01 Aralık '01
Sayı: 37


  Kızıl Bayrak'tan
  Reformist solda son durum
  Kurtlar sofrasında bir ada: Kıbrıs
  Taban inisiyatifini güçlendirelim!
  Medyadan yıkım programına boyun eğin çağrısı
  Ordu ve kriz yağmacısı OYAK
  Bir Aymasan direnişçisinin değerlendirmesi... "Her direniş bir okuldur"
  İşçi kültür evleri üzerine
  1 Aralık'a doğru sınıf hareketi: Sorunlar, imkanlar ve görevler
  Afganistan'ın ölüm tarlaları
  Emperyalizm gerici yüzünü ortaya seriyor... "Yeni dönem"de McCarthy'cilik diriltiliyor
  İHD İstanbul Şubesi'nin "2. 'hayata dönüş'" başlıklı açıklaması...
  Yeni YÖK yasası... "Zengin öğrenciden harç alıp, yoksulu okutacağız" yalanı
  Üniversitelerden eylem haberleri...
  27 Kasım, teslimiyet ve ihanete karşı Kürdistan emekçilerinin direniş bayrağıdır!
   Savaş meydanı kadınlar
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Yeni YÖK yasası...

“Zengin öğrenciden harç alıp,
yoksulu okutacağız” yalanı

Uzun zamandır tartışılan yeni YÖK yasa tasarısı Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülüyor. Bu yasa tasarısının hemen her maddesi rektörler tarafından, “rektör eylemleri” sırasında, bir dizi talep olarak formüle edilmişti. Toplumun birçok kesiminden “destek alan” rektörlerin bu çıkışı hemen herkes için şaşırtıcı olmuştu.

İlk önce üniversitelerin yaşadığı maddi sıkıntılardan bahsedilerek, bu koşullarda eğitimin daha fazla sürdürelemeyeceği söylendi. O dönem rektörlerin sözcülüğünü üstelenen ODTÜ Rektörü Ural Akbulut, “Bütün rektörler ek ödenek istiyor. Hükümet sesimizi duymazsa eğitim iflas edecek” derken; Ankara Üniversitesi Rektörü Nusret Aras “Bıçak kemiğe dayandı. Boya badana sorunları yetmedi. Şimdi belediyeye olan borçlarımız yüzünden icralarla uğraşacağız. Üniversitelerimize bu yapılmamalıydı” (Radikal, 17 Eylül ‘01) diye yakınıyordu.

Hükümetten eğitime ayrılan bütçenin artırılması talebi “birçok kesimden” alınan desteğin nedenini oluşturuyordu. Ancak bir süre sonra yine aynı rektörlerin “alternatif” önerileri geldi. Yine Akbulut’tan aktarıyoruz: “Devlet her yıl öğrenciden ne kadar harç alacağımıza karar veriyor. Öğrencilerin yarıdan fazlası da harç ödemiyor. Çünkü devletten kredi alıyor. Biz de borç batağına sürükleniyoruz. Bütçeden aldığımız pay bu yıl yüzde 2’ye düştü. ODTÜ’nün şimdi 2.5 trilyon doğalgaz ve elektrik borcu var. Bunu ödeyemeyip üniversiteyi kapatalım mı? Bizim öğrenci maliyetinin yarısını öğrenciden alma hakkımız var. Burada 1800 doların yarısını öğrenciden almanız kimseyi mağdur etmez. Çünkü bunu herkes değil yalnızca ödeyebilen verecek. Daha çok öğrenciye yurt, burs imkânı sunacağız. Kimse harcını ödeyemediği için sınıf tekrarı yapmayacak.”

Ankara Üniversitesi Rektörü Nusret Aras’ın “çözüm alternatifi” de yine harçları işaret ediyordu: “Duvar, boya, badana borçlarıyla uğraşmak yerine standardımızı yükseltmeliyiz. Devlet bize para veremiyorsa, harçlarda düzenleme şart. Yeni harç düzenlemesinde maddi durumu kötü hiçbir öğrenci mağdur olmayacak. Biz kimseyi istismar etmeyiz. Çünkü elimizdeki parayı yine öğrencilerimiz için harcarız. Harçların tavan yapacağından çok, bizden burs, yurt bekleyen öğrenciler düşünülsün.” (Radikal, 17 Temmuz ‘01).

Böylece asıl niyet ortaya çıkmış oldu. “Birçok kesim” rektörlere sunduğu desteği geri çekti. Uzun bir süre gündemi meşgul eden “duyarlı rektörler”, B. Ecevit’in talepleri doğrultusunda yayınladığı deklarasyonla rahatladılar.

Aradan geçen kısa bir sürenin ardından kim tarafından hazırlandığı belli olmayan, ama görünürde bağımsız bir milletvekili tarafından hazırlanan bir yasa tasarısı meclise sunuldu. 19 maddelik yasa tasarısının içeriği kaba söylentiler şeklinde ortalıkta dolaşırken, tam metnine bir türlü ulaşılamadı.

Birkaç maddelik kısmı dışında içeriği açıklanmayan bu yasa tasarısının kim tarafından hazırlandığı hala meçhul olmakla birlikte, YÖK Başkanı K. Gürüz’ün söylemlerine bakıldığında, hazırlayanın kim olduğu rahatlıkla anlaşılıyor.

Gürüz: “Öğrenci harçları yükselecek
ancak zenginden alıp yoksulu okutacağız”

Bu yasa ile, “Öğrencilerin ödedikleri harçları üniversiteler belirleyecek. Bu doğrultuda her üniversiteye göre her bölümün harç miktarı farklı olacak. Yani İstanbul veya Ankara’daki bir üniversite ile Diyarbakır’da bir üniversitenin harcı aynı olmayacak. Öğrencilerin ödeyeceği harç miktarları yükselecek. Çünkü tasarıya göre üniversiteler harç miktarını öğrenci başına cari hizmet ödeneğinin yarısına kadar yükseltebilecek.” (Radikal, 13 Kasım ‘01).

Bu uygulama ile, Ural Akbulut’un “hesabına” göre, 1800 dolara mal olan bir ODTÜ öğrencisinin ödeyeceği harç 900 dolar oluyor. Ancak ODTÜ gibi büyük bir üniversiteye değil de ortalama bir “fiyat listesi”ne bakacak olursak; 2001-2002 öğretim yılı için öğrenci maliyetleri tıp fakültelerinde 6 milyar 100 milyon, eczacılık fakültelerinde 2 milyar 200 milyon, mühendislik fakültelerinde 1 milyar 200 milyon, hukuk, iktisat ve siyasal bilgiler fakültelerinde 906 milyon, eğitim ile dil tarih ve coğrafya fakültelerinde 806 milyon lira. Bu durumda asgari ücretin 120 milyon olduğu bir ülkede en “ucuz” bölümlerin “fiyatları” bile bu ücretin 4-5 katı olacak.

Ancak yasa tasarısı bununla da yetinmiyor; rektörlerin bir başka talebi olan harç kredilerini dağıtma yetkisini de rektörlere veriyor. Yine ODTÜ rektörü bu uygulamayı şöyle savunuyor; “Bakın geçen yıl 2 bin 690 yeni öğrenci kayıt yaptırdı. Bunların 2 bin 500’ü harç kredisine başvurmuş. Eksik belge nedeniyle elenenler dışındakilerin tamamı, 2 bin 200 öğrenci kredi almış. Annesi, babası tıp profesörü olup, evine en az 6 milyar lira maaş giren öğrenciye de kredi vermişler. ODTÜ’de 15 bini lisans olmak üzere 18 bin öğrenci var. Şimdiye dek kredili öğrenci oranı yüzde 40 olurdu, bizde açıkları bir şekilde kapatabilirdik. Şimdi bu oran yüzde 75. Şimdi açıklarımızı kapatamıyoruz. Kredi tahsisatını bize verin, ihtiyacı olana verelim diyoruz...” Rektörün söylediği gayet açık ve net. Harçlar daha da yükseltilmekle kalmayacak, bunlardan kimlerin yararlanacağı Ural Akbulut gibi “insaflı” ve “iyi niyetli” rektörlerin iki dudağı arasına bırakılacağı için, harç kredisi alamayacak binlerce öğrenci öğrenimini sürdüremeyecek.

Harçlarla ilgili kısmı hazırlanan yasa tasarısının önemli bir bölümü ancak tamamı değil. Üniversite bütçesinin belirlenmesi ve bölümler arası paylaşımı da “torba bütçe” uygulamasıyla rektörlere verilecek. Yasa tasarısında bu şöyle ifade ediliyor: “‘Torba bütçe’ uygulamasına başlanacak. Böylece parayı kullanma yetkisi üniversite yönetim kurullarına verilecek. Torba bütçe uygulaması için oluşturulan ‘işletme hesabı’na göre; ‘işletme hesabı’nın ‘ita amiri’ rektör olacak.”

Yeni YÖK yasa tasarısı ile ilgili bir TV programında konuşan “popüler” rektörlerden Ural Akbulut bu düzenleme konusunda şunları söylüyor: “Ben açıkçası rektörlere bir abartılı yetki verildiğini düşünmüyorum... Zaten şu anki yasada da üniversitenin bütçesinin dağılımı, öğrenci harçları, döner sermaye ve genel dağılım, üniversite yönetim kurulundan geçmektedir. Üniversite yönetim kurulu ise tamamen dekanlardan ve her fakülteden belli sayıda seçilmiş olan yönetim kurulu üyelerinden oluşur, bir de rektör vardır başkanlığında. Dolayısıyla tüm fakülteler orada temsil edilmektedir. Tüm dekanların ve fakültelerin seçilmiş üyelerinden oluşan bir kurumdan daha adil bir kurum nasıl olabilir...”

Ancak rektörümüz yönetim kurullarının nasıl oluşturulduğu konusunda bir şey söylemiyor. Onun eksik bıraktıklarını Tüm Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Tahir Hatipoğlu tamamlıyor: “Yasa yönetim kuruluna yetki vermiş olabilir, ama sayın rektörler şunu söylemiyorlar, o yönetim kurulu kendi atadıkları kişilerden oluşuyor. Dolayısıyla o demektir ki, bütün üniversitede bunu yakından tanıyanlar bunu bilir, o yetki rektörün yetkisi demektir. Yoksa rektörün yetkisine müdahale edecek bir tek yönetim kurulu üyesi bulunamaz. Bulunsa bile o ertesi gün dekanlıktan olur.” (Ntv’de 20 Kasım tarihli “Açık Hat” adlı program’dan...).

Hemen hatırlatmak gerekiyor. “Torba bütçe” uygulaması bir süredir İstanbul Üniversitesi’nde pilot olarak uygulanıyor. İÜ rektörü Kemal Alemdaroğlu’nun adının sık sık İÜ’deki bir takım yolsuzluklara karışması bu uygulamayla yakından bağlantılı.

Nitekim İÜ’de öğretim üyesi ve YÖK Genel Kurulu Üyesi olan Prof. Dr. Aysel Çelikel de bu uygulamayla ilgili olarak şunları söylüyor: “İstanbul Üniversitesi’nde tasarıda öngörülen ‘torba bütçe’ sistemi pilot olarak uygulanıyor. Ben bir süre İÜ’de dekanlık yapmamış olsaydım bu bütün kaynakları rektörde toplayan ‘torba bütçe’ uygulamasını olumlu bulurdum. Ancak ben bu ‘torba bütçeyi’ yaşadım. Rektör belirli fakültelere sıfır kaynak ayırırken, bazılarına yüzde 60-80’lere varan oranda pay ayırdı.” (Radikal, 20 Kasım ‘01). Bir YÖK üyesinin itirafları, bu uygulamanın üniversitelerde nasıl bir rant kapısı olacağını yeterli açıklıkta ortaya koyuyor.

Sermaye iktidarı yüksek eğitimi tümüyle paralı hale getirerek tam bir ayrıcalık alanı haline getirmeyi hedefliyor. Kapitalist zihniyetli rektörler de buna tam destek veriyorlar. Üniversite kapılarının işçi-emekçi çocuklarına tümüyle kapatılması anlamına gelen bu yeni yasa tasarısı, diğer tüm saldırılar gibi, birleşik-örgütlü bir mücadeleyle alanlarla yırtılabilir.