11 Ağustos '01
Sayı: 21


Kızıl Bayrak'tan
Katillerin el sıkışması

Deprem gerçeği ve devlet

Emperyalizmin yalanları

Ortadoğu
Sınıf ve kitle hareketi
ÇHD İstanbul Şubesi basın toplantısı
Ölüm Orucu Direnişi 296. gününde
Devrimci basın susturulamaz!
Direniş ve devletin son hamleleri
Türk dış politikasının güncel sorunları
Sınıf hareketinin sorunları
Hacı Bektaş şenlikleri
Uluslararasi hareket
PKK-DÇS: Teslimiyet ve Tasfiyeciliği teorileştirme çabaları
Zaferi direniş kazanacak!

Açılım Hukuk Bürosu açıklaması

Mücadele Postasi

 Tüm yazilar

Bu sayinin PDF formatini download etmek için tiklayin



 

Devrimci basın susmayacak!..

Direniş zaferi kazanacak!

20 Ekim'de büyük yürüyüşün başlamasının üzerinden tam 9 ay geçti. Bu büyük irade kıralamadı. Kırılamaz. Mevsimleri devire devire yürüyüşe devam ediyor tutsaklar. Direnişin başlaması ile birlikte katil devletin terörü de boyutlanmaya başladı. 19 Aralık katliamı ile terörünü tırmandıran devlet bunun bir ayağı olan dışarıya da aynı kanlı ellerini uzattı.

İşçi ve emekçilere onursuzca saldırıları düzenleyenler çok iyi biliyorlar ki, ÖO Direnişi'nin zaferi kitlelere moral ve güç verecek mücadeleye çekecektir. Bunun içindir ki, sözde kararlılık özde ise çaresizliğini sergilemektedir. Ve bu çaresizliği sistematik bir teröre dönüştürmektedir.

Zindanlardaki direnişe dışarıdan destek veren TAYAD'lı ailelerin ve tahliye edilen tutsakların Armutlu'daki direniş evlerini ablukaya alan devlet provokasyon peşindedir. Utanmaz polis bir yandan imzasız bildiri dağıtarak Armutlu emekçilerini kendi tarafına çekmeye çalışırken, diğer yandan da sık sık mahalledeki evleri basarak, yanıma gelmezseniz size de hayatı çekilmez yaparım, demek istiyor. Armutlu halkı gecekondularını başına yıkan polisi çok iyi tanımaktadır. Ve bu çağrılara kulak asmayacaktır. Armutlu'da direnişçilere gelen ziyaretçiler semte sokulmamakta, arama sırasında çiçeklere bile el konmaktadır. Ancak ne yaparsa yapsın polis istediğini elde edemeyecektir.

Direniş evlerine yönelik saldırılar sadece Armutlu ile sınırlı değil. İzmir'de, Şükran Şahin ve Ali Koçak'ın 2 Ağustos'tan beri direnişi sürdürdükleri ev, 7 Ağustos tarihinde eli sopalı bir grup tarafından basılmış, eşyalar kırılıp dökülmüş, direnişçiler ve ziyaretçileri sopalarla dövülmüş ve bayıltıncaya kadar dövülen Ali Koçak yerlerde sürüklenerek bir arabaya bindirilip kaçırılmıştır.

Bir baskın da Ankara Tuzluçayır'daki, Ayşe Baştimur ve Özlem Durakcan'ın Ölüm Orucu eylemini sürdürdükleri direniş evine düzenlenmiştir.

Direniş evlerine saldırılarla yetinmeyen katil devletin katil polisi, bu baskınları takiben, 8 Ağustos günü Yaşadığımız Vatan dergisinin teknik bürosuna da baskın düzenlemiştir. Sabaha karşı 4:30'da yapılan baskın sonrasında dergi bürosu, 19 Aralık katliamı sonrası zindan görüntülerinden farksız hale gelmiştir. Kapısı yerinden sökülmüş, duvarları balyoz ile delinmiş, dergi çalışanları vahşi şekilde dövülerek işkencehanelere götürülmüş, bilgisayarlarının bir kısmı tahrip edilmiş, diğerlerine el konulmuştur.

Bugün Yaşadığımız Vatan dergisine yapılan bu saldırının, aslında tüm devrimci basını hedeflediği açıktır. Gerek direnişçilere, gerekse de devrimci basına yönelik saldırıların yanıtı birlikte verilecektir. Mevzilerimizi bugüne kadar bedel ödeyerek koruduk, yine can pahasına koruyacağız.

ÖO Direnişi'nin zaferi Ô96'da olduğu gibi yine sarsıcı olacak. Ô96'da diz çöktürmüştük yine diz çöktüreceğiz!

Devrimci basın susturulamaz!
Yaşasın ÖO Direnişimizin zaferi!

 


 

 

Arama değil yasadışı baskın
Arama kararı 12 gün öncesinde ve gündüz
bir defalığına alınmıştı
Soruyoruz; Neden 12 gün önce değil de şimdi? Neden gündüz değil de gece?

Vatan dergisi susturulamaz!

Basına ve kamuoyuna

Bugün sabah saat 4:30-6:00 arasında Yaşadığımız Vatan dergisinin teknik servisinin bulunduğu Anadolu Yayıncılık Şirketi'nin Şişli'de bulunan bürosu (Hasat Sok. No:1 D/5 Şişli) siyasi şube polisleri tarafından basıldı.

Baskında dergimizin Genel Yayın Yönetmeni Metin Yavuz, Yazıişleri Müdürü Hatice Ruken Kılıç, muhabirlerimiz İsmail Özmen, Naciye Banbaros, Ercan Gökoğlu, Duygu Eygi, İbrahim Akın, Murat Bagu, misafirlerimizden TAYAD Genel Sekreteri Tekin Tangün, Yeter Gönül, Egemen Kuşçu, Feridun Yüce Batu vahşice dövülerek gözaltına alındılar. Gözaltına alınanlar işkence merkezi olarak tanınan İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldüler.

Baskında Yaşadığımız Vatan dergisinin birçok değerli eşyasına (İmac bilgisayar iki adet, bir macintosh bilgisayar, bir laser yazıcı, 1 adet PC bilgisayar, 3 adet yazıcı, 2 adet scanner, iki adet elektronik daktilo vb.) arama bahanesiyle el konulmuş ve talan edilmiştir. Ayrıca dairenin giriş kapısı, odaların duvarları yıkılmış ve geride kalan birçok eşya da balyozlarla kırılıp parçlanmıştır. Ortada kalan eşyalar harabe görünümündedir. Hatta duvarları ve kapıları kırdıkları balyozu bile kırılan duvarların yanında bırakarak gitmişlerdir.

Baskın sonrasında Yaşadığımız Vatan dergisinin teknik bürosunun durumu 19-22 Aralık'ta yıkılan hapishanelerden farkı yoktur. Büromuz yıkılıp talan edilmiş ve çalışanlarımız vahşice dövülerek, darp edilmiş ve yerlerde sürüklenerek gözaltına alınmışlardır.

Hayat kurtarma adına hapishanelerde katliam gerçekleştirdiler, katliamlarının dergimiz tarafından açığa çıkarılmasına tahammül edememişlerdir. Haklıyı ve doğruyu yazan dergimizi yasadışı bir şekilde baskın düzenleyerek çalışanlarımızı işkence tezgahlarına taşımışlardır. Arama kararı 27 Temmuz 2001 tarihinde günde bir kez ve gündüz yapılmak şartıyla alınmıştır.

Soruyoruz; arama kararı 12 gün öncesinden alınmasına rağmen neden bugün yapılmıştır?

Soruyoruz; neden gündüz değil de gece yasadışı bir şekilde yapılmıştır?

Bu aramanın bir ciddiyeti yoktur. Çok açık ki arama için değil, Vatan dergisini susturmak, yıldırmak ve maddi zarar vermek için gelmişlerdir.

Vatan dergisi susturulamaz!
08 Ağustos 2001