24 Ağustos'02
Sayı: 33 (73)


  Kızıl Bayrak'tan
  Emperyalizme ve işbirlikçi burjuvaziye karşı işçi sınıfının bağımsız çizgisi
  Düzen siyaseti ve sendikal ihanet
  CHP solda değil sağda, işçi ve emekçilerin değil sermayenin safındadır!
  ABD'nin Ortadoğu halklarına yönelik tehdidi ve Arap ülkeleri
  Ebu Nidal'in ölüm haberleri ve "sahibinin sesi" medyanın Filistin düşmanlığı
  Sendika ağaları ihanette sınır tanımıyor
  Emperyalist savaşa ilişkin çatlaklar
  Hacıbektaş şenlikleri ve komünistlerin müdahalesi...
  Hacıbektaş şenliklerine yapılan müdahalenin anlamı, önemi ve sonuçları
  Devrimci basına baskın ve gözaltı terörü...
  Seçim gündemi ve burjuva siyaset arenasına yansıyanlar
  Onbini aşkın kamu emekçisinin coşku ve kararlılık dolu eylemi
  Ankara Öncü İşçi-Emekçi Platformu Bülteni'nden...
   Mevzi direnişlere devrimci müdahalenin önemi
   Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Bülteni'nden...
   Metal işçilerinin TİS döneminde sorunları ve görevleri
   İspanya'da iç savaş ve Federico Garcia Lorca
   Güney Kürdistan ve devrimci yurtsever görevler
   İş güvencesi yasası seçim malzemesi
   Melek Birsen Hoşver zorla müdahale sonucu şehit düştü
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Amerikan emperyalizmi Irak’a saldırı konusunda
Arap ülkelerinden beklediği desteği alamadı...

ABD’nin Ortadoğu halklarına yönelik tehdidi ve Arap ülkeleri

Amerikan emperyalizmi tüm Ortadoğu’yu içine alacak savaş hazırlığını aralıksız sürdürüyor. İsrail’in de aktif rol alması beklenen bu savaş, bölge devletlerini tedirgin ediyor. ABD’nin en has uşakları da aynı kaygıları taşıyor. Irak’ın, İsrail’in nükleer silahlarıyla yokedilmesinden sözeden felaket senaryolarından bile bahsedildiği gözönüne alınırsa, bu kaygıların yersiz olmadığı anlaşılır.

Körfez Savaşı’nda kurtarıcıydı...

‘91 Körfez Savaşı’nda Ürdün ve Filistin dışında, Ortadoğu’daki tüm Arap ülkeleri Amerikan askerleriyle aynı mevzileri paylaşma utancını yaşadılar. O zaman Amerika’nın başını çektiği emperyalist ittifaka kurtarıcı gözüyle bakıyorlardı. Bu bakış, Arap halklarının olmasa da gerici rejimlerin ortak özelliğiydi.

Saddam rejiminin dizginlenmesi ve Kuveyt’in “özgürlüğü” için Amerika’yı kurtarıcı sananlar ne büyük bir yanılgı içinde olduklarının farkına zamanla varmaya başladılar. Savaşta ölen yüzbinler bir yana, Irak’a uygulanan ambargo sayesinde, neredeyse Kuveyt’in toplam nüfusu kadar Iraklı çocuğun ölmesine ses çıkarmayanlar, şimdi kendileri “kurtarıcı” haydudun tehdidi altında bulunuyor. Emperyalizme elini verenlerin, kollarından da öte şeyler kaybetmeleri kaçınılmazdır.

Amerika ‘91’deki desteği hayal bile edemiyor

Irak’a saldırmaya hazırlanan Amerikan emperyalizmi ‘91’de Arap ülkelerinden aldığı desteği artık hayal bile edemiyor. Son on yıllık gelişmeler en Amerikancı rejimlerin bile bu savaşa karşı “tavır” almasını zorunlu kılacak boyuttadır. Perde arkasındaki pazarlıklar ne durumda olursa olsun, kitlelerin önüne çıkan tüm liderler, Irak ile Birleşmiş Milletler’in bu sorunu görüşmeler yoluyla çözmesi gerektiği yönünde görüş bildiriyorlar.

Gerici Arap rejimlerinin aldığı bu tutumun, Irak halkının yıkımına karşı çıkmakla bir ilgisi yok. Eğer böyle bir duyarlılığa sahip olsalardı, siyonizmin Filistin halkına uyguladığı katliam ve yıkıma seyirci kalmazlardı. Onların asıl kaygıları gerici rejimlerini ayakta tutmak, sömürücü sınıfların çıkarlarını güvence altına almaktır. Yaptıkları bütün politik ve diplomatik manevraların asıl nedeni budur. Yine de bu haliyle bile birçok Arap ülkesinin aldığı bu tutum, Amerika’nın Irak’a saldırırken işini bir yere kadar zora sokacaktır.

Savaşa açık destek, Arap halklarını
karşısına alacaktır

İsrail, Amerikan emperyalizmine sırtını dayayarak Filistin halkına her türlü zulüm ve yıkımı yapabilmektedir. Bu gerçeği Arap halkları da çok iyi biliyorlar. Bundan dolayı ABD’yi doğrudan Filistin halkının katili olarak görmeleri gayet doğal ve akla uygun bir yaklaşımdır. Irak halkının ambargo kuşatması sonucu çektiği acı ve sıkıntıları da buna eklemek gerek. Bu koşullarda Arap rejimlerinin Amerika’nın başlatacağı böylesine vahşi bir savaşa açıktan destek verebilmek için, halk kitlelerinin çoğunu cepheden karşılarına alması gerekir. Göründüğü kadarıyla şimdilik böyle bir riskin altına girmeye niyetli değiller.

Ortadoğu halklarında anti-Amerikancılık ağırlıklı olmakla beraber anti-emperyalist bir bilinç ve duyarlılık olduğu bilinmektedir. Kuşkusuz ki bunu en iyi bilen de bizzat gerici Arap rejimleridir. Emperyalist savaşa verecekleri destek, halk kitlelerinin onları Amerika ile aynı kefeye koymalarını sağlayacaktır. Uşaklık yaptıkları dünyanın en saldırgan emperyalist gücü Amerika’ya karşı titrek de olsa seslerini çıkarabilmelerinin altında yatan temel neden budur. Amerikan emperyalizminin onları açıktan bir kukla olarak kullanmak istemesi, farklı emperyalist odaklarla ilişkiler geliştirme arayışları ve bazı bölgesel hesaplar da, söz konusu tutumun alınmasındaki etkenler olarak değerlendirilebilir.

Bush yönetimi “havuç”tan “sopa”ya geçiyor

Bölge ülkelerinin aktif desteğini alabilmek için yoğun bir diplomasi yürüten ABD, bundan sonuç alamadı. Suudi Arabistan gibi Amerika’nın en sadık uşağı bir rejim bile şimdiye kadar geri adım atmadı. Bu tavır, baş haydut ABD’nin havucu bırakıp sopayı ele almasını sağladı. Artık diplomasi değil, doğrudan tehdit sözkonusudur. Önce Suudi Arabistan için dile getirilen “düşman muamelesi”, gelinen yerde, savaşa tam destek vermeyen tüm Ortadoğu ülkelerini kapsayacak şekilde genişletildi. Amerikalı diplomatlar bu tehdidi açıktan savurdular. Bu açık tehdit, ABD’nin, Irak’a kesinlikle saldıracağının son göstergesi olarak da değerlendiriliyor.

Suriye, Lübnan ve İran zaten Bush’un “şer ekseni” içinde yer almaktadırlar. Yaptıkları açıklamalarla Irak’a karşı bir saldırıyı onaylamadıklarını dile getirmişlerdir. Hatta Suriye, Amerika’nın kendisi için kukla yönetimler kurarak İsrail’i güçlendirmek istediğine dair açıklamalara resmi yayın organlarında yer verdi. Mısır ise, “rejimi değiştirilecek ülkeler” içinde sayılmaya başlandı. Oysa Hüsnü Mübarek yönetiminin Amerika’ya uşaklığı herkes tarafından bilinmektedir. Bu ülke halen İsrail’den sonra Amerika’dan en çok yardım alan ülkedir. Buna rağmen Mısır yönetimi yaptığı açıklamalarla savaşın risklerine dikkat çekip soruna diplomatik yollardan çözüm bulunmasını telkin etmektedir. Bu ihtiyatlı açıklamalar, “Teksas kovboyu” Bush’un canını sıkmaktadır.

Amerika’nın tehdit ve şantajlarına karşı, Arap ülkelerindeki rejimlerin bu tutumlarını ne zamana kadar sürdüreceklerini kestirmek şimdilik biraz zor. Bunu, halk kitlelerinin anti-emperyalist tepkisini kitlesel, eylemli bir biçimde açığa vurup vurmaması belirleyecektir.

Suudi Arabistan’ın durumu

Suudi Arabistan’la ilgili ise şimdiden bir kayıt düşülebilir. ‘91 Körfez Savaşı’nda Amerikan hava saldırıları Dahran kentinde bulunan Prens Sultan Hava Üssü’nden yönetilmişti. Savaşın finansmanı konusunda da bu ülkenin milyarlarca dolar akıttığı bilinmektedir. Bu yönüyle Suudi Arabistan, Irak’a saldırı için oldukça uygun bir konuma ve mali imkanlara sahip bir ülkedir.

Son gelişmeler, karşılıklı olarak yapılan açıklamalar, iki ülke ilişkilerinde belli sorunlar yaşandığını gösteriyor. ABD’nin yaptığı “Suudi Arabistan’a düşman muamelesi yapılacak” açıklamasından sonra, 11 Eylül’de yakınlarını kaybeden yüze yakın kişinin aileleri Suudi Krallığı’na mensup bazı üst düzey yöneticiler hakkında rekor düzeyde tazminat davası açtılar. Bu gelişme krallıkta büyük bir rahatsızlığa yol açtı. Bunun ardından Suudi yönetiminin resmi yayını olan El Riyad gazetesi; krallığın ABD’den başlayarak uluslararası ilişkilerini yeniden değerlendirmesi gerektiğini belirtmişti. Yine aynı yazıda; “ABD’nin stratejik tercihimiz olduğunu ve bunun değiştirilemeyeceğini söyleyenleri sorgulamalıyız” ifadesi kullanıldı. Bu gelişmelerin seyri savaş yaklaştıkça netleşecektir.

Washington kaynaklı, “İngiltere ve Türkiye’nin destek vermesi bizim için yeterlidir” tarzındaki açıklamalar, Amerika’nın Arap ülkelerinden destek alamayabileceği ihtimalini hesaba kattığını gösteriyor. Türkiye’nin de, Arap ülkelerini karşısına almamak, bazı Arap ülkelerinin savaşa destek vermelerini sağlaması için Amerika’dan talepte bulunması vb. olguları biraraya getirdiğimizde, ABD’nin, Arap ülkelerinden kolayından destek bulmasının mümkün olmadığını görebiliriz.

Ürdün ve Körfez ülkeleri desteğe hazır

Bütün Arap ülkelerinin aynı tutum içinde olmadığını belirtmeye gerek yok. Ancak savaşa destek vermeye hazır olan ülkelerin Arap dünyasında pek bir etkileri olmadığı da bir gerçek. Belki Ürdün bir yere kadar bunun dışında tutulabilir. Ama Ortadoğu’da en etkili ülkelerin başında Mısır, Suriye ve Suudi Arabistan gibi ülkeler gelmektedir ki, bunların tutumlarına yukarıda değindik.
Ürdün krallığı Irak’a saldırıya destek vereceğine dair Amerika’ya teminat vermiş görünüyor. Ürdün yönetiminin bu teminatı gönül rahatlığıyla vermediği açık. Zira bu ülke nüfusunun yarısı Filistinliler’den oluşuyor ve bu kitlenin büyük çoğunluğu Amerikan emperyalizminden nefret ediyor. Bundan dolayı Amerikancı Haşimi krallığı derin bir çıkmaz içinde bulunuyor.

Suudi Arabistan dışında kalan Körfez ülkeleri ise savaşa destek verme eğilimindeler. Savaşla ilgili yapılan açıklamalar, bu ülkelere Amerikan ordusu tarafından yapılan askeri yığınak vb. veriler bu ülkelerin Irak’a yönelik saldırıya destek vereceklerinin göstergeleridir.

Özellikle Katar, Bahreyn ve Kuveyt bu ülkelerin başında yer alıyor. ABD’nin, Irak’a Güney’den saldırmak için Katar’da bulunan El Udeyd Hava Üssü’nü merkez olarak kullanacağı yönünde yapılan açıklamalar da bu yöndeki değerlendirmeleri güçlendiriyor.

Şeyhlerin monarşik yönetimleri altında bulunan bu ülkelerin bazıları, Amerika için işe yaradıklarında, Amerika’nın kendilerini güvende hissetmelerini mümkün kılacağını hesap etmektedirler. Türk burjuvazisinin Irak halkının yıkımından azami yarar elde etmek için çırpınması misali, bu şeyhler de kokuşmuş monarşik iktidarlarını teminat altına almaya çalışıyorlar. Böylece sefil çıkarları için Irak’ın yakılıp yıkılmasına, halkının da kitlesel olarak katledilmesine gönüllü destek sunma onursuzluğunu taşımaya hazırlanıyorlar.

Anti-emperyalist mücadele tüm savaş destekçilerini de hedef alacak tarzda geliştirilmelidir. Zira bu hainler bölge halklarını sırtından hançerleyerek Ortadoğu’nun bir halklar mezbahasına çevrilmesi için destek vermektedirler.