16 Kasım '02
Sayı: 45 (85)


  Kızıl Bayrak'tan
  Yaklaşan savaş ve yakıcı görevler
  "İşçilerin birliği, halkların kardeşliği" şiarıyla emperyalist savaşa dur diyelim!
  Savaşa hazırlıkta son perde
  Mecliste derin devleti artık CHP temsil edecek
  TİS'lerde esnek çalışma dayatılıyor!..
  Karayolu işçisi ve saldırıyı göğüsleme sorumluluğu
  Kurtuluş kendi örgütlülüğümüzdedir!
  Emekçilerin oyuyla sermayeye hizmete!
  Aldatıcı manevralar değil çözüm!..
  ÖO direnişinde yeni bir şehit: Serdar Karabulut
  Seçim çalışmalarının ardından sınıf ve kitle çalışmasının yeni dönemi
  Çürümüş düzenin kirli meclisi
  Floransa'da yüzbinlerce kişi kızıl bayraklar ve savaş karşıtı pankartlarla yürüdü
  Floransa'da Birinci Avrupa Sosyal Forumu...
  Birinci Avrupa Sosyal Forumu katılımcılarıyla röportajlar...
  ABD'de "Bizim adımıza değil!" oluşumunun açıklaması...
  Irak'a yönelik savaşın hazırlıkları tamamlanıyor
  Ayaklanma istiyoruz!
  KADEK'in cinayetlerini durduralım!
  "Sınıfa, Partiye ve Devrime Destek Gecesi"
  Bu gidiş nereye?
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Floransa’da Birinci Avrupa Sosyal Forumu...

Savaşa karşı mücadele
tüm etkinliklere damgasını vurdu...

İtalya’nın Floransa kentinde 6-10 Kasım tarihleri arasında Birinci Avrupa Sosyal Formu toplantısı gerçekleşti. Sosyal forum, tüm dünyada neo-libaralizme, sermayenin sınırsız egemenliğine ve emperyalizme karşı mücadele etmek için tüm gruplar, ilerici kitle örgütleri ve sivil toplum örgütlerinin biraraya gelmesinden oluşuyor. Geçtiğimiz yıl da Brezilya’nın Porto Allegre kentinde Dünya Sosyal Formu toplantısı düzenlenmiş ve bu etkinliğe 70 bin kişi katılmıştı.

Organizatörlerin verdiği bilgiye göre Birinci Avrupa Sosyal Forum toplantılarına da tüm Avrupa’dan 50 binin üzerinde katılım gerçekleşti. Foruma katılım, sendikalardan komünist partilerine, küreselleşme karşıtlarından İtalyan barış hareketine, yeşiller ve kiliselere kadar geniş bir yelpazeden oluşuyordu.

Toplantı Pazar günü sona erdi. Cumartesi günü gerçekleşen ve Avrupa’da savaşa, neoliberalizme karşı gerçekleşen en büyük gösteri olan yürüyüş, Avrupa Sosyal Formu’nun sonucunu da etkiledi. Söz konusu savaş karşıtı yürüyüşe bir milyona yakın insan katıldı.

Forumda binlerce kişinin katıldığı kapanış toplantısında katılımcıların tümünü ifade eden bir döküman hazırlandı. Hazırlanan dökümanda şunlar belirtiliyor:

“Bizler, Floransa’da tekellere ve neolibaralizmin iktidarına dayalı Avrupa düzenini reddettiğimizi ifade etmek için biraraya geldiğimizi belirtmek istiyoruz. Bu pazar modeli yaşam koşullarımızı kötülüştirerek işçi haklarına, sosyal eşitsizliklere, kadınların ve azınlıkların baskı altında tutulmasına, işsizlerin ve göçmenlerin sosyal yaşamdan dıştalanmalarına karşı sürekli olarak sürdürülen saldırıları beraberinde getiriyor. Doğanın tahrip edilmesine, özelleştirilmelere ve işyerlerinin yok edilmesine neden oluyor. Güçlü ülkelerin zayıf ülkelerin ekonomileri üzerinde hakimiyet kurmalarına ve onların kendi kaderini tayin edememesine neden oluyor. Bu bir kez daha savaşa neden oluyor.”

Forumda ayrıca yukarıda sıralanan tüm saldıralara karşı önümüzdeki aylarda ve yıllarda sosyal hareketlerle birlikte ortak kampanyalar örgütleme kararı alındı. Sağlık ve eğitim alanında özelleştirilmelerin hızlanmasını beraberinde getiren Dünya Ticaret Örgütü’nün GATS anlaşması çerçevesinde AB’nin üstlendiği role karşı eylemli protestolar da planlananlar arasında. Ayrıca ırkçılığa karşı da kampanyalar örgütlenecek.
Bunlara karşı, Aralık 2002’de Danimarka’da, 2003 Haziran’ında ise Yunanistan’da gerçekleşecek olan AB zirvelerine, yanı sıra 2003 Haziran ayında Fransa’da toplanacak G7 zirvesine karşı protesto eylemleri için hazırlıklar başlatıldı.

Forum süresince Irak savaşına karşı direniş tüm toplantının ana gündemiydi. Binlerce kişinin katıldığı savaş ile ilgili toplantıda ABD’nin hegemonyacı politikaları ve sosyal hareketlerin buna karşı neler yapması gerektiği tartışıldı. Kapanışta okunan metinde, tüm "Avrupa halklarına çağrı" yapıldı. Çağrıda; "Savaşın UNO’nun desteği olsun olmasın, ambargo ve Saddam rejimi altında inletilen Irak’taki insanlar için, aynı zamanda Ortadoğu halkları için bir felaket olduğuna inanıyoruz. Demokrasiye, uluslararası çelişkilerin politik çözümüne inanan her kişi bunu reddetmelidir!" deniliyor.

Bunun için savaşa karşı tüm Avrupa çapında bir direniş koordine edilmesinin önemi vurgulandı ve 15 Şubat tüm Avrupa’da "Irak’a saldırıya hayır!" sloganı altında savaşa karşı protesto günü ilan edildi. O gün Avrupa’nın tüm başkentlerinde merkezi gösteriler düzenlenmesi planlandı.

Gelecek Avrupa Sosyal Forum toplantısı, Paris yakınlarında Saint Deniz’de yapılacak.



Kapitalizm insanlığı yıkıma sürüklüyor!

İBirleşmiş Milletler geçtiğimiz günlerde “Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi”nde ele alınan sağlık ve yoksulluk konularındaki raporunu hazırladı. Rapor kapitalist babarlığın ve kâr hırsının insanlığı nasıl bir yıkıma sürüklediğinin yeni bir kanıtı oldu. Küreselleşme adı altında tüm dünyanın kapitalizmin nimetlerinden yararlanacağı palavraları düzen kalemşörlerinin dillerinden düşürmedikleri argümanlarken, dünyanın önemli bir bölümünün yoksulluk denizi içinde yüzmesi kapitalizmin işçi-emekçiler ve ezilen halklar için daha fazla yıkım demek olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Kapitalizmin servet-sefalet kutuplaşmasını derinleştirmesi sonucu en zengin kesimin gelirleri sürekli artarken, sayıca hızla artmalarına karşın en yoksul kesimlerin toplam gelirden aldıkları pay giderek düştü. Dünyanın en zengin 3 kişisinin toplam serveti 48 ülkenin ulusal gelirlerinin toplamına, en zengin 227 kişisinin toplam geliri 2.5 milyar kişinin servetine eşit hale geldi. Bu bir avuç asalak kapitalistin elinin altında dünyanın geri kalanının nasıl bir yıkım yaşadığını ve ulaşılan sefaletin boyutunu da ortaya koyuyor. Rapora göre dünyada 1.2 milyar kişi günde 1 doların altında bir gelirle yaşamını sürdürmek zorunda. Dünya nüfusunun yarısı kentlere yaşıyor ve bunun da yaklaşık %60'ı yoksulluk sınırının altında yaşıyor. 15 milyon kişi asgari barınma koşullarından mahrum durumda. Ekilebilir toprakların tarım ve gıda tekellerinin denetimine geçmesiyle birlikte topraksız kalan köylü sayısı 1 milyara ulaştı.

Dünya ölçüsündeki beslenme ürünlerinin üretimi toplam gereksinimi %110 oranında karşılamasına rağmen, emperyalist tekellerin sadece kâr amacıyla insanlığın ihtiyaçlarını hiçe saymaları sonucu dünyada 800 milyon kişi açlık çekiyor. Üstelik bunun 300 milyonu çocuk. Emperyalist tekeller bağımlı ülkelerin tarımını çökerterek gıda gereksinimleri açısından kendisine bağlamakta, bunu dahi kendisi için bir vurgun kapısına dönüştürmektedir. Özellikle açılığın korkunç boyutlar aldığı Afrika kıtasında yerli tarım tamamen çökertilmiş durumda. Verilen yardımların veya imzalanan anlaşmaların karşılığı olarak ülkelerin tarım ve gıda sektörlerini tamamen emperyalist tekellere açmaları isteniyor. Bunun sonucu olarak hergün 24 bin kişi açlıktan hayatını kaybediyor. Her yıl uluslararaı toplantılarda emperyalist tekeller verdikleri sözleri yok sayarak yıkımdaki sorumluluklarından kurtulmak istiyorlar. Geçen Ağustos ayında yapılan Tarım Ve Gıda Örgütü toplantısında konuşmacılar, verilen tüm sözlerin söz verenler tarafından çiğnendiğini belirtip tekelleri suçladılar. Daha önceki toplantıda açlık çekenlerin sayısını yarı yarıya düşürmenin 2015 yılına dek tamamlanması planlanırken, şimdibunun mümkün olmadığı belirtiliyor. Nedeni ise emperyalist ülkelerin verdikleri yardım sözünü tutmamaları. Yardım koşulu olarak, bu ülke pazarlarının serbest piyasaya, yani emperyalist tekellerin talanına açılmasını istiyorlar. Bu ise yaşanan yıkımın daha da artmasına neden oluyor.

Emperyalist ülkeler bir yandan temiz içme sularını kirletirken, diğer yandan da içilebilir su kaynaklarını tekellere sunuyorlar. Su gibi her insanın temel hakkı olması gereken zorunlu bir ihtiyacı dahi bir meta olarak pazarlıyorlar. Bugün 1.5 milyar insan temiz içme suyundan mahrum. 2.5 milyar insan ise kirli suların arıtılmasını da içeren koruyucu sağlık hizmetlerinden yoksun. Her yıl 250 milyon kişi suyla bulaşan hastalıklara yakalanıyor ve 5-10 milyon kişi bu hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor. Bunun yanında 2.4 milyar kişinin temel sağlık hizmetlerinden yoksun olması sorunu büyütüyor. Ve her yıl 5 yaşından küçük 11 milyon çocuk önlenebilir hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor.

Açlık sorununun önüne geçebilmek ve 800 milyon olan açlık çeken insan sayısını 400 milyona düşürmek için 24 milyar dolara ihtiyaç var. Bu paranın verilemeyeceği iddia edilirken, AB ülkelerinde her yıl parfüme 13 milyar dolar harcanıyor. ABD’de ise her yıl kedi ve köpek maması için 17 milyar dolar harcanıyor. 800 milyon kişinin yeterli beslenebilmesi için 40 milyon ton hububat gerekirken, zengin ülkeler hayvanlarını besleyebilmek için 450 milyon ton hububat tüketiyorlar. Dünyada milyonlarca insanın asgari sağlık sorunlarını çözebilmek için 13 milyar dolar bulunamazken, ABD, Rusya, Japonya ve İngiltere silahlanmak için her yıl 440.8 milyar dolar harcıyorlar.

Raporda yer alan kısmi gerçekler bile kapitalizmin insanlara yaşattığı yıkımın boyutlarını ortaya koyuyor. Emperyalist tekellerin kâr hırsı nedeniyle bu yıkım her geçen gün daha da derinleşiyor. Örneğin ABD emperyalizmi atmosferi zararlı gazlardan koruyabilmek için imzalanan Kyoto Protokolü’nden çekildi. Bu protokol gereği temiz enerji kaynaklarının kullanımı ve geliştirilmesi için çalışılması petrol tekellerinin engeline takıldı. Bu ise atmosferin kirlenmesi, ozon tabakasının incelmesi ve buzulların erimesine neden oluyor. Dolayısıyla gelecekte yıkımın boyutu daha da artacak. Bunun karşısında işçi-emekçilerin ve ezilen halkların tek alternatifi kapitalist barbarlığa karşı mücadele etmektir. Şimdi “Ya kapitalist barbarlık içinde çöküş ya sosyalizm!” şiarı çok daha yakıcıdır.