12 Ocak '02
Sayı: 02 (42)


  Kızıl Bayrak'tan
  ABD gezisi ve "Irak sorunu"
  Sermaye iktidarını sınıfın örgütlü gücü yıkacak!
  Ziyaretin ana ekseni, Irak'a karşı emperyalist savaş
  Yıkıma karşı birleşik mücadele!
  Banka kurtarma operasyonu
  2002 yılı saldırı programı ve bütçe
  Sınıfa saldırıların Adana'daki sonuçları
  Gerçek kazanım sendika bürokratlarını defetmekle mümkün
  Kriz, siyasal gericilik ve savaş...
  Devrimciler ölmez, devrim davası yenilmez!
  Devrimci irade teslim alınamaz!
  Direniş tüm kararlılığıyla sürdü... Direnişte şehit düşen devrimcilerin sayısı 85'e ulaştı...
  Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
  Filistin'in kırılamayan direniş geleneği
  Ortadoğu'ya yönelik çirkin hesaplar
  Ortadoğu, Kürdistan ve Türkiye...
  Anıları kapitalist barbarlığa karşı mücadele çağrımızdır!
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Filistin’in kırılamayan direniş geleneği

2002 yılına girdiğimiz günlerde emperyalizm (özelde ABD emperyalizmi) güdümlü İsrail’in Filistin’i işgali tüm vahşetiyle devam ediyordu. Öncesi bir yana, siyonist İsrail devletinin resmen kurdurulduğu 1948’den bu yana 53 yıl geçti. Bu uzun yıllar boyunca ölüm makinesi İsrail devletinin katliamları aralıksız devam etti. İşgal edilen Filistin topraklarının oranı günden güne arttı ve bir halk dünyanın gözleri önünde topraklarından sürülerek yarısı mülteci konumuna düşürüldü. Ama bu halkın iradesi, direnişçi kimliği kırılamadı.

Onyıllara yayılan kahramanca mücadele

Yarım asrı aşan bu tarih kesitinde siyonizmin acımasızlığı ne kadar sınırsızsa, Filistin halkının direnişi de o kadar kahramancaydı. ABD emperyalizminin akıttığı dolarlardan (İsrail’in kuruluşundan beri ABD’nin bu ülkeye verdiği karşılıksız yardımın 100 milyar doları aştığı hesaplanıyor) en modern silahlara, gerici Arap yönetimlerinin ihanetlerine rağmen, hiçbir bedel ödemekten çekinmeden militan gelenek günümüze kadar taşındı. Son 15 yıllık mücadelede bu halkın çocukları en ön safta yer almaya başladılar. Ölüm kusan namlulara sapanları ve yürekleriyle karşı koyarak, eli kanlı siyonist orduyu acz içinde bıraktılar.

Onursuzca yaşamayı reddeden, kendi toprağında özgürce yaşamanın en doğal hakkı olduğunun bilincinde olan Filistin halkı, ödediği ağır bedellere rağmen “zafere kadar devrim” şiarından vazgeçmemiştir. Filistin’de mücadelenin dinsel gerici akımların kanalında akmaya başlaması yanıltıcı olmamalıdır. İslami akımların güçlenmesi ilerici, devrimci güçlerin zayıflamasıyla doğrudan bağlantılıdır.

Siyonizmi ayakta tutan emperyalistlerdir

Filistin işgali uluslararası hukuk kurallarının ihlali anlamına geliyordu. Ortadoğu’da emperyalizmin ileri bir karakola duyduğu ihtiyaç, bu haydutlara kendi kurallarını çiğnetti. BM’de gündeme gelen İsrail karşıtı bütün karar önerileri şimdiye kadar hep ABD tarafından veto edildi. Zoraki alınan kararlara ise İsrail zaten uyma gereği duymuyor. Zira bunların hiçbir yaptırım güçleri bulunmuyor. Oysa dizginlerinden boşalan emperyalist haydutlar, BM kararlarına uymadığı gerekçesiyle ülkeleri işgal ediyor, bombalayarak harabeye çeviriyorlar. 53 yıldır terör estiren İsrail’i ise destekliyorlar. Filistin, çifte standarda dayalı ikiyüzlü politikaların en çarpıcı örneklerinden biridir.

Gerici Arap yönetimleri ise masa başı konuşmalarda Filistin halkına tam destek verirler, ancak iş uygulamaya geldiğinde kıllarını kıpırdatma cesareti bulamazlar. Son süreçte söylemlerinde bile siyonizm karşıtlığını terkettiler. Bu gerici rejimlerin aldığı tutum fiilen İsrail’in işine yarıyor. Bu rejimler de Arafat gibi sorunun çözümünü, sorunun gerçek kaynağı ABD’den bekliyorlar. Kirli hesaplar ve bölgesel çıkarlara endeksli dış politika, Arap egemen sınıflarını emperyalizmi rahatsız edecek en ufak bir adım atmaktan alıkoyuyor. Hamasi nutukların bir işlevi varsa, o da Arap halklarını aldatmaktır. Zira Arap halklarının, Filistin halkının haklı davasına sempati ve siyonist vahşete karşı büyük bir öfke duyduklarını emperyalizmin uşağı bu rejimler çok iyi biliyorlar. Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan gibi bölgede etkili olan ABD kuklası yönetimler; Amerikan emperyaizminin bölgeye dönük politikalarının hayata geçirmesinde aktif rol alarak Filistin davasına zarar veriyorlar.

Emperyalist "barış” planının iflası

Oslo Barış Anlaşmasıyla beraber Filistin halkı bir bekleyiş sürecine girdi. Bu anlaşmaya çok güvenmese de barışa duyulan özlemin etkisiyle süreci sessizce izledi. Ancak görüldü ki, bu anlaşma bir aldatmacadan ibarettir. Buna rağmen siyonistler anlaşmaya uymadılar, Filistin topraklarını işgal edip yeni Yahudi yerleşim alanları açmaya devam ettiler. Dört milyonu aşkın Filistinli mültecinin ülkeye dönüşlerine karşı çıkmaktan da vazgeçmediler. Oslo Barışının mimarı ABD İsrail’in bu küstahlığını desteklemeyi sürdürdü. Bu süreçte hızlanan Türkiye-İsrail ilişkileri stratejik düzeye taşındı. ABD öncülüğünde saldırgan üçlü ittifak kuruldu. Bu ittifakın İsrail’i güçlendirdiği ve daha saldırgan politikalar izlemesine imkan tanıdığı son gelişmelerle beraber kanıtlandı. Gelinen aşamada İsrail ordusu isediği zaman Filistin kent, kasaba ve köylerini işgal etmekte, savaş uçaklarıyla bombalamakta, füze yağdırmaktadır.

Filistin örneği emperyalizmin halklara barış getiremeyeceğini bir kez daha ortaya koydu. Beklemenin zaman kaybı olduğunu anlayan Filistin halkı direnişi yeniden yükseltmekte gecikmedi. Kendi toprağında onursuzca yaşamayı reddeden bu mücadeleci halk, yeniden direnişi kuşandı. Artık ne barbarca katliamlar, ne de CİA’nın hazırladığı planların yaşam karşısında bir hükmü kalmıştır. İsyan ateşi yakılmış, Filistin’in her tarafına yayılmıştır. Tüm tehdit, katliam, papazlık vb. uygulamalar bu ateşi söndürmek içindir. Ancak Filistin halkı özgürlüğüne kavuşmadığı sürece hiçbir güç bu isyanın önünü kesme şansına sahip değildir. Ödenen tüm bedellere rağmen kazanan direnişçi çizgi olacaktır.



Tüm sol, demokratik, barışsever parti ve örgütlere çağrı

Selam arkadaşlar,

Gazeteniz SY Kızıl Bayrak’ta yay?nlam?ş olduğunuz yaz? için teşekkürler ve tebrikler. Ne var ki sizlere göndermiş olduğumuz çağr?ya yer verilemediğini fark ettik.

Sizlerden ricam?z, bu çağr?y? yay?nlayabilirseniz memnun oluruz. Amac?m?z gerek Türkiye, gerek Yunanistan, gerek İngiltere’deki tüm devrimci, sosyalist, demokratik örgüt, kuruluş veya kişilerin K?br?s konusunda ortak tav?r tak?nmalar?n? sağlamak ve bu çerçevede K?br?s’taki devrimci ve sosyalist örgüt ve kuruluşlara kavgalar?nda yard?mc? olmak. Yay?nlam?ş olduğunuz yaz?da da belirttiğimiz gibi K?br?s’?n 'çözümü' (işçi ve çal?şan s?n?flar aç?s?ndan) Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’deki devrimci güçlerin birliği ve dayan?şmas? sonucu gerçekleşebilir. Bu nedenle yapm?ş olduğumuz çağr?yı mümkün olduğunca geniş kesimlere duyurmam?zda yard?mc? olman?z? rica ediyoruz.

KIBRIS’TA SOSYALİST GERÇEK—Londra Bürosu

Britanya’da Sosyalist Emek Partisi 6-7 Kasım 1999’daki Genel Kongresinde, KIBRIS’TA SOSYALİST GERÇEK’in Kıbrıs Sorunu’nun çözümü için uzun bir dönemdir savunmakta olduğu Birleşik Cephe siyasetini onayladı. Böylece, KIBRIS’TA SOSYALİST GERÇEK’in Birleşik Cephe siyasetinin elzem bir parçasını oluşturan Kıbrıs işçi sınıfının Britanya işçi sınıfıyla birlikte emperyalizme karşı ortak bir cephe oluşturulması yönünde önemli bir adım atıldı.

Türkiye’de Sosyalist İktidar Partisi Türkiye, Yunanistan ve Britanya’daki tüm partilere Kıbrıs Sorununu çözmek amacıyla anti-emperyalist cephe çalışmasını örgütlemek için ortak bir komitenin kurulması çağrısı yaptı. SİP ve Emek Partisi (Türkiye) Kıbrıs Sorununun işçiler tarafından çözümü amacıyla KIBRIS’TA SOSYALİST GERÇEK ile yakın işbirliği içindedir.
Aşağıda SEP Kongresinin kabul ettiği karar tasarısının genişletilmiş halini tüm yoldaşlara, bilhassa Türkiye, Yunanistan, Britanya ve Kıbrıs'taki tüm yoldaşlara sunuyor ve onların partilerinin de bu karar tasarısını kabullenmesini ve karar tasarısına uygun olarak enternasyonal cephe örgütünün oluşturulması için çalışılmasını öneriyoruz.

"GİRİŞ

1. 1950'lerde İngiliz emperyalistleri Kıbrıslı Ulusal Savaşçıları Örgütü’nün (EOKA) Kıbrıslı Rum üyelerini kurşunluyor ve asıyordu. EOKA, Kıbrıs'ı ABD'nin bir yarı-sömürgesi olan monarşist-emperyalist Yunanistan'la birleştirmek isteyen anti-komünist gerici bir örgüt olduğundan değil. İngiliz emperyalistleri onları Kıbrıs'taki hakimiyetlerini tehdit ettiği için öldürüyorlardı.

İngiliz emperyalistleri sadece EOKA üyelerini öldürmekle kalmadı. Kıbrıslı Rumları ve Türkleri birbirlerine düşman etmek için pek çok provokasyonlar da düzenledi. Kıbrıslı Rum köylülerin, Kıbrıslı Türk köylüler tarafından ilk kitlesel katliamının düzenleyicisi bunlardır. Bugün bile, "üslerini" koruyabilmek için Rumlarla Türkler arasındaki bu düşmanlığa dayanmaktalar ve bu düşmanlığı artırmak ve korumak için her haltı yemeye hazırdırlar.

2. Yunan emperyalistleri EOKA’yı "Kıbrıs’taki Rum kardeşlerini" İngiliz baskısından kurtarmak için örgütlemediler. Ne de olsa onlar kendileri Yunanistan’ı ABD'ye dolar karşılığı satmış ve Yunanistan'ı Amerikan üssüne dönüştürmüş milli hainlerdir.

15 Temmuz 1974, onların ve Kıbrıslı Rum işbirlikçilerinin Rum milli hainleri olduklarının canlı bir ispatıdır. El ele vererek darbeyi düzenlediler. Binlerce Kıbrıslı Rum demokratı, yurtseveri ve komünisti öldürdüler. Türk emperyalistlerinin adayı işgalinin zeminini hazırlama pahasına bunu yaptılar ve bu işgal sırasında da binlerce Kıbrıslı Türk köylüsünü, çoluk çocuk demeden katlettiler.

Bu milli hainlerin ardında duran güç ABD emperyalistleriydi.

Türk emperyalistleri Türk Mukavemet Teşkilatı'nı (TMT) "Kıbrıs’taki Türk kardeşlerini" İngiliz ve Rum baskısından kurtarmak için örgütlemediler. Ne de olsa onlar kendileri Türkiye’yi ABD'ye dolar karşılığı satmış ve Türkiye’yi Amerikan üssüne dönüştürmüş milli hainlerdir.

20 Temmuz ve 14 Ağustos 1974, onların ve Kıbrıslı Türk işbirlikçilerinin Türk milli hainleri olduklarının canlı bir ispatıdır. El ele vererek Kıbrıs'ı işgal ettiler. Binlerce Kıbrıslı Rum'u çoluk çocuk demeden katlettiler. On binlerce Kıbrıslı Rum ve Türk'ü göçe zorlayıp ülkemizi etnik temelde ikiye böldüler. Bu Türk emperyalistlerinin ardında, tüm bu gelişmelerde Kıbrıs'taki üslerini koruma imkanını gören ve gelişmeleri zevkle seyreden İngiliz emperyalistlerini görürüz.

3. İngiliz, Türk ve Yunan emperyalistleri ve onların Kıbrıslı işbirlikçileri hala Kıbrıs'ı yönetmekteler. Tüm bunlar milli düşmanlıkları körüklüyor ve yeni bir 1974, yeni katliamlar ve savaş hazırlığı yapıyorlar.

Dolayısıyla;

Bu toplantı şunları kararlaştırır:

1. Kıbrıs’ın bağımsızlığını sağlamak için: Britanya, Türkiye ve Yunanistan’ın 1959 Zürih ve 1960 Londra antlaşmalarına dayanarak Kıbrıs’ta sahip oldukları tüm haklar ve B.M.’in bu hakları tanıyan tüm kararlarının geçersizliği ilan edilmelidir.

1-A. Kraliçenin Emek Partisi Hükümeti o sözde kendilerine ait olan tüm üsleri Kıbrıs halkına iade etmeli ve bu üslerdeki silah ve askerleri hiçbir itirazda bulunmadan ve derhal geri çekmelidir.

1.B- Türkiye ve Yunanistan adadaki tüm üslerini Kıbrıs halkına iade etmeli ve bu üslerdeki silah ve askerleri hiçbir itirazda bulunmadan ve derhal geri çekmelidir.

2. "Kıbrıs Sorunu’nu çözmek için: Britanya, Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs'ın tüm demokratik ve devrimci güçleri Kıbrıs’ta bir Anti-Emperyalist Birleşik Cephe Hükümetini iktidara getirmek için birleştirilmelidir.

2.A- Bu amaçla Türkiye, Yunanistan ve Britanya’da işçilerin iktidarı için yürütülen örgütlü çalışmalar ve birleşik cephe çalışmaları, Kıbrıs’ta yürütülen birleşik cephe çalışması ile ortak bir enternasyonal cephe örgütünde birleştirilmelidir.

3. Kıbrıs’ta mevcut savaş tehdidinin gerçek bir savaşa dönüşmesini önlemek için: Derhal, tüm emperyalist güçlerin ve onların Kıbrıslı işbirlikçilerinin savaş hazırlıklarını ve tüm provokasyonlarını teşhir eden bir kampanya başlatmalıdır.

Emperyalizme, emperyalist burjuvaziye ve onların yerli uşaklarına karşı olan herkesi birleştirelim.

KIBRIS’TA SOSYALİST GERÇEK—Londra Bürosu