16 Mart '02
Sayı: 10 (50)


  Kızıl Bayrak'tan
  İşgal, katliam ve terör politikasına karşı ölümüne direniş sürüyor!
  Halkların katili Cheney Türkiye'den defol!
  Sahte tartışmalar değil birleşik-militan mücadele!
  Büyüyen öfke ve çözüm arayışı
  Sendikal ihanete karşı tabanın örgütlü sesini yükseltelim!
  "Salonlarda değil, alanlarda mücadele etmek istiyoruz!"
  Türkiye'de 8 Mart eylemleri...
  "Anadilde eğitim hakkı"na tutuklama!..
  8 Mart ve burjuva toplumunda kadın hakları
  Hücresinden sıyrılan kadın...
  Emekçi kadını sınıf mücadelesi saflarına kazanacağız!...
  Yurtdışında 8 Mart etkinlikleri...
  Susurluk ordu ve devlettir!
  Direniş tüm saldırılara rağmen kararlılıkla devam ediyor
  Bültenlerimizden...
  Filistin direnişinin öğrettikleri...
  Kürt halkının dostlarına!..
  Fırtınayla gelenler
  Sınıfı örgütlemede her türlü araç ve yöntemi kullanmalıyız!
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kürt halkının dostlarına!..

Özgürlük esas olarak özgürlüğe ihtiyaç duyanların sorunu olmakla birlikte, geniş anlamda kendisini özgür hissedenlerin de sorunudur. Bu durum özgürlük kavramının doğasında saklı bir zorunluluktur. Özellikle sömürge ve sömürgeci toplum ilişkilerinde bu zorunluluk daha çıplak ve yakıcı bir şekilde kendisini hissettirir. Bunun içindir ki ezilen ulusların özgürlük davalarının gerçek dostlarının ezen ulus içinden çıkmaları şaşırtıcı olmamaktadır.

İktidarını adaletsizlik üzerine kuran ve şiddet aracıyla sürdürmeye çalışan egemenlerin kendi toplumlarına sundukları "özgürlük", ezilen ulusun köleliği şartına bağlıdır. Yine bunun içindir ki, ‘başkasını ezen bir ulusun kendisi özgür olamaz’ ilkesi evrensel bir doğru olarak güncelliğini koruyor. Burada Kürt-Türk ilişkilerinin tarihsel seyri bir yana, günümüzde Kürtler’in ezilen ulus, Türkler’in ise ezen ulus kategorileri ile birbirleriyle ilişkili oldukları tartışılmaz bir olgudur. Bu ilişkide Kürtler, ‘sömürgeden daha kötü bir alt statüde’ bulunmaktadırlar. 15 Ağustos 1984’te sıkılan ‘ilk kurşun’ esas olarak bu statüye sıkılmış ve "Demokratik Cumhuriyet" kodlu teslimiyet ve tasfiyeciliğinin günümüzdeki uğursuz çabalarına rağmen, ‘ömürgeden daha beter bu alt statü’ Kürt halkının bilincinde ve ruhunda paramparça edilmiştir.

Tarihte hiçbir özgürlük mücadelesi dostları olmaksızın başarıya ulaşmamıştır. Söz konusu Kürdistan Özgürlük Mücadelesi olduğunda bu durum daha anlaşılır ve somuttur. Eş zamanlı olarak değişik sömürgeci egemenliklerinde bulunmak, Kürtler için aynı zamanda geniş ve yaygın bir ‘dost potansiyeline’ sahip olma imkanını da ortaya koyuyor. Genel olarak klasik Kürt siyaset tarzının ve özel olarak Partimiz’in kazanımları üzerine karabasan gibi çöken Öcalan çizgisinin bu geniş ‘dost potansiyeli’ üzerindeki tahribat ve oyunlarına rağmen, henüz açığa çıkarılmamış ve kalıcı ilişkilere kavuşturulamamış çok büyük dostluk ve dayanışma kaynaklarına sahip olduğumuzun bilincindeyiz. Bu nedenle burada kapsamlı değerlendirmelere girmeksizin, Kürt halkının dostları olgusuna ilişkin bakışımızı ortaya koymkla birlikte, içinde bulunduğumuz tarihsel yol ayrımında dostlarımızdan istem ve beklentilerimizi ifade etmeyi de zorunlu görüyoruz.

Öncelikle Parti tarihimizdeki Öcalan siyaset tarzının ‘dostluk anlayışının’ devrimci çizgimizin gelenek ve değerleri ile yakında uzaktan bir ilgisi olmadığını, Öcalan ve onun dalkavukları, çok açık bir şekilde ortaya koymuşlardır. İçinde bulundukları durum sadece yenilgi ve başarısızlık psikolojisi ile açıklanamayacak kadar derindir. Kendi deyimi ile ‘Düşmanlarının çocuklarıyla bütünleşmeyi’ kendisinin ve dalkavukları eliyle Kürt halkının önüne görev olarak koyan Öcalan sisteminin esas dostları, şefkatine sığındıkları ‘sömürgeci efendileridir’...

Vurguladığımız gibi bu durum ne yenilginin bir ürünüdür, ne de yenidir. Gerillanın sömürgeciliğe en güçlü darbeler vurduğu dönemlerde dahi “ve karşılıklı ‘Barış görüşmelerinin’ hem iç hem de dış kamuoyunda olgunlaştığı günlerde bir Türk çavuşu ya da bekçisi” ile görüşmek için can atan Öcalan, kendi dostlarını o günden itibaren belirlemiş durumdaydı.

Kuşkusuz bu bir sınıf duruşuydu; Kürt egemen sınıflarının geleneksel siyaset tarzının kötü bir biçimde tekrarıydı ve PKK’nin doğuş ve varoluş özellikleri olan devrimci emekçi ve sosyalist enternasyonalist özüyle bir karşıtlık oluşturmaktaydı.

Bu yönüyle Öcalan İdris-i Bitlisi ile temsil edilen ‘düşmanlarına ve cellatlarına aşık siyasal çizginin’ en son temsilcisidir... Öcalan’ın siyaset tarzında Kürde, Kürt emekçilere güvenmek yoktur! En sıradan bir sömürge memuru en kahraman ve fedakar Kürt’ten daha değerlidir, Öcalan’ın siyaset tarzında... Kendisinin savaş yıllarındaki hemen hemen bütün konuşmaları incelendiğinde bu durum çok açık görülür. Ona göre, kendisinin dışındaki bütün Kürtler bir hiçtir. Sömürgeci zulüm ve baskı altında inletilen bireyden arta kalan bütün insani, sosyal değer ve özellikler bu kez Öcalan çarkında öğütülmüş ve hiçleştirilmiştir. Sonuçta mücadelenin tek sahibi ve yürütücüsü olarak kendisini ilan etmiş ve başta Parti ortamında olma üzere özgürlük mücadelesinin insan kaynaklarını kendisine hizmet eden kullar durumuna sokmuştur.

Kürt toplumu içinde kendi egemenlik alanına sokamadığı kesimleri (bunlar, Kürt orta ve egemen sınıf siyaset esnafıdır) ‘dost’ ilan etmiş ve zaman içinde Parti etrafında ucube ve ne olduğu anlaşılmaz dost kılıklı şebekeler yaratmıştır. Üstelik yaratılan bu sahte dostluk kavramı bir davaya bağlılık üzerine kurulmamıştır. Öcalan’a bağlılık ve şahsına saygı, dostluğun temel ölçüsü olarak kabul edilmiştir. Öncelikle bu ucube durumun düzeltilmesi gerekiyor.

Kürt emekçiler kendi özgürlük mücadelesinin dostu değil, gerçek sahibi ve temel gücü kabul eden, ilişkileri bu temelde geliştiren bir siyaset ve örgütlenme anlayışı ile hareket ediyoruz. Bu durum Öcalan sisteminde ters-yüz edilmiştir.

Öcalan, Kürt halkının insan kaynakları üzerinde olduğu gibi, onun dostluk ve dayanışma potansiyeli üzerinde de ciddi tahribatlar yaratmıştır. Bizim bu yazıda esas olarak üzerinde durduğumuz konu budur; Öcalan’ın bu anlamda yarattığı çarpık dostluk anlayışının düzeltilmesinin sadece bizim çabalarımızla gerçekleşemeyeceği ise açıktır. Bu noktada ancak Kürt halkının gerçek dostlarının seslerini yükseltmeleriyle, Öcalan’ın yarattığı dalkavuk dost tipinin aşılması mümkündür. Yine bugün İmralı ihaneti etrafındaki sahte ve ne idüğü belirsiz dost kılıklı sömürgeci hizmetliler takımının oynadıkları uğursuz rolün teşhir edilmesi ancak bu şekilde mümkündür. Dolayısıyla Kürt halkının gerçek dostlarının kendilerini tarif etmeleri gerekiyor!

Bu noktada biz; şimdiye kadar Partimiz ve halkımız adına temsil yetkisini gasp eden İmralı Partisi’nin bundan böyle dostlarımız için tek seçenek olmadığını, daha doğrusu olmaması gerektiğini ve Kürt halkının gerçek dostlarının halkımızın geleceğinin, özgürlüğünün güvencesi olan devrimci çizgimiz ile buluşmalarının önündeki engellerin ortadan kalktığını, devrimci coşkumuzla ifade ediyoruz.

Genel olarak Kürt halkının ve özel olarak partimiz öncülüğündeki son otuz yıllık gelişen özgürlük mücadelesinin dostlarına ve dostluk anlayışlarına ilişkin elbette söylenecek çok şey var. Ancak biz kaynağında Öcalan siyaset tarzının yattığına inandığımız eksik, çarpık ve yetersiz dostluk ilişkilerine ilişkin hem eleştirilerimizi hem de önerilerimizi ifade etmeyi devrimci sorumluluğumuzun gereği olarak kabul ediyoruz. Burada, bugüne kadar devrimci mücadelemize uzatılan bütün dost elleri aynı kefeye koymadığımızı, bu konuda ne inkarcı ne de abartılı tutumlara sahip olmadığımızı, öncelikle ifade etmek istiyoruz.

Özellikle gerilla mücadelesinin yükselişi ile birlikte gerek Türk toplumundan gerekse diğer bir çok ulustan dostlarımızın ortaya çıktığı ve mücadele tarihimize silinmez izler bıraktıkları yadsınamaz. Sömürgeci egemenliğin zihinlerde parçalanması konusunda ‘ilk kurşun’ ile daha atıldığı günde dostluklarını pratikleriyle ifade edenler kadar, sonraki süreçte unutulmaz dostluk ve dayanışma örnekleri sergileyenleri unutmayacağız!

Bu dostlarımızdan bazılarının, nedenleri ne olursa olsun, bugün ‘susma haklarını kullanmalarını’ içimize sindirmedik ve asla kabullenmeyeceğiz!.. Bugün halk olarak savaş yılları öncesi karanlıktan ve savaş yıllarındaki ölümlerden kat be kat büyük tehlikelerle karşı karşıyayız! Uzun yıllardır uluslaşma sancıları çeken ve bunun için büyük bedeller ödeyen halkımızın yüzyıllık ‘sömürgeden daha alt statüsü’ çağımızın uygar sömürgecileri ve onların ‘demokratik hizmetlileri’ tarafından meşrulaştırılmak ve gelecek yüzyıllara taşırılmak isteniyor! Yine Kürt halkının temsili İdris-i Bitlisi’den günümüze süregelen ihanet çizgisinde boğdurulmak isteniyor!

Bu noktada Kürt halkının dostlarının ‘susma hakkı’ var mıdır? Devrimci dinamiklerimizin ve değerlerimizin ihanetin kuşatması altında olduğu bir zamanda ‘susma hakkının’ anlamı nedir? Sömürgecilik karşısında susmayanların, zindanları kendilerine mesken edinenlerin ve sadece emeklerini değil, hayatlarını ortaya koyanların ihanet ve teslimiyet karşısında susmalarını sadece biz değil, halkımızın gelecek nesilleri de içlerine sindirmeyeceklerdir!

Dün soylu duruşunuzla ve onurla halk ve mücadele tarihimizde hakettiğiniz yeri korumak bize düşmez! Yenilenlerin, ihanetin ve tasfiyeciliğin kaderine ortak olmak da size düşmez! Sömürgeci zor ve baskının sindiremediklerini, ihanetin ve teslimiyetin susturmasının anlamı nedir? Hiçbir dostumuz ‘Kürt halkının birliğine zarar vermemek’ gerekçesiyle sessiz kalma lüksüne sahip olamaz.

Evet, sömürgeciliğin ve emperyalist haydutların bugün bize dayattıkları şudur: ‘İhanetin ve teslimiyetin arkasında firesiz yürüyün!’ İşte istenen birlik ve beraberlik budur! Bozmamak için susmayı tercih ettiğiniz ‘birlik’ budur! Oysa bizler "dün köleydik, bugün halkız" diyoruz ve özgürlüğe olan inancımız, mücadele kararlılığımız ve coşkumuz dünkünden daha ileri ve umutlarımız daha güçlü! Bu bilinç ve inançla Kürt halkının gerçek dostlarını devrimci çizgimiz öncülüğündeki özgürlük mücadelemizle dayanışmaya çağırıyoruz!

Türkiye devrimcilerinin ulusal kurtuluş mücadelemizle şimdiye kadar süregelen ilişki biçimi ve düzeyi ise sayısız olumsuzluklarla doludur! Kuşkusuz bu durumun Partimizden kaynaklanan sorumluluklarına sahip çıkmakta tereddüt etmeyeceğiz. Bu yazıda iki halkın devrimlerinin ilişki ve ortak mücadele imkanlarının neler olduğu ve nasıl olması gerektiği üzerinde durmayacağız. Ancak şu kadarını belirtmek isteriz ki, Partimizin gerçek özü olan devrimci sosyalist bakış açısıyla, Türkiye ve Kürdistan emekçilerinin mücadele ilişkileri konusunu yakın gelecekte bütün boyutlarıyla tartışmaya açacağımız ve Öcalan sisteminin bu konudaki teorik, politik, stratejik ve moral tahribatlarını aşmak için etkili bir çaba içinde olacağımız kesindir.

Gelinen noktada iki halkın mücadelesine ve değerlerine bağlı, İmralı tasfiyeciliğine karşı tutarlı tavır almayı temel bir ilke sorunu olarak gören devrimci dostlarımızla, Türkiye devrimci örgüt ve çevreleriyle kalıcı ve nitelikli ilişkilere ulaşacağımıza olan inancımız her zamankinden daha güçlü. Açık ki bu topraklarda kazandıracak olan doğru çizgi, emekçilerin, halklarımızın devrimci enternasyonalist çizgisidir! Nesnel gelişmeler de bu gerçekliği kaçınılmaz kılmakta ve her gün doğrulamaktadır....

Türkiye devrimi ve Türk halkı adına düne kadar Öcalan’ın şahsı etrafında örülen ve bugün nerede oldukları bilinmeyen ‘siyasal anlayışlar’, ihanet ve teslimiyetle birlikte miadlarını doldurmuşlardır. Gerillanın yükselttiği devrimci kabarışın üzerine yatan ve kendi asli görevlerini unutan ‘Öcalan’ın sofra arkadaşlarını’, halklarımıza devrimci dayanışma ve dostluk olarak gösterenlerin bugün halklarımıza söyleyecekleri olmalı!

İmralı ihaneti ve teslimiyeti ile birlikte Kürt halkının kurum ve kuruluşlarına çöreklenen ve şimdiye kadar Kürt halkının habersiz olduğu ‘Öcalan hayranlarına’ ne demeli? Büyük kısmı ‘Türk sosyalisti’ ya da ‘Türk aydını’ sıfatıyla, buğday ambarındaki fareler gibi ortalıkta dolaşıp durmaktadırlar şimdilerde... Köşe yazarlığı ve TV yorumculuğu üzerine yatan bu uğursuz ‘çorbacı’ baylar kendilerini çok iyi biliyorlar, adlarını burada anmaya bile değmez. Sadece Türkiye devrim cephesinin değil, aynı zamanda Türkiye toplumunun da en düşkün kesimi içinde yer alan, deklasse olmuş bu işsiz güçsüz takımı İmralı ihanetinin ortaya çıkardığı tabloda aykırı durmuyor aslında. Bu kesimlere ‘sizin kendi toplumunuza ve Türkiye devrimine ilişkin görev ve sorumluluklarınız nelerdir? Bugüne kadar u uğurda ne yaptınız ve şimdi ne yapmaktasınız?’ sorularını sormayı abesle iştigal sayıyoruz. Bunların, yükselecek ilk devrimci dalga ile, hatta taşların biraz yerli yerine oturmasıyla birlikte süpürülüp atılacaklarından en ufak bir kuşku duymuyoruz.

Öte yandan başta Ortadoğu halkları olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde Kürt halkıyla güçlü dayanışma dinamiklerinin olduğundan da kuşkumuz yok. Şimdiye kadarki uluslararası ilişki ve etkinlikleri Öcalan ve kliğinin kontrolünden çekip almanın zaman alacağının, ancak bu sürecin hızlandığının; devrimci görev ve sorumluluklarımıza sahip çıktıkça muazzam boyutlarda bir uluslararası dayanışma ve dostluk potansiyeline sahip olduğumuzun da bilincindeyiz.

Sonuç olarak, önümüzdeki süreçte başta Kürdistan’da olmak üzere bölgemizde ciddi toplumsal hareketlenmeler ve bununla bağlantılı olarak devrimci bir dalganın yükselmesi kaçınılmaz olacaktır. Böylesi bir sürecin arkasında sürüklenmek, ne Kürdistan devrimcilerinin kabul edecekleri bir durumdur, ne de Kürt halkının dostlarının içlerine sindirebilecekleri bir sonuçtur. Bizim kendi mücadele tarihimizin devrimci değer ve birikimlerinden aldığımız güçle bu süreci karşılayacağımızdan hiç kimsenin kuşkusu olmasın!

Dostlarımızın ise ne bu konuda kuşku duymalarını, ne de ‘susma haklarını kullanmalarını’ kabul etmeyeceğiz! Başta savaş yıllarının çelikleştirdiği dostlarımız olmak üzere, Türkiye, Arap ve Fars devrimci güçlerini, Kürt halkının özgürlük mücadelesinin diğer uluslardan bütün dostlarını mücadelemize güç vermeye çağırıyoruz!
Yaşasın halkların mücadele dostluğu ve birliği!

PKK-Devrimci Çizgi Savaşçıları