16 Kasım '02
Sayı: 45 (85)


  Kızıl Bayrak'tan
  Yaklaşan savaş ve yakıcı görevler
  "İşçilerin birliği, halkların kardeşliği" şiarıyla emperyalist savaşa dur diyelim!
  Savaşa hazırlıkta son perde
  Mecliste derin devleti artık CHP temsil edecek
  TİS'lerde esnek çalışma dayatılıyor!..
  Karayolu işçisi ve saldırıyı göğüsleme sorumluluğu
  Kurtuluş kendi örgütlülüğümüzdedir!
  Emekçilerin oyuyla sermayeye hizmete!
  Aldatıcı manevralar değil çözüm!..
  ÖO direnişinde yeni bir şehit: Serdar Karabulut
  Seçim çalışmalarının ardından sınıf ve kitle çalışmasının yeni dönemi
  Çürümüş düzenin kirli meclisi
  Floransa'da yüzbinlerce kişi kızıl bayraklar ve savaş karşıtı pankartlarla yürüdü
  Floransa'da Birinci Avrupa Sosyal Forumu...
  Birinci Avrupa Sosyal Forumu katılımcılarıyla röportajlar...
  ABD'de "Bizim adımıza değil!" oluşumunun açıklaması...
  Irak'a yönelik savaşın hazırlıkları tamamlanıyor
  Ayaklanma istiyoruz!
  KADEK'in cinayetlerini durduralım!
  "Sınıfa, Partiye ve Devrime Destek Gecesi"
  Bu gidiş nereye?
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
TİS’lerde esnek çalışma dayatılıyor!..

Dayatmalara ve satışlara karşı
taban inisiyatifi ihtiyacı

Metal ve tekstil işkollarında süren toplu iş sözleşmeleri tıkanarak arabulucu aşamasına geldi. Her iki sektörde de eş zamanlı olarak devam eden TİS görüşmelerinin tıkanıp uyuşmazlık zaptının tutulmasının nedenleri arasında “iş yasası ön taslağı”nda yer alan bazı maddelerin patronlar tarafından sözleşmelere yansıtılmak istenmesi bulunuyor. Diğer nedenler ise, savaş ve kurulacak olan yeni hükümetin bu konuda atacağı adımlar, hükümetten beklentileri...

Bilindiği gibi Temmuz ayında olağanüstü toplanan meclis, İş Güvencesi Yasa Tasarısı’nı görüşmüş ve yapılan pazarlıklar sonucu yasanın 15 Mart 2003’de yürürlüğe girmesi kabul edilmişti. Yürürlüğe girme tarihinin uzatılmasında mecliste patron örgütlerine verilen sözler etkili olmuştu. Milletvekilleri patronların ağzından konuşarak, “İş Güvencesi Yasası 1475 sayılı iş yasasıyla birlikte ele alınmalıdır, seçimden sonra kurulacak hükümetin öncelikli işi 15 Mart’a kadar iş yasası ön tasarısını mutlaka yasallaştırmak olmalıdır” demişlerdi. O günlerde T. Erdoğan kendisini ziyaret eden konfederasyon başkanlarına “iş güvencesi yasası iş yasasıyla birlikte çıkmalı” diyerek, seçim sonrası için gerçek niyetini açıkça beyan etmişti.

AKP liderinin işverenlere verdiği sözü tutması, sermayenin direktifleri doğrultusunda meclisten ilk olarak bu yasayı çıkarmak istemeleri beklenmeyecek bir tutum değildir. Metal ve tekstil patronları verilen sözlerin tutulması için bilinçli olarak TİS’ler uzatılıyor.

Tekstil işçilerinin kazanılmış hakları
gaspedilmek isteniyor

Tekstil işkolunda örgütlü olan Tekstil İşverenleri Sendikası ile TEKSİF, DİSK Tekstil ve Öziplik-İş arasında süren TİS görüşmelerinin tıkanmasına neden olan maddelerde işçilerin kazanılmış haklarının gaspı öngörülüyor.

Tekstil işverenleri işçilere yılda dört defa verilen ikramiyelerin dondurulmasını, üç ayda bir verilen erzak yardımının kaldırılmasını, doğum, ölüm, yakacak, giyim gibi yardımların sınırlandırılmasını dayatıyorlar. Bununla da yetinmeyerek iş yasası ön taslağındaki bazı maddelerin de TİS’lerde yer almasını istiyorlar.

TEKSİF, DİSK Tekstil ve Öziplik-İş’in başındaki işbirlikçi bürokrat takımı bu maddelerin kabul edilemez olduğunu, böyle bir sözleşmeye kesinlikle imza atmayacaklarını söyleyerek, işveren ısrar ederse “ip, inceldiği yerden kopar” diyorlar. İşçiler her sözleşme dönemin de bu tür söylemleri duydukları için alışıklar. Patronların ve hükümetin saldırılarına karşı boş sözleri aşan bir pratik ortaya konulmadığı, bu konuda bir hazırlık yapılmadığı sürece bürokratların sözleri hiçbir anlam ifade etmiyor. Zira patronlara karşı atıp tutarken, uzlaşma masalarında işçiye düşman kesilip, işçilerin bir kalemde patronlara satıldığının sayısız örneği bulunuyor.

Tekstil işçileri hakların gaspına yönelik bu dayatmaları ancak ortak bir duruşla, tabandan gelen bir birliktelikte püskürtebilir. Sendika bürokrasisinin ihaneti TİS komitelerinde örgütlenerek, sendikalara sahip çıkarak, inisiyatifi bürokratlardan alarak kırılabilir.

MESS esnek çalışmayı dayatıyor

Metal işçilerinin akıbeti de tekstil işçilerinden farklı değil. MESS ile metal işkolunda örgütlü Türk Metal, Birleşik Metal-İş ve Özçelik-İş arasında yürütülen TİS’ler ülke genelinde 250 işyerinde çalışan 100 bini aşkın işçiyi ilgilendiriyor. Bunlardan 156 işyerinde çalışan 86 bin işçi Türk Metal’e, geriye kalanı ise Birleşik Metal ve Özçelik-İş’e üye. Her sözleşme döneminde esnek çalışma dayatmasında bulunan MESS bu kez sırtını iş yasasında yapılmak istenen değişikliklere de dayayarak, kazanılmış olan tüm hakları gaspetmeye çalışıyor.

MESS patronları “kriz var”, “üretimde daralma var”, “sipariş eksikliği” gibi bahanelerle sendikalara üç maddelik bir teklif dayatıyor. Bu teklifteki maddeler kabul edilmeden asla ücretleri görüşmeyeceği tehdidini savuruyor. Otomotiv ihracatına ilişkin açıklanan rakamlar, MESS patronlarının kriz, daralma, sipariş eksikliği gibi söylemlerinin gerçek dışı olduğunu, asıl amaçlarının esnek çalışmayı sözleşmeye yansıtmak olduğunu gözler önüne seriyor. Örneğin otomotiv sektöründe Ekim ayında ihracatta yüzde 57.1 oranında artış kaydedildi. Artış oranı Ocak- Ekim ayları için ise yüzde 18 olarak belirtiliyor. MESS’in 3 maddelik teklifinin içeriğine kısaca baktığımızda, 1. maddede yer alan hükümler iş yasasında da yer alan “ödünç işçi, taşeronlaştırma, ücretsiz izin telafi çalışması, haftalık çalışma süresi, fazla mesailer, kıdem tazminatları” gibi hakların gasbının yasalaştırılmasından ibaret olduğunu görüyoruz. Bu hükümlerin TİS’lerde yer alması işçiler için ölüm fermanı anlamına geliyor.

Metal işçileri son yıllarda yoğun saldırılarla yüzyüze kaldılar. Sınıfın bütününü hedef alan bu saldırılardan onbinlerce metal işçisi işsiz kalarak, düşük ücretlere mahkum edilerek, taşeronlaştırma- sendikasızlaştırma gibi uygulamalarla toplusözleşme hakları ellerinden alınarak, ücretsiz izinlere çıkarılarak nasibini aldı. Metal işçileri kriz bahanesiyle tırmanan saldırıların faturasını fazlasıyla ödedi.

Sendika bürokratları uzlaşma arayışında

Yeni TİS süreciyle metal işçileri daha kapsamlı bir saldırıyla yüzyüze. Her TİS döneminde Türk Metal’in ihanetçi tutumu ve Hak-İş’e bağlı Özçelik-İş’in Türk Metal’den farklı olmayan davranışları ve Birleşik Metal-İş’in sendikal örgütsüzlük ve ihaneti aşacak bir irade ortaya koyamayışından kaynaklı tavizkar tutumu sonucu varlık yokluk derecesine inmesi nedeniyle MESS patronları daha kapsamlı saldırılara hazırlanıyorlar. Saldırılarının dozunu bu üç sendikanın tavrına göre ayarlıyorlar.

Geçmiş dönemde imzalanan TİS’lere baktığımızda, ihanetçi tutumun başını Türk Metal’in çektiğini görüyoruz. Geçen yıl “ya zamsız çalışırsınız ya da işsiz kalırsınız” dayatmasını yapan, kitlesel işçi kıyımlarına, taşeronlaştırmaya, ücretlerin düşürülmesine sessiz kalan Türk Metal idi. Özçelik-İş’in takındığı tutum da Türk Metal’inkinden farklı değildi. Zaten Türk Metal yöneticilerinin saldırıları engellemek gibi bir niyetleri yok. Eğer öyle olsaydı, bugün BEKO’da rutin hale gelen işçi kıyımlarının önüne geçerdi. Taşeronlaştırmaya ve düşük ücret uygulamasına izin vermezdi. Türk Metal ve Özçelik-İş’in ihanetçi hainlerinden saldırıları püskürtmelerini beklemek saflık olur. Üstelik olası tepkileri boğmaya çalışıyorlar.

Türk Metal’in MESS’in TİS’teki dayatmaları karşısındaki tavrı daha şimdiden belli. Bursa’da aralarında Oyak, Renault, Fiat, Tofaş, BOSCH, Karsan, STK gibi fabrikaların da bulunduğu 28 işyeri adına MESS’le masa başına oturan Türk Metal yöneticileri, krizden, durgunluktan bahsederek “... nereye gideriz, nerede biter onu zaman gösterir” diyorlar. Daha şimdiden ihanete giden yol için yeşil ışık yakıyorlar.

Birleşik Metal ve Özçelik-İş yöneticileri de MESS’in dayatmalarını kabul etmenin açıkça işçilere ihanet anlamına geldiğini ve işçilerin tepkisini göstereceği eylemler yapacaklarını söylüyorlar. Bu söylemlerin ne anlama geldiğini kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklardan çok iyi biliyoruz. İhanetçi Özçelik-İş de, tavizci Birleşik Metal-İş de Türk Metal’den farklı bir tutum sergilemeyeceklerdir. Her zaman yaptıkları gibi Türk Metal’in imzalayacağı satış sözleşmesinin fotokopisine imza atıp, ardından buna mecbur kaldıklarını açıklayacaklardır.

Metal ve tekstil işçileri ortak tutumla
saldırıları püskürtebilir

Saldırılara karşı koyacak tek güç işçilerin örgütlü gücüdür. Metal işçileri geçmişten de dersler çıkararak patronların dayatmalarına karşı ortak bir duruş sergilemek zorundadırlar. Sendikaların satışla sonuçlanan tutumlarını mahkum etmenin ve saldırıları püskürtmenin yolu başta öncü işçilerin birliğinden ve mücadelesinden geçmektedir. İşyeri temsilcileri ve tüm öncü işçiler şimdiden TİS komitelerinde işçileri biraraya getirmek için canla başla çalışmalıdırlar. Sendika bürokrasisinin ihanetçi tutumunu kırmanın ve inisiyatifi bu hainler çetesinin elinden almanın yolu da buradan geçmektedir. TİS’leri saldırı değil bir kazanım haline getirmek için bugünden fabrikalarda işyeri komitelerinin kurulması gerekiyor. Ancak böyle bir birliktelikle hakların gaspı anlamına gelen esnek çalışma dayatmsını püskürtmek mümkündür.

Emperyalist savaşa karşı yükseltilen ses
patronların saldırılarına da güçlü bir cevap olacaktır

TİS’lerin tıkanması durumunda greve başvurulursa, sermaye hükümeti savaşı bahane ederek yasaklama yoluna gidecektir. Zaten patronların ortak hareket ederek TİS’leri uzatmasının bir gerekçesi de savaş beklentisi. Metal işçileri grev yasaklamaları durumunda alacağı tutumu şimdiden belirlemelidirler. Biz biliyoruz ki, bu ülkede grevlerin yasaklanması salt savaş bahanesiyle olmuyor. “Ekonomik kriz”, “milli güvenlik” gibi bahanelerle de grevler, gösteri ve yürüyüşler yasaklanıyor. Temel demokratik hak ve özgürlükler kısıtlanıyor. Saldırılar artıyor.

Yakın geçmişte “güvenlik” bahanesi adı altında cam ve belediye işçilerinin grevleri Bakanlar Kurulu kararları ile yasaklanmıştı. Bu yasaklamadan cesaret alan patronlar, önümüzdeki dönemde de grevlerin savaş bahanesiyle yasaklanacağından eminler.

Metal işçileri kendilerine yönelik saldırıları püskürtmek için mücadele etmenin yanında emperyalist savaşa karşı da seslerini yükseltmek zorundadırlar. Türkiye’nin de savaşa katılması halinde işçileri bekleyen sonuçlar ortadadır. ‘91 yılındaki Körfez Savaşı’ndan daha ağır yıkımlar işçi sınıfı ve tüm emekçileri bekliyor. ‘91 Körfez Savaşı’nın ardından tüm grevler yasaklanmış, binlerce işçi işinden olmuş, direnişler bitirilmişti. İmzalanan TİS’lerin ardından toplu işçi kıyımına gidilmiş, birçok işletme kapatılmıştı.

Emperyalist savaş ve çalışma koşullarının kötüleştirilmesi birbirinden bağımsız değildir. Savaşa ve ücretli kölelik uygulamasına karşı yükseltilecek her ses sermayenin topyekûn saldırılarının önüne örülecek bir barikat olacaktır.



Yeni iş yasası çıkmadan uygulanmaya başlandı

“Esnek çalışma” yasası daha meclise gelmeden fabrikalarda uygulanmaya başlandı. Çalıştığım tekstil fabrikasında işçilere imzalatılan işyeri sözleşmesinde yeni yasadaki koşullar dayatıldı. Bu sözleşmeyi imzalayarak, işverenin bütün koşullarını kabul etmiş olduk. Fabrikada örgütlülüğün olmayışı patronun işini daha da kolaylaştırıyor.

Sözleşmenin içeriğinde yasa tasarısından maddeler yer alıyor. Örneğin tasarıdaki “belirli sürelerle çalışma” ile ilgili maddede sürenin önceden belli olması hükmü varken, bize imzalatılan sözleşmede süre belirtilmiyor. İşverenin iş durumuna göre bu süre belirlenecek. Yani işçi fabrikaya girdiğinde ne kadar çalışacak, patron ne zaman işten çıkaracak belli değil. Üstelik patron işten çıkartırken önden bildirimde bulunmak zorunda da kalmayacak.

Bir diğer madde ise değişik bölümlerde ve fabrikalarda çalıştırma ile ilgili. Buna göre patron işçiyi istediği bölümlerde, hatta il sınırları dışında da olsa başka bir fabrikada çalıştırabilecek. Üretim düşüklüğünü mazeret gösterip istediği zaman işçinin işine son verebilecek. İmzalatılan sözleşme işten atmaya neden olarak gösterilebilecek birçok keyfi madde içeriyor. Bu sözleşme Mart 2003 tarihinde yürürlüğe girecek olan sözde iş güvencesi yasasını da fiilen rafa kaldırıyor. İşçi patronun dayattığı bütün keyfi koşulları baştan kabul etmiş oluyor. Ayrıca sözleşmeye karşı çıkıldığında işsiz bırakılmak da sözleşmedeki bir maddeyle garanti altına alıyor.

Çalıştığımız fabrikadaki bu uygulama birçok fabrikaya yansıyacaktır. Küçük atölyelerde esnek çalışma yıllardır uygulanmaktaydı. Büyük fabrikalarda ise artık yasal hale getiriliyor. Örgütlü fabrikalardaki toplusözleşmeler üzerinden bakarsak, ücret artışlarından sosyal haklara kadar birçok değişiklik yapılmaktadır. İşçilerin haberi dahi olmadan sendikacılarla patronlar arasında TİS’leri geçersizleştiren protokoller imzalanabilmektedir. Örneğin yakın zamanda Reha Tekstil işçileri tam da böyle bir ihanetle karşı karşıya kaldılar.

Tekstil işkolunda sendikalı 40 bin işçiyi ilgilendiren görüşmeler birçok dayatma nedeniyle uyuşmazlık aşamasında. Tekstil işverenlerinin öncelikle dayattığı, esnek çalışmanın uygulanması. Esnek çalışma, mesai saatlerinin işverenin keyfince ayarlanması, sosyal hakların gaspı işçi sendikalarından talep ediliyor. Tekstildeki sendika başkanları toplusözleşmelerle ilgili yaptıkları ortak açıklamalarda ise, işverenlerin yükünün azaltılmasında öncelikle devletin adım atmasını, işçi maliyetlerini düşürmesini talep ediyorlar.

DİSK Başkanı Süleyman Çelebi TİS görüşmeleri öncesinde, “İşverenin SSK primleri, vergiler ve enerjinin pahalı olmasından kaynaklanan sıkıntıları olduğunu biliyoruz. İşverenlerin niteliğine göre belli esneklikler sağlanabilir. Ancak işçimiz mağdur etmeyecek enflasyon üzerinde belli bir refah payı ile sözleşmeleri imzalamak istiyoruz” diyerek, işverenlere her türlü esnekliği baştan sağlayacaklarını taahhüt etmiş bulunuyor.

Tekstil sektörü 1985’lerden sonra Türkiye’nin en önemli ihracat gelirine sahip oldu. Bu alana yatırım yapan patronlar, işçi ücretlerini sürekli düşük tutarak, çalışma koşullarını ağırlaştırarak büyük kârlar elde ettiler. Tekstil sektörü hala da en kârlı yatırım alanı durumunda. Bütün tekstil işyerlerinde en ağır çalışma koşulları uygulanıyor. 2 milyonun üzerindeki tekstil işçisinin çok az bir kısmı SSK’ya kayıtlı. Kayıtlı olanların da sigorta primleri düzenli yatırılmıyor.

Günde 10-14 saat, çoğu zaman sabahlamalara karşın ne ücretler gününde ödenmekte, ne de fazla mesai paraları. Patronların tek düşüncesi kârına kâr katmak. Bunun için de bant sistemi, parça başı ya da grup çalışması gibi sistemlerle işçiler arasında sürekli rekabet yaratılıyor. Tekstilde yoğunluklu olarak kadınlar ve 18 yaşın altında çocuklar çalıştırılıyor. Sınıf mücadelesi deneyiminden yoksunluk, örgütsüzlük ve yoğun işçi sirkülasyonu gibi nedenlerden ötürü kalıcı bir örgütlülüğün yaratılması oldukça zor. İşkolunu örgütsüz ve aynı zamanda yedek işgücünün diğer alanlardan daha fazla olması, işverenleri daha pervasız hale getiriyor.

Tekstil sektörü bu nedenlerle yabancı yatırımcılar için de iştah kabartıcı bir alan. AKP’li bir milletvekili adayının seçim çalışmaları sırasında söylediği “tekstil çok verimli bir sektör, otunu veriyoruz, sütünü sağıp etini yiyoruz” sözü, tekstil işçilerinin durumunu anlatıyor. Tekstil işçileri sermayedarlara gerçekten birer koyun gibi görünüyor.

Tekstil sektörünün bu kadar kârlı olması sürekli yeni fabrikaların açılmasını sağlıyor. Özellikle seçimden galibiyetle çıkan AKP başkanı T. Erdoğan’ın küçük ve orta ölçekli sanayicilere her türlü desteği verecekleri sözü, bu alandaki dizginsiz sömürünün boyutunun artacağına işarettir. Türkiye Giyim Sanayicileri Başkanı Umut Oran, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a verdiği brifingde, nitelikli sanayi bölgelerinde tekstilin de yer almasını istiyor. Bu bölgelerdeki yabancı yatırımcılara uygulanan vergiden muafiyet vb. her türlü kolaylığın kendilerine de sağlanmasını istiyor. Böylece yıllarca vergi vermeyerek, fabrikalarında düşük ücretle işçi çalıştırabilecekler. Buna esnek çalışma yasası da eklendiğinde, tekstil patronları içi dikensiz gül bahçesi yaratılmış olacak.

Gerek esnek çalışma yasasına, gerekse işverenlerin dayattığı keyfi sözleşmelere karşı çıkmanın tek yolu örgütlülükten geçmektedir. Topyekûn saldırılara karşı cevabımız örgütlü birliğimizle mücadele olmalıdır. Varolan hakların gaspını önlemek ve insanca çalışma ve yaşam koşullarını elde etmek görevi hepimizindir.

Sınıf bilinçli bir tekstil işçisi/İstanbul