12 Ocak '02
Sayı: 02 (42)


  Kızıl Bayrak'tan
  ABD gezisi ve "Irak sorunu"
  Sermaye iktidarını sınıfın örgütlü gücü yıkacak!
  Ziyaretin ana ekseni, Irak'a karşı emperyalist savaş
  Yıkıma karşı birleşik mücadele!
  Banka kurtarma operasyonu
  2002 yılı saldırı programı ve bütçe
  Sınıfa saldırıların Adana'daki sonuçları
  Gerçek kazanım sendika bürokratlarını defetmekle mümkün
  Kriz, siyasal gericilik ve savaş...
  Devrimciler ölmez, devrim davası yenilmez!
  Devrimci irade teslim alınamaz!
  Direniş tüm kararlılığıyla sürdü... Direnişte şehit düşen devrimcilerin sayısı 85'e ulaştı...
  Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
  Filistin'in kırılamayan direniş geleneği
  Ortadoğu'ya yönelik çirkin hesaplar
  Ortadoğu, Kürdistan ve Türkiye...
  Anıları kapitalist barbarlığa karşı mücadele çağrımızdır!
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Geride kalan yılda zindan direnişi süreci...

Direniş tüm kararlılığıyla sürdü...

Direnişte şehit düşen devrimcilerin sayısı 85’e ulaştı...

20 Ekim’de başlayan Ölüm Orucu direnişinin ardından gerçekleşen 19 Aralık katliamı ile F tipi cezaevleri açıldı. Hücrelerde direniş bitmek bir yana daha da artarak devam etti. Geçtiğimiz yıl zindanlar devrim cephesi adına eşine az rastlanır bir direnişe tanıklık ederken, düzen cephesinin de kanlı yüzünü tümüyle açığa çıkardı. Son bir yılda zindanlar cephesinden yaşanan gelişmelere bakacak olursak;

* 20 cezaevinde birden gerçekleştirilen 19 Aralık katliamı sırasında 28 devrimci tutsak şehit düştü. Yüzlercesi yaralanarak F tipi cezaevlerine sevkedildi. Edirne, Kandıra, Sincan F tipi cezaevleri açıldı, erkek devrimci tutsaklar buralara sevkedildi. Bayan tutsaklar ise Kartal Cezaevi’ne sürgün edildi.

* 19 Aralık katliamının ardından yeni yılın ilk günleri katliamı protesto eden kitle gösterilerine tanıklık etti. Bir dizi kurum basıldı. Katliamı lanetleyen ve direnişe sahip çıkan yüzlerce insan gözaltına alındı, bir kısmı tutuklandı.
* 20 Ekim’de başlayan 19 Aralık’ta genişleyerek devam eden Ölüm Orucu direnişini kırmaya kimsenin gücü yetmedi. Ölüm Orucu direnişi katliam sonrası artarak devam etti. Şanlı Ölüm Orucu direnişinde ilk şehit Sincan F Tipi Cezaevi’nden geldi. Cengiz Soydaş 21 Mart günü direnişinin 153. gününde şehit düştü. Cengiz Soydaş’tan bugüne kadar içeride ve dışarıda 57 kişi yaşamını yitirdi.

* 19 Aralık operasyonunun ardından hastanelere kaldırılan, Ölüm Orucu direnişini sürdüren devrimci tutsaklara zorla müdahalede bulunuldu. Onlarca Ölüm Orucu direnişçisi zorla müdahale sonucu sakat bırakıldı.

* 21 Şubat 2001 tarihinde Tekirdağ F Tipi Cezaevi açıldı. Tekirdağ F Tipi Cezaevi’ne başta Gebze Cezaevi olmak üzere diğer F tiplerinden sevkler gerçekleştirildi. Sevkedilen tutsaklar ağır işkencelerden geçirilerek hücrelere atıldılar.

* Devlet, devrimci tutsakların taleplerini karşılamak yerine, 19 Nisan tarihinde TMY’nın 16. maddesinde değişiklik yaparak, tecriti daha da derinleştiren “tretman”a uyum şartını getirdi. Tecridin yasalaşmasını ve koyulaşmasını sağladı.

* Ölüm Orucu direnişinin ilerleyen günlerinde devrimci tutsaklar direnişi daha da güçlendirerek 11 ve 20 Mayıs tarihlerinde 4. Ölüm Orucu ekiplerini çıkardılar. İlk ekiplerden boşalan mevzileri yeni Ölüm Orucu direnişçileri ile doldurdular.

* Her türlü baskı, şiddet, işkence ve karalamaya rağmen bir türlü kırılamayan Ölüm Orucu direnişi karşısında devlet, direnişi kırmanın yolu olarak direnişçileri 399. maddeye dayanarak 6 aylığına tahliye etme yoluna gitti. 31 Mayıs tarihinde İzmir’den tahliye edilen 14 kişinin ardından bugüne kadar ‘96 Ölüm Orucu direnişçileri de dahil olmak üzere 400’ün üzerinde kişi tahliye edildi ve tahliyeler hala devam ediyor. Tutsakların bir kısmı, tahliye manevrasını boşa düşürmenin bir yolu olarak dışarıda Ölüm Orucu direnişini sürdürmeye devam ettiler.

* 9 Haziran’da Ankara’da tutsak yakınları, siyasi partiler ve kitle örgütleri tarafından oluşturulan “Diyaloğa Davet” grubunun çağrısıyla 7 bin kişinin katıldığı hücre karşıtı miting gerçekleştirildi. Mitinge Ölüm Orucu direnişi damgasını vurdu.

* Devrimci tusaklar Haziran ayında yaptıkları ortak açıklama ile 20 Ekim ve 9 Aralık tarihleri arasında Ölüm Orucu direnişine başlayan tutsaklar olarak ortak taleplerini açıkladılar ve “Taleplerimiz bütünüyle yaşamsal insani, haklı, meşru ve demokratik taleplerdir. Sürdürülen yalan, demagoji ve çarpıtmaların ötesinde taleplerimiz karşılanamayacak talepler değildir. Taleplerin karşılanması, görüşülmesi ve çözümü için tutukluların ve hükümlülerin özgür iradeleri ile belirledikleri temsilcilerle koşulsuz görüşülmelidir.” sözlerini eklediler.

* Haziran ayında direnişe başlayan 5. Ölüm Orucu ekiplerinden sonra 28 Temmuz’da da 6. Ölüm Orucu ekipleri direnişe başladılar.

* 16. maddedeki değişikliğin arkasından ortak yaşam alanlarının kullanılması da şarta bağlandı. Yapılan yasal düzenlemelere göre, tutsaklar siyasal kimliklerini bıraktıkları ve rehabilite oldukları koşullarda bu mekanlardan faydalanabileceklerdi.

Ayrıca eş ve 0-10 yaş arası çocukların faydalanabileceği açık görüş de şarta bağlanıyordu: Disiplin suçu işlememek. Tutsaklar ortak yaptıkları açıklama ile ortak kullanım alanlarını kullanmayacaklarını ve eş-çocuk, aile görüşüne çıkmayacaklarını açıkladılar.

* Temmuz ayı içinde kamuoyuna açıklanan Adli Tıp raporları ile 19 Aralık katliamında devletin sergilediği vahşet bir kez daha belgelenmiş oldu. Raporlarla, ölümlerin nasıl gerçekleştiği açıklık kazanırken, iddia edildiği gibi tutsakların birbirlerini öldürdükleri değil devlet güçlerince öldürüldükleri anlaşıldı. Ölen iki askerin de tutsaklarca değil bizzat devlet güçleri tarafından kullanılan silahlarla öldürüldüğü açıklık kazandı. Devletin kanlı ve katliamcı yüzü bir kez daha teşhir oldu.

* 15 Temmuz tarihinde “Hücre Karşıtı Platform”un İstanbul’da gerçekleştirmeyi planladığı mitinge izin verilmedi. Bunun üzerine Sultanahmet Adliyesi’nde gerçekleştirilen suç duyurusuna binin üzerinde insan katıldı. Suç duyurusu fiili olarak mitinge dönüştürüldü.

* Ulucanlar katliamının yıldönümü olan 26 Eylül’de 7. Ölüm Orucu ekibi direnişe başladı.

* Zorla müdahale işkencesine yasal kılıf bulmak amacıyla yeni bir yasa taslağı hazırlandı. Taslak aynı anda birkaç noktadan yasal boşlukları doldurmak amacıyla düzenlenmişti. İlk olarak Ölüm Orucu direnişini sürdürenlere zorla müdahale edilmesini yasal güvenceye bağlıyor, bugüne kadar fiilen yapılan uygulamayı yasalaştırmış oluyordu. İkincisi ise avukatların aranması sorunu. Ocak 2000 tarihinden itibaren 3’lü protokol ile gündeme getirilen avukatların aranması bu zamana kadar fiilen yaşanıyordu. Meslek sırrını ihlal ettiği gerekçesiyle hukukçuların tüm itirazlarına rağmen bu tasarının yasalaştırılması hedefleniyor. Tasarı meclisin gündeminde, her an yasalaşması bekleniyor.

* Dışarıda Ölüm Orucu direnişinin sürdürüldüğü Küçükarmutlu’da 5 Kasım sabahı erken saatlerde yapılan operasyonda 4 devrimci şehit düştü. 2. “Hayata dönüş” operasyonu olarak tanımlanan katliamda ateşli silahlar, gaz bombaları, itfaiye ekipleri, iş makinaları kullanıldı. Sultan Yıldız, Arzu Güler, Barış Kaş, Bülent Durgaç şehit düşerken, onlarca kişi ağır yaralı şekilde gözaltına alndı.

* 13 Kasım’da Küçükarmutlu ve Alibeyköy direniş evlerine yapılan ikinci operasyonda tüm direnişçiler ve refakatçileri gözaltına alındı. İçlerinden bir kısmı tutuklandı.

* Adalet Bakanlığı’nın F tipi cezaevlerinde reform olarak sunduğu İzleme Kurulları oluşturulmaya başlandı. Ancak İzleme Kurulları’na Baroların önerdiği kurum ve kişiler yerine işkenceyi savunan şahıslar getirildi. Örneğin İzmir’de oluşturulan İzleme Kurulu’nun içinde Buca katliamının gerçekleştirildiği dönemde İzmir Cumhuriyet Savcısı olan Melih Tarı bulunuyor. Manisa’da da Manisa’lı gençlere işkence yapmaktan yargılanan işkenceci polislerin avukatı Emin Uz bulunuyor.

* Bir yıl içinde F tipi cezaevlerinde akılalmaz keyfi uygulamalar ve işkenceler yapıldı. Sayım gerekçesiyle keyfi saldırılar, aile görüş yasağı, mektuplara el konulması, gazete ve kitapların verilmemesi, yüksek sesle müzik dinletme, gerçekleştirilen saldırıların yalnızca birkaçı.

* Bir yıllık süre boyunca hücrelere karşı olan, Ölüm Orucu direnişine sahip çıkan binin üzerinde insan gözaltına alındı, onlarcası tutuklandı. F tipi cezaevlerine karşı görüş belirten çeşitli kurumlara dava açıldı. Barolar Ölüm Oruçları’nı teşvikten yargılandı. Tüm Yargı-Sen yöneticileri F tiplerine karşı çıktıkları için “örgütlere yardım ve yataklık ettikleri” gerekçesiyle ceza aldılar. Davaları yargıtayda halen devam ediyor. TTB Yüksek Onur Kurulu’na Ölüm Oruçları’na zorla müdahalenin hekimlik etiğine aykırı olduğunu söyledikleri için “intihara teşvik etmek” suçundan dava açıldı. Dava sonucunda beraat ettiler.

* 4 Baro başkanı bir yılı aşkındır süren Ölüm Oruçlarına çözüm olması için, “3 kapı, 3 kilit” adı altında yeni bir formülasyon önerdi. Tecritin kaldırılması noktasında bir adım olarak tanımladıkları bu formülasyona kamuoyunun farklı kesimlerinden (aydınlar, sendikalar, partiler) destek geldi.