16 Kasım '02
Sayı: 45 (85)


  Kızıl Bayrak'tan
  Yaklaşan savaş ve yakıcı görevler
  "İşçilerin birliği, halkların kardeşliği" şiarıyla emperyalist savaşa dur diyelim!
  Savaşa hazırlıkta son perde
  Mecliste derin devleti artık CHP temsil edecek
  TİS'lerde esnek çalışma dayatılıyor!..
  Karayolu işçisi ve saldırıyı göğüsleme sorumluluğu
  Kurtuluş kendi örgütlülüğümüzdedir!
  Emekçilerin oyuyla sermayeye hizmete!
  Aldatıcı manevralar değil çözüm!..
  ÖO direnişinde yeni bir şehit: Serdar Karabulut
  Seçim çalışmalarının ardından sınıf ve kitle çalışmasının yeni dönemi
  Çürümüş düzenin kirli meclisi
  Floransa'da yüzbinlerce kişi kızıl bayraklar ve savaş karşıtı pankartlarla yürüdü
  Floransa'da Birinci Avrupa Sosyal Forumu...
  Birinci Avrupa Sosyal Forumu katılımcılarıyla röportajlar...
  ABD'de "Bizim adımıza değil!" oluşumunun açıklaması...
  Irak'a yönelik savaşın hazırlıkları tamamlanıyor
  Ayaklanma istiyoruz!
  KADEK'in cinayetlerini durduralım!
  "Sınıfa, Partiye ve Devrime Destek Gecesi"
  Bu gidiş nereye?
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
İMF direktif verdi, Tayyip kabul etti... AKP’nin ilk emek düşmanı icraatı karayolu işçisini işsiz bırakmak olacak...

Karayolu işçisi ve saldırıyı
göğüsleme sorumluluğu

Kamu işyerlerindeki tasfiye hareketinin mimarlığını ANAP, DSP ve MHP’den oluşan sermaye hükümeti üstlenmişti. Köy Hizmetleri ve Karayolları Bölge Müdürlükleri’nde istihdam edilmiş 63 bin işçinin işine 2003 yılının başından itibaren uygulanacak programla son verilecekti. Ancak Ecevit’in hastalığı ile açığa çıkan siyasal süreç böylesi bir icraatı yapma fırsatını sermaye hükümetine bırakmadı. Erken seçim gündeme geldi. Erken seçimin kapıda olduğu koşullarda büyük bir işçi kıyımına girişmek ise bir tür “siyasal intihar” olacaktı. Ekonomi yönetimini Derviş’ten devralan Masum Türker İMF ile yapılan son görüşmede kamu işçilerini işsiz bırakma programının seçim sonrasına bırakılmasını talep etti. Gelecek hükümetin kapsamı hayli büyük olan işçi kıyımını gerçekleştirecğinden şüphe edilmemesi gerektiğini ifade etmeyi da unutmadı.

63 bin yol işçisinin işinden, ekmeğinden edilerek sefaletin kör kuyusuna itilmesini DSP, ANAP ve MHP’den oluşan hükümete “hicap” vermesi elbetteki düşünülemezdi. Sermaye hükümeti büyük bir gözükaralıkla görevde kaldığı dört yıl boyunca İMF-TÜSİAD programını uyguladı. Doğal depremin yarattığı tahribattan çok hükümetin uyguladığı sosyal yıkım programı işçi ve emekçileri yıkıma sürükledi. Hiçbir dönemde sermayeye hizmetten geri durmadılar. İşçi ve emekçilerin yoksulluğu ve sefaleti pahasına uluslararası sermayenin ve işbirlikçi parababalarının kasalarını doldurdular. Ancak bu kez zaman kötüydü. ‘Özen’ göstermeleri gerekiyordu. Ancak gösterdikleri ‘özen’ bile sandığa gömülmelerini engelleyemedi. İşçi sınıfı ve emekçilersermaye politikalarının yılmaz savunucusu sermaye hükümetini barajda boğdu. Seçimlerde mağdur edilen işçi ve emekçilerin neredeyse yüzde otuzu sandığa gitmezken, düzen tarafından mağdur edildiği görüntüsü çizen Recep Tayyip’in AKP’si tek başına çoğunluğu elde etti.

Seçim öncesi AKP liderinin ilk ziyaret ettiği ülke ABD oldu. Amacı, ABD emperyalizminin kaygılarını gidermek, emperyalist dünya sistemiyle ne denli uyumlu olduğunu anlatmak, ABD emperyalizmini ehlileşip evcilleştiğine inandırmaktı. Görüşmenin ikinci ayağını DB ve İMF ile yapılan temaslar oluşturuyordu. ABD, AKP’nin kendi bölge politikalarını uygulayacağından, çıkarlarını savunacağından kuşku duymadığından ötürü, Dışişleri Bakanı’nın ağzından, “AKP iktidarıyla uyumlu çalışırız” açıklamasını yaptı. İMF ise AKP’nin mevcut programı sürdüreceğinden kuşku duymadığını ifade etti.
Yol, yapım, bakım ve onarım hizmetlerinin özelleştirilmesi AKP hükümeti tarafından gerçekleştirilecek!

Sermayenin çıkarlarını esas alan Türkiye cumhuriyeti devletinin ekonomi politikalarını on yıllardan beridir İMF ve DB yönetiyor. Bağımlılık öylesine çıplak hale gelmiştir ki, DB’nin memuru olan Kemal Derviş ekonomi programının tek patronu olabilmiştir. DB’nin memuru milyonlarca işçi ve emekçinin açlık ve sefaleti pahasına sosyal yıkım programını uygulamıştır.

Hiç kuşku duyulmasın ki İMF programını büyük bir gözükaralıkla, Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP’si de uygulayacaktır. Daha önceki sermaye hükümetinin uygulamaya zaman bulamadığı kamu işlerinin özelleştirilmesi programını AKP bir harfini bile değiştirmeksizin uygulayacaktır. Görünürde sergilenen ile gerçekte olanın ne denli farklı olduğunu Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP’si ispatlayacaktır.

Ulaşımda, taşımada karayollarının payı % 92’yi aşıyor. Bu durum petrol bağımlılığını ve maliyeti yüksek ulaşım ve taşıma giderlerini beraberinde getiriyor. Bu hizmetleri iki kurum yürütüyor, Karayolları ve Köy Hizmetleri Genel Müdürlükleri. Bütçeden yol hizmetleri için ayrılan pay % 8,5’tir. Ayrılan bu payın büyük inşaat ve yol yapım tekellerinin iştahını fazlasıyla kabarttığı ortadadır. On yıldır inşaat tekellerinin bu paydan yararlanması için gerekli düzenlemeler yapılmıştır. Yol yapım ve onarım işleri hızla bu tekelci firmalara devredilmektedir. Onbinlerce geçici işçi asgari ücret koşullarıyla bu tekellerin hizmetinde çalıştırılmaktadır. Sendikasızdırlar, 8 saatlik iş günü hakkından yoksundurlar.

Karayolu ve Köy Hizmetleri işçileri
saldırılara karşı hazırlıklı olmalıdır

Kaçacak yer, dayanılacak duvar kalmamıştır. Yol işçileri kendi güçlerine güvenerek kazanmaya kilitlenmeyi başarabildikleri oranda saldırıları boşa çıkarabileceklerdir. 60 bini aşkın yol işçisinin ekmeğine kan doğranmasını engellemenin biricik yolu örgütü, planlı, programlı direnme çizgisidir. Kaderine razı olma yenilgiyi, hakları için sonuna kadar direnme zaferi beraberinde getirecektir.

Sermayenin saldırısının başarısını güvencelemede en büyük destekçisi elbetteki ihanetçi sendika bürokrasisi olacaktır. Saldırılara karşı direnecekleri yönünde yaptıkları demagojik açıklamaların ne denli samimiyetsiz olduğunu işçi sınıfı yaşayarak gördü, görüyor. Karayolu ve Köy Hizmetleri işçileri kendi güçlerine güvenerek kazanmaya kilitlenmeliler. Objektif olarak, sendika ağaları tarafından saldırıların dayanağı haline getirilen sendikaların işçi sınıfının mevzisine dönüştürülmesi son derece önemlidir. Sendikaları ihanet şebekesinden kurtarmak, kaderini işçi sınıfı ile birleştirmiş sınıf devrimcilerini yönetimlere taşımak yaşamsal önemdedir. 2003 yılının ilk aylarında başlayacak olan Yol-İş kongre süreci böylesi bir başlangıç için önemli bir fırsattır. Daha şimdiden bulunduğumuz tüm alanlrda kaderimizi elimize alalım. Artık harekete geçme zamanıdır.

Alanda işçiler arasındaki birlik, dayanışma ve mücadele ruhunu yok etmek için aynı işi yapan, aynı alanda çalışan yol işçileri arasında statü farklılıkları politikası bilinçli olarak uygulanmaktadır. Kadrolu işçi, mevsimlik işçi, taşeron işçi vb. statü farklılaşması körüklenmektedir. “Ekip başı” vb. mekanizmalarda kadrolu şoför statüsündeki işçilerin görevlendirilmesi uzun bir süredir uygulanmaktadır. Aslında yapılmak istenen “ekip başı” vb. statü farklılaşması ile işçilerin bir kısmının kendilerini işveren gibi görmelerini sağlamaktır. 

Aynı işkolunda çalışmalarına, benzer işleri yapmalarına rağmen 63 bin işçinin ancak 33 bini sendikalıyken diğer işçiler sendika hakkından yoksunlar. Sendikal örgütlenmeyi yapması gereken ihanet şebekesi ise üç maymun rolünü oynuyor. Yol-İş duymuyor, görmüyor, bilmiyor (!) Sendikasız işçileri sendikaya üye yapmak şöyle dursun işçiler arasındaki ayırımı, düşmanlaşmayı derinleştirmek için ellerinden geleni ardlarına koymuyorlar.

Yol işlerinde çalışan tüm işçilerin sendikal hak ve özgürlükleri elde etmesi alana yönelik özelleştirme saldırısının boşa çıkarılmasıyla yakından ilgilidir. Bu durum işçiler arasındaki statü farklılaşmasının ortadan kalkmasının da doğal zeminidir. Başta alandaki sınıf bilinçli işçiler olmak üzere ilerici işçi potansiyelinin saldırıların kapsamı, niteliği ve nasıl boşa çıkarılacağı konusunda kesintisiz propaganda, ajitasyon ve örgütlenme faaliyeti sürdürme sorumluluğu ertelenemez bir noktadadır.

Aydınlatma ihtiyacı başta olmak üzere örgütlenmede ve harekete geçirmede de işlevsel bir araç niteliği taşıyan, alandaki güçler tarafından sürekli beslenen yol işçilerine seslenen bir bültenin çıkarılması son derece anlamlı olacaktır. Daha önce birkaç sayı çıkan karayolu işçileri bülteninde yer alan saldırıların kapsamı ve niteliği üzerine değerlendirmeler alandaki işçilerin deneyimleri ile doğrulanmaktadır. Bu nedenledir ki, saldırılara karşı mücadele çağrısı yapan sınıf devrimcilerinin yaratacağı etki dünden çok daha fazladır. Bu durum önemli bir avantajdır. Sınıf devrimcilerinin görevi bu avantajı en iyi şekilde değerlendirmektir.

Sonuç yerine

Alanda hareketli günlere doğru ilerliyoruz. Genelde ise yükselme sancıları çeken bir sınıf hareketiyle yüzyüzeyiz. Saldırıları önceden görmek, tanımlamak önemlidir. Ama daha da önemlisi bilinç açıklığı avantajıyla sürece yönelmek, müdahale etmek, sürecin hakkını vermektir. Yaşanan süreç yol işletmelerinde çalışan işçilerin karşı karşıya bulunduğu sorunların niteliği, daha şimdiden saptadığımız önümüzdeki sürecin hareketli bir süreç olacağı noktasındaki netliğimiz sürecin hakkını verdiğimiz koşullarda politik kazanımların elde edilmesi olanağını sunmaktadır. Bütün güç ve olanakları bu doğrultuda seferber etmek, olası hareketi geliştirmek, örgütlemek ve politik bakımdan güçlendirmek için hazırlıklı olmak gerekmektedir.

Alanda yayılarak gelişecek olan bir hareketliliğin sınıf devrimcilerinin yetersizliklerini aşmasına, yaratılan birikimin hızla toparlanmasına, etkin bir tarzda harekete geçirilmesine olanak sağlayacaktır. Bu durum aynı zamanda alandaki hareketliliğin zaaflarının aşılmasında da önemli bir şanstır.

Uzun yıllara yayılan hareketsizlik süreci, bilinç ve örgütlenme düzeyindeki yetersizlik, olası hareketin en önemli zaafıdır. Bu zaafın kısa sürede giderilemeyeceği gerçeğin bir yüzüdür. Gerçeğin diğer yüzü ise zaafların ataletin aşılmasında hareketli dönemlerin çok daha etkin olduğudur. Tarihsel deneyimler, uzun sürelerde yaratılamayan politik ve örgütsel birikimin, hareketli dönemlerde çok kısa sürede ortaya çıkabildiğinin tanığıdır.

Daha şimdiden sınıfın bağımsız iradesinin geliştirilmesi zemini üzerinde eylemin örgütlenmesi için yol işçileri platformlarının oluşturulması görevi önümüzde duruyor. Bu platformlar işlevselliğinin gücü oranında politik kazanımların toparlanması açısından da önemli bir araçtır. Bu bilinç açıklığı zemininde sınıf devrimcilerinin sürece yüklenmesi ertelenemez bir görevdir.