12 Ocak '02
Sayı: 02 (42)


  Kızıl Bayrak'tan
  ABD gezisi ve "Irak sorunu"
  Sermaye iktidarını sınıfın örgütlü gücü yıkacak!
  Ziyaretin ana ekseni, Irak'a karşı emperyalist savaş
  Yıkıma karşı birleşik mücadele!
  Banka kurtarma operasyonu
  2002 yılı saldırı programı ve bütçe
  Sınıfa saldırıların Adana'daki sonuçları
  Gerçek kazanım sendika bürokratlarını defetmekle mümkün
  Kriz, siyasal gericilik ve savaş...
  Devrimciler ölmez, devrim davası yenilmez!
  Devrimci irade teslim alınamaz!
  Direniş tüm kararlılığıyla sürdü... Direnişte şehit düşen devrimcilerin sayısı 85'e ulaştı...
  Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
  Filistin'in kırılamayan direniş geleneği
  Ortadoğu'ya yönelik çirkin hesaplar
  Ortadoğu, Kürdistan ve Türkiye...
  Anıları kapitalist barbarlığa karşı mücadele çağrımızdır!
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Ortadoğu’ya yönelik çirkin hesaplar

Ortadoğu her zaman emperyalizmin iştahını kabartan bir bölge olmuştur. Zengin petrol kaynakları, coğrafi konumu, sahip olduğu önemli ulaşım yolları gibi özellikleriyle, emperyalizmin ekonomik, siyasal, askeri olarak egemenliğini pekiştirmeye çalıştığı bölgelerin başında gelmiştir.

Yüzyılın başından beri önce İngiliz, sonra ABD emperyalizminin bölgeye ilişkin egemenlik hesapları nedeniyle, Ortadoğu halkları açlıkla, yoksullukla, savaşlarla yüzyüze kalmışlardır. Açlıkla petrol zenginliğinin içiçe, dahası birinin öbürünün nedeni olduğu Ortadoğu’da, zenginlik savaşların yoğunluğu nedeniyle silah tekellerine akmıştır, akmaktadır.

ABD emperyalizmi dünya jandarmalığı konumuna ulaştığı andan itibaren, bölgede nüfuz sahibi olabilmek için, “komünizme karşı mücadele” adı altında Ortadoğu’ya dönük çeşitli müdahalelerde bulunmuştur. Buna dair gerekçelendirme, ABD başkanı Eisenhover tarafından 1957’de şu sözlerle ifade edilmiştir: “ABD başkanı kongre tarafından kendisine tanınan yetkilerle uluslararası komünizmin egemen olduğu herhangi bir ülkeden gelebilecek silahlı saldırıya karşı, korunma isteyen herhangi bir Ortadoğu ulusu ya da uluslar topluluğuna yardım etmek amacıyla ABD silahlı kuvvetlerini kullanabilecektir.”

Türk sermaye devleti ise emperyalistlerin Ortadoğu politikalarının geleneksel taşeronudur. DP iktidarının Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü, 1951’de TBMM önünde şu açıklamayı yapmıştır: “Ortadoğu savunmasının gerek stratejik, gerek ekonomik bakımdan Avrupa’nın korunması için zorunlu olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle Türkiye Atlantik Paktı’na katılınca Ortadoğu’da bize düşen rolü etkin biçimde yerine getirmek ve gerekli tedbirleri almak için derhal müzakereye girmeye hazır olacaktır.”

Türk devletinin yakın tarihi emperyalizme kölelikte sınır tanımayan örneklerle doludur. Bu bazen üs kullandırması, bazen de asker göndermesi biçimindedir. Örneğin 1957’de, Suriye’de ABD’ye tavır alan ve SSCB ile ilişkiler kuran bir yönetimin işbaşına gelmesini izleyen olaylar buna bir örnektir. ABD’nin Suriye’yi hedef almasıyla, Türk devleti hemen Suriye sınırına askeri yığınak yaptı. Benzer bir örnek, 1958’de Bağdat Paktı üyesi olan Irak’ta emperyalizmin işbirlikçisi Kral Faysal’ın devrilmesi sırasında da yaşandı, Türk burjuvazisi hemen emperyalizmin çıkarları doğrultusunda Irak’a müdahaleye hazırlandı.

Bir başka örnek, 1958 Mayıs’ında patlak veren “Lübnan Krizi” esnasında yaşandı. Ortadoğu’da ve Lübnan’da ABD karşıtı akımlar güç kazanınca, Lübnan Cumhurbaşkanı Şaman ABD’yi yardıma çağırdı. Türkiye ise ABD müdahalesine üs görevi gördü. Temmuz ayında, İncirlik üssünden taşınan 5 bin asker Lübnan’ı işgal etti.

ABD emperyalizmi 1950’lerden beri İncirlik Üssü’nü kullanmaktadır. Körfez Savaşı sonrasında Irak’ı vuran uçaklar İncirlik’ten kalkmakta, bu iş on yıldır yapılmaktadır. Bundan sonra da sermaye devleti emperyalizmin ihtiyaçları doğrultusunda verilen görevleri üstlenecektir.

Ortadoğu’ya yönelik planlarını hayata geçirmek için 11 Eylül saldırısı ABD için bir “fırsat” olmuştur. ABD, yaşadığı bunalımı aşabilmek, dünya jandarmalığı konumunu pekiştirmek için dünyayı bir kan gölüne çevirmeye çalışmaktadır. Afganistan ilk hedef olmuştur, sıra Ortadoğu’dadır. Bundan sonraki hedefin hangi ülke ya da ülkeler olacağı açıkça belirtilmektedir. Başta Irak olmak üzere, Suriye, Yemen, Sudan, Libya, Somali, Endonezya, Filipinler gibi birçok ülke ABD emperyalizminin hedef tahtasında yer almaktadır.

Türk sermaye devleti için böylesi savaşlarda yer almak, uşaklığın yanı sıra bir fırsat niteliği de taşımaktadır. Örneğin, Türkiye’nin şimdiye kadar Arjantin gibi olmamasına neden 11 Eylül saldırılarına bağlanmakta, “stratejik konumu” pazarlanmaya çalışılmaktadır.

11 Eylül saldırısından sonra Türk sermaye devleti ABD saldırganlığına tam destek sunmuş, ülke topraklarını bir savaş üssü olarak kullandırmıştır. Ancak bu kirli savaşta esas rolünü Irak’a yönelik savaşta oynaması istenmektedir. İMF’nin ağlarına takılmış bir devlet için bu bir zorunluluk olduğu kadar, krizi hafifleterek ömrünü uzatabilmek için bir şans olarak da görülmekte; fakat Türk devletinin Irak politikasından ötürü tam bir açmaz içinde debelenilmektedir.

Emperyalizmin iğrenç amaçları uğruna Ortadoğu ve Türkiye halkları ağır bedeller ödemek zorunda bırakılmaktadır. Türkiye işçi sınıfı ve emekçi halkları, emperyalist savaşa karşı ezilen halkların yanında olmalı, “işçilerin birliği, halkların kardeşliği” şiarıyla mücadeleyi yükseltmelidir.

R. Irmak