10 Ağustos '02
Sayı: 31 (71)


  Kızıl Bayrak'tan
  Sermaye düzeninin aldatıcı manevraları
  Temel demokratik hak ve özgürlükler için mücadeleyi yükseltelim!
  "AB uyum yasaları" ve Kürt sorunu
  Artık devlet adam öldürmeyecek mi?
  Türkiye demokratikleşiyor mu?
  İdam tartışmasının gizledikleri
  Düzen siyasetinde ittifak tartışmaları
  İşçi sınıfına büyük tuzak!
  Sendika ağaları yine işbaşında!
  Paşabahçe direnişi ihanete yenildi!
  "AB uyum yasaları" ve sahte demokrasi hayalleri
  Emperyalizme taşeronluk için kollar sıvandı
  Grev hakkı için grev ve direniş çizgisi!
   Filistin işgali yeni boyutlar kazanırken, BM siyonist katliamlara destek veriyor!
   Hızır Paşalar hak ve özgürlüklerimizin düşmanlarıdır!
   Devrimci basına yönelik davalar üzerine...
   L tipi cezaevleri
   Dersim, barajlar ve kalkınma/2
   "Munzur Kültür ve Doğa Festivali" üzerine...
   Türkiye'nin dış politikası kimin?
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
“Munzur Kültür ve Doğa Festivali” üzerine...

Bu yıl üçüncüsü yapılan “Munzur Kültür ve Doğa Festivali”, 4 Ağustos gecesi sona erdi. Geçen yılın Türk bayraklı, özdeyişli ve MHP pankartlı görüntüsü bu yıl adeta silinmişti. Tertip Komitesi’nce festival sloganı olarak belirlenen “Munzuruma Dokunma!” pankartları, afişleri, sloganları ve konuşmaları festivale damgasını vurdu.

Festival fikri nasıl doğdu?

Munzur Festivali’nin ilk denemesi 1999’da yapıldı. Tunceli Sendikalar Platformu tarafından önerilen festival, Tunceli dernekleri tarafından da sahiplenildi. İlk denemenin öyküsü böyle başladı.

Bu öneri Dersim’in boşaltılmak istendiği ve devletin bu bölgeyi öteden beri dağıtmak istediği düşüncesine bir barikat olarak düşünülüyordu. Gerçekten de Dersim tarihini bilenler, bu tarihin katliam ve sefer tarihi olmasının yanı sıra; sürgün anlamına da geldiğini iyi biliyorlardı. Selçuklu döneminden beri büyük baskılar gören Dersim, özellikle Yavuz Selim ve “Hamidiye Alayları” döneminde büyük saldırılara hedef olmuştu. Bu dönem katliamdan canını kurtaranlar Binboğa Dağları’na kadar sürgün yollarını aşındırmıştı.

Öncesi bir yana Cumhuriyet döneminde de büyük acılar yaşayan bu kent halkı kitleler halinde, kafilelerle ve “İskan Yasası” desteğiyle ülkenin en ücra köşelerine dağıtılmıştı. ‘38 isyanı ve katliamından sonra yurdundan ayrılanlar gittikleri yerlerde bir araya gelemiyor ve konuşmalarına bile izin verilmiyordu.

Ordunun ‘91 konsepti temelinde başlatılan “köy boşaltmalar” ise en büyük darbeyi yine Dersim’e indiriyordu. Dersim köylerinin tümü boşaltılıyor ve sürgün yollarına düşen insanlar açlık, sefalet ve kimsesizliğin pençesine düşüyordu. Bu dönem yapılanlar öylesine ağırdı ki; Dersim’in nüfusunun yarısı boşalıyordu. Ve göç yollarına düşenler 38’i bile arar hale getiriliyordu.

İşte festival fikri bu tablodan doğuyordu. Özellikle bu tabloya Munzur Vadisi’ne yapılması DSİ tarafından planlanan 8 adet barajın ilin coğrafi sınırlarını bile tartışmalı hale getireceği gerçeği de eklenince, artık bu trajediye dikkati çekmenin hayatiyeti daha iyi anlaşılıyordu. Fikri ortaya atanlar bir kentin varlığını savunmak düşüncesindeydiler.

İlk deneme başarısızdı. Devletin valisi festivali OHAL Yasası’na dayanarak “güvenlik” gerekçesiyle yasaklıyordu. Buna rağmen “Dersim’e ulaşanlar” halaylar ve türkülerle mesajlarını veriyordu.

2000 yazında yapılan ilk festival, binlerce kişinin katılımıyla olumlu bir havada geçiyordu. Paneller, sempozyum, şiir ve türkülerle dolu üç günde Dersim’in pek çok trajedisine dikkat çekiliyordu. Ancak festival basında “devlet-halk buluşması”, “terör kentinde büyük değişim”, “terör can çekişiyor” edebiyatına yolaçıyordu.

2001 Festivali ise MHP’li valinin de etkisiyle gergin bir havada başlıyordu. Şehrin her yanına asılan binlerce bayrağın yanı sıra; “incinsen de incitme”, “ne ararsan kendinde ara”, “terörü kınıyoruz” pankartları halkla alay edildiğini gösteriyordu. MHP ve Devlet Bahçeli’ye teşekkür pankartı ise bardağı taşırıyor ve 20 bin kişilik kitle festivale yönelik müdahaleyi sokakta protesto ediyordu. Bu müdahale başından beri festivalin içini boşaltma girişimlerini engelliyor; gerici yazar ve “bilim adamları” programdan çekiliyor; vali önderlikli etkinlikler halkın ilgisizliği sonucu iptal ediliyordu. Böylece festival valinin değil “halkın festivali” olarak yazılıyordu.

Bu yıl gerçekleşen 3. Festival

3. Festivale hazırlık için ilk yapılan toplantılarda “Tertip Komitesi”nin bileşimi tartışmalara yol açıyordu. Tunceli dernekleri özellikle siyasi partilerin komiteye alınmamasını öneriyor; ancak bu öneri eleştiri ve ikna yoluyla aşılıyordu. Neticede komite, CHP, ÖDP, EMEP, HADEP il başkanlarının yanı sıra Tunceli ve Mazgirt Belediye Başkanı, dernek temsilcileri, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı, Esnaf Sanatkarlar Odası Başkanı, Baro Başkanı ve Avrupa Dersim İnisiyatifi temsilcisinden oluşuyordu.

Programın içeriği ile ilgili olarak ise “Munzur Vadisi” ve “demokrasi” eksenli etkinlikler öne çıkıyordu. Katılan sanatçılardan konaklamaya kadar pek çok konu ayrıntılı mercek altına alınıyor ve somut projeler hazırlanıyordu. Komitede yer alan güçler CHP dahil- Munzur festivalinin “karpuz festivali ya da kayısı festivali olamayacağı” konusunda hemfikirdiler.

İlk hazırlık döneminin hemen ardından MGK toplantısında “OHAL’in kaldırılması tavsiye kararı” alınınca festival çalışmaları daha da hızlanıyor; Valinin festivale ve özellikle programa müdahale etmeyeceği beklentisi güçleniyordu.

Valiyle yapılan ilk görüşmede Jandarma Komutanı, Emniyet Müdürü hazır bulunuyor; Komite temsilcilerine geçen yılın olaylarını içeren kaset izletilerek “biz çekiliyoruz, ama tatsızlık istemiyoruz” mesajı veriliyordu.

Gerçekten de devlet festival boyunca ortada gözükmüyordu. Başta Evrensel ve Gündem olmak üzere Devrimci Demokrasi, İşçi Köylü, Atılım gibi yayınların standlarına hiçbir engelleme ya da sınırlama getirilmiyor; polis arama taramalarına son veriliyor; Ovacık yolu 24 saat ulaşıma açılıyordu.

Bu durum iki sebebe dayandırılabilir. Bir: AB ve büyük basın merceğindeki Dersim “iyi vitrin” durumunda bulunuyordu. Geçen yılki gösterilerin ardından yapılan festivalin en azından yerel idareciler açısından kuşkuya yol açtığı ortada idi. İki: OHAL’in kalkması ve “her şeyin değişeceği” yanılsaması konusunda festivalden daha iyi bir fırsat olamazdı! Buna valinin geçen yılki tutumu yüzünden aldığı “kırık not”u düzeltme isteği de eklenince festival umulandan iyi bir havada geçecekti. Böylece festivale dışarıdan gelenlerin ve genel olarak kamuoyunun zihnindeki “baskıcı devlet” düşüncesi paramparça olacaktı!

Festivale maddi destek ise hiç verilmiyordu. Sadece Kültür Bakanlığı 5 milyar maddi katkı yapıyordu. Böylesine önemli bir festival yurt içi ve dışı kampanyalarda toplanan 10 milyarlık bağışla yapılıyordu! Basın organlarına göre “40 ile 80 bin arasında insanın dışarıdan geldiği” festivalin toplam 10 milyar gibi düşük bir rakamla yapılması önemli bir zaaf olarak ortaya çıkıyordu. Bu rakam, festival öncesi çalışmanın maddi katkı bakımından yetersizliğini gösteriyordu.

Festival halkın hanesine yazıldı

3. Dersim festivalinin en önemli özelliği apaçık politik oluşudur. Bu durum paneller, sempozyumlar, kitap ve şiir etkinlikleri, konserler ve bir bütün olarak festival programından anlaşılmaktadır.

Festivalin 3. günü yapılan çevre panelinde özellikle ODTÜ Öğretim Üyesi Prof. İlyas Yılmazer tarafından dile getirilen görüşler, kapitalizm ve çevre arasındaki karşıtlığın aydınlanmasına yol açmıştır. Türkiye’de kentleşme ve ulaşım politikalarının bir avuç asalağın yararına ve çevre ve insanın aleyhine olduğu zengin bir sunumla anlatılmıştır. Munzur Vadisi konusunda ise devletin bilinçli bir politika izlediği; amacın “enerji üretimi” değil; bölgeyi insansızlaştırmak olduğu ortaya konuluyordu. Son derece az maliyetle kurulan rüzgar enerjisi sisteminin Dersim’in yüksek bölgeleri için düşünülmemesi ve barajda ısrarın siyasi bir tercihin ürünü olduğu somut verilerle ortaya konuluyordu.

Demokrasi konulu panelde ise Haluk Gerger tarafından “AB ve demokrasi karşıtlığı”, “sermaye ve demokrasi düşmanlığı”, “küreselleşme ve demokrasi düşmanlığı” konularında son derece önemli bir sunum yapılmıştır. Bu panelde Haluk Gerger tarafından dile getirilen görüşler, Marksizmin devrimci düşüncelerinin bir kez daha ama ortodoks biçimde dile getirilmesi olmuştur.

Festivalin bir başka önemli özelliği ise kitleselliği olmuştur. En az 40 bin kişinin dışarıdan geldiği tahmin edilmektedir. Bu konuda sağlam veriler olmasa da kentin normal nüfusunun en az 2-3 katı insanın kent sokaklarında gezmesi bir gösterge olmuştur. Halkın kendi inisiyatifinin bu konuda çok iyi değerlendirildiği de açıktır. Zira; on binlerce insanı karşılamak herhalde misafirperverlikten öte bir davranış olsa gerekir.

Elbette bu katılım yıllardır uygulanan politikaların eseri ve ifadesi olmuştur. Yıllarca kentine, köyüne ve hatta mezarlarına gidemeyen halk, inadına festivale ve öz değerlerine sahip çıkmıştır. Katılımın büyüleyiciliği Munzur festivalinin önümüzdeki dönemde “uluslararası bir festival” olarak ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Şimdiden Munzur Festivali’ne, devletin geleneksel olarak Cumhurbaşkanı düzeyinde katıldığı “Hacıbektaş Festivali” gibi bakılmaya bile başlanmıştır.

Festivalin ana kitlesini oluşturan 15-25 yaş grubundaki gençlik kitlesinin dinamizmi de gözden kaçmamıştır. Panelleri ilgiyle izleyen, konserlerde coşan onbinlerce genç politik bir kimlik arayışı içinde olduğunu da ortaya koymuştur.

H. Ataç