18 Ağustos '01
Sayı: 22


  Kızıl Bayrak'tan
  İşbirlikçi düzen cephesinde iç dalaşma

  Ordu kim için kime karşı?

  Katil devletten hesap soralım!

  İki yılda deprem bölgesinde değişen hiçbir şey yok
  Grev yasaklamaları ve sendika bürokrasisinin ihaneti
  Devrimci tutsakların ortak açıklaması
  Yoldaşlarının kaleminden Osman Osmanağaoğlu
  Aymsan direnişine destek ve dayanışmayı büyütelim!
  Türk dış politikası üzerine/2
  Küresel ısınma/1
  Emperyalist-siyonist "barış süreci"nin dönülmez çöküşü
  Arjantin hükümetinin yeni tasarruf paketi
  "Filistinlilerin ayaklanması meşrudur"
  15 Ağustos, devrimci direnişin zirvesi...

  Açıklamalardan

  Mücadele Postasi

 Tüm yazilar

Bu sayinin PDF formatini download etmek için tiklayin



 

Grev yasaklamaları ve
sendika bürokrasisinin ihaneti

THY sözleşmeleri de kamu TİS'lerindeki protokole uygun bir şekilde imzalandı. Sendikal bürokrasi yine kendisine verilen rolü hakkıyla yerine getirdi. Sermaye devleti de bir kez daha işçileri "grev yasaklama" silahıyla tehdit etti. Son dönemlerde sermaye devletinin bu silahı daha sık kullanmaya başlaması dikkate değerdir. Öyle ki THY'de daha görüşmeler sürerken, grevin erteleneceği tüm kamuoyuna "iletildi". Bu grev erteleme taktiği, hem bundan sonraki sınıf hareketi ve TİS'ler açısından, hem de sınıf kitleleri üzerinde yarattığı etki açısından önemlidir. Bundan dolayı üzerinde durmak gerekiyor.

Lastik ve belediye işçilerinden sonra yakın zamanda cam işçilerinin de grevi yasaklanmıştı. Grev yasaklamalarındaki amaç açıktır. Sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda dayatılan ekonomik-sosyal yıkım programının uygulanmasında az-çok gedik açabilecek ya da sınıf hareketinin bu yönde gelişmesine hizmet edebilecek, ona bir itilim sağlayabilecek olan her türlü eylemliliğin önünü almak. Zira, kararlılıkla yürütüldüğü ve başarı elde edilebildiği oranda, bu eylemlilikler ileri sürdüğü taleplerden öteye bir sonuç almış olacaklardı. Bu tür çıkışlar işçi-emekçi hareketinde başarıya giden yolun nereden geçtiğini gösterebilecekti. Taşıdıkları bu potansiyel nedeniyle sermaye devleti bu grevleri erteleme yoluna gitti. Ancak her bir grev yasaklama, beraberinde sınıf cephesinde, devletin sınıf gerçekliğine ışık tutan bir gelişme olma riski de taşımaktaydı. Bu ise sermaye devleti açısından istenmeyen bir gelişmedir.

Nitekim, hücre saldırısı, iller idaresi yasası, kriz yönetme merkezleri, DGM'ler gibi siyasal saldırıların hedefini ve rolünü perdeleyebilen sermaye devleti, grevleri yasaklarken doğal olarak bunu yapmamakta ve kimin hizmetinde olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. Örneğin Şişe Cam grevinin "milli güvenlik" gerekçesiyle ertelenmesinde olduğu gibi.

O halde, sermaye devletinin, yıkım saldırısıyla iyice bunalan ve öfkelenen sınıf kitlelerini her zamankinden daha çok denetim altında tutması gerekirken, grevlerin yasaklanmasıyla tepki ve öfkeyi kendine yöneltme riski taşıyan bir adım atmaya zorlayan sebepler nelerdir?

Birincisi, sermaye devletinin, emperyalist ve yerli tekellerin ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanan programı her ne pahasına olursa olsun başarıya ulaştırmak için bu tür saldırıları uygulamak zorunda olmasıdır. Bunun için programın hayat bulmasını engelleme riski taşıyan herşeye karşı kararlılıkla mücadele edeceklerdir. Nasıl ki "sosyal patlama" söylemi eşliğinde siyasal saldırılar peşpeşe planlanıp devreye sokuluyorsa, aynı şekilde işçi-emekçi hareketinin mücadele dinamiklerini kötürümleştirebilmek ve hareketin önünün tıkayabilmek için de önlemler alınmaktadır. Grev yasaklamalarını da bu çerçevede anlamak gerekir. Sermaye devleti, bu saldırıyı işlevsel gördüğü her anda uygulamaktan geri durmayacaktır.

Peki, sermaye devletinin böylesine keyfi davranmasını sağlayan imkanlar nelerdir? Bu sorunun cevabı oldukça açıktır; birleşik bir sınıf hareketinin olmaması. Her ne kadar kitleler öfkeli ve tepkili olsalar da, bu, birleşik bir mücadele potasında bütünleştirilemediği oranda sermaye devleti açısından ciddi bir risk taşımamaktadır. Sermaye devleti için en büyük risk örgütlü güçtür. Eğer bu örgütlü gücü denetimi altında tutamıyorsa, onu dağıtmak için elinden geleni yapar. Sınıf kitlelerinin bugünkü mevcut örgütlülüğü ise sendikalardır. Sendikaların tepesine çöreklenmiş işbirlikçi bürokratlar, devletin sınıf kitlelerini denetim altında tutma işinde en önemli maşalarıdır. Bu sayede sermaye devleti tam bir keyfiyet sergileyebilmektedir.

Sermaye devleti grev yasaklamalarını giderek meşrulaştırma ve kanıksatma eğilimi içerisindedir. Sınıf kitleleri cephesinden asıl tahrip edici sonuç da buradan yaşanmaktadır. Grev yasaklamalarındaki bir diğer amaç ise, işçilerde, greve giderek sonuç alınamayacağı yanılsaması yaratma çabasıdır. Sınıf kitlelerinin mücadele istek ve kararlılıklarını, birliğine olan güvenini ve ortak mücadele sonucu kazanılabileceği düşüncesini kırmak istemektedirler. Eylem birliğini sağlamış ve mücadele yolunu tutmuş sınıf kitleleri, kırılmaya çalışılan eylemliliklerini daha çok sahiplenerek direnme yoluna giderler. Bu noktada, direnme eğilimini kucaklayacak, ona önderlik edip ileri bir düzeye taşıyacak bir müdahale ihtiyacı doğar. Sınıf kitlelerinin bilincini geliştirecek ve ilerletecek olan bu müdahalenin kendisidir. Tersi durumda ise, bu ileriye taşınamadığı oranda, gerilemeye ve bilinç zayıflamasına neden olabilmektedir. Sendikal bürokrasinin oynadığı uğursuz rol tam da buna hizmet etmektedir. Hareket en geri sınırları içerisinde tutularak pasifleştirilmekte ve törpülenmektedir. Böylece sınıf kitlelerinde sonuç almaya dönük inanç ve güvenin kırılması sağlanmaktadır.

Bu olumsuzluk süreklilik arzettiği ve yaygınlaştığı oranda ise sınıf kitlelerinde, direne direne kazanılacağına, sınıf dayanışmasına ve örgütlü mücadeleye inanç zayıflamaktadır. Sermaye devleti saldırılarındaki keyfiyeti buradan alırken, saldırısının sonucunu asıl olarak böyle almaktadır. Farklı biçimde gelişmesine rağmen, sonuçlarının kitlelerde üzerindeki etkisi bakımından, kamu emekçileri hareketine bakılabilir. Kamu emekçilerinin yıllardır verdiği TİS'li-grevli sendikal hak mücadelesi sahte bir yasa ile boşa çıkartılmak istendi. Bu saldırı emekçileri büyük bir öfkeyle mücadeleye itti. Direnme isteği ve mücadele eğilimini pekiştirdi. Ancak ne zaman ki KESK bürokratları kitleyi geri çekmeye, dağıtmaya ve yıldırmaya başladı, işte o zaman sermaye devleti, terörle başaramadığını sendika bürokratları sayesinde başarmış oldu.

Sermaye devletine en büyük imkanı sendikal bürokrasi sağlamaktadır. Tıpkı grev yasaklanmalarında olduğu gibi. Bu "yasaklamalar" bu hainlerin adım atmak istememelerine dayanak olmuştur. Greve çıkılan yerlerde sendika bürokratları "aslında biz greve çıkmak istemezdik, greve çıkmaya işveren mecbur etti, bu bizim tercihimiz değildi" vb. diyebilmektedirler. Bunlar patronları sıkıştırmaya yönelik söylemler olarak gerekçelendirilse de, mevcut eğilimin dışa vurumundan başka bir şey değildir.

Grevler, diğer eylemlilikler gibi iki karşıt sınıf arasında süren bir irade savaşıdır. Bu mücadelede hangi tarafın baskın geleceğini belirleyen en önemli etkenlerden biri sergilenecek kararlılıktır. Kararlılık ve direngenlikte bir zayıflama, karşı tarafın iradesinin hakim olmasını sağlar. Eğer siz greve "bu bizim tercihimiz değildi" deyip "yarım gönüllü" çıkıyorsanız, daha başından karşı tarafın iradesine boyun eğiyorsunuz demektir. Greve yarım gönüllü gidilirse, yarın grev "yasaklandığında" onu karşılayacak bir pratik tutum sergilenemez, "ne yapabiliriz ki?" türünden mevcut durumu ve yenilgiyi kabullenme gibi bir sonuca çıkılabilir ancak. Sorun burada tek bir mücadele yöntemi üzerinde ısrar edip etmeme sorunu değildir. Sorun sınıf kitlelerinin ihtiyaç duyduğu önderlik pratiğini sergileyebilmektir. Sendika bürokratlarının böyle bir sorunu olmadığı gibi, açık bir ihanet içindedirler.

Sendikaların sınıfın mücadele örgütleri haline getirilebilmeleri, sendika ağalarına karşı etkin bir mücadeleyi gerektiriyor. Mücadeleyi ileriye taşımak, mücadele dinamiklerini zedelemekle "görevli" sendikal bürokrasiye karşı mücadeleyi daha da yakıcı bir tarzda dayatıyor.

"... Burjuvazinin 'sosyal patlama' korkusunu gerçeğe dönüştürebilmek için, öncelikle, tam da sınıf ve kitle hareketi içersindeki burjuva uşaklarının oynadığı bu karşı devrimci rolün boşa çıkarılması gerekmektedir... Taban örgütlüğüne ve inisiyatifine dayalı olarak çok değişik vesilelerle gerçekleşen ve kitlelerin güç, enerji deneyim ve moral biriktirmesine hizmet eden bir taban hareketliliği, bugünkü kısır döngüyü kırmanın da en etkili yoludur." (Ekim, Temmuz 2001, Düzen Bekçileri Hazırlanıyor)

Bu değerlendirme ve perspektif ileri, devrimci öncü işçilerin hareket noktası olmak durumdadır. Çalıştığımız işletmelerde, bulunduğumuz alan ve bölgelerde bu ihtiyacı karşılayacak mücadele araçlarını yaratabilme çabası içerisinde olabilmeliyiz. Sendikalarımızdaki ihanet şebekelerini nasıl bertaraf edebileceğimizin yol ve yöntemlerini aramalı ve bu çaba içerisinde geniş işçi ve emekçi kesimleri seferber etmeye çalışmalıyız. Bu çalışmaya öncülük edecek devrimci güçlerin, öncü işçi ve emekçilerin karşısında ise, platform türü esnek araçlarla, daha geniş kesimlere ulaşabilmek için birimlere doğru yayılan bir çalışmayı örgütlemek gibi yakıcı bir görev durmaktadır.

Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!