24 Ağustos'02
Sayı: 33 (73)


  Kızıl Bayrak'tan
  Emperyalizme ve işbirlikçi burjuvaziye karşı işçi sınıfının bağımsız çizgisi
  Düzen siyaseti ve sendikal ihanet
  CHP solda değil sağda, işçi ve emekçilerin değil sermayenin safındadır!
  ABD'nin Ortadoğu halklarına yönelik tehdidi ve Arap ülkeleri
  Ebu Nidal'in ölüm haberleri ve "sahibinin sesi" medyanın Filistin düşmanlığı
  Sendika ağaları ihanette sınır tanımıyor
  Emperyalist savaşa ilişkin çatlaklar
  Hacıbektaş şenlikleri ve komünistlerin müdahalesi...
  Hacıbektaş şenliklerine yapılan müdahalenin anlamı, önemi ve sonuçları
  Devrimci basına baskın ve gözaltı terörü...
  Seçim gündemi ve burjuva siyaset arenasına yansıyanlar
  Onbini aşkın kamu emekçisinin coşku ve kararlılık dolu eylemi
  Ankara Öncü İşçi-Emekçi Platformu Bülteni'nden...
   Mevzi direnişlere devrimci müdahalenin önemi
   Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Bülteni'nden...
   Metal işçilerinin TİS döneminde sorunları ve görevleri
   İspanya'da iç savaş ve Federico Garcia Lorca
   Güney Kürdistan ve devrimci yurtsever görevler
   İş güvencesi yasası seçim malzemesi
   Melek Birsen Hoşver zorla müdahale sonucu şehit düştü
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Utanç verici bir durum: SESSİZLİK!

Melek Birsen Hoşver de öldü. Ankara’da Numune Hastanesi mahkum koğuşunda, sessiz bir ölüm daha yaşandı.

19 Aralık 2000 tarihli operasyonda ölenler de dahil 95’e ulaştı sayı. Tutuklu ve hükümlülerin 480’i Wernicke-Korsakof rahatsızlığına yakalandılar.

Dünya cezaevleri tarihine en uzun süreli ölüm orucu eylemi olarak geçiyordu eylem.

Bir futbolcunun saçının teli kadar, bir mankenin birkaç saatlik kaçamağı kadar haber değeri taşımıyordu, Birsenler’in, Fatmalar’ın, Mehmetler’in ölümü.

İnsan hakları savunucuları, sayıları, isimleri, rahatsızlık türlerini ve ölüm haberlerini rapor etme travmasını yaşadılar. Tedavi hizmetlerini veren sağlık emekçileri ayrı ve yoğun bir travma etkisini yaşıyorlar.

Sessizlik denen utanç verici durumu yaşıyoruz. İletişim ağımızdaki yerli-yabancı herkese sesleniyoruz: Türkiye cezaevlerinde ölüm orucu eylemi sürüyor ve ne yazık ki gencecik insanlar birer birer ölüyor. Türkiye cezaevlerinde ölüm orucu eylemi sürüyor ve böyle bir eyleme neden olan tecrit koşullarını ortadan kaldırmıyor Adalet Bakanlığı. Tutuklu ve hükümlülerin "kendi kendilerini tecrit koşullarında tuttuğu" yolundaki mantık dışı açıklamalar, doğal ki, durumu düzeltmiyor.

Ankara Numune Hastanesi’nde Tanju Mete, Serdar Karabulut, Talat Şanlı, Fatma Tugay Köse, Feride Harman da ölümle pençeleşen tutuklu ve hükümlüler arasında.

Tecride hayır!

Sessizlikle ölümleri izlemeye hayır!

Yokmuş gibi muamele yapmaya ve böyle bir muamele görmeye hayır!

Türkiye cezaevlerinde ölüm oruçları var!

Türkiye’de F tipi cezaevlerinde tutuklu ve hükümlüler tecrit koşullarında tutuluyorlar!

Kendi kişisel tarihimiz ve ülkemiz tarihi açısından, bu utanç verici durumu reddetmeliyiz.

"Bilmiyorduk" diyemeyiz. Biz biliyoruz ve bildiklerimizi kamuoyu ile paylaşıyoruz. Size haber veriyoruz. Değerlendirme ve yorumlarımızla üstelik.
Melek Birsen Hoşver bir insandı ve tüm insanların olduğu gibi, O’nun yaşam hakkı da bir ‘değer’i ifade ediyordu.

Hüsnü Öndül
İHD Genel Başkanı



Ölüm Orucu’nda 94. can...

Melek Birsen Hoşver zorla müdahale sonucunda şehit düştü

“Direniş Sürüyor... 94 Şehit... Hücre Duvarlarını Yıkalım İnsanları Yaşatalım!..”

Melek Birsen Hoşver Ankara Numune Hastanesi’nde 22 Ağustos günü zorla müdahale sonrasında yaşamını yitirdi. 21 Ağustos günü işkencelerden geçirilerek yaşamı elinden alındı.

Evlatlarımız, canlarımız birer birer yaşamlarını yitiriyor. M. Birsen Hoşver'de insanca, onurlu bir yaşam istedi. Bu amaçla Malatya Hapishanesi'nde 7. ölüm orucu ekiplerinde yer alarak, 26 Eylül 2001'de bedenini açlığa yatırdı. 330 gün boyunca taleplerinin kabul edilmesini istedi.

M. Birsen Hoşver 23 yaşındaydı. 26 Eylül 2001'den 22 Ağustos 2002'ye kadar gün gün ölümün üzerine yürüdü. Haklı taleplerini duyurmak istedi tüm dünyaya. Duyarlı, demokrat olan ve kendine insanım diyen herkesin bu sesine kulak vermesini istedi. Bu konuya kör, sağır, dilsiz olanlar M. Birsen Hoşver'in ölümünden sorumludur.

Biz TAYAD'lı aileler olarak tecritin kaldırılması ve ölümlerin durdurulması için tüm duyarlı demokrat kurum ve kuruluşları, kendine insanım diyen herkesi yanımızda görmek istiyoruz. Birlikte Birsen'lerin sesine ses verelim. Ölümleri durduralım.

TECRİTE HAYIR!!! ÖLÜMLERİ DURDURUN!!!

TAYAD’lı Aileler
22 Ağustos 2002



Ölüm Orucu sürüyor... Ölümler de...

Bugün sabaha karşı Ankara Numune Hastanesi'nde Ölüm Orucu eylemini sürdüren Birsen HOŞVER yaşamını yitirdi. Birsen HOŞVER, 26 Eylül 2001 tarihinde Malatya Hapishanesi'nde Ölüm Orucu'na başlamıştı. Ölüm Orucu 7. ekiplerde yer alıyordu.

Birsen Hoşver'in yaşamını yitirmesi ile Ölüm Orucu eyleminde yaşamını yitirenlerin sayısı 94'e ulaştı.

Onlarca tutuklu hücrelerde ve hastanelerde ölüm sınırında.

Yüzlerce tutuklu tecrit ve izolasyon işkencesi altında yaşamlarını sürdürmekte.

Soruyoruz, bu durum daha nereye kadar sürecek?

Tutuklular insani haklarını talep etmekteler...

Tek talepleri insanca yaşamak...

Ancak 2000 yılından bu tarihe kadar, bu konuda hiçbir adım atılmaması, ısrarla yaşanan ölümlere seyirci kalınması;

"Tek kişilik lüks odalar" diye tanıtılan F tipi cezaevlerinin kime yarar sağladığı gün gibi ortadadır. Amaçlanan, tutukluları yaşamdan soyutlayarak, düşünmeyen, üretmeyen, paylaşmayan varlıklar haline getirmektedir.

Tam da bu amaca uygun davranılarak, ölümlere seyirci kalınmaktadır.

Halkın Hukuk Bürosu
22 Ağustos 2002



Faaliyetimiz yoğun bir şekilde devam ediyor

Genç komünistlerin aralıksız sürdürdüğü yaz çalışması verimli geçmektedir. İnançla ve ısrarla devam eden ve edecek olan çalışmamız karşılığını bulmakta ve biz genç komünistlerin pratiği anlamlı kazanımlarla devam etmektedir. Çalışmanın başarılı bir biçimde tasarlanmış olması, yeni yoldaşlarımızı kısa zaman dilimi ve yoğun çalışma içinde, kendi alanlarında ve diğer alanlarda yetkinleştirmektedir.

Eğitim çalışmalarının ve pratik faaliyetlerin hızla sürdüğü bugünlerde son olarak genç komünistler, bir sanayi sitesinde 100’ün üzerinde Ekim Gençliği dağıtımı yaptı. Ekim Gençliği’ne ilgi oldukça iyiydi. Genç işçi ve emekçilerin dergimize bu ilgisi bizleri şaşırtmadı. Biz biliyoruz ki bunun bir günlük bir geçmişi yok. Bu ilgi uzun zamandır aralıksız süren yoğun çalışmalarımızın bir sonucudur.

Dağıtımın hemen ardından ayrılırken gazetemizin herkesin elinde okunur olması görülmeye değerdi. Bunu sürekli kılmak, biz genç komünistlerin çalışmasına bağlı olarak, imkansız değildir. İşçi ve emekçilerin gazetemize sahip çıkması, onların gazetemize “gazetemiz” demesi, biz genç komünistlerin yoğun çalışmasına sıkı sıkıya bağlıdır.

Ekim Gençliği/Ankara



Sefaköy İşçi Kültür Evi’nde
Nazım Hikmet etkinliği

18 Ağustos Pazar günü Sefaköy İKE’de tiyatro sanatçısı Erdoğan Egemenoğlu, Nazım Hikmet’in şiirlerinden oluşan bir oyun sergiledi. Gösterimden önce yapılan konuşmada Nazım Hikmet’in sistem tarafından bilinçli olarak devrimci kimliğinden yalıtıldığı, gerçekte Nazım Hikmet’in komünizmin şairi olduğu, bunun şiirlerinden de açıkça anlaşıldığı vurgulandı.

Yaklaşık 1,5 saat süren program izleyiciler tarafından büyük bir ilgiyle izlendi. 60 kişinin katıldığı etkinlikte Nazım Hikmet’in birçok şiirini büyük bir ustalıkla oyunlaştıran Egemenoğlu, program sonunda izleyenlerle alternatif sanat ve tiyatro üzerine kısa bir söyleşi yaptı.

SY Kızıl Bayrak/Sefaköy