18 Ağustos ı01
Sayı: 22


  Kızıl Bayrakıtan
  İşbirlikçi düzen cephesinde iç dalaşma

  Ordu kim için kime karşı?

  Katil devletten hesap soralım!

  İki yılda deprem bölgesinde değişen hiçbir şey yok
  Grev yasaklamaları ve sendika bürokrasisinin ihaneti
  Devrimci tutsakların ortak açıklaması
  Yoldaşlarının kaleminden Osman Osmanağaoğlu
  Aymsan direnişine destek ve dayanışmayı büyütelim!
  Türk dış politikası üzerine/2
  Küresel ısınma/1
  Emperyalist-siyonist "barış süreci"nin dönülmez çöküşü
  Arjantin hükümetinin yeni tasarruf paketi
  "Filistinlilerin ayaklanması meşrudur"
  15 Ağustos, devrimci direnişin zirvesi...

  Açıklamalardan

  Mücadele Postasi

 Tüm yazilar

Bu sayinin PDF formatini download etmek için tiklayin



 

İsrail savaş makinası bir kez daha harekete geçti

Emperyalist-siyonist "barış süreci"nin
dönülmez çöküşü

Günlerdir gündemi, İsrailıde patlayan canlı bombalar ve bunu gerekçe gösteren İsrail`in Filistinlilere yönelik intikam saldırısı işgal ediyor. Dünya kamuoyu hızla tırmanan ve bölgeyi bir savaş atmosferi içine çekebilecek olan gelişmeleri izliyor. Siyonist İsrail ve kasap Şaron, Filistin halkını katliamdan geçiren savaş makinasını harekete geçirip uluslararası hukuku kabaca çiğneyerek, bütün antlaşmaları geçersiz kılmış bulunuyor.

Kudüsıte gerçekleşen intihar saldırısının ardından Siyonist İsrail devleti Filistin topraklarında tanklarla, füze ve savaş uçaklarıyla büyük bir saldırı başlattı. İnsanlar katledildi, binalar ve bazı polis karakolları bombalanarak yerle bir edildi. Doğu Kudüsıteki Filistin Kurtuluş Örgütüınün resmi temsilcilikleri kapatıldı. Şark Evi gibi yönetim yerleri işgal edildi, çalışanlar sorgudan geçirildi ve işgalin kalıcı olacağı açıklandı. Arafat Şark Eviınin açılması için "uluslararası toplumun" devreye girmesini istedi. Ve BM Genel Sekreteriıne, ABD, Rusya, Çin devlet başkanlarına, AB Dönem Başkanlığıına, Avrupa Birliği ve Bağlantısızlar Örgütüıne gönderdiği mektupta Şark Eviınin açılması için müdahalede bulunmalarını talep etti.

İsrail Güvenlik Bakanı Uzi Landau ise, "Doğu Evi bundan böyle İsrail egemenliği altındadır ve burada artık İsrail yasaları uygulanacaktır" açıklamasının yanı sıra Arafatıın fiziki imhasını öngören bir plan da önermiş oldu. İş, milletvekillerinin parlamentoda Arafatıın ölümünün tartışılıp karara bağlanmasını talep etmeye kadar vardırıldı. İzleyen günlerde işgalin sınırlarını genişletme saldırısı devam etti. Anlaşma uyarınca Filistin kontrolüne verilen Batı Şeriaıdaki özerk Jenin kentine tanklar gönderildi ve buradaki valilik binası da işgal edildi.

Bu gelişmelerle birlikte, zaten çoktan ölmüş bulunan ı93 Oslo Barış Antlaşması tümden çökmüş oldu. Hatırlanacağı gibi Arafat ile Rabin Eylül ı93ıte Washingtonıda bir araya getirilmiş, kameralar karşısında el sıkıştırılarak barışın sembolleri olarak sunulmuş ve halklara sorunun ABD tarafından çözüldüğü mutlu haberi verilmişti. Şimdi siyonist İsrail, Filistin halkı payına utanç verici olan antlaşmayı bir kenara iterek bitirmiştir. Kasap Şaron Filistinlilere kabul ettirilen emperyalist barışa dahi tahammül edememekte, Filistin halkına karşı acımasız bir katliam saldırısı sürdürmektedir.

Bütün gelişmeler bir arada, bölge halklarına ve özelikle de Filistinlilere çözüm olarak sunulan sürecin gerçekte bir çözümsüzlük olduğunu göstermekle kalmamış, bölgede sıcak çatışmaları ve savaşı yeniden güncelleştirmiştir. "Stratejistler grubu", "kaçınılmaz bir biçimde savaşa doğru ilerliyoruz" açıklamasını yapmaktadır. İsrail askeri ve sivil liderlerin Türkiyeıyi sık sık ziyaret etmeleri buna kanıt olarak gösterilmektedir.

Bugünkü gelişmelerin temeli
ı93 barış antlaşmasında mevcuttur

ı93ıte Osloıda başlayan emperyalist barış süreci, Filistin halkının özgürlük ve bağımsızlık özlemini karşılamak bir yana, bazı kırıntılar karşılığında yeni kölelik koşulları dayatıyor ve emperyalizmin bölgedeki çıkarlarını güvencelemeye hizmet ediyordu. Barış antlaşmasıyla başlatılan ve çözüm olarak sunulan süreç bir çözümsüzlük olarak orta yerde duruyordu. Filistin yönetimi dayatılan kölelik koşullarına boyun eğmekle kalmıyor, emperyalizme ve siyonizme verdiği tavizlerin ardı arkası gelmiyordu. FKÖınün sergilediği teslimiyetçi tutum, verilen tavizler, emperyalizmi ve siyonizmi pervasızlaştırmaktan başka işe yaramıyordu. Barış süreci ve çözüm formülü adı altında siyonizmin baskısı artıyor, yayılmacı ve ilhakçı politikası meşruluk kazanıyordu. Filistin topraklarında Yahudi yerleşim yerleri kurma, buradaki Filistinlileri topraklarından kovma, barış görüşmelerine rağmen İsrailıin değişmez tutumu olmuştur. İsrail Doğu Kudüsıün kendisinin bölünmez başkenti olduğunu iddia ediyor, yüzbinlerce Yahudiyi bölgeye yerleştirip, milyonlarca Filistinli mülteciye geri dönüşü unutmaları söyleniyordu.

Ancak Filistin halkı, kendisine dayatılan emperyalist barışa, siyonist saldırganlığa ve teslimiyetçi önderliğe karşı direnerek, teslimiyet ve kölelik koşullarına boyun eğmeyeceğini gösterdi. Katliamlardan geçirilen, bombalanan, yaşam alanları imha edilen ve topraklarına el konulan bir halkın özgürlük özlemi Oslo Antlaşmasııyla toprağa gömülemezdi ve böyle bir halk özgürlük mücadelesinden vazgeçemezdi. 2000ıde İntifadasıını büyüterek, emperyalist barışa yanıt verdi.

Filistin halkının özgürlük tutkusu ve direnme geleneği, siyonist devletin işgalci ve yayılmacı saldırganlığı ve emperyalizmin bölgedeki çıkarları, bugün yaşanan gelişmelerin özünü oluşturuyor. Binlerce kişinin katili kasap Şaron başbakan olduktan hemen sonra Amerikaıya giderek Bush yönetimiyle görüştü ve saldırganlığının önü açıldı. Özellikle onun iktidar olmasının ardından cinayetler yaygınlaştı. İsrail kabinesinde alınan bir karar ile, İsrail ordu birliklerine Batı Şeria ve Gazze şeridinde potansiyel terörist olduğu düşünülen herkesi imha etme yetkisi tanındı. Ve Filistin halkına karşı tam bir saldırı kampanyası başlatıldı.

Siyonist İsrail işgal altında tuttuğu Filistin topraklarında uzun süredir işgal ve abluka hareketini yoğunlaştırarak sürdürüyor. Bombalı intihar saldırıları ise, ilhakçı ve işgalci emellerini gerçekleştirmenin gerekçesi olarak değerlendiriliyor. Tepeden tırnağa silahlandırılmış siyonist devlet, katliam saldırısına başlayarak Filistin halkını yeni kölelik koşullarında tutmak istiyor ve bölgede yeni bir savaşı körüklüyor. Şaron hükümeti Oslo Barış Antlaşmasıını dahi kabul etmediği için, çelişki ve çatışmaları tırmandırarak bölgeyi bir savaş içine çekmeyi hedefliyor. Son günlerde Şaron her ne kadar "Filistin yönetimiyle görüşmelerden yanayım" açıklaması yapıyorsa da, gerçekte "askeri çözüm"de ısrar ettiğini fazlasıyla kanıtlamış bulunuyor.

Bölgede emperyalizmin arzuladığı istikrar
ve "barış" olanaklı değildir

Emperyalizmin onyıllardır bölgede istikrar ve barış çığırtkanlığı eşliğinde gösterdiği çabalar ve izlediği politikalar, istikrar yaratmak bir yana sürekli çelişkileri derinleştirdi. Bölge emperyalistler için her zaman bir istikrarsızlık alanı olageldi.

Emperyalizmin bölgede kendi düzenini kurma ve bu temel üzerinde istikrar sağlama çabası boş bir hayaldir. Ortadoğu, sözde "barış süreci"nin biriktirdiği çelişkilerle, kendine özgü konumuyla, emperyalistler arası çıkar ve rekabet alanı olma özelliğiyle ve taşıdığı anti-emperyalist dinamiklerle istikrarsız bölge olma konumunu koruyacaktır. Stratejik bakımdan dünyada son derece önemli bir konuma sahip olan bölgeye ilişkin emperyalist strateji istikrarsızlığı körüklüyor. Emperyalistler bölgeye ilişkin böl ve yönet politikalarını İsrail ile birlikte saptıyor ve Körfez Savaşıında olduğu gibi bölgeye doğrudan yerleşerek müdahale ediyor. Emperyalistler Filistin sorununa da müdahale ederek bunun üzerinden Ortadoğu sorununu çözüme kavuşturacaklarını iddia ediyorlardı. Gelişmeler emperyalist çözümün ve barış sürecinin akibetini net bir biçimde ortaya koydu; emperyalist egemenlik koşullarında gerçek ve kalıcı bir barışın olanaksız olduğunu bir kez daha kanıtladı.

Osloıda başlatılan sözde barış ve istikrar süreci, bölgedeki direniş odaklarını tasfiye etme, emperyalizmin çıkarlarını güvenceleme ve İsrail işgalini meşrulaştırmaktan başka bir sonuç yaratmamıştır. Bu durum öncelikle Filistin halkı nezdinde daha somut görülmüş ve emperyalizmin icazetiyle yaratılan Filistin özerk yönetiminin niteliği açığa çıkmıştır.

Bugün İsrail ve Filistin şahsında yaşanan gelişmeler, Ortadoğu barış süreci üzerine edilen onca lafa ve aldatıcı kampanyaya büyük bir darbe olmuş, emperyalist çözümün olduğu kadar teslimiyetçi politikaların da iflasını belgelemiştir. Bir halkın özgürlük talebi ve özlemi karşılanmadığı ve sorun gerçek çözümüne kavuşamadığı sürece, barış ve çözüm üzerine söylenenlerin hiç bir değeri yoktur. Bu Filistin örneği üzerinden defalarca kanıtlanmıştır.

Emperyalist barış süreci siyonizmin yayılmacı emellerini, teslimiyetçi yönetim ise Filistin halkının mücadele arzusunu yatıştırmadığı için, bugün savaş durumu yeniden güncelleşmiş bulunuyor. Şaron hükümetinin saldırgan tutumu Filistin halkının direnişiyle karşılaşmış ve bu kıyım makinasını harekete geçirmiştir.

Yaşanan çatışmalar üzerinde yeni çelişkiler ve eğilimler, tutum ve davranışlar gündeme gelmiştir. İntifada İsrail hükümeti içinde bile çatlaklara neden olmuştur. İsrail Dışişleri Bakanı Şimon Peresıin, Filistin yönetimiyle derhal görüşmelerin başlatılması, hükümetin şu anki politikalarını sürdürmesi durumunda hükümette kalmayacağını açıklaması üzerine kasap Şaron, Arafat hariç öteki Filistin yöneticileriyle kendi genareli eşliğinde görüşülebileceğini açıklamak durumunda kalmıştır. Bölgeye uluslararası bir gözlemci talebine "ancak İsrail isterse" sıcak bakan ABD, İsrail tanklarının Jenin kentine girmesinin ardında İsrailıin provokasyon ortamıyarattığını dile getirmek durumunda kalmıştır. Arap ülkeleri, Güney Afrikaının Durba kentinde 31 Ağustos-2 Eylül arası düzenlenecek BM Irkçılığa, Ayrımcılığa ve Yabancı Düşmanlığına karşı Mücadele Konferansıından, "İsrailıin ırkçılık yaptığını ve siyonizmin de ırkçılığın bir türü olduğunu" ilan etmesini istemiştir.

Bunu tamamlayan başka gelişmeler de var. Kendi halkının baskısına dayanamayıp Filistinıi destekleyen bazı çıkışlar yapan Mısır, Şaron hükümetinin bakanları tarafından "İsrail'e en düşman davranan devlet" olarak ilan edildi ve "bu nedenle Mısırıı düşman devlet olarak görmeliyiz" diye buyuruldu. Ürdün Dışişleri Bakanı, Arap Birliği izleme komitesini acil olarak toplamak için temaslarda bulunuyor. Kudüsıü kurtarmak için Irakıta kurulan "Kudüs ordusu"na 6 milyon gönüllünün yazıldığı bildiriliyor.

Bütün bunlar, bölgede patlayacak bir savaşın kimleri kapsayacağı, hangi çelişkileri harekete geçireceği ve hangi güçleri karşı karşıya getireceğine açıklık getiriyor. İsrailıin yayılmacı politikası ve emperyalizmin bölgede egemenliğini pekiştirme çabası, savaş ihtimalini artırıyor. Şaronıun, "görüşmeler başlasa da intifadanın biteceğine inanmıyorum" açıklaması gerçek niyetini ortaya koyduğu gibi, Filistin halkının kurtuluş mücadelesini boğamayacağının da itirafıdır.

İsrail saldırganlığına karşı
yeni bir İntifada dalgası

Filistin halkı siyonist devletin saldırılarını birçok defa intifadalarla yanıtladı. Birinci İntifada ı87ıde, ikinci İntifada ı96ıda patlamış, El Aksa İntifadası ise doruk olmuştu. Canlı bombaların patlamasına askeri gücü, tankları ve savaş uçaklarıyla karşılık veren ve bunu yeni bir işgal hareketine vesile eden siyonizm, şimdi Filistin halkının yeni bir İntifadasıyla karşı karşıyadır. Saldırganlığa genel grev ve kitlesel eylemlerle yanıt veriliyor. İsrailıin Filistinlilerin Doğu Kudüsıteki resmi temsilciliği olan Doğu Eviınin işgalini protesto için ilan edilen genel greve yüzde yüz bir katılım oldu. El Halil ve Kudüsıün 1967'de ilhak ve işgal edilen Doğu kesimindeki tüm ticari ve idari kuruluşlar kapatıldı. Filistinıdeki genel grevle dayanışmak için Ürdünıde de bir saatlik iş bırakma eylemi yapıldı.

Filistin halkı kendisine dayatılan köleci barış koşullarını kabul etmeyecektir. Büyük acılar çekmiş, fedakarlıklara katlanmış ve büyük bedeller ödemiş, tam da bu sayede dünya halkları nezdinde saygın bir yer kazanmış bu halk, emperyalizmin egemenliğine, siyonizmin vahşetine boyun eğmeyeceği gibi, teslimiyetçi önderliği de aşacaktır.