11 Ağustos '01
Sayı: 21


Kızıl Bayrak'tan
Katillerin el sıkışması

Deprem gerçeği ve devlet

Emperyalizmin yalanları
Ortadoğu
Sınıf ve kitle hareketi
ÇHD İstanbul Şubesi basın toplantısı
Ölüm Orucu Direnişi 296. gününde
Devrimci basın susturulamaz!
Direniş ve devletin son hamleleri
Türk dış politikasının güncel sorunları
Sınıf hareketinin sorunları
Hacı Bektaş şenlikleri
Uluslararasi hareket
PKK-DÇS: Teslimiyet ve Tasfiyeciliği teorileştirme çabaları
Zaferi direniş kazanacak!

Açılım Hukuk Bürosu açıklaması

Mücadele Postasi

 Tüm yazilar

Bu sayinin PDF formatini download etmek için tiklayin



 

Emperyalizmin "yoksullukla mücadele" yalanı

Emperyalist sermayenin has kurumlarından olan Dünya Bankası'nın yoksullukla mücadele için Türkiye'ye 500 milyon dolar vereceği, bunun için hükümetle görüşmelere başladığı açıklandı. Düşkünlükte sınır tanımayan sermaye medyası, normalde utanç duyulması gereken bu haberi adeta bir müjde olarak duyurdu. Örneğin haber 2 Ağustos tarihli Sabah gazetesinde "PİYANGO" yazan iri puntolu bir manşetle verildi.

Normalde işçi ve emekçilerin içine düştüğü yoksulluk ve sefalet burjuva medyanın (elbette ki işine gelmediği için) pek az ilgisini çekerdi. Gazete ve televizyonlar sermayenin yıkım politikalarının yol açtığı yoksullaşmadan ancak "sosyal patlama" tartışmaları vesilesiyle ya da bir gece kulübünün önünde yapılan gösteriler nedeniyle bahsederlerdi. Bir de intiharlar sıklaştığında...

Fakat bu kez böyle olmadı. Dünya Bankası'nın yoksullukla mücadelede Türkiye'yi yalnız bırakmadığı üzerine sayfalarca yazılar yazıldı. Kişi başına kaç lira para düşeceği hesapları yapıldı. 500 milyon dolar çok büyük bir miktarmış gibi, bu paranın yoksullukla mücadelede ne kadar önemli olduğu vurgulandı. Dünya Bankası'nin bu kredisi, yoksullukla boğuşan, çöplükten ekmek toplayarak yaşamaya çalışan insanların önüne yeni fakat sahte bir umut olarak sürüldü. Öyle ki, yazılıp çizilenlere bakıldığında Dünya Bankası'nın Türkiye'de yaşanan yoksullaşmadan çok rahatsız olduğu, yoksulluğu bitirmek için oluk oluk para akıtacağı gibi bir hava yaratıldı.

Sermaye medyasının yalan
ve çarpıtmaları

Oysa bu her türlü ciddiyetten uzak koca bir yalandır. Birincisi, basında yazıldığı gibi bu karşılıksız bir yardım değildir. Dünya Bankası bu parayı hibe olarak değil, geri ödenecek bir kredi olarak vermektedir. Yani bu paranın önemli miktarı bir şekilde ensesi kalın birilerinin cebine gidecek, geri ödeme zamanı geldiğinde, yeni vergi ve zamlarla yoksul işçi ve emekçilere faiziyle birlikte ödetilecektir. Yoksullukla mücadele için geldiği söylenen bu kredi yoksulluğu daha da büyütecektir yalnızca.

İkincisi 500 milyon dolar gibi bir miktar sayesinde Türkiye'deki yoksulluğun ortadan kalkacağını ileri sürmek, işçi ve emekçilerle alay etmektir. Buna biraz hesaptan anlayan çocuklar bile inanmaz. Son altı ayda Türkiye'de yüzbinlerce insan işten atıldı. Ücretler ve diğer haklar önemli ölçüde budandı. Vergi ve zamlar nedeniyle işçi ve emekçiler gelirlerinin en az yüzde 60'ını yitirdiler. Kaba hesapla sermaye son altı ayda işçi ve emekçilerin cebinden 120 milyar dolar çaldı. Üstelik bu miktar her gelen zamla, her yeni vergiyle daha da artmaktadır. Bu büyük kayıp karşısında 500 milyon doların lafı bile edilemez.

Elbette bütün bunları sermayenin kalemşörleri de bilmekte, fakat doğruları yazmak işlerine gelmemektedir. Çünkü efendileri onlardan gerçekleri yazmalarını değil, yoksulluk ve çaresizlikle boğuşan insanları sahte umutlarla oyalamalarını, beklentiye sokmalarını istemektedir. Yaptıkları budur.

Emperyalizmin ikiyüzlülüğü

Yoksulluk tüm dünyada insanlığın temel sorunlarından biri durumundadır. Emperyalist kapitalizmin egemenliği altındaki dünyada bugün milyarlarca insan açlık sınırının altında hayatta kalma mücadelesi vermektedir. Ve her gün başta çocuklar olmak üzere milyonlarca insan açlıktan ve önlenmesi mümkün hastalıklardan ölmektedir.

Ülkemizde de özellikle son 20 yıldır yoksulluk giderek derinleşmekte ve yaygınlaşmaktadır. Bunun nedeni 12 Eylül'den bu yana yoğunlaşan saldırı politikalarıdır. Sadece Türkiye'de değil tüm dünyada uygulanan aynı saldırı politikaları sonucu insanlığın yüzyüze kaldığı açlık ve sefaletin sorumlusu emperyalist kapitalizmin kendisidir. Kapitalizmin kâr hırsıdır.

Öte yandan iflah olmaz bir yapısal bunalım yaşayan kapitalist düzen, son 30 yıldır, sıklaşan aralıklarla krizler yaşamaktadır. Yaşanan her kriz işçi ve emekçilerin sırtına yıkıldığı için, yoksullaşma da kriz sonrası dönemlerde daha bir yoğunlaşmakta ve bir yıkım halini almaktadır. Tıpkı bugün Türkiye'de olduğu gibi.

Dünya Bankası da tıpkı İMF gibi emperyalizmin çıkarlarını savunmak üzere kurulmuştur. Tek farkla ki, İMF dünya halklarına, işçi ve emekçilerine karşı açıktan cellat rolünü oynarken, Dünya Bankası papaz kılığındadır. Gerçekte emperyalizmin çıkarlarını savunmakta, fakat bu işi ezilenlere, sömürülenlere yardım ediyormuş görüntüsü altında yapmaktadır.

Dünya Bankası bu rolü gereği, özellikle İMF politikaları sonucunda yıkıma uğramış bağımlı ülkelerde "insani" projeler yürümektedir. Yakından bakıldığında, bu projelerin İMF'nin başlattığı işi tamamlamayı, yıkım politikalarını istenen sonuçlarına vardırmayı hedeflediği görülür. Örneğin Türkiye tarımı bugün İMF reçeteleri nedeniyle yangın yerine dönmüştür. Dünya Bankası ise başta GAP bölgesi olmak üzere bir dizi alanda tarımla ilgili çeşitli projeler yürütmektedir. Baraj ve kanal yapımlarına, tohum ve toprak islah çalışmalarına kredi desteği sunmaktadır. Fakat bu projelerden toprağından kovularak kentlere göç etmek zorunda bırakılan tarım emekçileri değil, boşalan topraklarda büyük kapitalist işletmeler kurmaya çalışan sermaye sahipleri yararlanmaktadır.

Kısacası Dünya Bankası'nın işi, İMF'nin yıkımlarla boşalttığı yatırım ve pazar alanlarını büyük sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden yapılandırmaktır.

İşte emperyalizmin bu has kurumu, dünya halklarının gözünde aldatmacalarla kazandığı meşruluğu korumak için sürekli yeni oyunlara başvurur. Bunlardan biri de İMF politikaları nedeniyle yıkıma uğramış bağımlı ülkelerde yürütülen "yoksullukla mücadele" programlarıdır. Arjantin, Meksika, Ekvador gibi ülkelerden sonra şimdi sıra Türkiye'ye gelmiştir.

Kapitalizm öldürür, kapitalizmi öldür!

Bilmemiz gerekir ki, emperyalist-kapitalist sistemin kendisi başta yoksulluk olmak üzere her türlü kötülüğün kaynağıdır. O nedenle yoksulluğun ortadan kaldırılmasını onlardan beklemek tam bir ham hayaldir. İşçi ve emekçiler ne kadar yoksullaşırsa, açlığın pençesine düşen insan sayısı ne kadar artarsa, sermayedarların kârları da o ölçüde artmaktadır çünkü.

Giderek daha çok insan kapitalist sistemin gerçek yüzünü görmekte, emperyalizmin kurumlarına karşı mücadeleyi yükseltmektedir. Sadece İMF ve Dünya Ticaret Örgütü değil Dünya Bankası da yerinde bir tutumla kapitalizm karşıtı protesto eylemlerinin hedefi olmaktadır.

Bu nedenle, işçi ve emekçiler, İMF'nin ikiz kardeşi olan Dünya Bankası'nın "yoksullukla mücadele" gibi yalanlarla aklanması çabalarına kapitalizme karşı mücadeleyi yükselterek cevap vermelidirler. Çünkü kapitalizm yıkılmadan, sosyalizm bir güneş gibi doğmadan, açlık ve yoksulluğun ortadan kalkması mümkün değildir.