24 Ağustos'02
Sayı: 33 (73)


  Kızıl Bayrak'tan
  Emperyalizme ve işbirlikçi burjuvaziye karşı işçi sınıfının bağımsız çizgisi
  Düzen siyaseti ve sendikal ihanet
  CHP solda değil sağda, işçi ve emekçilerin değil sermayenin safındadır!
  ABD'nin Ortadoğu halklarına yönelik tehdidi ve Arap ülkeleri
  Ebu Nidal'in ölüm haberleri ve "sahibinin sesi" medyanın Filistin düşmanlığı
  Sendika ağaları ihanette sınır tanımıyor
  Emperyalist savaşa ilişkin çatlaklar
  Hacıbektaş şenlikleri ve komünistlerin müdahalesi...
  Hacıbektaş şenliklerine yapılan müdahalenin anlamı, önemi ve sonuçları
  Devrimci basına baskın ve gözaltı terörü...
  Seçim gündemi ve burjuva siyaset arenasına yansıyanlar
  Onbini aşkın kamu emekçisinin coşku ve kararlılık dolu eylemi
  Ankara Öncü İşçi-Emekçi Platformu Bülteni'nden...
   Mevzi direnişlere devrimci müdahalenin önemi
   Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Bülteni'nden...
   Metal işçilerinin TİS döneminde sorunları ve görevleri
   İspanya'da iç savaş ve Federico Garcia Lorca
   Güney Kürdistan ve devrimci yurtsever görevler
   İş güvencesi yasası seçim malzemesi
   Melek Birsen Hoşver zorla müdahale sonucu şehit düştü
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
İMF memuru Derviş’e dayanarak, emekçilerin karşısına “kurtarıcı” olarak çıkacaklar!..

CHP solda değil sağda, işçi ve emekçilerin değil sermayenin safındadır!

‘70’li yıllarda, elbette varolan güçlü kitle hareketinden gelen basınçla, düzen sınırlarında sol bir çizgi ve söyleme sahip olan CHP bu çizgisini terkedeli uzun yıllar oldu. Bugün artık demagojik bir söylem düzeyinde bile bunu yapmıyor, yapamıyor. CHP yıllardır sermaye iktidarının işçilere, emekçilere ve devrimcilere yönelik her saldırısında, gerek fiilen ortak olarak, gerekse sessiz kalıp onaylayarak, diğer düzen partilerinden hiçbir farkı olmadığını göstermiştir. Bugün burjuva medyanın sol bir kılıf biçmeye çalıştığı CHP’ye “sol” söylem dahi bol gelmektedir. Zira hangi safta durduğu, kime hizmet ettiği ortadadır.

İşçi ve emekçilere düşmanlıkta,
sermayeye bağlılıkta sınır tanımıyor

Yakın geçmişin kirli savaş hükümetlerinde yer alan Baykal ve CHP’sinin gerçek yüzünü görmek için çok gerilere gitmek gerekmiyor. Son hükümetin icraatları sırasında sözde muhalefette olan CHP (ki mecliste ve hükümette olmamak en büyük avantajdır), İMF saldırı programlarının uygulanması noktasında 57. hükümetin en uyumlu dördüncü ortağı gibi davranmıştır. İMF-TÜSİAD yıkım programlarına, çıkarılan saldırı yasalarına gözle görülür hiçbir itirazı ya da tepkisi olmamıştır. Bugün “sol”u birleştirmek iddiası taşıyan CHP, cezaevi katliamları sırasında tabanında gelişen tepkiyi bastırmak, Ölüm Orucu direnişine verilen desteği engellemek için elinden geleni yapmıştır.

Kısacası Baykal ve CHP’si işçi ve emekçilerin yaşadığı yıkım karşısında kılını dahi kıpırdatmamıştır. Gerekçesi, güya hükümette ve mecliste olmamaktır. Oysa bunun hiçbir inandırıcılığı yoktur. Paşabahçe’nin sahibi İş-Bankası’nın ortaklarından olan CHP, Paşabahçe fabrikasının kapatılmasının ve işçilerin çıkarılmasının da sorumlusudur. Baykal çıktığı televizyon programlarında Paşabahçe’nin kapatılmasını “piyasa ekonomisi”nin mantığı ve gerekleri adına açıkça savunabilmiştir.

Bugün İMF-TÜSİAD programlarının mimarı olan Derviş ile yaptıkları ittifak, uygulanan yıkım programlarını olduğu gibi onayladıklarının itirafıdır. Baykal’ın “biz Derviş’i değil hükümet ortaklarını eleştirdik” sözleri bunun kanıtıdır. Baykal, Derviş’in “başarılı” bir ekonomik programı “kararlılıkla” uyguladığını söylüyor. Derviş’in 17 aylık bakanlık döneminde uyguladığı programa bakıldığında, buradaki “başarının” İMF ve TÜSİAD’ın çıkarlarını güvenceleme başarısı, kararlılığının ise bu kesimleri temsil etme kararlılığı, yani işçi sınıfına, emekçiler ve Türkiye’ye karşı düşmanlıkta bir kararlılık olduğu ortadadır.

Derviş’in 14 Nisan 2001’de açıkladığı “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” yüzde 9.4 küçülen ekonominin yüzde 3’lük büyümeyle yetinmesini öngördü, ancak büyüme yalnızca yabancı sermaye ile sınırlı kaldı. Türkiye’nin İMF’ye olan borcu bu süreçte 15 milyar dolardan 31.5 milyar dolara çıktı.18. Stand-by anlaşmasının mimarı olan Derviş, kamudaki toplu görüşme sürecinde, buğday taban fiyatlarının belirlenmesinde, Telekom’a yapılan atamalarda ve bankalara sermaye aktarımı için gerekli düzenlemelerde ısrarcı olarak, dönem dönem istifa tehdidi savurarak, İMF’nin istek ve dayatmalarını hayata geçirtti.

Kamuda kaynak olmadığı gerekçesiyle ücret zamlarını hedeflenen enflasyonla sınırlı tutan ve 45 bin işçinin re’sen emekli edilmesi düzenlemesini başlatan Derviş, bankalara sermaye aktarımı konusunda ise oldukça cömert davrandı. Borç takası ile bankaların 5.8 milyar dolarlık döviz açıklarının kapatılmasını sağlayan Derviş, bankaların sermaye açığının kapatılması için kamu desteğinin sağlanmasını öngören yasayı da Meclis’ten geçirtti. Derviş döneminde uygulanan politikalarla milyonlarca işsize yeni milyonlar katıldı. Bu arada kapanan işletmelerin sayısı inanılmaz boyutlara ulaştı. Türkiye’nin borç yükü 204 milyar dolara ulaştı.

Derviş’in 17 aylık icraatlarının özü özeti işçi ve emekçilere düşmanlık, sermayeye bağlılıktan ibarettir. Bunları kerhen de olsa “eleştirmek” tavrını dahi alamayan, hatta bunun mimarı olan Derviş’i saflarına almak için çırpınan CHP’nin hükümet olması durumunda izleyeceği politikanın da gerçekte ne olduğu böylece ortaya çıkmaktadır.

Düzen cephesinde seçim hazırlıkları ve
CHP ile Derviş’e biçilen yeni rol

Seçim kararıyla birlikte “sağ”da ve “sol”da olmak üzere düzen partileri hummalı bir ittifak arayışı içine girdiler. Bugün seçime dönük tüm faaliyetleri neredeyse ittifak arayışları ve tanınmış simaların transferinden ibaret. Burjuva medyanın da tüm gündemi bu eksene oturmuş durumda. Günlerdir sermaye partileri arasındaki ittifak görüşmeleri, çağrıları, temennileri, Derviş’in hangi parti ile hareket edeceği vb., yazılı, görsel tüm sermaye basınında işleniyor. İşçi ve emekçilerin de umutsuzca izlediği, izlemek zorunda bırakıldığı ve artık kabak tadı veren bu tablo, Derviş’in YTP ile yollarını ayırıp CHP’ye geçmesiyle sonuçlandı.

Düzen cephesinde yaşanan bu hareketliliğin altında, bugünkü tablo ile seçime gidilmesi durumunda, dünün merkez partilerinin bile neredeyse tümünün barajın altında kalacağı gerçeği ve 3 Kasım sonrası görüntüyü kurtaracak bir koalisyon hükümetinin de yaratılamayacağı korkusu yatmaktadır. Tüm bu yaşananlar sermaye iktidarının yalnızca ekonomik olarak değil siyasi olarak da istikrarsızlığın pençesinde kıvrandığının en açık göstergesidir. Ekonomik istikrarı sağlamak için ithal edilen Derviş’in bugün siyasi istikrarı sağlamak için görevlendirilmesi, yaşanan siyasal istikrarsızlığı aşma çabalarının bir göstergesidir. Derviş’in bu çerçevede CHP çatısını seçmesi, “geniş tabanlı bir sol birlik” söylemleri ise sermayenin düzen siyasetini yeniden yapılanırma isteğinin ürünüdür.

Derviş’in bugün CHP’ye yönelmesinin, Türk-İş Başkanı Bayram Meral ve DİSK Başkanı Süleyman Çelebi gibi sendika bürokratlarını kendi hizmetine almasının altında yatan en önemli nedenlerden biri, düzen partilerinden umudunu yitiren milyonlarca işçi ve emekçiyi, Meral ve Çelebi’nin de içinde yer alacağı “sol ve emekten yana” bir maske ile yeniden düzene bağlamaktır. Bunu da CHP üzerinden gerçekleştirmek niyetindedir. Bir diğeri ise 3 Kasım sonrası oluşacak hükümette, büyük olasılıkla yeralacak olan CHP’ye, uygulanacak İMF yıkım programları karşısında işçi ve emekçilerin oluşacak tepki ve öfkesini dizginleyecek bir rolün şimdiden biçilmiş olmasıdır.

Nihayetinde TÜSİAD’ın da daha çok AB’ye girmek üzerinden gerekçelendirdiği “sol” bir hükümete gerek olduğu yönlü açıklamalarının, bu çerçevede Derviş’e verdiği desteğin arkasında, elbette İMF programının 3 Kasım’dan sonra da sorunsuz bir şekilde hayat bulmasi istemi yatıyor.

CHP’nin de diğer düzen partilerinden hiçbir farkının olmadığı anlamak için seçim sloganlarına bakmak bile tek başına yeterlidir: “Batırdılar gidiyorlar; O hep sizi düşünüyor; Halkı ezdirmeyeceğiz; Ülkeyi soydurmayacağız; Türkiye’yi perişan edenlerden halk adına hesap soracağız; Şimdi CHP zamanı; Türkiye’de namuslu şerefli siyaset adamları da var; Teslim olmayan adam; Yetiş Baykal”

İçi boş argümanlardan ibaret olan bu sloganlarda, işçi ve emekçilerin, gençliğin, mazlum Kürt halkının hiçbir temel hak ve istemine yer verilmemektedir. Yine işçi ve emekçilerin sorunlarına sahip çıkması, hakları için mücadele etmesi gerektiğine ilişkin tek bir kelime dahi yoktur.

Tüm bunlar da gösteriyor ki CHP, işçi ve emekçilerin, ezilen yoksul halkın sorunlarının çözümü değil, tersine bu sorunların kaynağı olan düzenin bir parçasıdır. Bu nedenle de değil bu partiye oy vermek ondan hesap soracak bir mücadeleyi örgütlemek bugün işçi ve emekçilerin, en başta da sınıf devrimcilerinin acil ve ertelenemez bir görevidir.