16 Haziran'01
Sayı: 13


  Kızıl Bayrak'tan
  Kızıl Bayrak 7 yaşında!..
  9 Haziran mitinginin gösterdikleri
  Yeni Ölüm Orucu ekipleriyle direnişi büyütüyoruz!
  ÖO Direnişi 240. gününde sürüyor
  KESK yönetiminin yasak savma çizgisi...
  Kamu emekçileri hareketi
  Meclisten geçen "ek bütçe" krizin faturasıdır!
  Sınıf ve emekçi hareketi
  Özelleştirme saldırısı ve TELEKOM işçilerinin mücadele platformu
  Aymasan işçileri işçi sınıfı adına direndikleri bilinciyle hareket etmelidir!
  Gençlik
  Krizi burjuvazi değil işçi sınıfı ve emekçiler yönetiyor
   Uluslararası hareket
  "Kararlıyız, kazanacağız"
  '84'ten '01'e bir gelenektir zindanlarda direniş!
  Süleyman Yeter davası sürüyor...
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
84 ÖO direnişi şehitlerini saygıyla anıyoruz...

 

‘84’ten ‘01’e bir gelenektir zindanlarda direniş!


12 Eylül faşist darbesiyle tüm topluma dönük sürdürülen sindirme ve bastırma harekâtının özel bir hedefi de zindanlardı. Dışarıda binlerce gözaltı, tutuklama, sokak ortasında infazlar, sendika, parti kapatma yaşanırken, içeride de insanlık dışı uygulamalar dayatılıyordu. İşkenceler, hücre cezaları, tek tip elbise, görüş yasağı, zorla İstiklal Marşı okutmak, günlük gazetelerin verilmemesi, çırılçıplak arama vb. uygulamalar sistematik bir biçimde uygulanıyordu. 12 Eylül darbesiyle dışarıdaki toplumsal muhalefetin yenilgisinin ardından devlet, zindanlarda da devrimci iradeyi yenebileceğini, tutsakları teslim alabileceğini hesaplıyordu. Ama kısa süre içerisinde yanıldığını anladı. Dışarıda yaprak kımıldamazken, umutlar kararırken, teslimiyet ve tasfiyecilik hakim hale gelirken, devrimci tutsaklar, en ağır koşullara insanlık dışı uygulamalara boyun eğmedler.

Cezaevlerindeki koşullara ilişkin, darbenin arkasından birkaç kez kısa süreli açlık grevleri yaşanmıştı. Ancak koşulların değişmemesi ve ağırlaşması karşısında devrimci tutsaklar ‘84 Mayıs ayında, 75 gün sürecek bir ölüm orucuna başladılar. Baskı, işkence, insanlık dışı yaşam koşullarına son verilmesi, tek tip elbise(TTE) yaptırımının kaldırılarak sivil elbiselerin verilmesi, siyasi tutukluluk statüsünün kabulü, siyasi tutukluları sindirme ve baskı altında tutmanın aracı haline gelmiş olan “infaz” sisteminin değiştirilmesi talebiyle, cezaevlerinde ve sonrasında hastanelerde 75 gün süren direnişte, Abdullah Meral, Haydar Başbağ, M.Fatih Öktülmüş, Hasan Telci şehit düştü.

Ardı ardına ölümler yaşanmasına rağmen direnişin kırılamamış olması, şaşkınlık yaratırken, devletin tüm engellemelerine rağmen, gözler cezaevlerine dikildi. Darbe sonrasının o karanlık günlerinde, devletin en küçük muhalefete dahi tahammül edemediği günlerde bile insan haklarını savunan duyarlı-demokrat kurumlar, kişiler direnişe ilgi göstermeye başladılar. Ayrıca Avrupalı parlamenterlerin de cezaevi gündemine ilgi göstermeleri devleti rahatsız etmeye başladı.

Ancak direnişin en önemli etkisi, darbe sonrası yenilen, umutsuzluğa, yılgınlığa, karamsarlığa kapılan muhalif güçlere cesaret, güç ve moral vermesiydi.

Direnişin 70. günlerinde, ölümlerin gelmeye başlamasıyla, direnişin kararlılığı sonucu devlet, devrimci tutsakları siyasal muhatap kabul ederek, temsilcileriyle görüşmeye başladı. Görüşmeler sonucu siyasal hedeflerin çoğuna ulaşıldığı gibi, devlet, işkence, baskı, kötü muameleye son vermeyi, savunma hakkına özen göstermeyi kabul ediyordu. Ancak görüşmeler, birçok cezaevinde TTE uygulamasının hayata geçmesinin de etkisiyle, TTE sorununda tartışmaları kilitlendi. Tutsaklar, TTE’nin kaldırılmasını sürece yayılan bir mücadeleyle kazanacakları bilinciyle anlaşmaya vardılar.

Devrimci tutsaklar, bu direnişle siyasal bir başarı kazanmış oldular. Devlet devrimci tutsakları muhatap kabul edip, siyasi tutsak statüsünü tanımak zorunda kaldı.

Direniş, hiçbir koşul altında TTE’nin giyilmeyeceğinin gösterilmesi açısından da büyük önem taşıyordu. Devrimci tutsaklar, ölüm orucu direnişinin ardından direnişin verdiği güç ile, TTE giymeme tutumunu sürdürdüler, mahkemelere yine don-atlet ile çıktılar. Avukat-aile görüşünden aylar boyunca yoksun kaldılar. Teslimiyete ve ihanete rağmen, bir avuç devrimci tutsak, 5 Kasım 1985’teki kısmi kazanımların ardından 10 Şubat 1986’da havalandırma hakkını, avukat aile görüşünü ve birbirleriyle görüşebilme haklarını da kazanarak TTE yasağını parçalamış oldular.

‘84 direnişi esasta devrimci tutsaklar şahsında tüm toplumsal muhalefet güçlerine giydirilmek istenen kefeni reddedişin simgesidir.

‘84 ÖO içeride inançlı bir avuç tutsak, dışarıda yine bir avuç tutsak yakını ve ilerici aydının desteğiyle kazanılmıştır. Tüm topluma kan kusan bir terör rejimi dize getirilmiştir. Bu anlamıyla ‘84 direnişi bugünkü direnişin seyrine de ışık tutmaktadır. Tüm olumsuzluklara ve devletin sergilediği kararlılık gösterilerine karşın devrimci irade kazanacaktır.




Muharrem Kurşun’dan bir yoldaşına mektup...

Direnişin 40’lı günlerinde yoldaşlarına
yazdıkları son mektuplarından...


Yoldaşlar

Bugün ölüm orucu gönüllüsü olarak mücadelenin bir başka biçimini yerine getirmenin gururu ve sevinci içindeyim. Bu konuda görev alırken hiçbir tereddütüm olmadı, olamazdı. Çünkü gelinen sürecin özelliği, (...) böyle hareket etmemizi gerektiriyordu. Hareketle bütünleşmiş, ona gönül vermiş, onun saflarında mücadelenin birçok aşamalarından geçmiş bir militanın ölümü seve seve göze alması kadar kutsal, doğal bir şey olamaz.

Abdullah Meral
24 Mayıs 1984

Yoldaşlar

Bu görevi yerine getirmenin büyük bir coşku, kararlılık, fedakarlık gerektirdiğinin bilincindeyim. Aksinin ise ihanet olduğuna inanıyorum. Göstereceğim en küçük tereddüt bugüne kadar yaşadıklarımın inkarı, omuz omuza mücadele ettiğim ve bugün halkın ruhunda, bilincinde, kalbinde yaşayan yoldaşların anısına ihanet olduğunu söylemeliyim.

Bugüne kadar yaşadıklarımdan sonra şunu belirtmem gerek. Tereddütle ihanet arasındaki çizgi sanıldığı kadar kalın değildir. Bunu hem kendi yaşamımdan hem de ihanetini nefretle karşıladığım geçici yol arkadaşlarının acı sonlarından biliyorum.

Geride kalan yoldaşlarımın bundan sonra da büyük bir coşku ile bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesini zafere ulaştırmak için savaşacaklarına M. Leninizm bayrağını şerefle taşıyacaklarına, mücadeleyi bırakacağımız yerden zafere kadar sürdürmede kahramanca davaranacaklarına inancım sonsuzdur.

Bu duygularla hepinizi coşku ile saygı ile kucaklarım.

Haydar Başbağ
29 Mayıs 1984

Canım yoldaşlarım

(...) Ölüm orucu gibi bizim için yeni olan göreve istekle talip olurken, tam bir içtenlikle gönüllü olduğumu bilmenizi isterim. Ve bütün yoldaşların da kendilerini aynı duygularla önerdiklerini biliyorum (...) Önümüzde mücadelenin zor koşullarını düşündükçe şu anda ölüm en kolay seçim. Ama bu seçimde kendimi kurtarma gibi bir düşüncemin olamayacağını da (aslında söylemem bile yersiz oldu) bilirsiniz. Bu eylemin kendi özelliği mücadeleyi ölümle birleştirmekte, yoksa hiç bir (...) mücadeleyi ölümle değiştirmez. O devrim, halk ve örgütü için şanlı mücadelesinde en uzun süre ayakta kalarak yaşamayı bilirken, gerektiğinde de ölümü seve seve kucaklamalıdır. Yeter ki, mücadele de, ölüm de (...) örgütümüzün yür&uul;ttüğü mücadelenin birer parçası olanlar (...) şu andaki mücadelemizde üzerine düşen ölüm orucuna katılma bölümünü örgütümüze layık olarak yerine getireceğimden mutluluk duyuyorum.

(...) Türkiye devriminin geleceğini tayin edecek büyük günde aranızda olacağımızı ve hep birlikte engin bir sevgi ve coşkuyla yumruklarımızı sıkıp, ant içtiğimizi düşündükçe içim içime sığmıyor; coşuyor, coşuyor, coşuyorum.

(...) Devrim, sosyalizm ve sınıfsız (...) toplum yolunda üstümüze düşen görevi yerine getirmekten mutluluk duyuyorum. Hepinizi, önümüzdeki çetin kavgada başarılı ve zafer dolu mücadele günleri dileğiyle kucaklarım.

Mehmet Fatih Öktülmüş
30 Mayıs 1984

Arkadaşlar

(...) Ben (...) başta hareketime ve halkıma karşı sorumluluğumun bilinci içinde bana verilen tüm görevlerimi layıkıyla yapmaya çalıştım. İşte şu an yaşam, (...) yine karşı karşıya getirdi bizleri. Ve bu savaşı kazanacağımız inancıyla hareket ederek ölümümüz pahasına savaşımızı sistemli kıldık ve değerli yoldaşlarımla ölüm orucuna başladık. Böylesine şerefli, onurlu bir görevin bana verilmesini inançla karşılarken, bu kararımda hiçbir tereddüt ve karamsarlığa yer vermeden, tarihsel bir görevi yerine getirdiğim bilinciyle ölümü coşkuyla kucaklayacağım. Ve son sözüm olarak da tüm yoldaşlarıma şunu bir kez daha hatırlatmak isterim! Bu mücadele içinde bizler ne ilk ne de son olacağız, hepimiz onurlu kavgamızda kaşılaşacağımız güçlükleri gözardı etmemeliyiz, kendimizi buna göre hazırlamalıyız.

Yaşasın Ölüm Orucumuz!
Kahrolsun (...) yaşasın mücadelemiz!

Hasan Telci
29 Mayıs 1984 Salı, Sağmalcılar 2