23 Kasım '02
Sayı: 46 (86)


  Kızıl Bayrak'tan
  Emek düşmanı ve Amerikancı hükümet işbaşında
  İşçi sınıfına yeni saldırıların adı: "Acil eylem planı"
  Savaş ve yıkım programında hızlı icaat
  Sendika bürokatlarının yeni hükümet karşısındaki tutumu...
  "İş Kanunu Ön Tasarısı" saldırısı yüzyıllık kazanımlarımızı hedefliyor
  İş güvencesi yasası işçı kıyımının gerekçesi yapılıyor...
  "İş güvencesi" aldatmacası ve sermayenin kural tanımazlığı
  Yeni hükümetin sınıfa yönelik saldırı hazırlığı
  1 Aralık'ta alanlara!
  Sefaköy Emperyalist Savaş Karşıtı Platform Girişimi oluşturuldu...
  Seçimler ve sol hareket...
  Türk Metal çetesi satış sözleşmesini imzaladı
  Türk-İş Başkanlar Kurulu toplantısının gösterdikleri...
  ÖO 5. Ekibinden İmdat Bulut şehit düştü...
  Kıbrıs sorununa emperyalist çözüm
  AKP hükümeti...
  Emperyalist savaşı engellemek için mücadele saflarına!
  Ekim Gençliği'nden...
  Afrika'dan yükselen çığlık: Açlık, hastalık, ölüm!
  Dünyadan...
  Blix Bağdat'ta...
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
6 Kasım’ın gösterdikleri ışığında

Gençlik hareketinin güncel sorunları ve
yakıcı görevler

12 Eylül askeri-faşist darbesinin üniversitelerdeki postal izi olan YÖK’ün 21. kuruluş yıldönümü vesilesiyle bu 6 Kasım’da da öğrenci gençlik, ülke geneline yayılan geniş çaplı protesto eylemleri örgütledi. Üniversitelerdeki her türlü gerici ve anti-demokratik uygulamanın yanı sıra son yıllarda eğitimin ticarileştirilmesi işine de girişen YÖK, bu yanıyla öğrenci gençliğin geniş kesimlerinin gözünde yeterince teşhir olmuştur. Özellikle son 3 yılın YÖK karşıtı eylemleri bu ucube kuruma duyulan öfkenin alanlara taşınması olarak gerçekleşmiş ve yer yer militan biçimler de kazanmıştır. Ancak buna rağmen, bu eylemli tepkiler öğrenci gençliğin geniş kesimlerini bünyesinde toplayamamış, sadece en ileri unsurlar şahsında gerçekleştirilmiştir.

6 Kasım 2000’de barikatları aşarak meydanlara çıkmayı başaran öğrenci gençlik, bu tarihten sonra her 6 Kasım’da Beyazıt ve Kızılay gibi meydanları YÖK karşıtı sloganları ile güncel talep ve şiarlarını haykırarak özgürleştirmesini bilmiştir. 2002 6 Kasım’ında da bu geleneğin izinden yürünerek militan kitle eylemleri gerçekleştirmiştir.

YÖK’e ve emperyalist savaşa karşı alanlardaydık

Bu seneki 6 Kasım, geçmiş yıllardan farklı olarak paralı ve bilimdışı eğitimin yanı sıra Irak’a yönelik emperyalist saldırganlığın da gençliğin gündemi olduğunu ortaya koydu. Eyleme katılan gençlik kitlesi, YÖK karşıtı sloganlar ile sınırlı kalmayarak emperyalist savaşa, İMF programlarına ve hücrelere karşı da politik bir duruş sergilemiştir. Yıllardan beri genç komünistlerce dile getirilen bir gerçek böylece bir kez daha doğrulanmıştır. Gençlik taşıdığı dinamizm ile akademik-demokratik mücadelenin ötesinde ülke ve dünyadaki politik gelişmelere duyarlıdır, bu sorunlar arasında politik bir bağ kurulmasına elverişli bir zeminde yer almaktadır. Uygun bir çalışma tarzı ve düzeyi yaratıldığında, gençliğin sadece ileri unsurlarını değil, geniş yığınlarını da duyarlı ve aktif hale getirmek olanaklıdır.

6 Kasım öncesi yapılan çalışmalarda birebir ilişki kurduğumuz öğrenci kitlesinin (bazı yapıların politik bir körlükle ifade ettiğinin aksine) hiç de politikadan uzak ve bu konuda çekingen olmadığını bir kere daha gözlemledik. Yapılan forumlar, birebir sohbetler, anket vb. çalışmalar, gençliğin tüm bu sorun ve gelişmelere duyarlı olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Örneğin çalışmamız sırasında emperyalist savaşa karşı olmayan ya da bunu ifade eden öğrenci bulmak neredeyse mümkün olmadı. Elbette toplumsal sınıfları ve onların politik konumlarını içinde barındıran öğrenci kitlesi bu yanıyla homojen değildir. Ancak bizim çalışmamızın konusu olan emekçi sınıfa mensup gençliğin tutumu bu noktada şüphe götürmeyecek kadar berraktır. Konuştuğumuz her öğrenci Irak halkının kaledilmesine karşıdır, birkaç istisna dışarıda tutulursa yine bunların tamamı bu savaşın ABD’li tekellerin çıkarlarının gereği olduğunu, ABD’nin dünya hükümranlığı yolunun düzlenmesinin bir adımı olduğunun farkındadır.

Bu gündemlerin militan bir tarzda alanlara taşındığı bir süreçte gençliğin duyarlılığını değil, bu duyarlılığın nasıl örgütleneceğini tartışmak çözücü olacaktır.

6 Kasım eylemleri, yaygınlığı ve kitleselliği açısından belli düzeylerde geçmiş yılları aşmıştır. Bu açıdan büyük değişimlerden söz etmek mümkün değilse de, şiarlarına bakıldığında geçmiş yıllara oranla daha politik ve militan bir atmosferde geçmiştir. Üç gün öncesine denk düşen seçimlerin de yarattığı politik atmosfer 6 Kasım’ın bu tablosunun oluşmasında belirleyici olmuştur. Düzenin yeni yıkım programlarıyla sürdürdüğü saldırıların hoşnutsuzluk ve öfkeyi körükleyen etkisi emperyalist haydutluk gündemi ile de birleşince, seçimlerden beklenen hava boşaltma işlevi özellikle gençlik cephesinden gerçekleşememiştir.

Şimdi artık gençliğin bu hoşnutsuzluk ve öfkesini eyleme dönüştürmenin yolları ve yöntemleri üzerinde önemle durulmalıdır. Bu, günün acil ve yakıcı görevidir.

Bu iş, herşeyden önce uygun örgütlenme biçimlerinin ve araçlarının gerçekleştirilmesi ile bağlantılıdır. Yıllardan beri vurgulayageldiğimiz gibi, yukardan dayatılan “öz örgütlülük” şemaları bu sorunu çözme gücüne sahip değildir, bu pratikte açık seçik görülmüştür. Gerekli olan geniş gençlik kesimlerini hareketlendiren ve bu hareket içinde yaratılan taban örgütlenmeleridir. Geçen yıl örgütlenen kampanyamızın araçları, onu da aşan bir tarzda ve bu bakışla kullanılmalıdır.

Genç komünistlerin önünde, geniş gençlik kitlelerinde emperyalist savaşa karşı oluşan tepki ve duyarlılığı örgütleme ve eylemli bir tepkiye dönüştürme sorumluluğu durmaktadır. Bunun için 6 Kasım’da ortaya çıkan tabloya dikkatle bakılmalıdır.

AB ve demokratikleşme yalanları ve
faşist terör uygulamaları

Gerçekleştirilen 6 Kasım eylemlerinin hemen tümünde polis şu ya da bu biçimde faşist ve saldırgan yüzünü sergilemiştir. Bazı yerellerde eyleme katılan kitlenin gözünü korkutmak için “geniş güvenlik önlemleri” almakla yetinmiş olsa da, İstanbul’da öğrencilere hunharca saldırmaktan geri durmamıştır. Ankara’da Veli Kaya’nın onlarca insanın gözü önünde depoya götürülerek dövülmesi, eylemin ateş açılarak provoke edilmeye çalışılması da ne bir anlık yanılgılar, ne de iddia edildiği gibi “münferit” bir olaydır. Yine Ankara’da eylem öncesinde Kızılay civarında rastgele ve keyfi biçimde gözaltına alınan öğrencilerin Terörle Mücadele Şubesi’ne götürülerek sorgulanmaları tam da devletin baskıcı ve faşist yanının, her tür muhalefete karşı tahammülsüzlü&urren;ünün kanıtı sayılmalıdır. Önüne gelenin demokrasi havariliğine soyunduğu, AB’ye uyum adı altında güya demokratik düzenlemelerin yapıldığı böylesi bir süreçte yaşananlar sermaye devletinin gerçek yüzünü de bir kere daha göstermiştir.

Gerçek bir demokrasi ve sınırsız söz, basın, örgütlenme özgürlüğü talebinin gençliğin gündemindeki yerinin güvenceye alınması ve tüm bunların ancak mücadele ile kazanılabileceği gerçeğinin anlatılabilmesi, bugün her dönem olduğundan daha somut ve yakıcı bir görevdir. Savaş hazırlıklarının hızlandırıldığı bu süreçte bu görevin gerekleri gecikmeden yerine getirilmelidir.

Taşra üniversitelerinin durumu

Geçen öğrenim yılının bir tür finali olarak gerçekleşen militan 18 Mayıs eyleminin öne çıkan olumluluklarından biri de, taşra üniversitelerinin eyleme katılım düzeyleriydi. Ancak aradan sadece birkaç ay geçmesine rağmen 18 Mayıs merkezi eylemine dönük katkının bugün bulunulan alanlarda aynı düzeyde hayata geçirilememiş olduğunu görüyoruz. Elbette buraların kendi öznel koşulları etkili olmuştur. Ancak yapılan eylemlerin bir yanıyla cılız kalmış olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Bunun en temel nedeni buralardaki örgütsel boşluktur. Politik gençlik örgütlenmeleri kendi sınırlarını aşmayı başaramadığı koşullarda bu kentlerde genel bir durgunluk yaşanması da kaçınılmazdır.

Taşradaki görev, dar çevreler oluşturma pratiğini aşarak gençliğin geniş kesimlerini kucaklayacak bir çalışma ve örgütlenme tarzına yönelmektir. Aksi halde birkaç özel vesile dışında buralarda mücadeleyi yükseltmenin koşulu yaratılamaz.

6 Kasım dersleriyle önümüzdeki dönemi kazanalım

6 Kasım 2002 eylemlerinin öne çıkan ve belirleyici olan yanı politik duruştaki netliktir. Önümüzdeki dönemin görevleri açısından son derece önemli olan bu yan gençlik çalışmasının da temelini oluşturmalıdır. 6 Kasım’da gençlik, en ileri unsurları şahsında da olsa, YÖK’e, paralı eğitime, emperyalist savaş ve saldırganlığa, hücrelere karşı militan bir tavır sergilemiş, tok bir tutum almıştır. Öyleyse önümüzdeki dönem buna yaslanarak YÖK’ü dağıtmak, paralı eğitim saldırısını püskürtmek, hücreleri yıkmak ve emperyalist savaşı durdurmak için mücadelenin daha da yükseltilmesi mümkün olduğu kadar zorunludur da.

(Ekim Gençliği’nin Kasım ‘02 tarihli
55. sayısından alınmıştır...)