8 Haziran'02
Sayı: 22 (62)


  Kızıl Bayrak'tan
  Avrupalı emeryalistlerin sözde demokrasisi
  Düzen politikalarına meşruluk arayışı
  Bahçeli'nin manevraları ve faşist MHP gerçekliği
  AB'ye bağanan umutlar batağa sürüklüyor
  Faşist çete mensupları serbest bırakıldı, devrimci tutsaklar hücrelerde!..
  Belediye işçisi işvereni ve hükümeti uyardı
  Grev hakkı için grev!..
  SASA işçisinin denetiminden uzak grev satışla sonuçlandı!
  Emperyalist sermaye bir ülkeye ne için gelir?
  Grev hakkı ancak grev silahı kullanılarak savunulabilir
  ODTÜ'lüler geleneklerine sahip çıkıyor
  15-16 Haziran Direnişi ve sınıf hareketinin güncel sorunları
  Çukurovo'da öncü-devrimci kamu emekçileri ortak platform kurdu
   Kürdistan devrimi ile Türkiye devrimi arasındaki ilişkiler üzerine düşünceler VI
   Filistin halkı kıskaca alınmaya çalışılıyor!
   Keşmir sorunu ve emperyalist ikiyüzlülük
   İspanya'da genel grev havası
   Ekim Gençliği'nin Haziran sayısından...
   Aşık Mahzuni Şerif
   Sefaköy İşçi Kültür Evi yürüklerimizdeki isyanın bir mevzisi olarak açılıyor!
   Nazım Hikmet'e büyük saygısızlık!
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

Sermaye devletinin gerçek-kirli yüzü...

Faşist çete mensupları serbest bırakıldı,
devrimci tutsaklar hücrelerde!..

Geçtiğimiz hafta gazetelerde iri puntolarla, “11 bin katil serbest” yazıyordu. Haber yeni çıkarılan şartla salıverme yasasına ilişkindi ve serbest bırakılanların bilançosu şu şekilde veriliyordu: 11 bin 571 katil, 11 bin 321 gaspçı ve hırsız, 1122 tecavüzden hükümlü çıktı. Aynı yasayla, 1978’de kahvehane tarayarak 5 kişiyi katleden İsa Armağan’da dahil olmak üzere toplam 40 bin 518 kişi serbest bırakıldı. Serbest bırakılan sadece İsa Armağan değil elbette. 40 bin 518 kişi içinde nice adı duyulmamış katil ve çete üyesi var.

Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk yasayı çıkarabilmek için çeteler tarafından takdirle karşılanan bir çaba harcadı. Önceki yasanın Anayasa Mahkemesi tarafından geri gönderilmesi üzerine, kalan çetecileri çıkaracak ya da cezasını epey bir azaltacak bir yasa hazırladı ve hükümet ortaklarının onayıyla meclisten geçirdi.

Cumhurbaşkanı yasayı veto etti. Bakan Türk aynı yasayı yeniden hükümet ortaklarının onayıyla meclisten geçirdi. Yasal prosedür gereği Cumhurbaşkanı bu kez yasayı onayladı ve Anayasa Mahkemesi’ne verdi. Anayasa Mahkemesi’nin kararı ne olursa olsun, mevcut yasayla çıkması gerekenler, serbest bırakıldılar. Kısacası kötü bir komedi oyunuyla adi katillerin ve tecavüzcülerin yanısıra devletle içiçe mafyacılar ve faşist çete mensupları da serbest bırakıldılar.

Sermaye medyası “durumdan vazife” çıkarıyor

Yasanın kamuoyu desteğini almayacağı başından beri belliydi. Bu yüzden muhalefet partileri sözümona yasaya karşı durdular. Bu, her zaman oynanan oyunun bir benzeriydi. Eğer hükümet bir yasayı çıkarmak için yeterli çoğunluğa sahipse, muhalefet partileri muhalefet eder. Yok eğer muhalefet partilerinin desteği gerekiyorsa, gereken destek mutlaka verilir. Bu sermayenin ve onun hizmetindeki partilerin bildik ikiyüzlü politika oyunudur.

Bu oyunun bir cephesini düzen partileri oynarken, diğer cephesini de medya oynamaktadır. Medyanın yasayı eleştirmesiyle, muhalefet partilerinin tutumundaki parelellik, iktidar oyununda aynı rolü oynamalarından kaynaklıdır. “Durumdan vazife” çıkaran medya bir yandan sözümona af yasasını eleştirirken, öte yandan ölüm orucu tahliyecilerine, yani devrimcilere saldırmaktadır.

Ölüm orucu direnişçilerinin tahliye edilmeleri, direnişi zayıflatmak için kullanılan bir yöntemdi. Bu yüzden medyadan buna karşı şimdiye dek tek bir söz dahi çıkmadı. Ama ne zaman ki ölüm orucu direnişi katılan grupların çoğunluğu tarafından bitirildi, medya ivedilikle karşı yayına geçti. Tahliye edilenlerin zindanlara geri dönmediği feryad-ı figan bir tarzda işlenmeye başlandı. Şimdilik bu tür haberler sayılı gazetede çıksa da, yakında yaygın olarak işleneceğini söylemek için kahin olmak gerekmiyor.

Tahliye edilenlerin tümünün ölüm orucunu sürdürenler olmadığını ve azımsanmayacak sayıda ölüm orucunu bırakmış durumdaki kişilerin de tahliye edildiğini, öncelikli olarak söylemek gerekiyor. Ölüm orucunu sürdürenlerin tahliye edilmesi, direnişi zayıflatmak amacını taşırken, bırakanların tahliye edilmeleri de tersinden aynı amacı taşıyordu. Ölüm orucunu bırakarak devrime zarar verenler tahliye edilerek hem böylece devlet tarafından ödüllendiriliyor, hem de böylelerinin dışarıdaki varlıklarıyla devrime zarar vermeye devam etmeleri hedefleniyordu.

Bugün yurtdışına kaçanların pek çoğunun böyle unsurlar olduğu bir gerçeklik. Bu gerçekliği devlet de biliyor. Dahası bu durum devlet için hiç de bir sürpriz değildir, tersine devletin bunu arzuladığı bile kolaylıkla söylenebilir. Devlet için önemli olan insanların mücadeleden kopartılması, bu çerçevede düzene ya da yurdışına kaçışlarının kolaylaştırılmasıdır.

O halde şimdi bu konu medya tarafından neden işleniyor? Çünkü çeteler serbest bırakılırken, pek çoğunda kalıcı sakatlıklar olan, tahliye edilen ölüm orucu direnişçilerinin hemen içeriye alınması tepkiye, daha doğrusu gözlerin yeniden F tipi zindanlara çevrilmesine neden olacaktır. Ama medyanın sistemli propagandası sonrasında, devlet açısından bu tehlike asgariye inecektir. Hiç değilse hedeflenen bu.

Bugün çeteler serbest bırakılırken, devrimci tutsaklar hücrelerde yok edilmeye çalışılıyor. Bu durum devletin gerçek-kirli yüzünü bir kez daha açığa çıkarıyor.



19 Aralık katliamı davası sürüyor!..

Faşist katliamın gerçek sorumluları yargılansın!

19 Aralık 2000 tarihinde gerçekleştirilen katliam sonrası cezaevlerindeki devrimciler hakkında çeşitli davalar açıldı. Bunlardan biri de Bayrampaşa Cezaevi’ndeki devrimciler hakkında açılan davaydı. Söz konusu davada devrimciler toplu ayaklanma ile suçlanıyordu. Davanın son duruşması 5 Haziran günü Eyüp 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde gerçekleşti.

Duruşmaya Ercan Kartal ve Kenan Güngör’ün de aralarında bulunduğu 10 tutuklu gelebilmişti. Gelebilmişti diyoruz, çünkü dava açılalı beri ilk defa duruşmaya gelebildiklerini söyledi tutuklular. Duruşmada söz alan Ercan Kartal ring araçlarının cezaevi koşullarını bir devamı haline getirildiğini, havasız tek kişilik bölmelerde getirilip götürüldüklerini belirtti. Ayrıca avukatı ile belge alışverişinde bulunamadıklarını, bunun müvekkil avukat ilişkisinde en temel sorun olduğunu söyedi. Ayrıca şu an ayaklarında ayakkabı bulunmadığını, bunun nedeninin ise onur kırıcı aramalar olduğunu söyledi.

Ercan Kartal’dan sonra sözalan Kenan Ünyel ise Ölüm Orucunu sürdüklerini ifade etti. Okuduğu 4 sayfalık dilekçesinde baroların “3 kapı-3 kilit” önerisinin geri bir talep olduğunu, bu aşamadan sonra bu önerinin geçersiz olduğunu söyledi.

Daha sonrasında Okan Barış Ekinci, Ercan Kartal’ın da aralarında bulunduğu 7 tutuklunun ortak savunmasını özetleyerek okudu. Katliama önceden hazırlık yapıldığı, sürekli kurşun yağmurları altında direndiklerini, Fırat Tavuk ve Aşur Korkmaz dışında yanarak ölenlerin aslında yakılarak katlediğini, katliamlardan sonra devrimcilere dava açmanın artık bir devlet gerçeği olduğunu ifade etti.
Söz alan Kenan Güngör ise, devletin Yavuz hırsız misali mağdurların yargılanması yolunu seçtiğini aslında tanık olarak çağrılacakları ve katillerin yargılanacağı bir davanın açılması gerektiğini; 19 Aralık günü üzerlerine bombalar yağdırıldığını, 12 arkadaşlarının öldüğünü, kendilerinin yanarak ölmemelerinin şans eseri olduğunu; operasyonun amacının fiziki ve siyasal imhanın yanında, tutukluları zorla F tiplerine götürmek olduğunu ifade etti.

Duruşmada söz alan tutukluların hepsi de F tiplerine her koşulda direneceklerini belirttiler.

Sanık avukatlarının verdikleri ortak dilekçede belirtilen (çeşitli istemlerin yanında, “davanın ‘katliamın gerçek sorumlularını gizlemek’ amacıyla açıldığı düşünüldüğünde bu yargılamada derhal beraat kararı verilmesi ve katliamın gerçek sorumluları hakkında derhal dava açılması” istendi.

Mahkeme ise avukatların ve tutukluların Adalet Bakanı hakkında suç duyurusunda bulunulması istemlerinin reddine, Bakırköy Kadın ve Tutukevi’nde yatan tutukluların getirilmesine, duruşmanın büyük bir salonda yapılması isteminin incelenmesine, katliam günleri yapılan telsiz konuşmalarının kayıtlarının getirilmesi isteminin kabulüne, daha önce kendilerince alınmış Bayrampaşa Cezaevi’nin yanan koğuşlarının mühürlenmesinin kararının keşif amaçlı kaldırılmasına ve duruşmanın 20 Ağustos 2002 saat 10:00’a bırakılmasına karar verdi.

Öğlene doğru başlayan duruşma ancak saat 15:30 sularında sona erdi.

SY Kızıl Bayrak/İstanbul



İHD’den sessiz eylem...

İHD Cezaevi Komisyonu tarafından F tipi cezaevlerinde devam eden tecrit ve izolasyona karşı, 1 Haziran Cumartesi günü saat 15:30’da İHD önünde sessiz oturma eylemi yapıldı. 30 kişinin katıldığı eylemde kitle ağzına siyah bant taktı. TUYAB’lı aileler ise, tecrit ve izolasona karşı 2 Haziran Pazar günü, Konak Sümerbank önünde yaklaşık 60 kişinin katıldığı bir basın açıklaması yaptı. (SY Kızıl Bayrak/İzmir)

Gözaltında Kayıplar Haftası’nda eylem

31 Mayıs Cuma günü İHD Bursa Şubesi’nde “Gözaltında Kayıplar Haftası” nedeniyle bir basın açıklaması yapıldı. Gözaltında kayıplar kınandı. Basın açıklamasının ardından mumlarla İHD önüne inildi. Gözaltında kaybedilenlerin fotoğraflarının da taşındığı eylemde “Anaların öfkesi katilleri boğacak!” sloganı gürlükle atıldı. Alkışlar eşliğinde eylem sona erdi. (SY Kızıl Bayrak/Bursa)