6 Nisan'02
Sayı: 13 (53)


  Kızıl Bayrak'tan
  Filistin kazanacak!
  İşgale karşı direniş ve dayanışma!
  Dizginsiz vahşet, kahramanca direniş!
  Filistin halkına destek eylemlerinden...
  Bölge halklarına karşı suç ortaklığı
  KESK Genel Kurulu'na doğru...
  "Zafer bize armağan edilmeyecek..."
  İsrail halkı karşı koymalı
  Siyonist işgal ve vahşet karşısında devletler seyirci halklar öfkeli
  1 Mayıs'ta mücadele alanlarına!
  "Genel grev-genel direniş!"
  İhanete yanıt eylem alanında verilir
  Almanya'da göç yasası kabul edildi
   HADEP ve tasfiye süreci
   "F tipi vahşetine karşı çıkmak bir insanlık sorumluluğudur"
   Öykü...
   Küresel saldırıya, savaşa hayır!
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Emperyalist savaşa, sosyal yıkım programlarına ve sendikal ihanete karşı:

1 Mayıs’ta iş bırakarak alanlara!

İşçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs yaklaşıyor. 2002 1 Mayıs’ı, işçi ve emekçi kitlelerin ağır bir yıkıma mahkum edildiği, iğneden ipliğe kadar tüm ülke kaynaklarının emperyalist tekellere peşkeş çekildiği, ülkemizin ABD güdümlü emperyalist savaşa sürülmeye çalışıldığı, Bayram Meral’in başını çektiği sendikal ihanet çetesinin işçi sınıfına ağır faturalar ödettiği bir sürece denk düşüyor.

Son bir yılda işsizler ordusuna milyonlarca yeni işsiz eklendi. Açlık ve sefalet katlanılamaz boyutlara ulaştı. IMF-TÜSİAD programları eşliğinde ülkenin tüm kaynakları emperyalist tekellerin ve yerli tekelci sermayenin yağmasına açıldı. Eğitimden sağlığa kadar tüm kamu kurumlarının özelleştirilmesine hız verildi. Sermaye iktidarı, ülkemiz topraklarını ABD emperyalizminin savaş üssüne çevirmesi yetmiyormuş gibi, bir bütün olarak ülkeyi sıcak savaşın eşiğine getirdi.

Tüm bunlara son bir yılda açık bir sendikal ihanet eşlik etti. Sendika ağaları, işçi sınıfının mücadele isteği ve öfkesini, hava boşaltma eylemleri ve salon toplantılarına hapsederek sermaye iktidarına büyük bir hizmet sundular.

Kuşkusuz bu söylediklerimiz, tablonun yalnızca bir yüzünü oluşturuyor. Tablonun diğer yüzünde ise emperyalist savaşa, sosyal yıkım programlarına ve sendikal ihanete duyulan öfke var. Ülkemiz işçi ve emekçileri emperyalist savaşa karşıdırlar ve bunu her fırsatta dile getirmektedirler. Sermaye iktidarı, İsrail siyonizmi ve ABD ile “stratejik ortaklık” geliştirirken, ülkemiz emekçileri bunun Ortadoğu halklarına düşmanlık olduğunu bilmekte ve Filistin halkını yürekten desteklemektedirler. İşçiler gerek meydanlarda, gerekse salon toplantılarında IMF-TÜSİAD yıkım programlarına karşı mücadele isteğini açığa vurmakta ve genel grev talep etmektedirler.

Fakat bu tepkiler bugün dağınık durumdadır. Bu tepkileri birleştirmek en acil görevimizdir. Önümüzdeki 1 Mayıs bu açıdan önemli bir olanaktır.

Etkin bir hazırlıkla sınıfın gücünü 1 Mayıs’a taşıyalım

Her yıl olduğu gibi bu yıl da sendika ağaları 1 Mayıs’ta işçileri fabrikalara hapsetmek istemektedirler. Bu ağalar bu yıl da kuru çağrılarla yetinecekler, 1 Mayıs’ı bir mücadele günü olarak değil sıradan bir “bayram” havasında kutlayacaklar ve işçileri alanlara taşımak yerine fabrikaları dolaşıp işçilerle “bayramlaşacaklar”. Fakat utanmadan kendilerine rağmen alanlara çıkan işçilerin karşısına geçip kürsüden nutuklar çekecekler.

Şüphesiz işçi sınıfını alanlara taşıma işi sendika ağalarından beklenemez. Çünkü onlar ödevlerini sermayeden almaktadırlar. Bu nedenle de attıkları her adımda uşağı oldukları sermayeye hizmet etmektedirler. İşçi ve emekçilerde gelişen mücadele isteği ve öfkesini 1 Mayıs’a akıtma görevi, öncü-sınıf bilinçli işçilerin ve sınıftan yana sendikacıların görevidir. Bu görev layıkıyla yerine getirilirse, işçi sınıfının hoşnutsuzluğu ve öfkesi birleştirilebilir, birleşik bir emek hareketinin tuğlaları döşenebilir.

Öncü-sınıf bilinçli işçiler görevlerinin ağırlığını bilerek, kendi fabrikalarından başlayarak 1 Mayıs’ı sınıfın gündemine taşımalı, 1 Mayıs komiteleri örgütlemeli ve iş bırakarak alanlara çıkılmasının çabası içerisinde olmalıdırlar. İşçileri taleplerimizin yazılı olduğu fabrika pankartlarının arkasında, dövizler ve şiarlarımızla 1 Mayıs’a taşımak için, etkin bir çalışmanın örgütlenmesi ve işçilerin fabrika toplantıları başta olmak üzere 1 Mayıs gündemli her türlü etkinlikte bir araya getirilmesi ertelenemez bir görevdir. Öncü işçiler kendi görevlerini layıkıyla yerine getirdiğinde çabaların karşılık bulmaması için hiçbir neden yoktur.

(Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Bülteni’nin Nisan ‘02 tarihli son sayısından alınmıştır...)



Türk-İş Bölge toplantıları sürüyor...

İhanete yanıt eylem alanında verilir

Türk-İş Başkanlar Kurulu’nun “bu ülke bizim” kampanyası vesilesi ile planladığı bölge toplantıları başladı. Türk-İş bürokratları bir kez daha işçi tabanında gelişen öfkeyi salonlara hapsetme hesabı içerisindeler. Geçtiğimiz yıl DİSK ve KESK’in başlattığı yürüyüşler sonrasında tarihi belirsiz bir miting kararı alarak mücadelenin önüne set çeken Türk-İş ağaları, şimdi de özellikle kamu kurumlarının tasfiyesine ve kıdem tazminatlarının kaldırılması saldırısına karşı gelişen işçi öfkesini uzun sürece yayılan salon toplantılarıyla boğmayı amaçlamaktadırlar.

Türk-İş bürokratlarının bu kararı aldıkları döneme yakından bakıldığında Türk-İş’in hain niyeti daha iyi anlaşılacaktır. Bilindiği gibi işverenler cephesi hemen her gün işçilerin karşısına yeni saldırılarla çıkıyorlar. İşten atmalar, ücretsiz izinler, taşeronlaştırma, girdi-çıktı, esnek çalışma, ücretsiz fazla mesai vb... Tabi kamu kesiminde de durum farklı değil. Aynı amaçlı saldırılar IMF emriyle bir bir uygulanıyor: Özelleştirme, re’sen emeklilik, kamu kurumlarının tasfiyesi...

İşte Türk-İş ağalarının bunca ciddi saldırıların yaşandığı ve daha da yoğun saldırıların yolda olduğu bir ortamda salon toplantıları yapması anlaşılmaz değildir. Zira işçiler cephesinde giderek yaygınlaşan bir tepki yükselmeye başlamıştır. Türk-İş ağalarının yapmaya çalıştığı şey de, her zamanki gibi bu tepkileri yatıştırmaya, sahte hedeflerle oyalamaya ve boğmaya yöneliktir.

Toplantılarla genel olarak gözlenen şey Türk-İş’e olan öfkedir. Fakat tüm tepkilere karşın sınıf hareketi sendika bürokratlarını aşamadığı oranda, yaşanacak sonuç Türk-İş ağalarının beklentisine uygun olacaktır. Sonucu değiştirecek olan şey sınıfın kendi talepleri ve kendi gücüyle alanlara çıkmasıdır. Aksi halde sonuçlara katlanmaktan başka bir şey kalmayacaktır elimizde. Eğer bu saldırıların önü alınmazsa ‘sendikalarımız’ diye bir şey de kalmayacaktır. Esnek üretimin yasalaşması için yapılan çalışmalar tam da bu amaca hizmet etmektedir.

Bugün örgütlü tüm işyerlerinde sendikaların tasfiyesi için bir çok oyun oynanmaktadır. Sendika bürokratlarının aldığı tutum hükümeti “uyarmak!” ve diplomasi trafiği yapmaktan öteye geçmiyor. Önceki süreçlerde yaptıkları hava boşaltma eylemlerinden bile itina ile uzak duruyorlar. İşte bu amaca yönelik yapılan salon toplantıları da geçici de olsa etkisini göstermiş oldu.

Sendika yöneticileri iyi hazırlanarak başlatmış oldukları bu toplantılardan, yoğun protestoya rağmen sıyrılmasını bildiler. İşçilerin “Salonlara değil, alanlara!”, “Genel grev, genel direniş!” gibi yoğun bir şekilde attıkları sloganlarla ifade ettikleri tüm eylem isteklerine, 800 yöneticiyle Ankara’ya gitme kararıyla karşılık veren sendika ağaları, bu kararla gerçek niyetlerini ortaya koymuşlardır. İşçilerin tepkilerini salon toplantıları dışında eylemli ve örgütlü bir biçime kavuşturamaması ağaları daha da rahatlatan bir rol oynamıştır. İstanbul’daki ilk toplantının ardından yapılan diğer üç toplantıda da işçilerin eylem istemi 800 kişiyle Ankara’ya gitme kararıyla geçiştirilmiştir.

Toplantılarda “eğer geçen yıl alanlara çıksaydık, hükümet, programların uygulanamamasının sorumluluğunu Türk-İş’e atacaktı” diyen Bayram Meral, eylem kararları almayarak yeni dönemde de “programlarını uygulamaları” için hükümete yardım edeceklerinin sözünü vermiş oldu. Oysa işçilerin umudu hükümet programlarının uygulanmasında değil, tersine bu programların önüne geçilmesindedir. Türk-İş’in bu oyunu başlatmak için İstanbul’u seçmesi boşuna değildir. Çünkü sınıfın nabzı İstanbul’da atmaktadır. Burayı yatıştırıp boğmak can damarın kesilmesi olarak görülüyordu. İstanbul toplantısı hem sınıf için, hem de ağalar için ilk raunt gibiydi. İstanbul’da yapılan toplantıda ortaya konulan tepkiler ve protestolar, sahte vaatlerle savuşturuldu. Samsun, Adana ve İzmir’dekitoplantılarda da ağalar yoğun bir protestoyla ve eylem istemleriyle karşılaştılar.

Sendika ağaları şimdilik taban tepkisini savuşturmuş olsalar da, işçi sınıfı tabanından yükselen mücadele isteğinin kolayından bastırılması mümkün değildir. Zaten toplantılara yoğun bir işçi katılımının gerçekleşmesi bunun göstergesidir. Gelişen mücadele isteğinin birleşik bir mücadele kanalına akıtılması, mücadelenin kazanımla sonuçlanmasının olmazsa olmaz koşuludur.

Bu işi sendika ağalarına bırakmamak ise duyarlı ve öncü işçilerin işidir. Sınıfı saldırılara karşı uyarmak, bilinçlendirmek ve talepleri doğrultusunda mücadele alanlarına taşımak da yine öncü işçilerin omuzlarındadır. Sendika ağalarının amacı ne olursa olsun salon toplantıları ve önümüzdeki 1 Mayıs, sınıfı sendika bürokratlarının hain emellerinden kurtarmak için iyi bir fırsattır. Bu fırsat iyi değerlendirilmelidir.

Kaderimizi, ekmeğimizi, geleceğimizi ağaların insafına bırakmayalım. Bunun için taban örgütlülüklerini güçlendirelim, komiteler ve yerel birliklerde yan yana gelelim. Sınıfın tepkisini ve mücadele isteğini, sokak eylemlerine ve 1 Mayıs’a taşıyalım. Sermayenin saldırılarını ve sendikal ihaneti aşmak için gücümüzü alanlara taşıyalım. Çünkü ihanete ve sermayenin saldırılarına en iyi yanıt salonlarda değil, alanlarda verilir.

Herkese iş, tüm çalışanlara iş güvencesi!
Özelleştirmeye, taşeronlaştırmaya, esnek çalışmaya hayır!
Sınırsız örgütlenme ve grev hakkı!
Tüm çalışanlara grevli-toplusözleşmeli sendika hakkı!
Kahrolsun sendika ağaları, yaşasın işçilerin mücadele birliği!
Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber, ya hiçbirimiz!

(Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Bülteni’nin Nisan ‘02 tarihli son sayısından alınmıştır...)