08 Eylül '01
Sayı: 25


  Kızıl Bayrak'tan
 "Küçülen Türkiye" ya da düzenin iflası

  5 Eylül ihanetine geçit yok!

  5 Eylül toplantısı aynasından...

  Türk Lirası'na iade-i itibar komedisi

  Yolsuzluk düzeni ve faşist parti
  Tersane işçilerinin eylemine azgın polis saldırısı
  Emekçilerin hak arama mücadelesi de "terörle mücadele" kapsamında!
  Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Bülteni'nden...
  Hülya Şimşek Ölüm Orucu'nun 286. gününde ölümsüzleşti

  1 Eylül'ün gösterdikleri ve Kürt sorunu

  "Dünya Barış Günü" eylemlerinin anlattıkları...
  Küresel ısınma/4
  İşkenceci devlet gerçeği
  Emperyalizmin "balkanlaştırma" politikası sürüyor

  Güney Afrika'da genel grev

  Dünya Irkçılıkla Mücadele Konferansı ve emperyalizmin ikiyüzlülüğü
  Tehditler devrimci yürüyüşümüzü engelleyemez!
  Ölüm Orucu Direnişi 324. gününde
  Mücadele Postasi

 Tüm yazilar

Bu sayinin PDF formatini download etmek için tiklayin



 

Emekçilerin hak arama mücadelesi de
"terörle mücadele" kapsamında!

Kapitalist toplumda burjuvazinin ayrıcalığı, üretim ve geçim araçlarına sahip olmasından kaynaklanır. Ekonomik alandaki ayrıcalık askeri, siyasal, sosyal, hukuksal, iletişim vb. alandaki ayrıcalıklarla tamamlanır. Bu ayrıcalıklara sahip olan burjuvazi, karşımıza örgütlenmiş bir egemen sınıf olarak çıkmaktadır.

Bu egemenliğin temel aracı devlettir. Burjuvazinin emekçiler üzerindeki tahakküm aracı olarak devlet, tüm kurumlarıyla egemen sınıfın ihtiyaçlarına göre örgütlenmiştir. Sermaye sınıfının gerçekleri tersyüz eden propagandası, devleti sınıflar üstü kutsal bir kurum olarak kitlelere yutturmaya çalışır. Miadını doldurmuş, tarihsel olarak gericileşmiş ve gayri-meşru konuma düşmüş bir düzenin temsilcisi olan bu gerici sınıf, ayakta kalmak için hiçbir yalan ve demagojiden de kaçınmaz.

Burjuvazinin çarpıtmalarına değil ama devletin fiili eylemlerine baktığımızda, bu kurumun misyonunu anlamakta herhangi bir güçlük çekilmez. Bazı göstermelik uygulamalar dışta tutulursa, bu kurumun tüm icraatları işçi sınıfı ve emekçilere düşmanlık temeli üzerinde yükselir. Zira, milyonlarca işçi ve emekçinin ürettiği değerlerin yağmalanmasına dayalı bir sistemin devletidir sözkonusu olan.

Sınıflı toplumların tarihi boyunca egemenler, başkaldıran ezilenlere karşı amansız bir baskı ve zulüm uygulamışlardır. Modern toplumun burjuva devleti ise, bu alanda köleci ve feodal devletleri geride bırakmıştır. Çünkü bilim ve teknoloji de artık zulmün hizmetindedir.

Modern devlet, karşıtlarına baskı uygulamanın yanısıra onları kitlelerden soyutlayıp yalnızlaştırmak amacıyla da her türlü kirli yönteme başvurur. Bunun en bariz örneği, devrimcileri ve komünistleri "terörist", "yıkıcı", "anarşist" vb. olarak lanse etmesidir. Bu aşağılık yalanlarla hem devrimcileri açık bir saldırı hedefine haline getirmek, hem de işçi ve emekçilerle birleşmesini engellemek isterler. Devrimcilere karşı uyguladıkları faşist baskı ve katilamları "terörle mücadele" yalanıyla meşrulaştırmaya çalışırlar.

Bir toplumun sahip olduğu bütün maddi zenginlikler işçi sınıfı ve emekçiler tarafından üretilir. Bu gerçeklik, asalak burjuva sınıfın üretime herhangi bir katkısının olmadığını kendiliğinden ortaya koyar. Ancak maddi zenginliğin bölüşümü sözkonusu olduğunda, bir avuç azınlık olan bu asalaklar zenginliğin büyük bir bölümüne el koyarlar. Zenginlikleri üretenleri ise açlık ve sefalete mahkum ederler. Çünkü onlar üretim araçlarını tekellerinde tutmaktadırlar ve adil olmayan bu bölüşüm düzenini ayakta tutmak için düzenin tüm kurumları her zaman seferberlik halindedir.

İşçi sınıfının insanca çalışma ve yaşam koşulları uğruna verdiği mücadele her zaman sömürücü sınıflarda ciddi rahatsızlıklar yaratır. Zira emekçilerin her kazanımı kendi kârlarında nispi bir kayıp demektir. Bunu önlemek için her türlü kirli araca başvurmakta sakınca görmezler. Oysa tüm zenginliklerin gerçek sahipleri emekçilerdir. Ama ürettikleri bu zenginliklerden yalnızca biraz daha fazla pay istedikleri için, devletin her türlü zorbalığına maruz kalırlar.

Devlet, şiddetin tüm biçimlerini sistematik olarak kullanıp emekçileri sindirmek için terör estirdiği halde, sömürü düzenine karşı mücadele edenleri terörist olarak damgalamaya çalışır. Bu kirli yöntemleri sadece devrimcilere karşı kullanmakla kalmaz, kimi dönemler en sıradan ekonomik-demokratik hak talebinde bulunan emekçilere karşı da aynı yola başvurur.

Bir fabrikada grev, direniş, işi yavaşlatma vb. eylemler gündeme geldiğinde, jandarma ya da polis anında hazırdır. Düzenin sadık bekçileri kimi zaman işçilerden yanaymış gibi tavırlar da sergilerler. Amaç, eylemin militanlaşmasını engelleyip, burjuva yasaların sınırları içine hapsetmektir. Önce papazlık rolüyle işçilerin karşısına çıkarlar. Ne zaman ki eylem yasaları aşıp meşru zeminde ileri taşınır, işte o zaman gerçek yüzleri ortaya çıkar. Direnişte olan işçilere bir polis şefinin söylediği şu sözler bu gerçeği çarpıcı bir biçimde gözler önüne sermektedir: "Şu ana kadar sizi masum kabul ediyorum, ama bu sınırı aşarsanız terörist muamelesi göreceksiniz."

Son yıllarda tüm kararlı işçi direnişlerinin saldırıya uğraması, polis şefinin sözlerini açıklıyor. Sendikalaşmak yasal bir haktır. Burjuvazi bu hakkı kullanmanızı engellemek için her yola başvurmaktadır. Eğer siz buna karşı direniyorsanız, "teröristsiniz" demektir. Devletin üniformalı güçlerinin terörüyle direniş kırılamıyor mu, o zaman "sivil" it sürülerini ya da mafya bozuntularını üzerinize salacaklardır. Çünkü siz sermayenin "kutsal" çıkarlarını zedeliyorsunuz.

Teröristlik sözkonusu olduğunda, sermaye devletinin eline kimse su dökemez. Buna rağmen devrimcilere ve mücadele eden emekçilere terörist demelerinde şaşılacak bir durum yoktur. Önemli olan, düzen bekçilerinin devrimcileri ve direnen emekçilerle aynı kefeye koymalarıdır. Bu bakışın bir iç tutarlılığı vardır ve aynı zamanda burjuvazinin açık bir sınıf bilincine sahip olduğunun göstergesidir. Sınıf düşmanlarımızın bu tavrı, işçi sınıfı, emekçiler ve devrimcilerin mücadelelerini birleştirmelerinin acil önemine işaret etmektedir.

Bu kokuşmuş düzeni yıkmak için mücadele etmek, emek sömürüsüne karşı olan her insanın hakkıdır. Asalak bir sınıfın egemenliğinden kurtulmak, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya kurmak uğruna verilen mücadele ise tümüyle meşrudur. Ve bu meşru zemin üzerinde hedefe ulaşmak için örgütlenmek bir görevdir aynı zamanda.


 

 

Aymasan işçileri direnişin sesini taşımaya
devam ediyorlar...

Direniş kazanacak!

31 Mayıs'tan beri direniş bayrağını dalgalandıran Aymasan işçileri, sınıfın sesi ve soluğu olmaya devam ediyor. Dördüncü ayına giren direnişin sürmesi ve başarısı için güçlü ve aktif bir dayanışma ve desteği süreklileştirmenin önemi bir kez daha göze çarpıyor. İşçiler, gelinen süreçte destek ve dayanışmanın ilk günlerdeki gibi olmadığından, bir zayıflama olduğundan yakınıyorlar. Sınıf dostlarının kalıcı desteğini istiyorlar.

Aymasan işçileri direnişlerini duyurabilmek için her fırsat ve olanağı kullanma bilinciyle hareket ediyorlar. Bölgede yapılan kültürel ve sanatsal etkinliklere, panel ya da konferanslara, TV ya da radyo programlarına, basın açıklamalarına ve eylemlere katılan direnişçi işçiler, seslerini duyurarak kamuoyu oluşturmaya çalışıyorlar.

Son olarak 1 Eylül Dünya Barış günü nedeniyle CHP'nin Kartal Stadyumu'nda düzenlediği geceye katıldılar. Pankartlarını stadyumda herkesin görebileceği yükseklikte bir yere asan işçiler, konseri izlemek amacıyla gelen binlerce insana direnişi anlatmaya çalıştılar. 22 Eylül'de Kartal'da yapılacak dayanışma gecesinin biletlerini ve hazırladıkları kalemleri satarak, destek elde etmek için yoğun bir şekilde çalıştılar.

Konserin ortalarına doğru pankartlarını alarak kürsünün önüne gelen işçiler, pankartlarını açtıktan sonra, "Yaşasın Aymasan direnişimiz!", "Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!", "Yaşasın sınıf dayanışması!", "Direne direne kazanacağız!", "İşçilerin birliği sermayeyi yenecek!", "Birlik, mücadele, zafer!" gibi sloganlarla seslerini duyurmaya çalıştılar. Kürsüden selamlanan ve katılımcı kitle tarafından alkışlanan Aymasan işçileri, direnişlerini geniş bir kitleye taşımış oldular.

Yaşasın Aymasan işçilerinin onurlu direnişi!
Kahrolsun ücretli kölelik düzeni kapitalizm!

SY Kızıl Bayrak/Kartal