10 Ağustos '02
Sayı: 31 (71)


  Kızıl Bayrak'tan
  Sermaye düzeninin aldatıcı manevraları
  Temel demokratik hak ve özgürlükler için mücadeleyi yükseltelim!
  "AB uyum yasaları" ve Kürt sorunu
  Artık devlet adam öldürmeyecek mi?
  Türkiye demokratikleşiyor mu?
  İdam tartışmasının gizledikleri
  Düzen siyasetinde ittifak tartışmaları
  İşçi sınıfına büyük tuzak!
  Sendika ağaları yine işbaşında!
  Paşabahçe direnişi ihanete yenildi!
  "AB uyum yasaları" ve sahte demokrasi hayalleri
  Emperyalizme taşeronluk için kollar sıvandı
  Grev hakkı için grev ve direniş çizgisi!
   Filistin işgali yeni boyutlar kazanırken, BM siyonist katliamlara destek veriyor!
   Hızır Paşalar hak ve özgürlüklerimizin düşmanlarıdır!
   Devrimci basına yönelik davalar üzerine...
   L tipi cezaevleri
   Dersim, barajlar ve kalkınma/2
   "Munzur Kültür ve Doğa Festivali" üzerine...
   Türkiye'nin dış politikası kimin?
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
İşbirlikçi sermaye iktidarı bölgesel saldırılara hazırlık kapsamında silahlanıyor!..

Emperyalizme taşeronluk için kollar sıvandı

Savaş ABD’ye kölece bağımlılığa yeni boyutlar kazandıracak

İşbirlikçi sermaye devletinin askeri, diplomatik, siyasi ve diğer kurumları Amerikan emperyalizminin Irak saldırısına endekslenmiş durumda. Bütün planlar buna göre, tüm hazırlıklar savaş koşullarına ihtiyaç verecek şekilde yapılıyor. Bu hazırlıklara yakından bakan herkes, düzenin temel kurumlarıyla savaş düzenini benimsediğini görmekte herhangi bir zorluk çekmez. Bu da ABD merkezli emperyalist savaşın işçi sınıfı ve emekçilerin başında Demokles’in kılıcı gibi sallanmakta olduğunu gösteriyor.

Emperyalizme uşaklık politikası Irak’a saldırı ile yeni boyutlar kazanacak. Emekçiler tarafından savaşa karşı militan bir direniş örgütlenmediği sürece, işbirlikçi sermaye iktidarının bu yıkım savaşında ABD hesabına aktif rol alması kaçınılmazdır. ABD’nin önde gelen savaş kundakçıları peşpeşe Türkiye’yi ziyaret ettiler. Bu ziyaretlerde devletin üst kademeleriyle yapılan pazarlıklara Pentagon’un direktifleri de eşlik etmiştir. Sermaye basını her ne kadar direktifleri es geçip pazarlıkları öne çıkardıysa da, sorunun özünü esas olarak direktifler oluşturacaktır.

Amerikan emperyalizmi sadece Irak’ı değil, bütün Ortadoğu’yu hedef alan bir saldırının ilk adımlarını atmaya hazırlanıyor. Planlar, hazırlıklar, pazarlıklar vb. bu çerçevede yapılmaktadır. ABD haydudu Irak saldırısında başarılı olursa arkasından sıra başka bölge ülkelerine gelecektir. İran’la ilgili senaryolardan şimdiden bahsedilmeye başlandı bile. Suriye ve Lübnan’la ilgili mesnetsiz iddialar da şimdiden dillendirilmeye başladı. Gelişmeleri yakından izleyen İran yönetimi, kendi cephesinden hazırlandığını ve olası bir emperyalist saldırıya karşı koyabilecek güçte olduğunu dünyaya ilan etmiş durumda.

ABD emperyalizmi saldırı planlarını hayata geçirme imkanı bulursa bütün bir Ortadoğu kendini büyük bir savaş yangınının içinde bulabilir. Bu, ABD’nin bölgedeki en sadık müttefiki olmakla övünen işbirlikçi Türk burjuvazisinin yeni yükümlülükler altına girmesini zorunlu kılacaktır. Türk sermaye devleti Irak’a saldırı karşılığında kendini daha yüksek bir fiyata pazarlama telaşı içine girmiştir. Aktif taşeronluk karşılığında yağmadan pay ve kendi çıkarlarının belli bir düzeyde gözetilmesini istemektedir.

Yeni silah sistemleri neyin karşılığı olacak?

Son günlerde “stratejik ortaklık” (gerçekte uşaklık!) konusunun sık sık gündeme gelmesi, bu ortaklığın derinleşmesi için yoğun çalışmaların yapılmasından söz edilmesi, Ankara’ya gelen Amerikan askeri heyetinin başkenti olağanüstü hareketlendirmesi vb. olgular da, Ankara’daki savaş hazırlığının işaretleridir.

Ancak hazırlıkların bir diğer önemli boyutu silahlanma ile ilgili olan kısmıdır. TSK’nın başında bulunan Amerikancı generallerin kapsamlı bir silahlanma hazırlığı içinde olduğu bilinmektedir. Son yıllarda 150 milyar dolarlık askeri projelerden her fırsatta bahsedilir oldu. Şubat krizinde demagoji eşliğinde ordunun bu projeden yaptığı “fedakarlık” medyada öne çıkarıldı. Kitleleri aldatmak için uydurulmuş bir yalandan öteye gidemeyen bu “fedakarlık” masalı kısa sürede unutuldu. Halen ülke bütçesinin en büyük kısmına ordu el koymaktadır.

Devletin üst düzey bürokratları tarafından inkar edilse bile generallerin açıklamaları yeni füze sistemlerinin Türkiye’ye konuşlandırılacağını gösteriyor. Patriot füze savunma sistemi Irak’a saldırının bir ön hazırlığı olarak gündeme geldi. Ancak silahlanma bununla da sınırlı değil. Zira mehmetçik kanı üzerine yapılan pazarlıkta generallerin temel taleplerinden biri yeni silah sistemleriyle ilgiliydi.

Amerikan askeri heyetinin Ankara ziyaretinden sonra generaller tarafından yapılan açıklamalar, bu açıklamalarda kullanılan argümanlar ya Amerikan patentli ya da oradan esinlenerek yapılmıştır. Bu açıklamalar Amerikan emperyalizmi ile işbirlikçileri arasında varılan anlaşmaların da bir ürünü olarak değerlendirilebilir.

Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cumhur Asparuk tarafından yapılan açıklamalarda, Türk burjuvazisinin bölgede gittikçe daha saldırgan bir tutum içine gireceğinin mesajları bulunmaktadır. Büyük bir silahlanma hamlesi içine girildiğini anlatan general, bunun gerekçesini de şöyle açıklıyor: “Bölgemizdeki anti-demokratik yönetim şekilleri, aşırı uçlardaki grupların yerleşimi vb. sebeplerle çok değişik tehdit ve riskleri de bünyesinde barındırmaktadır. Bu tehdit/riskler kitle imha silahlarının üretim ve erişim kolaylığı ve kontrol zorluğu ile birleşince tehlike boyutunu daha da arttırmaktadır”. Bu tehlikeyi nedense yeni keşfeden ordu, buna karşı erken ihbar sistemlerine (C4ISR diye tanımlanıyor) ve füze önleme kabiliyetine sahip olmak için harekete geçmiş durumda.

Bu çerçevede klasik yöntemlerden uzaklaşarak uzaydan yararlanma yoluna gidileceği dile getiriliyor. Türk ordusunun uzay teknolojisine sahip olmadığı biliniyor. O halde bu hazırlık tamamen Amerikan emperyalizminin sunacağı olanaklara bağlıdır. Ancak ABD’nin uzay teknolojisine dayalı hava savunma sistemlerini Türk ordusuna neyin karşılığında vereceği sorusu ortada duruyor. Bunu tahmin etmek zor değil. Bunun karşılığı ABD’nin bölgeye dönük kirli planları içinde taşeron olarak gerekli rolleri üstlenmek.

Devletin derinliğinden ülkeyi yöneten generaller şu son günlerde sadece bölgedeki “anti-demokratik” yönetimlerden gelen tehdidi keşfetmekle kalmamış, aynı zamanda savunmada uzay boyutunun taşıdığı önemin de farkına varmışlardır. Asparuk’un konuşması şöyle devam ediyor: “Hava savunmasında uzay boyutunun önemini gören Hava Kuvvetleri Komutanlığı, hareket ihtiyacının gerektirdiği uzay sistemlerine mevcut imkanlar ölçüsünde sahip olmak için gerekli planlamaları yapmaktadır. Füze tehdidini öncelikle kaynağında, bunun mümkün olmaması halinde hedefine ulaşmadan önce yok edebilmek için nüfuz kabiliyeti geliştirilmiş av-bombardıman uçakları ve füze savar sistemleri önem taşımaktadır... Ayrıca insansız hava araçlarından ve lazer teknolojisinden faydalanmak da düşünülmeli, bu alandaki teknolojiye de yatırım yapılmalıdı.”

NATO’nun da katkısıyla gerçekleştirilecek projelerle Türk Hava Kuvvetleri’nin kısa sürede bu imkanlara sahip olacağı söyleniyor. Bu kendinden emin söylem boşuna değil. Bunun gerisinde Amerikan emperyalizminin istem ve dayatmalarına boyun eğmenin karşılığında alınan “ödül” olsa gerek.

ABD hizmetinde hareket edenler onun dilini kullanıyor

ABD’li emperyalist haydutlar Irak halkına hedef alacak bir saldırıyı “Irak’ın demokratikleşmesi” için yapılacağını iddia edebiliyorlar. Uygar görünümlü bu haydutlar çetesi kavramları tersyüz ederek en barbar katliamları bile “diktatörlüğe/teröre karşı” diye gerekçelendiriyorlar. Bu rezilce yalanlara yabancı değiliz. Amerikancı generallerin “anti-demokratik” yönetimler söylemi de bu aynı yalanların bir yankısından başka bir şey değil. Bu argümanlar Bush’un son bir yıldır yaptığı hemen hemen tüm konuşmalarının temelini oluşturuyor. Amaç, gerçekleri ters yüz ederek saldırganlığı meşrulaştırmaktır.

Ordu içindeki atamaları bile Pentagon’un emriyle yapanların, onun demegojik söylemlerine dört elle sarılmalarında şaşılacak bir yön yoktur. Ağustos ayının başında yapılan Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantılarında yapılan atamalar ve alınan kararlar, Amerika emperyalizminin savaş ihtiyacına karşılık verecek tarzda olmuştur. Emekli olması gereken generallerin görev süreleri uzatılmış, terfi etmesi beklenen generaller ise emekli edilmiştir.

Atamalar burjuva basında bile bu şekilde yorumlandı. Bu ABD’nin ordu üzerindeki dolaysız etkinliğinin somut bir göstergesidir.Tüm bu hazırlıklar Amerika’nın bölgeyi kan gölüne çevirme planlarına taşeronluk için yapılmaktadır. Emperyalizme bu sadakat, maceraya doğru hızla sürüklenmek anlamına geliyor. Bu aynı zamanda bölge halkları arasına düşmanlık sokmak ve bölgesel çatışmaların önünü açmak gibi bir tehlikenin de güncelleşmesi riskini taşıyor.

Bu kirli ve kanlı planlar, bölge halklarının dayanışmayı yükselten militan bir direnişi ile parçalanmayı bekliyor.



İHD Ankara Şubesi’nin Hiroşima yıldönümü etkinliği...

“Kahrolsun ABD emperyalizmi!”

İHD Ankara Şubesi 6 Ağustos günü Yüksel Caddesi’nde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasının gündemini 6 Ağustos 1945’de ABD tarafından Hiroşima’ya atılan atom bombasının yıldönümü ve gündemde olan Irak savaşı oluşturuyordu. Sloganlarla başlayan eylem Gülay’ın “Hiroşima” şarkısını söylemesiyle devam etti. Kısa bir tiyatro gösterimi ve şiirin ardından basın açıklaması metni okundu.

Basın metninde şunlar söylendi: “ABD önderliğindeki emperyalist güçlerin egemenlik ve petrol düşleri biz yoksul emekçi halkların kabusu oluyor. Hiroşima’nın yıldönümünde işte hep birlikte haykırıyoruz; yoksul emekçi halkların, zenginlerin çıkar savaşları için verecek canları yoktur. ABD askeri olmayacağız, ABD için ölmeyecek ve öldürmeyeceğiz. Hiroşima’nın yıldönümünde bir kez daha ‘savaşa hayır’ diyoruz. ... Bundan tam 57 yıl önce, Hiroşimalı çocuklar, gençler, anneler, işçiler, öğrenciler siren sesleri ile uyandı... Sirenler her savaşta ölümün ve çaresizliğin habercisi oldu! Bizler bu sesleri yarın Irak’ta ve ülkemizde duymak istemiyoruz.”

Yaklaşık 200 kişinin katıldığı basın açıklaması, nitelik ve coşku bakımından oldukça anlamlıydı. İHD, İşçi Kültür Evleri, Ekim Gençliği ve Emeğin Partisi tarafından dövizler açıldı. Sık sık “Amerikan askeri olmayacağız!”, “Yaşasın halkların kardeşliği!”, “Kahrolsun ABD emperyalizmi!” sloganları atıldı.

SY Kızıl Bayrak/Ankara



Yüksek Askeri Şura kararları bir kez daha gösterdi...

Ordu savaşa hazırlanıyor!

Yüksek Askeri Şüra (YAŞ) geçen hafta toplandı ve atama ve terfilere ilişkin alınan kararlar 3 Ağustos’ta açıklandı. Bu yıl yapılacak YAŞ toplantısının sonuçları, ABD’nin Irak’a dönük askeri operasyon planları nedeniyle her zamankinden daha fazla merak ediliyordu. Çünkü ordunun üst kademelerinde yapılacak atama ve terfiler Türk Ordusu’nun bu savaşa nasıl hazırlandığı konusunda önemli ipuçları verecekti. 3 Ağustos’ta yapılan açıklamalar bu beklentilerin boşuna olmadığını gösterdi.

Ordu sıcak savaşa hazırlanıyor

Milliyet YAŞ kararlarını doğru bir şekilde “Genelkurmay ‘savaş düzeni’ aldı” sürmanşetiyle duyurdu. Gerçekten de YAŞ kararları ordunun bir sıcak savaş hazırlığı içinde olduğunu göstermektedir.

Açıklanan kararlara göre Orgeneral Hilmi Özkök, 30 Ağustos’tan itibaren Genelkurmay başkanlığına atanmıştır. Fakat asıl “sürpriz” Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na yapılan atamada yaşanmıştır. Ordunun geleneklerine göre normalde bu göreve Orgeneral Edip Başer’in atanması gerekiyordu. Fakat onun yerine Jandarma Genel Komutanı Aytaç Yalman atanmıştır. Gazetelerde yer alan atama-terfi listelerine bakıldığında Güney Kürdistan coğrafyasını tanıyan ya da Kürt halkına karşı yürütülen kirli savaşta önemli rol oynayan bir dizi komutanın bu niteliklerine uygun şekilde konumlandırıldığı görülmektedir.

Aslında ordunun sıcak savaş hazırlığı içinde olduğu bilinmeyen bir şey değildi. ABD yetkilileriyle (özellikle Pentagon’la) yapılan görüşmeler, sınır bölgesinde yapılan teknik-askeri hazırlıklar ve daha pek çok şey zaten bunu gösteriyordu. Şimdi bu durum ordunun komuta kademesinin savaşa uygun bir düzene sokulmasıyla bir kez daha ispatlanmıştır.

Bugüne kadar YAŞ toplantısında ne gibi kararlar alınacağı, kimlerin hangi görevlere atanacağı “sürpriz” niteliğinde de olsa önceden belli olur ve gazetelerde yer alırdı. Fakat bu yıl böyle olmadı. Bu da kararların ordunun kendi kurum ve kuralları içinde şekillenmediğini, kimi kritik atamaların doğrudan doğruya Pentagon’un istekleri dikkate alınarak yapıldığını gösteriyor. Nitekim uzun yıllardır orduyla ilgili yazdığı yazılardan dolayı adı “ordunun basındaki sesi”ne çıkan Mehmet Ali Kışlalı, 6 Ağustos’ta Radikal’de yayınlanan yazısında, bu atamaların ardında herhangi bir dış telkinin bulunmadığını, bunun bir “siyasi değil tamamen askeri son durum” değerlendirmesinin ürünü olduğunu izah etmeye çalıştı.

YAŞ kararlarıyla birlikte Türkiye’nin sıcak savaş içerisinde doğrudan rol alacağı, Türkiyeli işçi ve emekçi çocuklarının ABD’nin saldırgan politikaları doğrultusunda ateşe sürülecekleri daha bir kesinlik kazanmıştır. Düne kadar “Türk ordusu ABD’nin emrinde sıcak savaşa girecek” derken bunu işbirlikçi sermayenin emperyalizmle olan kölece ilişkisinden, bu ilişki içinde efendinin hiçbir isteğini geri çeviremeyecek konumundan ve şimdiye kadar yaşanan siyasal, ekonomik, askeri uşaklık pratiğinden kalkarak söylüyorduk daha çok.
Fakat bu durum giderek kendi somut kanıt ve dayanaklarına da oturmaktadır. Hükümetin ve ordu yönetiminin Ecevit’in ABD gezisinden bu yana sürdürdüğü üstü kapalı diplomasi ve yapılan anlaşmalar giderek gün yüzüne çıkmakta ve pratik sonuçlarına kavuşmaktadır. Sınırda ve sınır gerisinde yapılan askeri hazırlıklar, ordunun komuta kademesinde yapılan düzenlemeler, ihtiyaç duyulan mesleklerden asker kaçaklarının (örneğin doktorların) bir an önce orduya alınması için uygulamaya sokulan tedbirler, savaş hazırlığının giderek somutlandığını göstermektedir.

Özellikle Perinçekçi İP çetesi tarafından bilinçli olarak yayılan orduya ilişkin hayaller, “ordunun ABD’nin dayatmalarına karşı olduğu”, Kuzey Irak ve Kıbrıs’ta “milli çıkarları korumak için emperyalizme karşı ulusal direniş mevzisinde bulunduğu” türünden yalanlar YAŞ kararlarıyla birlikte bir kez daha çökmüştür. Fakat Perinçekçi çetenin bu yeni durumdan yeni yalan senaryoları üretmek yoluna gideceği de bir o kadar açıktır.

İşçi ve emekçilerin, emperyalizmin çıkarları için komşu bir halka karşı yürütülecek sıcak savaşa sürülecek gençlerin bu durumda yapmaları gereken tek şey var: “Amerikan askeri olmayacağız!” şiarı etrafında mücadeleyi yükseltmek ve komşu bir halka karşı savaşmayı reddetmektir.



İzmir İHD’nin basın açıklaması...

“Tecridi kaldırın! Ölümleri durdurun!”

Buca Kırıklar F Tipi Cezaevi’nin açılışının birinci yılında, İHD İzmir Şubesi, geçen bir yıllık sürece ilişkin bir basın açıklaması yaptı. 2 Ağustos günü İHD İzmir Şubesi’nde yapılan basın toplantısında; avukatlara, tutsak ailelerine ve Kırıklar F Tipi Cezaevi’ndeki tutsakların anlatımlarına dayanılarak hazırlanan dosya basına tanıtıldı.

3 Ağustos günü ise İHD önünde on dakikalık bir oturma eylemi yapıldı. Burada da İHD tarafından hazırlanan basın metni okundu, gelişmeler aktarıldı. Açıklamada şunlar söylendi: “Sosyal iletişim aracıyla bir araya gelmek en temel ve vazgeçilmez bir haktır. Bu hakların hiçbir pazarlık konusu yapılmadan ilgili otoriteler tarafından tanınması zorunludur. Bizim istediğimiz etkinlikleri yapsın, disipline gitmemiş olsun vb. şartlarına tabi kılınmaya çalışılan bu hakların böylesi pazarlık sürecine yayılması insan haklarını hiçe saymaktır. Kırıklar F Tipi Cezaevi’nin açılışının birinci yılında ülke yöneticilerine bir kez daha sesleniyoruz: Tecridi kaldırın! Ölümleri durdurun!”

SY Kızıl Bayrak/İzmir