinli çocuk ve gençler ilk taşları biriktirmeye başlamışlardı bile.

Ve ilk taş 9 Aralık 1987 yılında işgalci askerlerin suratında patladı. Kıvılcım çakılmıştı. Siyonistlerin kabusu yeniden başlamıştı.

(Devam edecek...)