30 Mart '02
Sayı: 12 (52)


  Kızıl Bayrak'tan
  Yaklaşan 1 Mayıs ve görevlerimiz
  Tüm çalışanlara grevli-toplusözleşmeli sendika hakkı!
  İMF istedi diye onbinlerce işçiyi sokağa atacaklar!
  Hain sendika bürokratlarını sırtımızdan atalım!
  Düzen cephesinden "kriz bitti" tartışmaları
  Gençlikten...
  "Sendikalar ne zaman işçinin tam örgütü olacak?"
  Sermayenin saldırılarına karşı durmak...
  Burjuva toplumu ve burjuva kadın hareketi
  Gülsuyu'nde militan Newroz kutlaması
  Newroz kutlamalarını doğru okumak!
  Roma'dan işçiler geçti!..
  Emperyalist saldırganlığa ve savaşa karşı...
  1 Mayıs'a hazırlanalım!
  "Teslimiyet asla!.."
  Nazım Hikmet ve emekçi kadınlar
  Bir öykü...
  Baskılar bizi yıldıramaz!..
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kamuda tensikat saldırısı hızlanıyor...

İMF istedi diye onbinlerce işçiyi
sokağa atacaklar!

İMF’ye verilen 18 Ocak tarihli niyet mektubunda aynen şu satırlar yeralıyordu.

“3 Aralık 2001 tarihli Başbakanlık Genelgesi ile de desteklendiği üzere, kamu işçileri için gönüllü emeklilik planı halihazırda başlatılmış bulunmaktadır. 15.000 çalışan 2002 Ocak ayı ortasına kadar emekli edilmiş ya da emekli edilecekleri tebliğ edilmiş olacaktır.

“Gönüllü emeklilik teklifleri ve sadece gerekli görüldüğü takdirde işten çıkarmalar vasıtasıyla, Haziran sonuna kadar fazla işçi sayısı üçte bir oranında ve 2002 Ekim sonuna kadar kümülatif olarak üçte iki oranında azaltılacaktır. 2003 Haziran sonuna kadar, kalan fazla istihdam aşamalı olarak azaltılacaktır.”

Hem 3 Aralık tarihli Başbakanlık Genelgesi, hem de doğrudan doğruya niyet mektubunun bu satırları, kamuda başlatılacak kapsamlı bir tensikat saldırısının kapıda olduğunun habercisiydi.

Şimdi bu saldırı uygulamaya sokuluyor. İMF heyeti Mart ayı ortalarında bir denetim yaptı ve hükümetin acil olarak yapması gereken işleri belirleyip önüne koydu. Bunlardan kuşkusuz en önemlisi kamudaki “atıl istihdam” sorununun bir an evvel çözülmesiydi. Hükümetin önüne konulan plana göre, “atıl istihdam” Mart ayı sonuna kadar belirlenecek ve İMF’ye Nisan başında verilecek ek niyet mektubunda bu belirtilecek. Nisan’da ise tek tek bütün kamu kuruluşlarında atılacak işçilerin listesi hazırlanmış olacak. En geç Haziran ayının sonunda ise “fazla istihdam”ın üçte biri kapının önüne konmuş olacak.

Kapı önüne konulacak işçi sayısının 60-70 bin civarında olduğu, bunun bir kısmının re’sen (zorunlu) emeklilik yoluyla işine son verileceği, re’sen emekli olması mümkün olmayan asıl büyük çoğunluğun ise doğrudan doğruya işten atılacağı belirtiliyor.

Bu büyük tensikat saldırısından sadece kamu işçisi etkilenmeyecek. KİT’lerdeki memur ve sözleşmeli personel sayısının düşürülmesi için de hazırlıklar sürüyor. Bunun için memurlarda emeklilik yaş sınırının daha aşağı çekilmesine imkan sağlayacak bir yasal düzenleme yapılacak, hemen peşinden de durumu uygun olan binlerce kamu emekçisi re’sen emekliliğe zorlanacak.

Kamudaki tensikat saldırısının bir diğer boyutu ise, 330 trilyon tasarruf bahanesiyle çeşitli kamu kuruluşlarına bağlı bölge müdürlüklerinin kapatılması. İMF bölge müdürlüklerinin kapatılması için de talimat vermiş bulunuyor. Bu nedenle devlet bürokrasisinin üst kademelerinde şu günlerde toplantı üzerine toplantılar yapılıyor, kapatılacak müdürlüklerin belirlenmesine çalışılıyor. Bu konuda da işin son aşamasına gelinmiş bulunuyor. Önümüzdeki günlerde bu konuda gerekli yasal düzenlemeler yapılacak, kararnameler çıkartılacak ve birçok bölge müdürlüğü kapatılacak. Bu sayede kamuda çalışan binlerce işçi ve emekçinin bir çırpıda tasfiye edilmesi sağlanacak.

Ayrıca özelleştirme kapsamındaki KİT’lerde 11 bin civarında “atıl personel” olduğu hesaplanıyor. Özelleştirmeler yapılmadan önce bu fazlalığın eritilmesi planlanıyor.

Gündemdeki büyük bir saldırıdır

Kamudaki tasfiye operasyonu ve buna bağlı olarak gerçekleştirilecek büyük tensikat, bu alandaki işçi ve emekçilerin karşı karşıya olduğu en büyük saldırılardan biridir. Ekim ayına kadar en az 40-50 bin işçinin işini yitirmesi, işsizler ordusuna katılmasıdır söz konusu olan. Bu işçilerin ezici bir çoğunluğunun sendika üyesi olması, kamuda örgütlü sendikaların da aynı ölçüde üye kaybına uğraması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla sendikal örgütlülüğe de büyük bir darbe vurulmuş olacaktır.

Saldırı büyük, yanıtı da büyük olmalıdır

Ağırlıklı olarak kamuda örgütlenmiş olmalarına rağmen sendika konfederasyonları bu büyük saldırıyı seyretmekle yetinmektedir. Türk-İş’in düzenlediği salon toplantıları işçilerin hak kayıplarına ve yıkım saldırılarına karşı bir hayli duyarlı olduğunu göstermekte, fakat bu duyarlılık sendika yönetimlerini harekete geçirmeye şu an için yetmemektedir.

Kamu işçilerinin yapılan salon toplantılarının hemen hepsinde sendikal ihanete karşı tepkilerini haykırmaları, eylem istemeleri elbette ki sınıf kitleleri içinde güçlü bir mücadele eğiliminin mayalandığını göstermektedir. Bu anlamlı olmakla birlikte, gelinen yerde bu kadarı artık çok bir şey ifade etmemektedir.

Saldırıların toplam çapı düşünüldüğünde, sınıf hareketinin güçlü bir çıkışa ihtiyacı olduğu ortadadır. Bu çıkışa öncülük etme noktasında ise kamu işçisine önemli görevler düşmektedir. Örgütlülük düzeyi ve mücadele birikimi görece ileri olan kamu işçisinin sahip olduğu enerjinin açığa çıkarılması gerekmektedir. Söylemeye gerek bile yok; bu konuda asıl görev, sınıf devrimcilerine, sınıf içindeki devrimcilere, öncü ve ilerici işçilere düşmektedir.

Bunun için özellikle kamu işçileri arasında sınıfın güncel taleplerine dayalı propagandayı yaygınlaştırmalı ve taban örgütlerini yaratma çabasına daha özel bir ağırlık vermeliyiz. Yaklaşan 1 Mayıs gündemini bunun için verimli bir şekilde kullanmak en öncelikli görevlerimizden biri olmalıdır.

Saldırıya karşı acil istemlerimiz:

* Herkese iş, tüm çalışanlara iş güvencesi!
* Tüm çalışanlara grevli-toplu sözleşmeli sendikal hak!
* 7 saatlik işgünü, 35 saatlik çalışma haftası!
* İMF anlaşmaları yırtılsın!
* Krizin faturasını kapitalistler ödesin!
* Sendikacılar ya görev başına ya kapı dışarı!
* Saldırılara ve ihanete karşı 1 Mayıs’ta iş bırakarak alanlara!