01 Aralık '01
Sayı: 37


  Kızıl Bayrak'tan
  Reformist solda son durum
  Kurtlar sofrasında bir ada: Kıbrıs
  Taban inisiyatifini güçlendirelim!
  Medyadan yıkım programına boyun eğin çağrısı
  Ordu ve kriz yağmacısı OYAK
  Bir Aymasan direnişçisinin değerlendirmesi... "Her direniş bir okuldur"
  İşçi kültür evleri üzerine
  1 Aralık'a doğru sınıf hareketi: Sorunlar, imkanlar ve görevler
  Afganistan'ın ölüm tarlaları
  Emperyalizm gerici yüzünü ortaya seriyor... "Yeni dönem"de McCarthy'cilik diriltiliyor
  İHD İstanbul Şubesi'nin "2. 'hayata dönüş'" başlıklı açıklaması...
  Yeni YÖK yasası... "Zengin öğrenciden harç alıp, yoksulu okutacağız" yalanı
  Üniversitelerden eylem haberleri...
  27 Kasım, teslimiyet ve ihanete karşı Kürdistan emekçilerinin direniş bayrağıdır!
   Savaş meydanı kadınlar
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Emperyalizm gerici yüzünü ortaya seriyor...

“Yeni dönem”de McCarthy’cilik diriltiliyor

11 Eylül saldırısı sonrasında emperyalistler ve işbirlikçileri, artık dünyada herşeyin değiştiğini, bundan böyle “yeni bir dönem”in başlayacağını söylediler. Bu “yeni dönem”in, sadece mazlum halklara karşı değil, emperyalist metropollerde de terör estirmek anlamına geldiği çok geçmeden açığa çıktı. Emperyalist merkezlerde faşist polis devleti uygulamaları birbiri ardına gündeme getirilmeye başlandı.

Afganistan’a yönelik saldırı, dünya ölçüsünde estirilmeye başlanan terörün ilk adımı oldu. ABD ve İngiltere’de öncelikli olarak yabancıları hedef alan “anti-terör” yasaları ise, emperyalist ülkelerin kendi sınırları içindeki faşizan uygulamalarının ilk adımı durumundaydı. Sonraki adımlar da atılmaya başlanmış bulunuluyor.

Sermaye basını “McCarthy’ciliğin diriltilmesi” biçiminde verdi ABD’deki son gelişmeleri. Eski ABD Başkanı Bill Clinton bile yeni dönem McCarthy’ciliğin hedefi haline gelebiliyor. Emperyalizm gerici yüzünü bir kez daha ortaya sererken, geçmişteki uygulamalara rahmet okutacak gibi görünüyor.

Emperyalizmin “yeni dönem” McCarthy’ciliği:
Dışarıda ve içeride terör

“Saldırıların mutlak sorumluluğu bu ülkenin kapitalist yönetici sınıfındadır.” Bu sözler New York Üniversitesi’nde görevli bir matematikçiye ait. Bu yerinde sözleri söyleyen matematikçi yeni McCarthy’ciliğin hedefi haline gelmiş durumda.

Yeni McCarthy’cilik henüz yasal bir kimlik kazanmadı. Şimdilik Amerikan Veliler ve Öğrenciler Konseyi’nde ifadesini buluyor. Bu konseyin kurucuları arasında ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in eşi de yeralıyor.

Bu konseyin hazırladığı 117 maddelik raporun içeriği, gerçekte ABD yönetiminin düşünceleridir. Söz konusu raporda hakim olan McCarthy’cilik yine ABD yönetiminin yeni dönem politikasının esasını oluşturacaktır. Raporda hedef tahtasına çakılan matematikçi, yakında yasaların da hedefi haline gelecektir.

İlk elde yabancılara yönelik çıkarılan anti-terör yasası McCarthy’ciliğin yalnızca bir ilk adımı. Bu yasaya göre, ABD başkanı kraldan farksız yetkilerle donatılıyor. Yasayla birlikte terörist olduğundan şüphe duyulan yabancılar askeri mahkemelerde gizlice yargılanabilecekler. Kimin mahkemeye çıkarılacağına ABD başkanı karar verecek. Yargılama Amerikan askeri gemilerinde ya da ıssız adalarda yapılacak. Kararı jüri değil yargıçlar kurulu üçte iki çoğunlukla verebilecek. Askeri mahkemelerde yargılanacakları suçlayan belgeler istihbarat servislerinden gelecek. Bunların kamuya açık mahkemelerde kullanılması uygun değildir deniyor. Zira bu tür belgelerin diğer mahkemelerde delil olarak kullanılabilmeleri hukuken tartışmalı. Yanısıra ABD yönetimi, mantıklı bir şüphenin olmadığı durumlarda, haklılığını kanıtlamak zorunda kalmayacak. Yasayla birlikte ABD#146;de yaşayan ve muhalif bir kimlik taşıyan her yabancı, sadece şüphe üzerine tutuklanıp yargılanabilecek, hatta idam edilebilecek. Bütün bunlar için ABD Başkanı’nın onay vermesi yeterlidir.
İkinci saldırı adımı ise Konsey’in raporudur. Milliyetçilik yüklü rapor liberalleri bile hedef tahtasına çakıyor. Yukarıda sözü edilen matematikçi liberal bir akademisyen olarak tanınıyor. Başka liberal akademisyenler de aynı raporun hedefi durumunda.

McCarthy’ciliğe karşı Rossenbergler’in tavrıyla çıkmalı

McCarthy anlayışı ABD’de ikinci paylaşım savaşı sonrasında belli bir dönem açık bir saldırganlık biçiminde yaşanmıştır. Aynı dönem dünyada da McCarthy’ci anlayış hakim olmuş ve Nazizmin yerini almıştır.

Rossenberg’lerin yargılanması McCarthy dönemine damgasını vurmuştur. İtirafçılığın, aynı zamanda kendi yakasını kurtarmak için rezil iftiracılığın yaygınlaştırıldığı bu dönemde, Rossenbergler itirafçıların ifadeleri sonucu yargılanıp mahkum edilmişlerdir. Atom bombasının formülünü SSCB’ye vermekle suçlanan Rossenbergler’e bu “suçu” itiraf etmeleri karşılığında idam edilmekten kurtulacakları söylenir. McCarthy’ciler için önemli olan Rossenbergler’in böyle bir şey yapıp yapmamaları değil, bunu yaptıklarına ilişkin ifade vermeleridir. Yani devrimci oldukları için yargılanan Rossenbergler’den teslim olmaları istenmektedir. Rossenbergler teslim olmazlar ve idam edilirler.

Bugün McCarthy’cilik yalnızca ABD’de değil, başta İngiltere olmak üzere tüm diğer emperyalist ülkelerde palazlandırılıyor. McCarthy’ciliği dirilten emperyalizme ve işbirlikçilerine diz çöktürmenin yolu Rossenbergler gibi direnmekten, onurlu bir tutum almaktan geçiyor.



“Afganistanlı kadının özgürlüğü” aldatmacası...

Kadın, özgürlüğünü dişle tırnakla koparıp kazanacak!

Emperyalistlerin Afganistan’da başlattığı kanlı sefer ikinci ayını doldururken, Afgan halkı savaşın bedelini en ağır şekilde ödemeye devam ediyor. Taliban ve Usame Bin Ladin’i ele geçirmek iddiasıyla ülkeyi bombalarla yerle bir etmelerine rağmen bir sonuç alamadılar. Bunun üzerine ABD ülkenin artık daha medeni bir yönetime ihtiyacı olduğunu gösterme çabasına girişti. Böylece, kendileri tarafından kurulacak yönetim ve yaşanacak değişikliklerle, savaşın asıl gerekçesi olan bölgede egemenlik kurma emelleri gerçekleşecek.
Özellikle Kuzey İttifakı’nın Kabil’e girmesinin ardından propagandalar hız kazandı. Tüm gözler baştan beri haberlerin değişmez malzemesi yapılan Afganlı kadınlara çevirildi. Kurulacak yeni kukla hükümet girişimi toplantılarına özellikle kadın temsilcilerin gelmesi önerildi. Gerçek şu ki, başta kadın ve çocuklar olmak üzere burada yaşayan halkın yaşadığı hiçbir acı, vahşet ve zulüm emperyalist haydutların zerre kadar umurunda değil. Onların amacı, Afgan kadınını kullanarak dünyayı arkalarına almaktır.

Kabil’e giren ve kadınlara burkalarını çıkarma, eğitim ve çalışma hakkını geri verdiğini açıklayan Amerikan uşağı Kuzey İttifak lideri, böylece Afgan kadınını özgürlüğe kavuşturduklarını ilan ediyor. Bu gelişmeyle Raşid Dostum ve katil sürüleri burjuva medyada kahraman ilan ediliyor. Oysa bundan yıllar önce yine Kabil’de binlerce kadının ırzına geçip göğüslerini kesen, çırılçıplak kilometrelerce sürükleyen, meydanlarda linç eden yine aynı şahıs ve katil sürüsü güruhtu. “Kabil kadın yüzü gördü”, “sonunda ışıklar geldi”, “burka gitti özgürlük geldi” demagojileriyle, Afgan kadınını özgürlüğe kavuşturacak yegane sorun burkasıymış gibi gösteriliyor. Böylece, yıllardır en büyük acıları çeken, insanlığından çıkarılan, bir ¸uvalın içine sokularak yaşamın dışına itilen, tek başına dışarı dahi çıkamayan, açlık ve yoksulluğa karşı dilenci kuyruklarında ömür tüketen Afganistanlı kadının tüm hakları “geri veriliyor” ve özgürlük sorunu bu kadar basite indirgenerek çözüldü deniliyor.

Afgan kadınına makyaj, giyim ve sokağa çıkması üzerinden bahşedilen özgürlük gazete sütunlarına ve fotoğraf karelerine sıkışmış göstermelik bir özgürlüktür. Ve burjuvazinin kadına bakışını tüm çıplaklığıyla ortaya sermektedir. Yalnız Afganistanlı kadın değil, emperyalist ülkeler dahil olmak üzere dünyanın hiçbir yerinde kadınlar gerçek anlamda özgür değildir. Kapitalizm tüm özgürlüklerin düşmanıdır. Bu düzende kadınların ezici çoğunluğu baskı altına alınma, azgınca sömürülme, cinsel olarak istismar edilme, eve kapatılma “özgürlüğü”ne sahiptir. En gelişmiş toplumlarda bile kadın ikinci sınıf statüsünü aşamamaktadır. Afgan kadınına “burka”, “makyaj” vb. üzerinden bahşedilen “özgürlük”le bütün birkadın cinsi aşağılanmaktadır.

Afgan kadını başta olmak üzere tüm kadınların kurtuluşu ancak kendi mücadeleleri sonucu dişle tırnakla koparılıp kazanılacak bir savaşla mümkündür. Ve bu savaş aynı zamanda tüm insanlığı da bugün tüm dünyanın gözleri önünde yaşanan katliamlardan, yıkımlardan, emperyalist vahşetten kurtaracak olan devrim ve sosyalizm mücadelesinden başkası değildir.

Kadın olmadan devrim olmaz,
devrim olmadan kadın kurtulmaz!

D. Gümüş