8 Haziran'02
Sayı: 22 (62)


  Kızıl Bayrak'tan
  Avrupalı emeryalistlerin sözde demokrasisi
  Düzen politikalarına meşruluk arayışı
  Bahçeli'nin manevraları ve faşist MHP gerçekliği
  AB'ye bağanan umutlar batağa sürüklüyor
  Faşist çete mensupları serbest bırakıldı, devrimci tutsaklar hücrelerde!..
  Belediye işçisi işvereni ve hükümeti uyardı
  Grev hakkı için grev!..
  SASA işçisinin denetiminden uzak grev satışla sonuçlandı!
  Emperyalist sermaye bir ülkeye ne için gelir?
  Grev hakkı ancak grev silahı kullanılarak savunulabilir
  ODTÜ'lüler geleneklerine sahip çıkıyor
  15-16 Haziran Direnişi ve sınıf hareketinin güncel sorunları
  Çukurovo'da öncü-devrimci kamu emekçileri ortak platform kurdu
   Kürdistan devrimi ile Türkiye devrimi arasındaki ilişkiler üzerine düşünceler VI
   Filistin halkı kıskaca alınmaya çalışılıyor!
   Keşmir sorunu ve emperyalist ikiyüzlülük
   İspanya'da genel grev havası
   Ekim Gençliği'nin Haziran sayısından...
   Aşık Mahzuni Şerif
   Sefaköy İşçi Kültür Evi yürüklerimizdeki isyanın bir mevzisi olarak açılıyor!
   Nazım Hikmet'e büyük saygısızlık!
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Keşmir sorunu ve emperyalist ikiyüzlülük

Haftalardır uluslararası gündemi Hindistan ve Pakistan arasındaki gerginlik işgal ediyor. Uluslararası kamuoyu Keşmir bölgesinde tırmanan ve çatışmalara vararak ciddi boyutlar kazanan krizi izliyor. Bölgede kaygı verici bir aşamaya gelen ve emperyalistleri “barış görevi” üstlenme seferberliğine iten gelişmelerin seyri biliniyor. Radikal islamcı akımların 40 Hindistan askerini öldürmesi ve Keşmir’de ılımlı olduğu söylenen politikacı Abdülgani Lone’e düzenlenen suikast, bölgede çatışmaların yeniden alevlenmesine yolaçtı.

Bölgede on yıllardır ciddiyetini koruyan Keşmir sorunu ve islamcı akımların saldırıları bölgeyi yeni bir savaşın eşiğine sürüklüyor. Her iki ülke Aralık ayında bu yana sınır bölgesine bir milyon kişilik askeri kuvvet yığmış bulunuyor. Büyük bir askeri güce ve nükleer silahlara sahip olan iki ülke alarm durumunda. Her ikisi de ellerinde ABD’nin Hiroşima’da kullandığı atom bombalarıyla aynı yıkım gücüne sahip olduğu söylenen birkaç düzine nükleer başlıklı füze bulunduruyor. İki devlet karşılıklı olarak gerilimi tırmandırıyor ve savaş naraları atıyor. Bilim insanları, analistler ve Pentagon raporlarına göre, olası bir Hindistan-Pakistan savaşında bir günde 12 milyon insan yaşamını yitirecek.

Henüz nükleer bir çatışma olasılığı olmamakla birlikte sorunun yakıcı önemi ve içerdiği potansiyel tehlikeler ortada. Keşmir sorunu sıradan ve artık periyodik biçimler almış sınır çatışmalarından ibaret değil. Gündemde olan kriz ve süren çatışmalar emperyalist diplomasi sonucu bir uzlaşmayla sonuçlansa bile, Keşmir sorununun gündemde çıkmayacağı kesindir. Gerek her iki ülkenin de bu sorunu iç politika malzemesi olarak kullanması, gerekse emperyalizmin bölgeye ilişkin politika ve kışkırtmaları, sorunun gündemde kalmasını sağlayacaktır.

Keşmir: Bitmeyen çelişki ve
çatışmalar alanı

Aralarında birçok alanda rekabetin sürmesi, özellikle de Keşmir bölgesi üzerinde karşılıklı olarak egemenlik hakkının ileri sürülmesi, Hindistan ile Pakistan arasındaki sürekli dalaşmanın nedenini oluşturuyor. Halk.nın büyük çoğunluğu müslüman olan ve 1949 savaşı sonunda ikiye bölünen Keşmir birçok bakımda iki ülke için de önem taşımaktadır. Bundan dolayı 1947 yılından bu yana bu ülkeler arasında süregelen bir gerginlik alanı olma özelliğini korumuş, karşılıklı olarak nükleer denemeler gerçekleşmiş ve bugüne kadar iki devlet arasında dört büyük savaşa neden olmuştur.

Bölgede on yıllardır varlığını koruyan gerilim bu günlerde bir kez daha alevlenmiş ve sınır çatışmaları yoğunlaşmış bulunuyor. Gelişmelerin ulaştığı boyut Güney Asya’nın iki nükleer gücü olan Hindistan ve Pakistan arasında savaş rüzgarları estiriyor. Her iki ülke de savaş tutumu izliyor ve bunu her fırsatta dile getiriyorlar.

Hint Başbakanı Atal Behari Vacpayi Pakistan’a Aralık ayında saldırılması gerektiğini açıklıyor; “13 Aralık’ta, yani Hindistan parlamentosuna yönelik gerçekleşen saldırıya yanıt vermeliydik. Ama dünya sabırlı olmamızı istedi” diyor. Pakistan, savaş histerisi içindeki Hindistan’ı nükleer silah kullanmakla tehdit ediyor. Pervez Müşerref Hindistan’ın konvansiyonel silahlar yönünde çok güçlü olduğunu, dolayısıyla buna karşı nükleer gücü kullanabileceklerini söylüyor. Bunu, Pakistan’ın BM temsilcisi Münir Ekrem’in, “Nükleer silahı ilk biz kullanmayacağız doktrinine sahip değiliz. Hindistan’ın konvensiyonel saldırısı karşısında nükleer silah kullanmayacağız demek, Hintlilere Pakistanlıları öldürmek için açık çek vermektir” açıklamasıyla tamamlıyor.

Sınır çatışmalarının tırmandığı, tarafların birbirlerini nükleer saldırıyla tehdit ettiği ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nın deyimiyle “gerginliğin ciddi boyutlara ulaştığı, Hindistan ve Pakistan arasında yoğun savaş riskinin gözardı edilemeyeceği” bir aşamada, emperyalistlerin gerilimi yumuşatma operasyonu bugüne kadar beklenen sonucu vermiş değil. Tarafların sergiledikleri kararlılık ve çatışmalar devam ediyor. Emperyalistler çatışmalara neden olan ve savaş ihtimalini gündeme getiren Hindistan’a yönelik saldırıların önlenmesi konusunda Pakistan’ı uyardı. Cunta şefi Müşerref ise bunu; “İşgal altındaki Keşmir’de kurtuluş hareketi devam ediyor ve Hint tiranlığına, baskısına yönelen eylemlerden ötürü Pakistan suçlanamaz. Pakistan Keşmir’in özgürlük mücadelesini daima destekleyecektir” sözleriyle yanıtlaı. ABD ve öteki emperyalistler bir yandan iki ülke arasında gerginliği yumuşatma adına diplomatik seferler düzenliyor, öte yanda ise muhtemel bir savaşa nedeniyle vatandaşlarını tahliye etmeye hazırlanıyorlar. Bush “Hükümetin 1100 ABD askerinin ve her iki ülkeden toplam 63 bin ABD vatandaşının tahliye edilmesini planladığını” açıklıyor. Bunu İngiltere, Almanya ve öteki Avrupa ülkeleri izliyor ve ateşelikler kapatılıyor. Emperyalistlr, “savaşı durdurma” ve vatandaşlarına bu iki ülkeyi terk etme çağrısı eşliğinde, çelişkilerden nasıl yararlanacaklarının ve çıkarlarını nasıl güvenceye alacaklarının peşinde koşuyorlar.

Emperyalistlerin bölgede oynadığı rol
ve barış maskaralığı

“Nükleer silaha sahip iki ülke arasında savaşı durdurmak ve barışı sağlamak” çabası içinde olduklarını iddia eden emperyalistler, bu iki ülkenin nükleer santrallerini bizzat kendileri kurdular. Ayrıca bu ülkelere milyarlarca dolarlık silah sattıkları da biliniyor. Son on yıl içinde Güney Asya’ya satılan silahların çoğu Rusya, Çin, Fransa, ABD ve İngiltere tarafında bu iki ülkeye satılmıştır. İki ülkeyi de nükleer güç haline getirip silahlarla donatanlar, bölgede böl-yönet politikaları izleyenler, kışkırtıcılık yapıp milliyetçiliği körükleyenler, şimdi de savaş karşıtlığı rolüne soyunup bar.şseverlik yapıyorlar. Bu savaş krizi ortamında, barış çığırtkanlığı eşliğinde, ABD ordusu ile Hint ordusu arasındaki ortak tatbikat devam ediyor. Rusya Yeni Delhi’ye destek veriyor, Putin “sükunet” çacurren;rıları eşliğinde Hindistan’a silah ve lojistik yardımlarını artırıyor, Hindistan’a acil durum donanımı gönderiyor. İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw’ın “gerilimi azaltmayı” hedefleyen temasları sırasında, Pakistan üçüncü füze denemesini gerçekleştiriyor. Ocak’ta iki ülke savaşa hazırlanırken Tony Blair Asya’ya “barış görevi” için gidiyor ve İngiliz füze sanayi tarafından üretilen 0 Hawk savaş uçağının satışıyla ilgili bir milyar sterlinlik bir anlaşma imzalıyor. Keşmir’in yüzde yirmisini elinde bulunduran Çin, Rusya’nın arabuluculuğa soyunmasına çıkarları gereği seyirci kalmıyor ve sorunla doğrudan ilgileniyor...

Tüm bunlar her bir emperyalist ülkenin bölgedeki soruna kendi çıkar ve amaçları doğrultusunda yaklaştıklarını ve barış üzerine yapılan lafların riyakarlığını gösteriyor.

Olası bir nükleer savaşın dünyanın dengelerini bozacağı, bunun bugün emperyalistler tarafında arzulanmadığı açık. Hindistan ve Pakistan arasındaki gerilim ve çatışmanın diplomatik çabalar ve emperyalist müdahaleler sonucu geçici de olsa yumuşayıp durulması büyük bir olasılık. Nitekim başta ABD olmak üzere emperyalistlerin çabaları da bu yönde. Ancak bu çabalar bugüne kadar beklenen sonucu vermiş değil. Hindistan “terör durmadan” pazarlık yapmayacağını, “Hindistan’a sızan militanlarla Keşmir’de şiddetin arttığı”nı ileri sürerek masaya oturmayacağını ve bir savaşı göze alacağını açıklıyor. Pakistan ise, görüşmeye hazır olduğunu ve “teröre izin vermeyeceğini” söylemekle birlikte, Keşmir’de bağımsızlık savaşı verildiğini ve savaşa hazır olduğunu ilan ediyor.

Sorunun çözümünde dikkatler Kazakistan’ın Almata kentinde yapılacak olan zirveye çevrilmişti. Almata’da yapılan Asya’da işbirliği ve güven artırıcı önlemler konferansına iki ülke arasındaki gerilim damgasını vurdu. Taraflar birbirlerini suçlayarak masaya oturmadılar. ABD’nin müdahalesi, Pakistan’a “sınır ötesi saldırıları durdurma” ültimatomu ile uygulayacağı baskı ise kendi içinde sorunlar barındırıyor. Herşeyden önce ABD bölgede Pakistan’a büyük bir gereksinim duyuyor. “Teröre karşı savaş” esprisi içinde Afganistan’da kurmak istediği düzen açısında Pakistan önem taşıyor. Pakistan’a baskı yapması durumunda, Afganistan’daki rejimin geleceğine ilişkin öngörülen hedefler tehlikeye girme riski taşıyor. Öte yanda ise, Asya’daki dengeleri denetlemek, Çin’in yükslişini önlemek ve bölgedeki egemenliğini pekiştirmek için Hindistan’la ilişkilerini geliştirmek ABD için önem taşıyor. Nitekim askeri alanda güçlü ilişkiler kurulmuş durumda. ABD yaşanan gelişmeler karşısında çıkarlarını koruyacak ve güvenceleyecek bir tutum izleyecektir.

Dünyaya yeni bir düzen getirmek ve egemenliğini pekiştirmek amacıyla “terörizme karşı uzun süreli savaş” yürüten ABD’nin bir nükleer savaşa yol açma tehlikesi taşıyan bu çatışmayı “çözme” çabası devam edecek. Gelişmelerin nasıl bir seyir izleyeceği önümüzdeki günlerde netlik kazanacak. Fakat Hindistan’ın siyasi liderlerinden Ömer Abdullah’ın Cammu saldırısı üzerine parlementoda Amerika’ya “ya bizdensin ya da bize karşı” biçimindeki açıklaması, ABD’nin kendi ektiğini biçmesi olarak yorumlanıyor.