11 Ağustos '01
Sayı: 21


Kızıl Bayrak'tan
Katillerin el sıkışması

Deprem gerçeği ve devlet

Emperyalizmin yalanları

Ortadoğu
Sınıf ve kitle hareketi
ÇHD İstanbul Şubesi basın toplantısı
Ölüm Orucu Direnişi 296. gününde
Devrimci basın susturulamaz!
Direniş ve devletin son hamleleri
Türk dış politikasının güncel sorunları
Sınıf hareketinin sorunları
Hacı Bektaş şenlikleri
Uluslararasi hareket
PKK-DÇS: Teslimiyet ve Tasfiyeciliği teorileştirme çabaları
Zaferi direniş kazanacak!

Açılım Hukuk Bürosu açıklaması

Mücadele Postasi

 Tüm yazilar

Bu sayinin PDF formatini download etmek için tiklayin



 

Direniş ve devletin son hamleleri

Ayşe Aydın

Onca vahşi katliama, işkence ve eziyete rağmen devrimci tutsakların süregiden direnişi karşısında her gün biraz daha acizleşen devlet ne yapacağını şaşırmış durumda. Bakan Türk'ün bir açıklaması diğerini tutmuyor. Her yeni demeciyle bir önceki sözlerini çürütüyor. Bir, "Koğuş sistemi örgüt disiplinini koruma imkanı veriyordu. Şimdi F tipi cezaevlerinde o yok. Örgütler cezaevlerinde varlık mücadelesi veriyor. Son hamleyi yapıyor." diyor; bir"yeni bir dalga var. örgütler yeni ölüm ekipleri oluşturdu."diyerek endişe ve korkularını açığa vuruyor.

Ancak devletin çaresizliği sadece bakanın tutarsız açıklamalarıyla kendini göstermiyor. Ardardına yürüttüğü saldırılarla da son hamlelerini tamamlamaya çalışıyor.

İçerdeki tutuklulara, Ölüm Orucu direnişçilerine yönelik işkence ve eziyeti yetmezmiş gibi, şimdi, dışarıda direnişi sürdüren insanlara ve yakınlarına da eziyete başladı. Direniş evleri ardı ardına basılıyor. Direnişçiler ve ziyaretçileri/yakınları azgın bir terör eşliğinde gözaltına alınıyor. Abluka altındaki semtlerin sakinleri taciz ediliyor. Devrimci basın bürolarına geceyarısı baskınları düzenleniyor, eşyalar kırılıp dökülüyor, talan ediliyor, çalışanları işkenceye alınıyor.

Bir yandan direnişçilere ve yakınlarına yönelik bu terör uygulanadursun, diğer yandan, bakanlıkça hazırlanan bir propaganda broşürü cezaevlerindeki tutsaklara gönderilmektedir. En acımasız bir katliamın adını "hayat kurtarma" olarak anabilen aynı ahlaksız anlayış devam ediyor yani. Broşürde F tiplerine övgünün yanısıra, bu süreçte gerçekleştirilen kimi yasal düzenlemelerle sözde telefon kullanma hakkına atıfta bulunularak, çok büyük iyileştirmeler yapıldığı propagandası işleniyor. Ve elbette bu propaganda için pek çok yalan da ardardına sıralanmak zorunda kalınıyor. Devlet tarafından atamayla oluşturulması bir yana, hayata geçirilip geçirilmeyeceği bile bilinmeyen "denetleme kurulları"nın, ceza infaz kurumlarında sivil toplum denetimi sağlayacağı iddia edilebiliyor örneğin.

Sözkonusu broşür, elbette, sadece boş bir propaganda aracı olarak devreye sokulmuyor. Bunun tümüyle boşa harcanmış bir çaba olacağını onlar da biliyorlar. Bu nedenle satır aralarına yerleştirdikleri iğreti tuzaklardan medet umuyorlar. Açık görüş hakkı, farklı cezaevine nakil hakkı vb.'den sözederek F tipine karşı tepkiyi azaltabileceklerini, mücadeleyi zayıfatabileceklerini sanıyorlar.

Oysa broşürde propaganda edilen 16 Mayıs 2001 tarihli İnfaz Hakimliği Kanunu'nun ne getirip ne götürdüğü çok iyi biliniyor. Bu yasayla tanımlanan tüm haklar tredmana bağlanmış durumdadır. Zaten broşürde de, açıkça tredmandan söz edilmemesine rağmen, "disiplin cezası almayanlar için eş ve 10 yaşına kadarki çocuklarıyla açık görüş yapabilme olanağı", "cezasının en az üçte birini iyi halle geçirenlerin diğer infaz kurumlarına nakledilme hakkı" ifadelerinde de görüldüğü gibi, tredman dayatması aynen sürdürülmektedir.


Dolayısıyla, devlet, baskı ve teröründen bir yarar sağlayamadığı gibi, sahte propagandalarından da hiçbir sonuç elde edemeyecektir. F tipi konusunda geri adım atmak zorundadır. Bunu artık iyice anlamış bulunuyorlar. Bu nedenle bugünkü çabalarını son hamleleri olarak görmek ve direnişe bu bakışla yüklenebilmek gerekiyor.

Ağır bedellerle bugünlere ulaştırılan bu şanlı direnişin zaferle sonuçlanması, sadece devrimci tutsaklar için değil, tüm devrim güçleri için, işçi sınıfı ve emekçi kitleler için önemli bir kazanım olacaktır. Böyle bir zafer, sermaye devletinin toplumun çeşitli kesimlerine yönelik saldırılarına da karşı koyuşun önünü açabilecek, ezilenlere güç ve cesaret aşılayabilecektir. Zaten devletin direniş karşısındaki ölümcül katılığının altında yatan da budur. Eğer devrimci tutsaklara taviz verirse herkese taviz vermek zorunda kalacağını, dolayısıyla emperyalist efendilerinin yıkım emirlerini gerektiği gibi yerine getiremeyeceğini düşünüyorlar. Böyle düşünmekte de son derece haklılar. Devrimci mücadelenin temel işlevi de zaten budur. Kitlelerin hak ve özgürlük mücadelesinin önünü açmak, onlara mücadelenin yolunu göstermek.

Eğer Ölüm Orucu Direnişi, İMF-TÜSİAD yıkım programlarına karşı bir işçi-emekçi direnişinin önünü açabilecek, toplumsal gelişme ve ilerlemeyi, demokratikleşmeyi sağlayabilecekse, ödenen bedellerin ağırlığı ne olursa olsun, buna fazlasıyla değecektir. Ve direnişin zaferi, böyle bir gelişmenin en büyük güvencesi olduğuna göre, zaferi bir an önce kazanmak da önde gelen görevimizdir.

Devletin son hamlelerini de boşa çıkarmak ve zaferi yaklaştırmak için devrimci tutsaklarla dayanışma güçlendirilmelidir.

 


 

Aksu Metal'de patron oyunu

Yıllarca çalıştırıp iliğine kadar sömürdükleri işçileri işten çıkarmak ve yerine düşük ücretle işçi almak patronların çok bilinen bir oyunu. Bunun için patronların uyguladığı yöntemlerin arasında artık süresiz hale gelen ücretsiz izin uygulaması önemli bir yer tutuyor. Uzun sürelere yayılan ücretsiz izinlerle işçi başka bir işte çalışmaya mecbur bırakılıyor. Öte yandan işçilerin işten çıkarmaya karşı koyabilecekleri tepki bu uygulamayla etkisizleştirilmiş oluyor. Patronun asıl kazancı ise, ödemek zorunda olduğu kıdem ve ihbar tazminatlarından bu şekliyle kurtuluyor olması.

Kartal Çavuşoğlu Mahallesi'nde kurulu Aksu patronları Boran Özgür ile Ruhi Sürer, 10-12 yıldır çalıştırdıkları işçileri tazminatsız olarak işten çıkarmak için çok daha pervasız, çok daha alçakça bir yöntemi kullandılar. 28 Şubat tarihi itibarıyla yaklaşık 60 işçiyi işten çıkarma tehditi ve kriz bahanesiyle ücretsiz izine çıkaran patron, aynı tarihte işçilerin iş akitlerine de son verdi. İşçiler 1 aylığına ücretsiz izne çıkarıldıklarını zannederken, gerçekte işlerine çoktan son verilmişti. Her ayın sonunda uzatılan ücretsiz izin uygulaması, bir kısım işçiyi bu koşullarda çalışmaya ya da başka bir şehre gitmeye itti.
Aksu metalde oynanan oyun bir işçinin sevk almasıyla açığa çıktı. Bunun üzerine Aksu patronları ile görüşmeye çalışan bir grup işçiye yevmiye usuluyle çalışma dayatıldı. Bunu kabul etmeyen işçiler, biraraya geldikleri arkadaşlarıyla birlikte fabrika önünde Perşembe gününden itibaren beklemeye başladılar. Görüştüğümüz 15 kadar işçi haklarını alıncaya dek fabrika önünde beklemeye devam edeceklerini ifade ederken, içeride sadece 5 işçinin çalıştığını söylediler.

Aksu'da yaşananlar öncelikle patronların canları istediğinde yasaları nasıl hiçe saydıklarını ve ücretsiz izinlerin nasıl işten çıkarmaya dönüştüğünü bir kez daha gösterdi. Aksu örneği her yerde anlatılmalı. Aksu anlatılırken Ünal Elektronik'ten Evrim Giyim'e, Singer'den Isuzu'ya Anadolu yakasındaki tüm ücretsiz izinler bir bir anlatılmalı. Ve başta sınıf bilinçli komünist işçiler olmak üzere sınıftan yana olan herkes, Aksu direnişine destek vermelidir. Ücretsiz izinlerin kaldırılması ve işten çıkarmalara son verilmesi talepleriyle işçilerin biraraya gelmesi yönünde yoğun çaba harcamalıdır.

Aksu işçisi yalnız değildir!
Yaşasın sınıf dayanışması!
Herkese iş, tüm çalışanlara işgüvencesi!
Kurtuluş yok tek başına, ya hep bareber ya hiçbirimiz!

SY Kızıl Bayrak/Kartal

 


Aksu işçileriyle konuştuk:

"Haklarımızı almak için sonuna kadar mücadelede kararlıyız!"

- Kaç senedir bu işyerinde çalışıyorsunuz?

Asiye Kandemir (Aksu metal işçisi): Bu işyerinde 12 senedir çalışıyorum

- Ücretsiz izinde olduğunuzu düşünürken işten atıldığınızı öğrendiniz, süreci kısaca anlatır mısınız?

Asiye Kandemir: Fabrika önceleri Emel metal adı altında çalışıyordu. Daha sonra Ô98 yılında Aksu Holding adını aldı. Bu yılın Şubat ayında 60 işçi arkadaşla birlikte ücretsiz izine çıkarıldık. Daha sonra ücretsiz izine çıkarılmadığımızı işten atıldığımızı öğrendik. Patronlarla konuştuğumuzda bize imza karşılığı maaş almamızı ve yevmiye usulü çalışmamızı önerdiler. O gün iş bıraktık. Ertesi gün işyerine alınmadık.

- Şu anda talebiniz nedir?

Asiye Kandemir: Haklarımızı istiyoruz ve haklarımızı almak için sonuna kadar mücadele etmekte kararlıyız!

- İdarenin ve patronların şu ana kadarki tutumu nasıl?

Hasan Korkmaz (işçi): İdari personel beni ve bir arkadaşımı tehdit etti.