16 Mart '02
Sayı: 10 (50)


  Kızıl Bayrak'tan
  İşgal, katliam ve terör politikasına karşı ölümüne direniş sürüyor!
  Halkların katili Cheney Türkiye'den defol!
  Sahte tartışmalar değil birleşik-militan mücadele!
  Büyüyen öfke ve çözüm arayışı
  Sendikal ihanete karşı tabanın örgütlü sesini yükseltelim!
  "Salonlarda değil, alanlarda mücadele etmek istiyoruz!"
  Türkiye'de 8 Mart eylemleri...
  "Anadilde eğitim hakkı"na tutuklama!..
  8 Mart ve burjuva toplumunda kadın hakları
  Hücresinden sıyrılan kadın...
  Emekçi kadını sınıf mücadelesi saflarına kazanacağız!...
  Yurtdışında 8 Mart etkinlikleri...
  Susurluk ordu ve devlettir!
  Direniş tüm saldırılara rağmen kararlılıkla devam ediyor
  Bültenlerimizden...
  Filistin direnişinin öğrettikleri...
  Kürt halkının dostlarına!..
  Fırtınayla gelenler
  Sınıfı örgütlemede her türlü araç ve yöntemi kullanmalıyız!
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kurtköy İşçi Kültür Evi’nin kadın çalışması yol alıyor...

Emekçi kadını sınıf mücadelesi
saflarına kazanacağız!..

Kurtköy İşçi Kültür Evi’nin keyfi bir şekilde mühürlenmesinin ardından çalışmalarımızı aksatmadan sürdürdük. İşçi Kültür Evi çalışmamızın bir parçası olarak emekçi kadınlara yönelik bir çalışma başlattık. Amacımız, bölgemizdeki emekçi kadınları mücadeleye sevkedebilmek üzere ilk adımları atmak ve çalışmaya kalıcı bir zemin yaratmaktı.

İşçi Kültür Evi olarak bölgedeki emekçi kadınlara ulaşmak için kullandığımız ilk araç, ev kadınlarına yönelik olarak hazırlanmış anket oldu. Yaygın olarak yapılan anket çalışmasında temel hedefimiz İşçi Kültür Evi’nin (İKE) tanıtımıyla birlikte, ev kadınlarının eğitim durumunu, kültürel ve politik bilincini ölçmek, yaşamlarına müdahalede bulunabilmek, ilişkilerimizi geliştirebilmek, bunun sonucunda İKE’nin bundan sonraki faaliyetlerini emekçi kadınların ihtiyaçları doğrultusunda hazırlayabilmekti. Anket, ev kadınlarının ekonomik ve sosyal koşullarını, boş zamanlarını nasıl geçirdiklerini, kültürel faaliyetlere ilgi düzeylerini, yaşadıkları sorunların nedenleri konusundaki düşüncelerini öğrenmeyi amaçlayan sorulardan oluşuyordu.

Bu çerçevede Kurtköy’de ilk aşamada 130 civarında kadınla görüştük.

Eğitimsizlik zincirlerini bir kat daha kalınlaştırıyor

Ulaştığımız ev kadınlarının en temel sorununu eğitim seviyesinin düşüklüğü oluşturuyordu. Kadınların çoğu okur-yazar değil ya da en fazla ilkokul mezunu idi. Özellikle okuma yazma bilmemesi, ev kadının eve, dört duvar arasına hapsoluşunu ve beraberinde kendine güvensizliğini bir kat daha arttırıyor. Bu kadınlar ne tek başına doktora gidebiliyorlar, ne de çocuklarının eğitimi ile ilgilenebiliyorlar. Bir ev kadını bu durumu öyle iyi özetliyordu ki: “Okuma yazmam yok. Hasta olunca kocam canı isterse hastaneye götürüyor, çocuklarım okulla ilgili bir şey sorduğunda cevaplayamıyorum, çok ağırıma gidiyor.”

Yine birçok kadın okuma yazma bilmediklerinden dolayı evlerine gelen pazarlamacılar tarafından kandırılmış, senetlerin altına imza atmış ve milyonlarca lira fazladan ödemek zorunda kalmışlar. Bu yaşadıkları onları öyle etkilemiş ki, anket yapmak için gittiğimizde önce bizi pazarlamacı sanarak konuşmak istemediler. Sonrasında durumu açıklamamız üzerine anket yapabildik. Görünen o ki, eğitim durumlarının geriliği onların zincirlerini bir kat daha kalınlaştırıyor.

Çoğu çok küçük yaşta evlenmiş ve en az üç çocuğu olan bu kadınlara boş zamanlarını nasıl değerlendirdiklerini sorduğumuzda; ev işleriyle uğraşıp çocuklara baktıklarını, eve katkı sağlamak için el işi yaptıklarını öğreniyoruz. Bunların dışında pembe dizileri izleme oranlarının da çok yüksek olduğu gerçeği ortaya çıkıyor.

Bizim anlatmakta, onların ise kavramakta en çok zorlandıkları sorular, kültürel faaliyetlere katılım ve ilgi alanlarını ölçmeye yönelik olanlardı. Bu emekçi ev kadınları yaşamlarında ilk kez böyle bir soruyla karşılaştıklarından, iletişimde gerçekten bir hayli zorlandık. Kadınların birçoğu kültürel faaliyet denildiğinde birşey anlamıyor, açıklayıp örneklendirdiğimizde ise, daha önce hiç bu tür etkinliklere katılmadığını söylüyordu. Ne var ki, İKE’de yapılan tiyatro gösterisine katılan kadınlar için bu faaliyetin oldukça olumlu sonuçlar doğurduğunu, kültürel faaliyetlere ne kadar aç olduklarını gözlemleyebildik.

Emekçi kadının sorunları

Öğrenmeyi amaçladığımız diğer bir konu ise, kadının çifte ezilmişliğinin yaşandığı toplumda, emekçi kadın olarak yaşadıkları sorunların ne kadar bilincinde oldukları ve yaşanılan sorunların kaynağını bilip bilmedikleriydi. Aldığımız cevap tekti: Yoksulluk. Birçok kadın ikinci cins kimliğinin, bundan kaynaklanan köleliğinin farkında değil. Parasızlık, işsizlik, ekmek kuyrukları, kadın kimliğinden kaynaklı yaşadığı tüm sorunları unutturacak kadar önüne çıkmış. Ancak geçmiş dönemde çalışan kadınlardan belli yanıtlar alabildik. Kadının ekonomik bağımsızlığının olmaması, eğitimsiz bırakılması, şiddete maruz kalmaları, özgür olmamaları gibi...

Kadınların çalışma hayatına katılmalarına ise hemen hemen tümü olumlu cevap veriyor, hatta bazıları bunu ısrarla vurguluyordu. Evde oturmak yerine ev ekonomisine katkıda bulunmak gerektiğini düşünüyorlar ya da kendi deyimleriyle “erkeğin eline bakmamak” gerektiğini söylüyorlardı. Fakat kadınların birçoğu ya kocasının izin vermemesi ya da çocuk bakımı gerekçesiyle çalışamadığını söylüyor.

Daha önce çalışmış fakat daha sonra çeşitli nedenlerle işlerini bırakmak zorunda kalmış kadınlarla karşılaştığımızda, onların diğer ev kadınlarından çok daha farklı oldukları hemen anlaşılıyordu. Bu kadınlar çalışma hayatına katılmış, evin dışına, toplumsal yaşamın içine çıkmışlardı. Dolayısıyla birçok sorun hakkında diğer ev kadınlarına göre çok daha bilinçliler ve kendilerine daha fazla güveniyorlar.

Bölgede yaşayan kadınların ekonomik durumu ise oldukça kötü. Birçoğunun kocası ya işsiz ya da marjinal işlerde çalışıyor. Aylık ortalama gelir asgari ücretin altında ve çoğunun hiçbir sosyal güvencesi yok. Genel olarak evleri kendilerine ait, ne var ki bölgenin en temel sorunu yıkım. Canla başla çalışarak, kanalizasyonundan suyuna herşeyi kendilerinin yaptıkları evler ellerinden bir bir gidiyor. Mahalle halkı yılları bulan bu sorun karşısında örgütlü davranmadığı, birbirine güvenmediği için evler teker teker boşaltılıyor. Bugün artık insanlar onca emek verdikleri evlerini kendi elleriyle yıkıyor, demirlerini, tahtalarını satarak para elde etmeye çalışıyorlar.

Anket sırasında bir diğer gözlemimiz ise, kadınların ezici çoğunluğunun 8 Mart’ı bilmesi oldu. Bunun gerisinde yatan, geçtiğimiz yıl yıkım sorunu eksenli mahalleden 8 Mart mitingine katılımın gerçekleşmiş olmasıydı. Böylelikle, katılan, katılmayan tüm mahalle halkının gündemine 8 Mart girmişti.

8 Mart’a yönelik etkinliklerimiz

Anket çalışması mahallede pek çok yeni insanla tanışmamızın bir aracı oldu. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün yaklaşmasıyla birlikte anket çalışmasına ara vererek, bu çalışmanın verimi üzerinden 8 Mart hazırlığına yoğunlaştık. Anketle sağlanan sıcak ilişkilere politik bir düzey kazandırmak, ilişkileri geliştirmek, 8 Mart gündemini ve emekçi kadının sorunlarını etkili şekilde işleyebilmek için mitingin öncesinde salon etkinliği yapmaya karar verdik. Bu etkinliği bir emekçi kadın şenliği olarak tasarladık ve tüm hazırlığımızı bu yönde yaptık.

Ancak İKE’nin hala kapalı olması ve bölgede bulunan iki derneğin de çeşitli kaygılarla bize yerlerini açmaması sonucu şenliğimizi gerçekleştiremedik. Biz de şenlikte göstermeyi planladığımız, Evrensel Kültür Merkezi’nin hazırladığı emekçi kadının mücadelesini anlatan “Ekmek ve Gül” belgeselini önceden tanıdığımız ve anket sırasında tanıştığımız kadınların evlerinde göstermeye karar verdik. Kadınlar önerimize sıcak yaklaştılar, evlerini açtılar, komşularını davet ettiler. Filmi, Kurtköy’de 6, Gülsuyu’nda 1 olmak üzere toplam 7 farklı evde ve 50 civarında kadınla birlikte izledik.

Politik olarak oldukça iyi hazırlanmış filmde 8 Mart’ın tarihçesi, dünyada ve Türkiye’de kadın mücadelelerinin tarihi akıcı bir şekilde anlatılırken, pek çok farklı kadın tipolojisine de yer verilerek kadının sömürüsünün farklı biçimleri ele alınıyordu. Kadının kurtuluşunun sınıf kardeşi olarak görmesi gereken erkeklerle beraber mücadele etmekten geçtiği vurgulanıyordu.

Genel olarak kadınlar filmden oldukça etkilendiler. Anlatılanları zaten bildiklerini, yaşadıklarını dile getirdiler. En çok 10 çocuklu ve Türkçe konuşamayan Kürt kadını ile aile içi şiddete maruz kaldığını dile getiren kadından etkilendiler. Ağırlıklı olarak feodal baskıların boyunduruğu altında bulunan kadınlar, kendilerinden birer parça buldukları bu kadınlara acıma duygusuyla tepki verirken, kendilerinin de benzer sorunları yaşadıklarını dile getirmekten kaçındılar.

Geçmiş dönemde çalışan kadınların dikkatini ise Tuzla Deri işçisi kadının söylediği sözler çekmişti: “Biz dikiyoruz, onlar giyiyorlar!” Özelleştirmeye karşı direnen Sümerbank fabrikasında çalışan türbanlı kadın işçi ile Zonguldak maden işçilerinin direnişinde en önde slogan atan kadının görüntüleri de yine onları çok etkiledi. Ama bu daha çok imrenme şeklindeydi. Zira genelde kendilerini çok daha güçsüz görüyorlardı.

Filmi gösterdiğimiz her evde anket üzerinden kurduğumuz ilişkileri daha da güçlendirdik. Kadınlarla daha sıcak diyalog kurduk. Kalabalık ev toplantıları yapabilme fırsatı elde ettik. Kadınları 25 dakikalığına filme konsantre etmek, bizim anlatımlarımıza kıyasla çok daha verimli ve işlevsel oldu. Evlerinin içinde istediğimiz düzey ve içerikte sohbetler edebildik. Onları daha yakından tanımış olduk. Her film gösterimini 8 Mart’a çağrı ile birleştirdik. Evlerde film gösterimi, bizim için bugüne kadar denemediğimiz, kitle çalışmasının etkin yöntemlerinden biriydi. Bunu en etkili şekilde kullandığımızı düşünüyoruz. Ertesinde tüm semtte 8 Mart’a çağrı yapan İKE özel sayılarımızı elden yaygın bir şekilde emekçi kadınlara ulaştırdık.

Eksikliklerimizi çalışma içinde aşacağız

Tüm bu çalışmalarımızda kadınlarımızın ne kadar ağır koşullarda yaşadıklarını daha yakından görme imkanı bulduk. Ekonomik-sosyal yıkımın etkilerini derinden hissettiğini, gelenek-görenekler, feodal baskılar ve önyargılarla yaşadığını, ev-çocuk bakımına ve kocanın iki dudağının arasından çıkacak söze hapsolduğunu gördük. En önemlisi de, kölelik zincirlerini kırmak istese bile, en ufak bir şeyin bile değişeceğine olan inançsızlık, kendine ve birbirlerine olan güvensizlik vardı. Kuşkusuzki bu durum, şu an yaşanan ağır yıkım koşullarına rağmen toplumsal mücadelenin istenilen düzeyde olmamasından, sermayenin saldırılarına karşı işçi ve emekçilerin suskunluğundan ayrı düşünülemez.

Bu denli kısa sürede, bu kadar yoğun çalışma yürütsek de, emekçi kadınları 8 Mart alanına taşımamız mümkün olamadı. Yukarıda saydığımız zincirleri ve korkuları bugün için ağır bastı. Ancak yaşadığımız süreç bizim payımıza oldukça öğretici ve eğitici oldu. İşçi Kültür Evi’mizin ihtiyacını fazlasıyla hissettik.

Aynı zamanda bu çalışmayla eksikliklerimizin de farkına vardık. Örneğin, emekçi kadın mücadelesinin emekçi erkeklerle birlikte olması gerektiğini en açık tarzda bilmemize rağmen, 8 Mart çalışmamızı kadınlarla sınırlı ele aldık. Bu durum emekçi kadın çalışmasındaki tarzımız açısından da eksikliğimizi ifade ediyor. Aynı zamanda erkeklerle tartışma, konuşma, ikna ve güven sürecimiz yaşanamadı. Öyle ki, son gün mitinge katılımda karşımıza çıkan en önemli engel erkeklerin izin vermemesi oldu.

Bir diğer eksikliğimiz ise, emekçi kadınların en derinden hissettikleri sorunları öne çıkartan ve öncelikle o talepler üzerinden alanlara çağırmaktan çok genel taleplerle sınırlanan bir çağrı yapmamız oldu. Örneğin, geçtiğimiz yıl Kurtköy emekçileri, yıkım eksenli yürüttüğümüz bir çalışma sonucu, bu taleplerini duyurmak amacıyla 8 Mart mitingine katılabilmiştik. Bugün emekçi kadınlar, kadının ikinci cins olarak ezilmişliğinden ve savaşın yakıcılığından öte, yoksulluğu, açlığı, işsizliği daha yoğun yaşıyor, acısını daha fazla hissediyorlar. Diğer şiarlarımızın yanı sıra 8 Mart’ta öncelikle bu talepleri öne çıkartmış, çalışmamızı bu temelde yürütebilmiş olsaydık, bölgedeki emekçi kadın ve erkekler içerisinde politik etkimiz daha guuml;çlü olabilecekti.

Deneyimlerimiz ışığında tüm enerjimizi
1 Mayıs için seferber edeceğiz

1 Mayıs yaklaşıyor. İşçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’a her zamankinden daha yoğun hazırlanmak ve gücümüzü alanlara taşımak sorumluluğuyla yüzyüzeyiz. Sosyal yıkım saldırısının her geçen gün derinleştiği, ülkemizin ve tüm Ortadoğu’nun savaşa sürüklenmeye çalışıldığı, demokratik hak ve özgürlüklerin her geçen gün tırpanlandığı, baskı ve terörün tırmandırıldığı, işçi ve emekçilerin öncüleri devrimci tutsakların tecrit ve izolasyonla gün geçtikçe yalnızlaştırıldığı bir dönemden geçiyoruz. Böyle bir dönemde işçi sınıfı ve emekçilerle birleşmek, onları harekete geçirmek büyük bir önem taşıyor.

Bizler Kurtköy İşçi Kültür Evi çalışanları olarak; emekçi kadınları emekçi erkeklerle birlikte sınıf mücadelesinin örgütlü güçleri haline getirmek, emekçi kadınların talepleri ve şiarlarıyla birlikte 1 Mayıs’ta yerlerini almalarını sağlamak için, iki aylık çalışmamızın deneyimleri ışığında, tüm gücümüzü seferber edeceğiz.

Kurtköy İşçi Kültür Evi çalışanları