12 Ocak '02
Sayı: 02 (42)


  Kızıl Bayrak'tan
  ABD gezisi ve "Irak sorunu"
  Sermaye iktidarını sınıfın örgütlü gücü yıkacak!
  Ziyaretin ana ekseni, Irak'a karşı emperyalist savaş
  Yıkıma karşı birleşik mücadele!
  Banka kurtarma operasyonu
  2002 yılı saldırı programı ve bütçe
  Sınıfa saldırıların Adana'daki sonuçları
  Gerçek kazanım sendika bürokratlarını defetmekle mümkün
  Kriz, siyasal gericilik ve savaş...
  Devrimciler ölmez, devrim davası yenilmez!
  Devrimci irade teslim alınamaz!
  Direniş tüm kararlılığıyla sürdü... Direnişte şehit düşen devrimcilerin sayısı 85'e ulaştı...
  Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
  Filistin'in kırılamayan direniş geleneği
  Ortadoğu'ya yönelik çirkin hesaplar
  Ortadoğu, Kürdistan ve Türkiye...
  Anıları kapitalist barbarlığa karşı mücadele çağrımızdır!
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Esenyurt İşçi Bülteni’nin son (Ocak 2002) sayısından...

Esenyurt İşçi Bülteni’nden...

Merhaba. İşçi ve emekçiler açısından çok zorlu geçen bir yılı geride bıraktık. Ve en az onun kadar çetin geçeceği belli olan yeni bir yıla girdik.

İşçi ve emekçiler olarak geçen yıl büyük kayıplarımız oldu. Neredeyse elimizde avucumuzda ne varsa çekip aldılar. Kriz dediler, savaş dediler, vatan-millet dediler soyup soğana çevirdiler. Biz ise kızıp öfkelenmemize rağmen tüm bu yağma ve soyguna karşı doğru dürüst hiçbir şey yapamadık.

Yaşam devam ediyor ve oturup sızlanmanın, geçmişte kaybedilenlere ağıt yakmanın bir anlamı yok. Gözümüzü ileriye dikmemiz, geçen yıl yaşadığımız olumsuzlukların tekrar olmaması için kafa kafaya verip çözümler üretmemiz gerekiyor.

Diğer taraftan yeni yıl, bir çok doğa felaketiyle birlikte geldi. Gün geçmiyor ki bir yeri sel basmasın, yel almasın. İnsanlar donarak, boğularak ölmesin. Esenyurtlular olarak çetin doğa şartlarından biz de payımızı alıyoruz. Günlerdir ne doğru düzgün elektriklerimiz geliyor, ne de otobüsler çalışıyor. Binlerce kişi soğuğun altında perişan olmuş durumda.

Fakat biz doğa koşullarından değil, emekçi düşmanı devletten ve yerel yönetimlerden çekiyoruz ne çekiyorsak. Hiç bir tedbir almayan, hazırlık yapmayan yöneticiler yumurta kapıya geldiğinde de tüm olanakları zengin semtlerin ihtiyaçları için seferber ediyorlar. Dolayısıyla bizler Esenyurt’ta perişan olurken Bahçeşehir’de sanki hiç kış olmamış gibi yaşam sürüyor.

Her zaman diyoruz. Bu düzen çürümüştür, bu düzenin çivisi çıkmıştır. İşçi ve emekçiler en ufak günlük ihtiyaçları için bile bu düzenden umutlarını kesmişlerdir.

Yeni yılda işçi ve emekçilerin çürümüş düzene karşı mücadelesini birlikte büyütmek dileğiyle...



Yapmamız gereken mücadele etmektir!

Merhaba arkadaşlar,

Ben bir tekstil fabrikasının baskı bölümünde çalışıyorum. Her fabrikada olduğu gibi benim çalıştığım fabrikada da yığınla sorun var.

Bu bir yığın sorun arasında belki de en önemlisi çoğumuzun sigortasının olmaması. Asgari ücretin altında maaş alan işçilerin sayısı da az değil. Bizlere her gün (tatil günlerinde dahi) zorunlu mesai dayatıyorlar. İşe gidiş gelişlerimiz ise tam anlamıyla bir işkence. Neden derseniz, 160 işçi olmamıza rağmen işyerinin sadece 4 tane servis aracı var. Ve bu da yetersiz kaldığı için çoğu zaman ayakta gidip geliyoruz. Bunların dışında baskı bölümünde bir sürü kimyasal madde kullanılmasına rağmen koruyucu hiçbir şey verilmiyor. İşyerinin göstermelik de olsa bir doktoru var. Ama yalnızca idari kadronun sağlık problemleriyle ilgileniyor. Hem zaten doktor ilgilenmek istese bile sigortasız olduğumuz için bu şansımız yok.

Bize bir taraftan öldüresiye mesailer dayatıyorlar. Ama öbür taraftan burjuva sınıfının yoz kültürünü kanımıza beynimize şırınga etmek için de azami çaba harcıyorlar. Örneğin, televizyonda futbol maçlarının olduğu günler akşam mesailerimiz iptal ediliyor. Bir başka örnek de şu. Sanki biz onun babasının oğluymuşuz gibi patron bizden işyerini sahiplenmemizi istiyor. Ancak bu nasıl kardeşlikse, işin sömürü ve sefalet kısmı bizlere, büyük kârlar ederek lüks bir şekilde yaşamak ise onlara düşüyor. Biz sessiz kaldıkça bu “paylaşım” aynı şekilde, hatta daha da ağırlaşarak sürecektir.

Bir tek bizim patronumuz değil bütün patronlar aynıdır. Kendi çıkarlarını korumak için aralarında örgütlenmişlerdir. Onlar çıkarlarına sıkı sıkıya sarılırken, biz üretenler dağınık, örgütsüz duruyoruz. Oysa bu sömürü çarkının böyle işlemesine dur demek işçilerin, özellikle de öncü işçilerin ellerindedir. Biz öncü işçiler artık yeter diyebilmeliyiz. Sorunlarımıza sahip çıkmalı ve örgütlenmeliyiz. Unutmayalım ki, tek kaybedeceğimiz zincirlerimizdir, çünkü başka bir şeyimiz zaten yok. Ama öte taraftan eğer mücadele edersek kazanabileceğimiz kocaman özgür bir dünya var. Yapacağımız şey geleceğimize kendimizin yön verebilmesi için mücadele etmektir.

Yaşasın işçilerin örgütlü mücadelesi!

Kahrolsun sömürü ve kölelik düzeni!

Kıraçköy’den sınıf bilinçli bir işçi



Arjantin’de İMF politikaları iflas etti,
emekçiler ayaklandı...

Ülkemiz gibi ekonomisi İMF tarafından yönetilen Arjantin 2 yıldan fazla süren durgunluk ve gerileme döneminin ardından nihayet iflas etti. Beklenen bu iflas halkı sokaklara döktü. Açlığın, yoksulluğun pençesinde kıvranan Arjantin’li emekçiler mağazaları, büyük alışveriş merkezlerini yağmaladılar. Fakat Arjantin emekçilerinin eylemini yağmalardan ibaret saymak hata olur. Sokağa dökülen halk, başta Bounes Aires olmak üzere bir çok şehirde polisle çatıştı. Bakanlık binalarını molotofladı. Kongre binasını ateşe verdi. Onların asıl istedikleri yolsuzluk düzeninin sürmesinde, sömürü politikalarının uygulanmasında rolü bulunan burjuva politikacılarının hepsinin defolup gitmesiydi. Nitekim halkın dinmeyen öfkesi ve 22 emekçinin hayatını kaybettiği eylemler sonucunda peş peşe dört devlet başkanı istifa etmek zorunda kaldı.

Arjantin’de yaşananlar İMF, Dünya Bankası gibi emperyalist kuruluşların halklara sömürüden, açlık ve sefaletten, işsizlikten başka bir şey vermediğini gösterdi. Demek ki İMF’nin söylediği her şey halkı sömürenlerin çıkarlarını korumak için uydurulmuş yalanlarmış. Arjantinli emekçiler bunu yıllar boyunca yaşayarak görerek öğrendiler. Sonunda da patladılar. Türkiyeli işçi ve emekçiler olarak Arjantin’de yaşananlardan ders almamız gerekir. Bizim ülkemizde de İMF yalanları hükmünü sürüyor. Bizim ülkemizde de İMF’nin bir dediği iki edilmiyor. Hatta Türkiye’de yaşanan işsizlik ve yoksulluk Arjantin’den daha büyük. Fazlamız var eksiğimiz yok.

Ama buna rağmen Arjantinli emekçiler ülkelerini asalaklara, vurgunculara, soygunculara dar ederken biz hiçbir şey yapmıyoruz. Onlar uğradıkları haksızlıklara karşı seslerini yükseltiyor, sokağa çıkıp eylem yapıyor. Biz ise örgütlenemediğimiz için, zulme karşı gelmekten çekindiğimiz için her şeye katlanıyoruz.

Arjantinli emekçiler bütün bunları nasıl yapıyor peki, biliyor musunuz? Örgütlü oldukları için. Arjantindeki işçilerin neredeyse tümü sendikalara üyedir. Sadece işçiler değil, Arjantin’de işsizler, köylüler de epeyce örgütlüdür. O yüzden de bıçak kemiğe dayandığında, sömürü dayanılmaz bir hal aldığında günlerce genel grev yapabiliyorlar. Daha olmadı sokaklara dökülüyorlar, çıkarlarını korumak için eylem yapıyorlar.

Arjantin’li emekçilerden öğreneceğimiz çok şey var. Ama bir tanesi çok önemli. Örgütlü işçiler, örgütlü emekçiler yenilmezler. Biz onlardan sadece bunu bile layıkıyla öğrensek kendi ülkemizde çok şeyi değiştiririz.