23 Kasım '02
Sayı: 46 (86)


  Kızıl Bayrak'tan
  Emek düşmanı ve Amerikancı hükümet işbaşında
  İşçi sınıfına yeni saldırıların adı: "Acil eylem planı"
  Savaş ve yıkım programında hızlı icaat
  Sendika bürokatlarının yeni hükümet karşısındaki tutumu...
  "İş Kanunu Ön Tasarısı" saldırısı yüzyıllık kazanımlarımızı hedefliyor
  İş güvencesi yasası işçı kıyımının gerekçesi yapılıyor...
  "İş güvencesi" aldatmacası ve sermayenin kural tanımazlığı
  Yeni hükümetin sınıfa yönelik saldırı hazırlığı
  1 Aralık'ta alanlara!
  Sefaköy Emperyalist Savaş Karşıtı Platform Girişimi oluşturuldu...
  Seçimler ve sol hareket...
  Türk Metal çetesi satış sözleşmesini imzaladı
  Türk-İş Başkanlar Kurulu toplantısının gösterdikleri...
  ÖO 5. Ekibinden İmdat Bulut şehit düştü...
  Kıbrıs sorununa emperyalist çözüm
  AKP hükümeti...
  Emperyalist savaşı engellemek için mücadele saflarına!
  Ekim Gençliği'nden...
  Afrika'dan yükselen çığlık: Açlık, hastalık, ölüm!
  Dünyadan...
  Blix Bağdat'ta...
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Blix Bağdat’ta...

Ergin Yıldızoğlu

Saddam’ın, silah denetçilerinin Irak’a dönmesi ve yeni 1441 sayılı BM kararı kapsamında çalışmalarını kabul etmiş olması olumlu bir gelişme; ama savaşı engelleme şansının zayıf olduğunu düşünüyorum.

Blix başarılı olabilir mi?

Savaşın engellenebilmesi için, her şeyden önce Hans Blix ve 270 kişilik silah denetçileri ekibinin, görevlerini tam olarak yapabilmesine izin verilmesi gerekir. Ancak, burada sorunların yalnızca Saddam’dan kaynaklanacağını düşünmek saflık olur. Tabii ki Saddam elinden geleni yapacak. İktidarının iğfal edilmesine direnmeye çalışacak. Ama ya Amerikalılar?

The Observer ’den Ed Vullamy, bir üst düzey Pentagon görevlisinden aktarıyor: "5 Kasım 2002 Denetimler sonuç alamaz. İşte bu kadar! Ama askeri güç kesinlikle sonuç alır.” Bildiğiniz gibi Cheney ve Rumsfeld de böyle düşünüyor. Geçen hafta ABD İçişleri sözcüleri de BM Temsilcisi John Negroponte’nin yorumunu bir kez daha vurguladılar: “Güvenlik Konseyi üyelerinden biri, herhangi bir aşamada, Irak’ın 1441 sayılı kararı ihlal ettiğini ileri sürebilir.” (The Observer 17/11). Diğer bir deyişle Irak, ABD ya da İngiliz uçaklarına ateş açarsa ya da 8 Aralık’ta açıklayacağı liste, ABD tarafından yeterli bulunmazsa savaş hemen gündeme gelebilir. Gerçekten de, denetçilerin çalışmalarının aksaması, hatta sabote edilmesinden, başarısızlıkla sonuçlanmasından Bush yönetiminin de çıkarı var. Bu kesimde en büyük korku şu: Ya denetçiler savaşa neden olabilecek bir kanıt bulamazlarsa? O zaman Saddam’ın kitle imha silahları olduğunu ileri süren Bush-Blair ekseni yalancı çıkmayacak mı? Sonra, ABD’de bugün yönetimde olan ekibinin uzun dönemli hesaplarının aksayacak olması bir yana, Saddam’ın iktidarda kalması durumunda Bush yönetiminin 2004 genel seçimlerinde kazanması da çok zorlaşmayacak mı?

Blix, basının, “Ekibinizde casus olmadığından kesinlikle emin misiniz?” sorusuna, “Hayır değilim. Ne CIA ne de KGB’nin bu konuda garanti verebileceğini sanmıyorum” diyerek cevap vermesi de düşündürücü. Bir diğer nokta da şu, her ne kadar Blix ABD’nin sağlayacağı en son bilgilerden faydalanacak olsa da, Vullamy’nin işaret ettiği gibi, ABD, elindeki tüm istihbaratı sunmayacak ama aldığı verileri, kendi kaynaklarına dayanarak ayrıca değerlendirecek, belki de yeterli bulmayacak. Bu açıdan denetim sürecinin şimdiden birçok noktadan mayınlandığını söyleyebiliriz. Savaş yanlısı basın, Blix’i hedef almaya başladı bile...

Ya ABD Irak’ı işgal edemezse...

“Savaş engellenebilir mi?” sorusu yerine ufak bir paradigma değişikliği yapar ve “Ya ABD’nin Irak’ı işgal planı gerçekleşmezse ne olur?” diye sorarsak, karşımıza, Bush’un ikinci kez seçilme şansının zayıflamasından çok daha geniş bir uluslararası jeopolitik ufuk çıkar. Çünkü bugün, “terörizme karşı savaşın” Irak’a karşı savaşa dönüşmesinin arkasında Bush hükümetini de aşan bir yönelim var. Kaynak Savaşları (2001) kitabının yazarı Prof. Michael Klare hem kitabında hem de Foreign Affairs’te yayımlanan bir yazısında iki ilginç gelişmeye işaret ediyordu. Birincisi, 1997’de ABD’nin Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan’la ortak olarak gerçekleştirdiği bir manevrada, 500 komandoluk bir güç, tarihte ilk kez ABD’den kaldırılıp doğrudan uçuşla bu kadar uzak bir bölgeye indirilmiş. İkincisi, 2001 başında ABD Batı ve Güney Asya Komutanlığı, doğrudan Merkez Komutanlığa bağlanmış. Böylece Ortadoğu’dan, diğer bir deyişle petrol güvenliğinden ve akışından sorumlu kadro, Afganistan’dan Çin Denizi’ne kadar uzanan bir bölgenin sorumluluğunu üstlenmiş.

Bu iki gelişme Bush hükümetinden önce başlayan büyük bir hazırlığın çarpıcı örnekleri. Hazırlığın amacıysa, petrol kaynaklarının doğrudan denetim altına alınması. Bu strateji, ABD’nin uzun dönemli egemenlik hesapları, Çin ve Japonya’nın kullandığı petrolün denetlenmesi açısından yaşamsal bir öneme sahip. Ancak, Irak’ı işgal etmenin en az üç avantajı daha var. Birincisi büyük bir rezervi kullanarak OPEC’i batırmak, böylece Rusya’dan da petrol ve gaz almak ya da Rusya’ya yatırım yapmak zorunda kalmamak. İkincisi, petrol fiyatıyla oynayarak Rusya’nın petrol gelirlerini dolayısıyla ekonomik dinamiklerini denetleyebilmek. Üçüncüsü, en ufak bir gerekçeyle, anında Suudi petrollerine el koyacak konumda olmak, hatta, belki de, Heritage Foundation’dan Anatol Lieven’in işaret ettiği gibi bu ülkeyi parçalaıp, kısmen Haşimi sülalesine geri vermek (The Push for War London Review of Books 3.10.02). Lieven’e göre Irak’ın işgali projesinin, bir amacı daha var: ABD’nin, orta güçte bir devleti, ufak bir askeri maliyetle ezerek Müslüman dünyasındaki diğer devletlere gözdağı verecek bir örnek oluşturmak. Nihayet Irak’ın işgalinin ardından oluşacak iklimde, ABD ve İsrail’in Filistin’i parçalara bölerek Bantustan’lar halinde örgütleme projesinin de önü açılacak.

Tüm bunlar gerçekleşmediği takdirde, ABD’nin yalnızca uzun dönemli egemenlik projesinin aksaması değil kısa dönemde Avrupa ve Çin karşısında “liderliğinin” giderek daha fazla sorgulanması da mümkün. Bu nedenlerle, ABD’nin elindeki tüm olanakları bu savaşı çıkarmak için kullanacağını düşünüyorum.

(Cumhuriyet, 20 Kasım 2002)



Tiyatro Manga turneye çıkıyor...

‘97 yılından bu yana bir yandan sayısız üniversite şenliğinde, 1 Mayıs meydanlarında, Zonguldak’ta işçilerin, deprem bölgesinde çocukların ve yaşamını yitirmeden bir hafta önce hasta yatağında Zihni Anadol’un karşısında oyunlar sergileyip her sene Nazım Hikmet, Orhan Kemal, Yılmaz Güney, Hasan Hüseyin gibi ustaları belgesel oyunlarla anmayı bir gelenek haline getiren, diğer yandan birçok kurumsal ve sanatsal altyapıya yönelik seminer, toplantı ve atölyeleri aralıksız düzenleyen Tiyatro Manga Anadolu turnesine çıkıyor.

Bilimi, felsefeyi, siyaseti yedeğine alıp bağımsız ve katkısız kalarak “sanatı ayağa düşürmek”, toplumla buluşturmak ve hatta bizzat sahneyi ona terkederek tümden ortadan kaldırmak amacıyla yola çıkmış Tiyatro Manga. Şimdi başka bir dünya umudundan beslenen isyanını, nice destanlara gebe kalmış Anadolu topraklarındaki başka bir isyanla, Baba İshak destanıyla seslendirmek için destanın yaşandığı Anadolu topraklarına gitmek için kolları sıvıyor.

Köklerini Vefailik’ten alan ve neredeyse bir anda Anadolu’da resmi ideolojinin dışında kalmış Sufilik ve tasavvuf ağırlıklı anlayışların ve hoşnutsuz halkın desteğini kazanmış Bektaşiliğe ve Aleviliğe bizzat kaynaklık etmiş Baba İshak destanı, Muzaffer Oruçoğlu’nun şiirsel anlatımıyla Andolu topraklarında sahnelenecek.

Turne programında sokak oyunları ve çocuk oyunları da yer alacak. Yaklaşık bir ay sürecek turne programı şöyle:

24-25 Kasım Van
1 Aralık Iğdır
2-3 Aralık Kars
8-12 Aralık Ardahan, Çıldır, Posof
16-17 Aralık Artvin (Şafşat)
20 Aralık Erzurum
21-22 Aralık Erzincan
25-30 Aralık Tunceli (Hozat, Ovacık, Pertek), Malatya, Elazığ

Grup turneden döndükten sonra İstanbul’da “Değdirmeler”, “Anne zaman saatimi çaldı”, “İskele”, “Sen Gara değilsin” adlı oyunlarının yanı sıra sokak oyunları ve çocuk oyunları da sahneleyecek.