6 Nisan'02
Sayı: 13 (53)


  Kızıl Bayrak'tan
  Filistin kazanacak!
  İşgale karşı direniş ve dayanışma!
  Dizginsiz vahşet, kahramanca direniş!
  Filistin halkına destek eylemlerinden...
  Bölge halklarına karşı suç ortaklığı
  KESK Genel Kurulu'na doğru...
  "Zafer bize armağan edilmeyecek..."
  İsrail halkı karşı koymalı
  Siyonist işgal ve vahşet karşısında devletler seyirci halklar öfkeli
  1 Mayıs'ta mücadele alanlarına!
  "Genel grev-genel direniş!"
  İhanete yanıt eylem alanında verilir
  Almanya'da göç yasası kabul edildi
   HADEP ve tasfiye süreci
   "F tipi vahşetine karşı çıkmak bir insanlık sorumluluğudur"
   Öykü...
   Küresel saldırıya, savaşa hayır!
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Meryem Altun: Birbuçuk yıldır süren direnme savaşında 90. şehit...

“Zafer bize armağan edilmeyecek, onu biz direnerek, bedel ödeyerek kazanacağız...”

Ölüm Orucu Direnişi’nde 90. şehidi verdik. 19-22 Aralık katliamı sırasında Ümraniye hapishanesinde olan, katliamın ardından Kartal Özel Tip Hapishanesi’ne sevkedilen, 3 Haziran 2001’de 5. Ölüm Orucu ekibinde yer alarak ölüm orucuna başlayan Meryem Altun yoldaşımız, 31 Mart’ta, Sağmalcılar Devlet Hastanesi’nde şehit düştü.

(...)

Meryem Altun’un ailesi, İngiltere’de idi. O da yedi yıl boyunca İngiltere’de yaşamıştı. Orada da mücadele içindeydi o. Ama ülkesindeki mücadelenin içinde olmak daha başkaydı. Emperyalizmin kültürünü de, ekmeğini de reddedip ülkesine döndü. Döndükten kısa süre sonra, işkencecilerin eline düştü. Ona işkencehanede demişlerdi ki; “Gençsin, güzelsin, İngiltere’de yaşıyormuşsun. Oralara kadar gitmişken, niye geldin? İşte hep böyle sizin gibi gencecik insanları kullanıyorlar. ... Sen böyle boş yere kendini harcıyorsun. Güzel güzel konuşsan, ben bunları yaptım desen, biz de sana yardımcı olsak, dönüp ailenin yanına gidersin... Boş yere harcama kendini...”

Hayır dedi o. O, gençliğini, bağımsızlık, özgürlük, sosyalizmin, ülkesinin, halkının hizmetine sundu. İşkencehanede, ülkesindeki düzeni daha iyi tanıdı: İşte işkencehanede yaşadıklarına ilişkin anlatımından küçük bir kesit: “Burada ‘soyun’ dediler. Soyunmadım. Zorla çırılçıplak soydular, tazyikli su altında tutmaya başladılar... Bir süre sonra tekrar askı odasına götürüldüm ve askıya alındım. Pantolonumu çıkarmaya çalıştılar. Ayaklarımı sallayıp engel olmak istedim, ‘Şerefsizler’ diye de bağırdım... Vurmaya başlayıp, küfrettiler. Tekrar soğuk su ve askı arasında götürüp getirdiler... Pislik dolu bir kovaya kafamı soktular. Arada bir kafamı çıkartıp ‘tamam mı, devam mı’ diye de soruyorlardı... Askı, soğuk su, suda boğma, psikolojik işkence birbirini takip etti. Bir başka odaya alındım, vurmaya başladıla. Üzerimdeki elbiseler ıslak ve titriyorum. Soyunmamı istediler, soyunmayınca zorla elbiselerimi çıkarttılar. Tecavüz edeceklerini söyleyip, sarkıntılık yapıyorlardı.”

(...)

21 Haziran 2000’de, Ölüm Orucu Gönüllüleri Toplantısı’nda şöyle demişti Meryem Altun yoldaşımız: “Direniş sırasında her türlü görevi almaya hazır olduğumu ifade etmek istiyorum. Zaferi kazanacağız, bedel ödeyerek kazanacağız...” 18 Ağustos 1976 İstanbul doğumlu (Kayseri nüfusuna kayıtlı) Meryem Altun, Ümraniye Lisesi 2. sınıftan ayrıldı. Lise yıllarında hakları ve özgürlükleri için mücadeleye başladı. Ağabeyi Kahraman Altun bir Devrimci Sol savaşçısıydı. 1991 yılında İzmir’de şehit düştü.

1991 sonunda Meryem yurtdışında çalışan ailesinin yanına gitti. 7 yıl İngiltere’de kaldı. Orada da mücadele içinde yer aldı. İki kez gözaltına alındı, altı ay Avrupa hapishanelerinin hücrelerinde kaldı.

1998 sonunda yurduna döndü. Ve bu zulüm düzenine karşı savaşmak için bir silahlı birlik içinde yer aldı. O bağımsızlığın, özgürlüğün, insanca yaşamın, halkın karnının doyduğu bir düzenin emperyalistlerin, düzen partilerinin icazetiyle mümkün olmayacağını biliyordu. Şöyle diyordu bir yazısında: “Zafer bize armağan edilmeyecek, onu biz kazanacağız, direnerek, bedel ödeyerek kazanacağız.” O şimdi, hem ödenen bedelin, hem kazanacağımız zaferin adıdır.

(DHKC açıklamasından...)



Latifeciler katledilişlerinin 7. yılında anıldı...
Eyleme bin kişi katıldı...

‘95 yılının 30 Mart’ında Samandağ Sutaşı Beldesi’nde devlet destekli işbirlikçi çeteler tarafından katledilen Mehmet Latifeci ve babası Yahya Latifeci mezarları başında anıldılar.

Anmaya Hatay Demokrasi Platformu, Direniş, Atılım, SY Kızıl Bayrak, İşçi-Köylü, Halkevi ile HADEP ve ÖDP genel merkez yöneticileri katıldılar.

Saat 11:30’da Latifeciler’in evinde toplanan kitle Demokrasi Platformu’nu halay çekerek, marş söyleyerek, slogan ve zılgıtlarla bekledi. Saat 12:00’de kortejler oluşturuldu ve yürüyüşe geçildi.

Anmaya yaklaşık bin kişi katıldı. Kitle “Mehmet ve Yahya Latifeci yoldaşlar ölümsüzdür!”, “Üç kapı üç kilit açılsın, ölümler durdurulsun!” yazılı iki ayrı pankart taşıdı. Mezarlığa kadar yüründü. Yürüyüş esnasında sık sık “Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!”, “İçerde dışarda hücreleri parçala!”, “Filistin, siyonizme mezar olacak!”, “Mehmet yoldaş ölümsüzdür”, “Kızıldere son değil, savaş sürüyor!”, “Anaların öfkesi katilleri boğacak!”, “Yaşasın devrimci dayanışma!”, “Devrimci irade teslim alınamaz!” vb. sloganlar atıldı.

Mezarlıkta Mehmet Latifeci ve Kızıldere şehitleri şahsında tüm devrim şehitleri için bir dakikalık saygı duruşu yapıldı. Ardından DKÖ temsilcileri ile sosyalist basın temsilcileri birer konuşma yaptılar. Konuşmalarda, Latifeciler’in katillerinin herşeyi itiraf ettiği, bunun Susurluk’taki çetenin Samandağ uzantısı olduğu söylendi ve ikinci yılına giren ÖO direnişi ile Filistin halkının İsrail siyonizmi tarafından katledilmesine karşı duyarlılık ve mücadele çağrısı yapıldı. Arapça ve Türkçe okunan türkü ve ağıtlardan sonra anma sloganlarla bitirildi.

Devrimciler ölmez, devrim davası yenilmez!

SY Kızıl Bayrak/Antakya



Baskı ve tehditlere rağmen cenaze töreni gerçekleştirildi...

Meryem Altun ölümsüzlüğe uğurlandı

Devrimci tutsakların hücrelerde sürdürdüğü direniş ateşi yeni şehitlerle harlanarak yanmaya devam ediyor. Yusuf Kutlu, Yeter Güzel, Doğan Tokmak ve Tuncay Yıldırım’ın ardından DHKP/C tutsağı Meryem Altun direnişin 90. şehidi olarak, açılan onurlu sayfada yerini aldı.

1976 yılında İstanbul’da doğan Meryem Altun, henüz lise öğrencisiyken mücadeleye atıldı. ‘91 sonunda İngiltere’de yaşayan ailesinin yanına giderek mücadeleye devam etti. ‘98 sonunda ülkesine geri döndü ve düzene karşı savaşını sürdürürken tutsak düştü. 19 Aralık katliamının ardından götürüldüğü Kartal Özel Tip Cezaevi’nde, 3 Haziran 2001’de, 5. ekipte Ölüm Orucu direnişine başladı. Direnişle ilgili yaptığı konuşmada, “ Zaferi bedel ödeyerek kazanacağız...” demişti, her türlü zora karşı sözünde durdu. 31 Mart gecesi, direnişinin 301. gününde şehit düştü.

2 Nisan’da ailesi ve dostlarının da içinde bulunduğu 100’e yakın kitle, kızıl karanfiller ve resimlerle Cerrahpaşa Adli Tıp Kurumu önünde toplandı. “Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!”, “Meryem Altun Ölümsüzdür!”, “Bedel ödedik, bedel ödeteceğiz!”, “Anaların öfkesi katilleri boğacak!”, “Kahramanlar ölmez halk yenilmez!” sloganlarıyla Meryem memleketi olan Kayseri’ye uğurlandı.

3 Nisan sabahı Kayseri’nin Sarız ilçesine bağlı Çarşaf Köyü’ne giden cenaze otobüsünü yolda durduran jandarma, kimlik kontrolü yaparak Ekmek ve Adalet dergisi muhabirini gözaltına aldı. Kitle yaklaşık bir saat tutulduktan sonra köye gitmelerine izin verildi. Köye gelindiğinde erken bir saat olmasına rağmen, jandarma katılımı engellemek için cenazeyi defnettirdi. Bu nedenle Kayseri’den katılmak isteyen birçok kişi yetişemedi. Defin sırasında köyün gençleri “Meryemler ölmez!” sloganını attılar.

Jandarma cenaze gelmeden önce civar köyleri gezerek köylüler üstünde baskı kurmaya çalışmış, cenazeye katıldıkları koşullarda gözaltına alacakları tehditi savurmuştu. Cenazenin geçeceği güzergahta yoğun asker yığınağı yapılarak, halk üzerinde terör estirilmeye çalışılmıştı. Bu baskı, terör ve engellemelere rağmen Meryem Altun 150 kişinin katılımıyla toprağa verildi.

Meryem Altun ölümsüzdür!
Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!

SY Kızıl Bayrak



İHD’nin sessiz çığlığı devam ediyor

Tecrit ve izolasyona karşı sürdürülen Ölüm Orucu’nda 300. günde şehit düşen Meryem Altun’la birlikte 20 Ekim sonrası Ölüm Oruçları’nda ve 19 Aralık katliamında hayatını kaybedenlerle birlikte 90’a yükselen kayıpları protesto etmek için İHD tarafından dernek önünde birkez daha sessiz oturma eylemi yapıldı. 3 Nisan’da yapılan eylemde İHD Şube Başkanı Günseli Kaya tarafından yapılan konuşmada; “Çağrımızı yineliyoruz üç kapı üç kilit açılsın, ölümler durdurulsun, yaşam kazansın” dendi.

SY Kızıl Bayrak/İzmir