01 Aralık '01
Sayı: 37


  Kızıl Bayrak'tan
  Reformist solda son durum
  Kurtlar sofrasında bir ada: Kıbrıs
  Taban inisiyatifini güçlendirelim!
  Medyadan yıkım programına boyun eğin çağrısı
  Ordu ve kriz yağmacısı OYAK
  Bir Aymasan direnişçisinin değerlendirmesi... "Her direniş bir okuldur"
  İşçi kültür evleri üzerine
  1 Aralık'a doğru sınıf hareketi: Sorunlar, imkanlar ve görevler
  Afganistan'ın ölüm tarlaları
  Emperyalizm gerici yüzünü ortaya seriyor... "Yeni dönem"de McCarthy'cilik diriltiliyor
  İHD İstanbul Şubesi'nin "2. 'hayata dönüş'" başlıklı açıklaması...
  Yeni YÖK yasası... "Zengin öğrenciden harç alıp, yoksulu okutacağız" yalanı
  Üniversitelerden eylem haberleri...
  27 Kasım, teslimiyet ve ihanete karşı Kürdistan emekçilerinin direniş bayrağıdır!
   Savaş meydanı kadınlar
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Genel grev-genel direniş için

Taban inisiyatifini güçlendirelim!

İşçiler, emekçiler!

Sermaye sınıfı yeni bir saldırı için kolları sıvadı. Bu yeni saldırının biz işçi ve emekçilere faturası öncekilere göre bir hayli ağır olacak. Kıdem tazminatlarımızın kaldırılmasından 100 bin işçiye re’sen emekliliğin dayatılmasına, ikramiyelerimizin ve birçok sosyal hakkımızın gaspından, yüzbinlerce işçi ve emekçinin çalıştığı kamu kurumlarının tasfiyesine kadar, bir dizi saldırının startı verilmiş bulunuyor. Saldırıların dümeninde gene emperyalizmin sözcüsü İMF var. Şimdiye kadar İMF-TÜSİAD programlarıyla milyonlarca işçi ve emekçiyi yıkıma uğratan, onları işsizliğe ve açlığa mahkum eden sermaye iktidarı, savaş ve borç bütçesiyle bu yıkım ve sefaleti daha da derinleştirmek istemektedir. Bizlere sorumlusu olmadığımız bir krizin faturasını tekrar tekrar ödetenler, şimdi de ülkemizi emperyalist bir savaşın ateşi iccedil;ine atmaya çalışmaktadırlar. Emperyalistlerin dayatmaları doğrultusunda ülke içerisinde emekçi düşmanı bir politika izleyen sermaye devleti dış politikasını da emperyalizmin çıkarları doğrultusunda şekillendirmektedir. Bu uğurda Ortadoğu halklarına karşı düşmanca bir politika izlemektedir. Ve bütün bunlar İMF’den, şuradan buradan gelecek üç kuruş kredi için yapılmaktadır.

İşçiler, emekçiler, kardeşler!..

Sermayenin pervasızca saldırdığı şu günlerde, sendikalarımızın tepesinde oturan ağaların büyük ihanetlerine de tanık olmaktayız. Şubat krizinden beri 2 milyon işçi işten atılır ve krizin tüm faturası emekçilere kesilirken kılını kıpırdatmayan sendika ağaları, şimdi de büyüyen öfkemizi yasak savma eylemleriyle boşa çıkartmaya çalışıyorlar. Bakmayın şimdi genel grev nutukları attıklarına; Türk-İş Başkanı Bayram Meral, daha bundan iki ay önce Dedeman Oteli’nde patronlarla yaptıkları toplantılarda “işçi iki zeytininden birini vermeye hazırdır” diyerek patronlara söz vermiştir. Artık şunu görmek zorundayız. Bu ağalar bizim sınıfımızın bir parçası olamazlar. Onlar sermayenin işçi sınıfı içerisindeki ajanlarıdır. Bugüne kadar yaptıkları da bunun kanıtıdır.

Kardeşler!

Sermayenin yeni saldırılarını engelleyebilmemiz için güçlü bir mücadelenin örgütlenmesi şarttır. Önümüzdeki dönemde bir genel grev yapılması gündemde. Bir genel grevi sendika bürokratlarına güvenerek yapmamız mümkün değildir. Onların her seferinde bizi yarı yolda bıraktığı sayısız kez görülmüştür. Eğer sıkışırlarsa göstermelik bir genel grev örgütlemekten kaçamayacaklar, fakat bu eylemin içini boşaltmak için ne gerekiyorsa yapacaklardır.

O halde hem saldırıları püskürtmek hem de sendika ağalarının yeni ihanetlerine izin vermemek için taban örgütlerimizi yaratmamız ve güçlendirmemiz gerekiyor. Sendikalardan bağımsız, öncü işçi ve emekçilerden olmuşturulmuş, sınıfın temel çıkarlarını elde etmeyi hedefleyen örgütlenmeler olmalı bunlar. Bu tarz örgütlenmeleri ne kadar yaygınlaştırabilirsek sermayenin karşısında o kadar güçlü oluruz. Gene sendikalarımızı bürokratların elinden almamızı, gerçek mücadele örgütü haline getirmemizi sağlayacak olan da bu taban örgütleridir.

Sınıf bilinçli, öncü işçiler!

Sendikal ihanet barikatını mutlaka aşmalıyız. Bunu yapmadan güçlü bir mücadele örgütleyemeyiz, sermayenin saldırılarını püskürtemeyiz. Fakat sınıf bilinçli, öncü işçilerin birliği sağlanmadan da bu ihanet barikatı aşılamaz, sınıfın mücadele birliği sağlanamaz. Herşeyden önce öncü işçilerin birliğini sağlamalıyız. Bunun yolu ise bulunduğumuz her alanda öncü işçi platformalarının örgütlenmesinden geçmektedir.

Bizler, üzerimize düşen sorumluluk gereği sınıfın ihtiyaç duyduğu taban örgütlenmelerini yaratmak için harekete geçtik. Kendi bölgelerimizde ilk adımları attık. Öncü işçi ve emekçilerin bir araya geldiği örgütlenmeler yarattık. Bu çalışmalara katılan işçi ve emekçi sayısı henüz son derece sınırlı da olsa attığımız bu adımları anlamlı görüyoruz.

Tüm öncü işçi ve emekçileri attığımız bu adımlara destek vermeye, gücümüze güç katmaya, birikim ve olanaklarını sınıfın hizmetine sunmaya, taban örgütlenmelerini büyütüp yaygınlaştırmaya çağırıyoruz!

İMF politikalarına hayır!
Emperyalist savaşa hayır!
Kahrolsun sendikal ihanet!
Yaşasın işçi sınıfının mücadele birliği!
Yaşasın genel grev, genel gireniş!

Anadolu Yakası İşçi Emekçi Platformu Girişimi
Avrupa Yakası Öncü İşçi İnisiyatifi




Bir eğitim emekçisiyle 1 Aralık üzerine konuştuk...

Genel grevden başka yol yok!

1 Aralık hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Bence kimsenin bir şey olmaz deme şansı yok. Neden şimdi “bana dokunmayan bin yıl yaşasın” anlayışı öldü. Bir gün o yılan gelip bizi sokacak. Bu gerçeğin içerisinde yaşıyoruz. Artık insanlar gerçekten evine ekmek dahi götüremiyor. Şunu da görüyorum; bundan 5-6 ay sonra ekmeği evine götüren insan gıpta ile izlenecek.

Biz hükümetin tavır ve tutumlarını geçmişte insanlara anlattık. Bu hükümetin vasıfsız bir yönetim şekliyle bizi uçuruma götüreceğini önceden görüyorduk. Hükümetlerin politikaları sonucu çeşitli düzenlemeler yapılmıştır, bu da bizleri zora sokuyor. İlerde İMF direktifleri ile düzeleceği ve ekonomik krizden çıkılacağı umudunu da hissetmiyorum.

Önceden var mıydı?

İMF bizim kara kaşımız kara gözümüz için kredi vermemiştir. Ben senin ekonominden sorumluyum, ben ne dersem sen onu yapacaksın demiştir. Dolayısıyla meclisteki yasa değişikleri buna parelel olarak yapıldı. Bu acı bir reçetedir, hangi ülkede uygulandıysa sonuç hüsrandır. Bu yükü baş kaldırmadığımız sürece taşımaya mahkumuz. Herkes seyrediyor, hükümet de politikalarla uyutuyor. Herkes sorunları bir şekilde hissetmelidir. Dolayısıyla yara hepimizin yarasıdır. Kimse merhem süremez. Böyle yaparak gelecek neslin önünü kesiyoruz. Bizler mücadele ederek bugünlere geldik. Yılgınlık bizlere bir şey vermez. Toplumsal tepkiler yaratılmalıdır. 1 Aralık mitingi insanlara sesleniştir.

Yeterince çalışma yapıldı mı?

Sendikaların işi çok zor. Gelen aidatlar şubelere yeterli yansıtılmıyor. Ankara eylemine bunun için az gidildi. İnsanlar cebindeki parayı da harcamak zorunda kalıyor. Bu da insanlar için üzücü bir olaydır.

1 Aralık’tan sonra ne yapılmalıdır?

Ben EP ve DİSK'in yapacağı bir eylemin ses getireceğine emin değilim. Ama hiç yapmamaktansa yapmak iyidir. Bunun için bir çözüm vardır, genel grev, başka yolu yok. İnsanlar bir şekilde alanlara dökülmedikçe çıkış yoktur. 3-5 federasyonla bu iş olmaz. Sivil toplum örgütleri, odalar birlikte hareket etmelidir. Sendikaların gücü yetmiyor. Yalnız geçen seneki gibi görkemli olacağına inanmıyorum. Bunun altyapısı hiç yapılmadı. Bu kısa süreli bir çalışma değildir. Bildiri, afiş gibi çalışmalar yok. KESK cephesinden bazı şubelerde duyuru bile yapılmadı. Bu sonuç KESK’in içinde bulunduğu durumla ilgilidir. Merkezi bir çalışma yok. Eğer başarılı olunursa, bu örgütlü bir çalışmanın sonucu değildir. Tepkiler örgütlü olmadığı sürece etkili olacağını sanmıyorum. Saman alevi gbi yanıp söneceğini ve hedefimize ulaşamayacağımızı düşünüyorum.

Başta çizmiş olduğum karamsar tabloda görülen en can alıcı sorun şu. Bilinçsiz tepkiyi yönlendirmek gerekiyor. Örgütleri bir yapı içerisine çekmek gerekiyor. Kendi cephemizden de böyle olmalıdır ki, örgütlülüğümüz güçlensin. Öz itibarıyla bu tepki toplumsal katmanların geneline yayılmadığı sürece bir mum alevi gibi yanıp sönecektir. Toplumun nabzını tutacak politikalar geliştirilmesi gerekiyor. Canla başla çalışarak ortak tepki örgütlemeliyiz.

SY Kızıl Bayrak/Adana



Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Girişimi’nin imza kampanyası sürüyor...

Taban örgütlülüklerini güçlendirelim!

Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Girişimi’nin “Sermaye değil, direnişçi işçilere fon!” şiarıyla başlattığı imza kampanyası devam ediyor ve geniş toplantılar yapılıyor.

5 Eylül ve 2 Ekim’de işveren örgütleriyle sendikaların (Türk-İş ve Hak-İş’in imza attığı, DİSK’in imza atmadığı) ortaklaşa yaptıkları toplantılarda “Ulusal Ekonomiyi Güçlendirme Fonu” adı altında sermayenin kullanacağı yeni bir fonun oluşturulması kararı alınmıştı.

Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Girişimi (AYİEP Girişimi) varolan saldırının işçi sınıfına dönük yeni bir saldırı olduğunu, bu saldırının sendika ağaların katılımıyla devam ettiğini teşhir etmiş, işçi ve emekçilerin zihinlerini bulandıran bu kampanyaya karşı tabandan ortaklaşma amacıyla bir imza kampanyası başlatmıştı.

25 Kasım’da 50 kişinin katıldığı değerlendirme ve kampanyayı genişletme toplantısında, kampanyanın 15 Aralık’a kadar devam ederek yayılması kararı çıktı. Bu toplantıya Göktaş, Aymasan, Petrol-İş, Birleşik Metal, tekstil ve örgütsüz petro-kimya işkolundan işçiler katılım sağladılar.

Toplantıda 30’un üzerinde fabrikaya gidilip imza metinlerinin bırakıldığı, bir kısmından imzaların alındığı ve kampanyanın genişletilerek devam etmesi gerektiği vurgulandı. Alümag, Lombardini, Aksan, Aymasan, Karayolları, Bölge Köy Hizmetleri, Tekel, Singer, Öz-Arar, Yakacık Makina, Aktif, Göktaş, Sarkuysan, Kroman Çelik, Mutlu Akü, Benkser, Gedik Holding, Evas, Ema, Ovisen, Arılı, Malazlar, Neşe, Telekom, Ak Meltem, Reha Tekstil, Öztay Tekstil, Modital Tekstil, Ünifil’in gidilen yerlerden olduğu belirtildi.

Toplantıda konuşan işçiler, örgütlü-örgütsüz işyerlerinde taban örgütlülüklerinin güçlendirilmesi, bu tür inisiyatiflerin genişletilerek yaygınlaştırılması üzerine vurgu yaptılar. Toplantıda platformun genişletilmesi üzerine değişik öneriler sunuldu. 1 Aralık eyleminde “Sermayeye değil, direnişçi işçilere fon” şiarının yükseltilmesi ve 1 Aralık’ın “Genel grev, genel direniş”le karşılanması ihtiyacı vurgulandı.

SY Kızıl Bayrak/Kartal


Sürdürülen imza kampanyasının metni:

“Sermayeye değil, direnişçi işçilere fon!”
Türk-İş, Hak-İş ve DİSK yönetim kurullarına...

5 Eylül ve 2 Ekim’de patron örgütleri ve sendikaların ortaklaşa düzenledikleri toplantılar sonucunda, “Ulusal Ekonomiyi Güçlendirme Fonu” adı altında, sermayedarların kullanacağı yeni bir fonun oluşturulması kararı alınmış, Türk-İş ve Hak-İş bu kararın altına imza atmıştır. Krizin bütün yükü biz işçilere fatura edilirken, 2 milyon işçi işten çıkarılır ve hak gaspları yaygınlaşırken, sendikalarınızın sermaye sınıfının mali sorunlarına çözüm üretme çabalarını kabul edilemez buluyoruz.

Biz aşağıda imzası bulunan işçiler, Türk-İş ve Hak-İş’in “Sermaye Fonu” kararına attıkları imzalarını geri çekmelerini, patron örgütleriyle geliştirilen açık-gizli tüm ilişkilere son verilmesini, her üç konfederasyonun başta Aymasan, Aktif ve Göktaş işçilerinin direnişleri olmak üzere tüm grev ve direnişlere mali destek sağlamak amacıyla “Grev ve Direnişlerle Dayanışma Fonu” oluşturmalarını talep ediyoruz. Bayram Meral’in dediğinin aksine, “iki zeytinimizden birini” vermeye niyetimizin olmadığını bildiriyoruz.

Adı Soyadı

Deri-İş üyesi Aymasan işçileri

Zafer Sönmez, Nebahat Karaman, Mehtaf Karatepe, Fethi Çakır, Mustafa Gürsel, Müslüm Mert, Şengül Nergiz, Aysel Köklü, Zinnet Ekinci, Yusuf Susar, Aynur Aydın, Erdoğan Boy, Mazlum Ay, Muammer Yıldırım, Yusuf Kamer, Nihat Akar.



Emperyalist savaşa, krizin faturasına ve sendikal ihanete karşı örgütlü gücümüzle harekete geçelim!

Genel grev-genel direnişe hazırlanalım!

Kapitalistler son dönemde krizi bahane ederek 2 milyon işçiyi kapı dışarı ettiler. İşini hala kaybetmemiş olan işçilerin gelirleri ise sefalet ücretinin altına indi, çalışma koşulları daha da kötüleşti. Bununla da yetinilmiyor, işçi sınıfının yüzyıllık kazanımı sosyal haklar bir bir gaspediliyor. Tüm bunlar sermayenin krizinin işçi sınıfına çıkarılmış faturasıdır. Şimdi de buna ABD emperyalizminin hizmetinde savaşa katılmanın faturası eklenecek.

(...)

Tüm bu saldırılar tekellerin kasalarını doldurmak, uluslararası tekellere sınırsız ve kuralsız bir sömürü ve talan alanı açmak içindir. Sermaye iktidarı bu İMF patentli saldırılarını ülkenin kurtulması gerekçesi altında gerçekleştirdi. Ancak sonuçta değişen hiçbir şey olmadı. Emekçiler yağmalanıp sermayeye aktarıldı. Düzlüğe çıkan kapitalistler oldular.

Burjuvazi ve onun medyadaki kalemşörleri şimdi de “Bu ülke için seve seve” teranesiyle herkesi toplumsal dayanışmaya çağırıyorlar. Çünkü sermayedarlar ve uşağı hükümet, İMF’nin emirleri doğrultusunda kapsamlı bir saldırı programının hazırlığını yapıyor. Bunun için emekçiler aldatılarak, “seve seve” boyunlarını tekellerin önüne sürmeleri planlanıyor. “Bu ülke için seve seve” aç kalan işçi ve emekçiler, “seve seve” kasalarını dolduranlar kapitalistler olacak.

Geçmişte olduğu gibi bugünde tüm bu saldırıların uygulanmasında sendika bürokratları sermayenin suç ortaklığını yapıyorlar. İçimizdeki bu hainler çeşitli oyunlarla bizi hep arkadan hançerliyorlar.

Ama bizler bu engellerin nasıl aşılacağını artık biliyoruz. Örgütsüz öfkemiz dahi bu hainleri harekete geçirmeye yetiyor. Bütün bu saldırılar yaşanırken düne kadar bir sessizlik hakimdi. Bu sessizliğin hoşnutsuzluğa ve tepkiye dönüşmesi konfederasyonları ve Emek Platformu’nu harekete geçirdi ve bunun sonucunda bir dizi eylem kararı alındı. Ancak daha önceki deneyimlerimizden de biliyoruz ki, bu eylemlilikler bizlerin örgütsüzlüğü nedeniyle bu hainler tarafından hava boşaltma ve umudu kırma yönünde kullanılıyor.

Birleşik, etkili ve hak alıncaya dek sürdürülecek bir mücadele hattı zorunludur. Bugünkü sendikal yapıların böyle bir mücadeleye önderlik etmesi mümkün değildir. Ama bizler de çaresiz değiliz. Fabrika ve işyerlerimizde örgütlenerek inisiyatifi ellerimize alırsak, her türlü engeli yıkabiliriz. (...)
Kazanmanın güvencesi işyerlerinde öncü işçilere dayanan “genel grev komiteleri”nin örgütlenmesi olacaktır. Bu komiteler işyerlerinden başlayarak örgütlenmeli, sektör ve bölge esasına göre üst komitede merkezileştirilmelidir. Ancak bu tür örgütlenmeler yoluyla işçi sınıfı tüm eylem sürecinde söz sahibi olacak ve sendikal ihaneti parçalamayı başarabilecektir.

Görev ileri öncü işçilerin omuzlarındadır. Kazanmak ve saldırıları püskürtmek için bu sorumlulukla davranılmalı, genel grev ilmek ilmek örülmelidir.

Ankara Öncü İşçi Platformu tüm işçi ve emekçileri birleşmeye, örgütlenmeye ve mücadele barikatlarını kurmaya çağırmaktadır.

Ankara Öncü İşçi Platformu



Petkim’de kadrolaşmaya tepki!

Petkim yönetimi geçtiğimiz haftalarda kadro azaltma politikası gereği 31 personelini emekliye ayıracağını açıkladı. Bu açıklamanın hemen ardından 37 mühendisin işe alınması tepkilere neden oldu. Daha önce de ANAP’ın siyasi nüfuzuyla Petkim’de kadrolaşma yoluna gidilmişti.

Petkim’deki bu gelişmeler, geçtiğimiz hafta Cuma günü, işyeri önünde yaklaşık bin işçinin katıldığı bir basın açıklamasıyla protesto edildi.

“KİT’ler arpalık olmayacak!” sloganıyla işyerinde yaşanan kadrolaşmaya tepki gösteren işçilere hitaben, Petrol-İş Aliağa Şube Başkanı İskender Büyükçolak bir konuşma yaptı.

Büyükçolak konuşmasında İMF politikalarına değinerek, bu politikalarda ısrar eden siyasi iktidarların ülkenin tüm zenginliklerini sermayenin hizmetine sunduğunu, ancak bu talana işçilerin dur diyeceğini ve 1 Aralık’la başlayan sürece kitlesel katılım gerçekleşeceğini söyledi

SY Kızıl Bayrak/İzmir