30 Mart '02
Sayı: 12 (52)


  Kızıl Bayrak'tan
  Yaklaşan 1 Mayıs ve görevlerimiz
  Tüm çalışanlara grevli-toplusözleşmeli sendika hakkı!
  İMF istedi diye onbinlerce işçiyi sokağa atacaklar!
  Hain sendika bürokratlarını sırtımızdan atalım!
  Düzen cephesinden "kriz bitti" tartışmaları
  Gençlikten...
  "Sendikalar ne zaman işçinin tam örgütü olacak?"
  Sermayenin saldırılarına karşı durmak...
  Burjuva toplumu ve burjuva kadın hareketi
  Gülsuyu'nde militan Newroz kutlaması
  Newroz kutlamalarını doğru okumak!
  Roma'dan işçiler geçti!..
  Emperyalist saldırganlığa ve savaşa karşı...
  1 Mayıs'a hazırlanalım!
  "Teslimiyet asla!.."
  Nazım Hikmet ve emekçi kadınlar
  Bir öykü...
  Baskılar bizi yıldıramaz!..
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Nazım Hikmet ve emekçi kadınlar...

“Ve kadınlar,
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri,
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yârimiz
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve karasabana koşulan...”

Ezilip sömürülen bir sınıfın çifte sömürüye maruz kalan mensupları... İster Anadolu topraklarında yaşıyor olsunlar, ister dünyanın ücra bir köşesinde, her zaman Nazım Hikmet’in şiirlerinde bir yer bulabilmişlerdir kendilerine. O kadınlar ki, evin ve ailenin tüm yükünü sırtlamışlardır. Çocukların büyütülmesi, ev işleri onun omuzlarındadır. Aile içi ve dışı şiddeti yaşamakta, özellikle savaş dönemlerinde daha yoğun tacize ve tecavüze maruz kalmaktadırlar. Ev içinde ve dışında çalışırlar, üstelik bir de feodal baskının boyunduruğu altındadırlar.

“kadınlarımızın yüzü acılarımızın kitabıdır.
Acılarımız ve döktüğümüz kan.
Karabasanlar gibi çizer kadınların yüzünü
Ve sevinçlerimiz vurur gözlerine kadınların
Göllerde ışıyan seher vakıtları gibi”

Nazım Hikmet’in şiirlerinde kadına duyulan sevgi ondaki insan sevgisinin bir parçasıdır. Ama onun sevgi duyduğu ve aşık olduğu kadın; çalışan, üreten, mücadele eden, direnen kadındır. Ondaki kadın sevgisi içi boş bir insan sevgisi değildir. O kadının yaşadığı tüm sorunların sınıfsal çelişkilerden kaynaklandığının bilincindedir. Şiddeti, emek sömürüsünü (tıpkı sınıf kardeşi erkekler gibi) ve pek çok toplumsal baskıyı yaşayan kadının kurtuluşunun, bu sorunların nedeni olan burjuvaziye karşı mücadele edilmedikçe kazanılamayacağını çok iyi bilmektedir. Bu nedenle o daha büyük bir sevgi duymuştur, bu düzene boyun eğmeyen, “direnen” kadına. Çünkü o kadınlar; anası, bacısı, yari, ama aynı zamanda yoldaşlarıdır..

1945 yılında Bursa Cezaevi’ndeyken gazetede gördüğü bir fotoğraf onu öylesine derinden etkilemiştir ki, “Tanya” şiirini yazmıştır. Tanya Moskova önlerine kadar gelen Alman askerleri tarafından 18 yaşındayken asılan genç bir komünisttir.

“Tanya
sen asılan partizan
ben hapiste şair
sen kızım yoldaşım
resmin üstünde eğiliyor başım
kaşların incecik,
gözlerin badem gibi
ama renkleri fotoğraftan anlamam mümkün değil
fakat yazıldığına göre koyu kestaneymişler.”
Şiirin sonuna doğru asılır Tanya:
“boğuluyordu nazlı boynu kuğu kuşunun
fakat dikildi ayaklarının ucunda partizan
ve hayata seslendi İNSAN:
-yoldaşlar
hoşça kalın
kavga sonuna kadar
Duyuyorum nal seslerini
Geliyor bizimkiler!”

Sermaye medyası Nazım Hikmet’in kadınlara, ama o emekçi ve direngen kadınlara yazdığı tüm bu şiirleri yok sayıyor ve onu birkaç ucuz dedikoduyla kendi pisliğine bulaştırmak istiyor. Bu sayede onunla emekçiler arasındaki bağı ortadan kaldırmak istiyor. Ama onun aşk anlayışı burjuvazinin yozlaşmış aşk ilişkilerinden öylesine farklıdır ki...

“karıcığım;
senin kaç yaşında olduğunu
ne düşündüm şimdiye kadar
ne de bundan sonra düşüneceğim

...

sen on sekiz yaşında sevgilimsin
kocaman gözlü ve ince bilekli geyik
sen anamsın altmış yaşındasın
sen yaşı ve cinsiyeti olmayan arkadaşsın
büyük kavgamda beraber dövüştüğüm”

Nazım Hikmet’i televole pazarının malzemesi haline getirmek isteyenler amaçlarına ulaşamayacaklardır. Çünkü o İtalyan faşizmine direnen Taranta Babu olacak, Amerikan emperyalizminin atom bombalarıyla küle çevirdiği küçük Japon kızı olacak, genç partizan Tanya olacak ve Alman askerlerine haykırdığı gibi haykıracaktır:

“biz iki yüz milyonuz ,
iki yüz milyon asılır mı?
Gidebilirim ben
Ama ‘bizimkiler’ gelecekler
Teslim olun vakit varken...”

H. Ezgi



İzmir Hücre Karşıtı Platform’dan eylem...

26 Mart günü İHD İzmir Şubesi Adliye binası önünde “Susurluk çetelerinin korunmasına” ilişkin suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusu metni kurum temsilcilerine dağıtılmadan önce İHD Şubesi Başkanı sözlü bir açıklama yaptı. Açıklamada şunlar söylendi:

“Susurluk görünen buzdağının sadece küçük bir bölümüdür. Gladyo olarak da bilinen, diğer NATO üyesi ülkelerde örgütlenen, Doğu Bloku’nun dağılmasından sonra, değişik yerlerde ve zamanlarda suikast, adam kaçırma, darbe girişimleri vb. eylemler yapan bu yapılanmanın yaptığı kirli ilişkiler açığa çıkmıştır. Türkiye ayağında ise Susurluk’ta kaza sonucu açığa çıkan mafya-politikacı olarak da bilinen çeteleşme, diğer bir adı derin devlet veya kontr-gerilla olarak bilinen çete mensupları yargılanmış, hüküm giymişlerdir. Bu çetenin içinde asker-sivil kamu görevlileri ile katliam davaları sanıkları sivillerin bulunduğu ve ‘vatan savunması’ adı altında bir suç makinası gibi çalıştıkları resmi raporlarda açıklanmıştır. Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanıutlu Savaş’ın raporundaki deyimiyle; ‘Susurluk bir bütündür ve olaylar zincirinden ibarettir’ sözü sanırız herşeyi açıklamaya yeterlidir. İnsan hakları savunucuları olarak çete mensuplarına sahip çıkan emekli generallerin ‘herşey bilgimiz dahilinde yapılmıştır’ sözü bizlerde ‘derin devlet’ hala devam ediyor mu korkusu uyandırmaktadır. (...)

“Sonuç ve istem: Belirtilen nedenlerle, ülkemizde hukuk devleti ilkeleri hakim kılınarak, faili belirsiz cinayetlerin, adam kaçırma, infaz, kaybetmelerin önlenebilmesi, toplumda kaygı, korku ve güvensizlik yaratan bombalama, kundaklama vb. şiddet eylemlerinin yinelenmemesi amacıyla, yukarıda isimleri geçen suç duyurusunda bulunduğumuz sanıklar hakkında gerekli soruşturmanın yapılarak cezalandırılmaları talebiyle haklarında kamu davası açılmasını dileriz.”

SY Kızıl Bayrak/İzmir