08 Eylül '01
Sayı: 25


  Kızıl Bayrak'tan
 "Küçülen Türkiye" ya da düzenin iflası

  5 Eylül ihanetine geçit yok!

  5 Eylül toplantısı aynasından...

  Türk Lirası'na iade-i itibar komedisi

  Yolsuzluk düzeni ve faşist parti
  Tersane işçilerinin eylemine azgın polis saldırısı
  Emekçilerin hak arama mücadelesi de "terörle mücadele" kapsamında!
  Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Bülteni'nden...
  Hülya Şimşek Ölüm Orucu'nun 286. gününde ölümsüzleşti

  1 Eylül'ün gösterdikleri ve Kürt sorunu

  "Dünya Barış Günü" eylemlerinin anlattıkları...
  Küresel ısınma/4
  İşkenceci devlet gerçeği
  Emperyalizmin "balkanlaştırma" politikası sürüyor

  Güney Afrika'da genel grev

  Dünya Irkçılıkla Mücadele Konferansı ve emperyalizmin ikiyüzlülüğü
  Tehditler devrimci yürüyüşümüzü engelleyemez!
  Ölüm Orucu Direnişi 324. gününde
  Mücadele Postası

 Tüm yazilar

Bu sayinin PDF formatini download etmek için tiklayin



 

Gücümüz örgütlülüğümüzdür!

Merhaba işçi-emekçi kardeşlerim,

Sizlerle hemen hemen hepimizin yakındığı bir sorun üzerine tartışmak istiyorum. Sizlere birlik, beraberlik ve örgütlenme sorunu üzerine birkaç şey söylemek istiyorum.

Bu sorunu aşamamış olmamız bize bugüne kadar çok şey kaybettirdi. Neden mi? Çünkü patronlar (ve onların devleti) kendi aralarında örgütlüdürler. Pazar içinde birbirleriyle rekabet içinde olsalar da, sürekli birbirleri üzerinde yükselmeye çalışsalar da, sıra biz işçilere geldiğinde hepsi birlik olurlar. Çünkü bütün patronların çıkarları birdir. Bir yerde işçiler kazandığında başka işçiler de aynı hakkı almaya kalkışır diye düşünürler, bize karşı örgütlü bir güç olarak hareket ederler.

Nasıl ki patronların sınıf çıkarı bir ise, biz işçilerin de sınıf çıkarları birdir. Hepimiz farklı farklı fabrikalarda çalışsak da, aynı şekilde sömürülüyoruz. Bütün patronlar sen Türk, o Alevi, diğeri Kürt diye bizi sürekli parçalamaya çalışıyor, ama sömürürken bir ayrım yapmıyor. Günde on bazen oniki saat çalıştırılıyoruz. Onların gözünde bir makinadan farksızız. Makina konuşmaz, bizim de konuşmamızı istemezler. Siz hiç gördünüz mü işçilerin birbirleriyle konuşmasını isteyen bir patron?

Çoğumuz biliriz TÜSİAD'ı ya da adını sürekli duyarız. Peki TÜSİAD nedir bilir misiniz? Bu Türkiye'nin en zengin patronu olan Koçlar, Sabancılar, Eczacıbaşılar gibilerinin örgütüdür. Bunlar sürekli toplanır, kararlar alır ve bu kararları uygulaması için hükümete emirler yağdırır ve çıkarlarına uygun kararları çıkartırlar.

Bir diğeri TİSK'tir. Bu da işverenlerin sendikasıdır. Hani şu işçi sendikalarını toplantıya çağıran. Şimdi de 5 Eylül'de toplanacaklar. Patronlar gene krizdeyiz, zarardayız diye feryad-ı figan edecekler, gene işçilerden fedakarlık isteyecekler. Bir diğeri isee MESS (Metal İşverenleri Sendikası). Hani hep, kâr edemiyoruz, onun için fazla ücret verecek durumda değiliz diyen...

Bunlar sadece birkaçı. Bir de bunların işkolu işkolu, bölge bölge değişen dernekleri var. Patronlar herhangi bir sanayi bölgesinde bir grev ya da direniş yaşandığında, aralarında oluşturdukları fondan o işverene yardım ederler.

Evet arkadaşlar, görüyoruz ki patronlar her şekilde örgütlüler. Müdüründen şefine, ustabaşına kadar tüm yalakalarını kullanarak bizler üzerinde baskı oluşturmaya çalışırlar. Gün boyu makina başlarında, tezgahlarda ter döken bizler. Gene de sadece kırıntı alırız. Ama buna da şükretmemizi söylerler utanmadan. Biz buna tepki duysak da, birlik ve beraberliğimiz sağlam olmadığından sesimizi çıkarmayız. Bu krizde kaç arkadaşımızı işten attılar, bize daha neleri yaşattılar. Bu yüzden kaç işçinin ailesiyle ilişkileri bozuldu, kaçımız boşandı, haddi hesabı yok.

Sonuç olarak arkadaşlar, bu düğümün çözümü örgütlülükten geçiyor. Biz milyonlardan oluşuyoruz, ama dağınığız. Patronlar bir avuçlar, ama herşeyi ellerinde tutuyorlar. Çünkü örgütlüler, tüm güçlerini buradan alıyorlar.

Bu sorunu çözmek için sürekli tartışalım. Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Girişimi tam da bunun için oluşturulmuş, biraraya gelebilmemiz için bize imkanlar yaratmıştır. Bu imkanları kullanalım, birleşelim ve örgütlenelim.

Gücümüz örgütlülüğümüzdür!
Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!

Bir metal işçisi

 


 

 

ICE-Werk Süd işçileri ile dayanışma etkinliği

ICE-Werk Süd'de çalışan direnişçi işçiler için her salı akşamı düzenlenen moral etkinliğinin bu hafta (4 Eylül Salı günü) dördüncüsü yapıldı. Etkinliği Nürnberg Yazarlar Sendikası Başkanı organize ediyor. Son etkinliğe sendika bünyesinden birçok yazar katıldı. Sürece ilişkin bir metin okundu, konuşmalar yapıldı. Birçok aydın ve sanatçının dayanışma için etkinliğe katılması işçiler üzerinde gerçekten çok olumlu bir etki yarattı.

Biz de etkinlikte direnişi destekleyen bir mesaj okuduk. Yanısıra Nazım'dan Almanca iki şiiri okuduk. Yazarlar Sendikası Başkanı Nazım'ın şiirlerinden çok duygulandı. Yaptığı konuşmada Nazım'la karşılaşmasından kısaca sözetti. Yerel ozan Derdiyoklar da birkaç parça okudu. Yerel radyo adına direnişçi bir işçi ile röportaj yaptık.

Açlık grevi ve işçilerin kendilerini fabrikaya zincirleme eylemi sona erdi. Zira işveren şimdilik geri adım atmış durumda.

Sermayenin saldırılarına karşı, her alanda direniş bayrağını yükseltelim!
Yaşasın proletarya enternasyonalizmi!

SY Kızıl Bayrak okurları/Nürnberg

 


 

Proleter kültür ve sanat üzerine

Doğuştan sahip olunan yetenekler ancak uygun koşulları bulduğunda gelişebilir. Kapitalist düzende yetenek, ona sahip olanın özel mülkü olarak görülür.

Sanatsal faaliyetler toplumun kültürel gelişiminin bir aynası olduğu gibi, aynı zamanda bir tarihi anlatır ve bir tarihi yaratır...

İşçi ve emekçilerin sömürülmesi sayesinde yaratılan sanat eserleri kapitalist sistemde sadece alınıp satılabilen bir meta olarak görülür ve ona hizmet eder.

Burjuvazi egemenliğini sürdürebilmek için, geleceğin ilgisiz-tepkisiz insan tipini yaratmak için baskı araçlarını, medyasını, eğitim sistemini nasıl kullanıyorsa, kültür-sanatı da bu yönde kullanıyor. Toplumu yozlaştıran, manevi değerlerimizi çürüten bir kültür-sanat yaygınlaştırılıyor.

Türkiye solunda ise kültür-sanat faaliyeti birçok yapı tarafından politika aracı olarak kullanılıyor. Müzik, tiyatro grupları oluşturuluyor, güzel şeyler üretiliyor, ama gerçek işlevini ne ölçüde yerine getiriyor sorusunu sormak gerekiyor. Gençleri etkileme, onları kendi çevresinde toplama kaygılarıyla kuruluyor kültür merkezleri. Yetenekleri geliştirmek yerine yetenekli olanlar bir müddet değerlendiriliyor, ama kolektiften ayrılan kendi başına kaset çıkarıp rant peşine koşuyor.

Biz komünistler olarak, sadece sınıfı dönüştürmek için değil, bunun yanında yarına taşınacak olan "proleter kültür ve sanatı" yaratmak için de bu alanda daha fazla çaba harcamalıyız.

SY Kızıl Bayrak okuru/İstanbul