01 Aralık '01
Sayı: 37


  Kızıl Bayrak'tan
  Reformist solda son durum
  Kurtlar sofrasında bir ada: Kıbrıs
  Taban inisiyatifini güçlendirelim!
  Medyadan yıkım programına boyun eğin çağrısı
  Ordu ve kriz yağmacısı OYAK
  Bir Aymasan direnişçisinin değerlendirmesi... "Her direniş bir okuldur"
  İşçi kültür evleri üzerine
  1 Aralık'a doğru sınıf hareketi: Sorunlar, imkanlar ve görevler
  Afganistan'ın ölüm tarlaları
  Emperyalizm gerici yüzünü ortaya seriyor... "Yeni dönem"de McCarthy'cilik diriltiliyor
  İHD İstanbul Şubesi'nin "2. 'hayata dönüş'" başlıklı açıklaması...
  Yeni YÖK yasası... "Zengin öğrenciden harç alıp, yoksulu okutacağız" yalanı
  Üniversitelerden eylem haberleri...
  27 Kasım, teslimiyet ve ihanete karşı Kürdistan emekçilerinin direniş bayrağıdır!
   Savaş meydanı kadınlar
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Savaş meydanı kadınlar

Yıldırım Türker

Kadın, savaş meydanıdır. Savaş, her yerde, her zaman kadın üstünde oynanan kan satrancıdır. Kadın, savaşın sessiz suç ortağı, kurbanı, gönülsüz kahramanı, ganimeti, esiridir. Savaş bilançosu da onun yüzü üstüne çıkarılır. İlk yaralanan da odur. Yaraları bir çırpıda sarması beklenen de. Savaşın meddücezri bütün yanaşılacak kıyıları, konaklanacak yurtları değiştirirken tek yerleşik olan kadındır. Kadın, eli kolu bağlı, uğruna savaşılan topraklara zincirlenmiştir. Nirengi noktasıdır. Yenenler de yenilenler de kadının yanına döner. Kadın, ezeli rehinedir.

......

Kadının yüzü, savaşın dilsiz tanıklığıdır. Acının, kaygının, çaresizliğin işaretlerini okuyabilelim diye kimileyin kirli bir kartpostal gibi elden ele gezdirilir. Kucağındaki çocuğu hayatta tutmak için oradan, cehennemin dışarı bir ses bir nefes sızdırmayan bağrından doğru bize bakan o yüz. Görülmek arzusundan çoktan vazgeçmiş. Gözümüze değil, sanki omzumuzun ardındaki karanlık bir varlığa bakıyor. Savaş kurbanı bir kadının fotografına bakarken hep o ürperme. Arkamızda, o loş bölgede, tam ensemizin kökünde, artık yalnız onun gördüğü korkunç bir boşluk var. Görmek için ardımıza dönsek yuvarlanıvereceğimiz.

......

Dilsizdir. Savaş, önce kadının sözünü gasp eder. Seferberliğin ilk kuralı kadının dilini bağlamaktır. Daha sevdiğini, çocuğunu elinden almadan sözünü dolaşımdan kaldırır. İş, ciddiye binmiştir. Onun akıl mantık-hesap dışı sözü ancak kafa karıştıracaktır. Dolayısıyla savaş ilân edilmesiyle birlikte ilk tutsak alınan kadındır. Hayatın her alanından sertçe sürgün edilir. Dünya silahlanırken o silahsızlandırılır. Ona en ufak bir söz ve iktidar alanı bırakılmaz. Bundan sonra çocuğuna sarılıp titreyerek bir başına hayatın yanında durmaya çalışacaktır.

......

Ajanslar durmadan Afgan kadınlarının güzel yüzlerini uygar dünyaya bir zafer müjdesi gibi iletiyor. Yüzlerini açmışlar. Yıllardır nefes almalarını bile zorlaştıran burkalarından sıyrılmışlar. Gülüşleri aydınlık. Hafif makyaj yapmışlar. Bakımlı ve temizler. İçimizi rahatlatmaya, Amerika’nın savaşını haklı çıkarmaya, bu savaşa zoraki suç ortağı edilmemizin vicdan azabını unutturmaya yönelik, hafif, ferahlatıcı birer bayram tebriği gibi yüzler. Afgan çöllerinde savaşan, savaşa tanıklık eden uygarlık temsilcileri, o topraklardan devşirdiği ‘souvenir’leri yollamaya başladı işte. Bakır bir ibrik, boncuklu bir semer ve güzel aydınlık kadın yüzleri. Özgürlüğüne kavuşturulmuş tutsaklar. Meğer ne kadar haklıymışız.

......

Güzel elbiseler, makyaj malzemeleri ve parfümler Afgan kadınlarını ‘yakından ilgilendiriyor’muş. Röportaj için, ‘senden para istemiyoruz, ancak her birimize birer parfüm alacaksın’ diyorlarmış. Röportaj sırasında çarşaflarını attıkları gibi başlarını bile açıyorlarmış. ‘Kadın olarak biz de güzelliğimizi erkeklerin görmesini istiyoruz’ diyerek ‘kadınca özlemlerini’ de anlatıyorlarmış. ‘Kilolarına dikkat ettiklerini anlatırken gerekçesini, çok erkek ölüyor savaşta, birçok kadın kocasız kalıyor. Erkekler de böylece birden fazla kadın alabiliyor, diye açıklıyorlar’mış. Ne muhteşem bir özgürlük türküsüdür bu. Ne göz yaşartıcı bir zafer narası.

......

Şimdilik başrolüne çıkarıldıkları ‘Kalıcı Özgürlük’ filminin gerisi gelecek elbet. Savaş bitmedi. Uluslararası basın mensupları karşısında toplanan bir avuç kadın burkalarını atıp dünyaya görünüyor. Gasp edilmiş sözlerini geri istiyorlar. Basın mensupları sevinçle uzaklaşırken onlar burkalarına bürünüyor yeniden. Şov bitti. Onlara sonsuza dek destek vaat edenler uzaklaşıyor işte. Bundan sonra yine görünmeden, varlığını fark ettirmeden yaşamak zorunda. Kuzey İttifakı, geçen hafta yayınladığı bildiriyle kadınlara eğitim ve çalışma hakkının geri verileceğini duyurmuş. Afganistan Devrimci Kadın Birliği üyesi Seher Saba, ‘Bunu söyleyenler okulları yıkıp kitapları coşkuyla yakanlar. Kızlar için okullar kurulabilir ama silah zoruyla kendi seçtiklerini okutacaklar’ deyivermiş.

......

Kadın denen basit organizma, bu fırsatla bir kez daha tanımlanıyor işte. ‘Kadınca özlemleri’yle boyanıp süslenip erkeklere güzel görünmek isteyen; savaş dulu kalınca rejime girip kendine birkaç karılı bir koca bulmayı amaçlayan ‘light’ canlılar. Bütün yaşananlar üstlerinden akıp gidiyor. Sevimli, kaygısız ve cilveliler. Özgürlük bu yüzden çok yakışıyor onlara.

Her savaş; yenip yutulan her vahşet insanlığın birkaç adım geri gitmesine neden olur. Özgürlükler kısıtlanır. Kazanılan hakların bir kısmı iptal edilir. Kimlikler bir kez daha tanımlanır. İlk kaybeden, kadındır. Aşağılanmasının sınırı yoktur.

......

Müttefikimiz Raşid Dostum’un liderliğindeki Kuzey İttifakı, Taliban’ı yerle bir etti. Sovyetlerin beslemesi olan tescilli ‘Cumhuriyet Kahramanı’; Sovyet ordusu çekildiğinde Mücahitlerin yanına geçen eroin taciri; 94’de Kabil katliamının mimarı; kendi özel havayolu şirketi olan, bahçesine Fransa’dan tavus kuşları getirten zengin; eski komünist sonradan Müslüman şanlı kahraman Raşid Dostum, kadınlara özgürlük bahşedecek. Dostum, Özbek. Can ciğer dostumuz, dahası akrabamız. Kabil’i ele geçirdiğinde binlerce kadının ırzına geçen, memelerini kesen, onun adamları. Dostum, bu uygarlık savaşında, Amerika’nın müttefiki. Amerika’nın bu savaştaki katil dostu, o. Afgan kadınları o vahşi tecavüzcüyü ve çapaçul ordusunu iyi tanıyor.

......

Kadınları zorla çarşafa sokanlarla başlarındaki örtüyü zorla çıkarmaya çalışanlar aynı aynanın iki tarafında duruyor. Afgan kadınlarına coşkuyla ‘Türk kadını gibi olalım’ lafını yakıştıranlar, bu korkunç savaştan sade suya tirit, inanılması güç mü güç bir özgürlük masalı çıkarmaya çalışıyor. Buradaki kadınlara yumruk sallıyorlar: Özgürlüğünüzün kıymetini bilin!

Sözüne kilit vurulmamış kadınların memleketinde kadınlara her meslekte yükselme imkânı sunulmuş. Özgür olduklarına inandıkları, iktidarı sorgulamadıkları sürece. Milletvekili bile olabiliyorlar. Ama siyaset yapmadıkları sürece. Yoksa Sema Pişkinsüt gibi sökülüp atılırlar iktidarın o kıllı bağrından.

......

Kadınlar. Madalyasız savaş gazileri. Ebedi rehineler. Dünya, her nefessiz kaldığında onları taşıyamaz oluyor. Uygarlık maskeli efendi, onları rahatlıkla ırzlarına geçen, memelerini kesenin eline teslim edebiliyor. Kadınların hiçbir savaştan galip çıkması mümkün değil. Savaş, onların değil. Onlar, savaş meydanı. (25 Kasım 2001/Radikal-2)



Türkiye’ye verilen IMF kredisine sert eleştiri

Peter de Thier

IMF’i yeni bir imaj krizi tehdit ediyor. Türkiye’ye verilen son kredi yoğun eleştiriler aldı ve IMF üyesi diğer ülkeler tarafından, Ankara’nın terörizme karşı savaşa desteği karşılığında verilen “ödül” olarak tanımlandı. Gerçi IMF Başkanı Horst Köhler, verilmesi planlanan 10 milyar dolarlık destek kredisine yönelik eleştirileri “yakışıksız” bularak reddetti. Ancak IMF’nin üst düzey çalışanlarından birisi, “Korku var. Amerikalıların hamallığını üstlendiğimiz gibi bir izlenimin doğmasından daha kötüsü olamaz” diyor.

Kısa bir süre öncesine kadar IMF’in baş ekonomisti olan Michael Mussa, bir yıl içinde üçüncü kez çift rakamlı milyarlık krediler verilmesinde, askeri üslerin tahsis edilmesinin ve özel birliklerin Afganistan’a gönderilmesinin önemli ölçüde katkısı bulunduğunu belirtti. Mussa “Ankara’nın yeni politik önemi, burada belirleyici rol oynamaktadır” diyor.

Geçen yıl kasım ayında IMF İcra Kurulu, destek kredisi olarak bilinen 11,4 milyar dolarlık bir krediyi Türkiye’ye vermişti. İlkbaharda bunu yeni bir 10 milyarlık kredi izlemiş, ancak o sırada açık bir biçimde, para musluklarının üçüncü kez açılmayacağı belirtilmişti. Son kredi paketi güvensizlik yarattı: Zira bu kredi, Türk hükümetinin ABD’ye “Sürekli Özgürlük Operasyonu”na cömertçe destek sözü vermesinin hemen ardından karara bağlandı. Hatta Köhler bile bu ani kararı nispeten gizli bir biçimde açıkladı. IMF’nin çok sayıda üyesi, 11 Eylül terörist saldırılarının Türkiye için “yaklaşık 10 milyar dolarlık mali kayıp yarattığı” değerlendirmesini kabul etse de, birçoğu, yeni bir kredi verilmesini pek hoş karşılamadı.

IMF aynı kritik dönemde, diğer problemli çocuğu Arjantin’e yeni kredi vermeyi ya da kararlaştırılmış kredi dilimini serbest bırakmayı sert bir biçimde reddetti. Arjantin’den sorumlu İcra Direktörü son İcra Kurulu toplantısında, Türkiye’ye yönelik öncelikli muameleden “aşırı derecede rahatsız olduğunu” dile getirdi.

Üst düzey IMF yetkililerine göre en önemlisi, imajlarının zarar görme tehlikesi: Çünkü, soğuk savaş döneminde eski Sovyetler Birliği karşıtlarının ve diğer siyasi müttefiklerin, IMF ve Dünya Bankası tarafından ödüllendirilmesi ABD’liler için alışılagelmiş bir uygulamaydı. IMF sermayesinin neredeyse yüzde 18’ini tek başına karşılayan ve 182 ülke içinde, oylamalarda “veto” hakkına sahip tek ülke olan ABD, en etkili üye olarak kendi isteklerini neredeyse istisnasız bir biçimde kabul ettirebiliyor. IMF üst düzey yetkilileri, yeni yüzyılın bu ilk savaşında IMF’ye yeniden ABD’nin kuklası etiketi yapıştırılmasından endişe duyuyor. Devlet Bakanı Kemal Derviş bile kısa bir süre önce Washington’da IMF’nin bu büyük cömertliği ile mevcut durum arasında ilişki bulunduğunu ifade etti ve “şüphesiz ki en doğru siyasi kararı aldık” dedi. Ama Derviş, Türkiye’nin IMF’nin isteklerini en azından yaklaşarak yerine getirdiğini de isabetli bir biçimde tespit etti. Arjantin, ülkedeki borç krizinin ortadan kaldırılması konusunda ikna edici bir çözümü hala ortaya koyamazken, Türkiye’de açıkların kapatılması konusunda ilerlemeler sağlandı ve bankacılık reformu gerçekleştirildi. (Berliner Zeitung/26 Kasım 2001)