26 Mayıs'01
Sayı: 10


  Kızıl Bayrak'tan
  Sınıf hareketi ve sendikal ihanet çetesi
  Türk-İş'in başındaki hain çete işçileri her zamanki gibi yine sattı
  TÜSİAD oligarkları yine "demokrasi istedi!
  Kamu emekçileri hareketi
  Direniş bayrağı cam işçisinin elinde
  İzmir Sümerbank'ta özelleştirme saldırısına karşı direnişte
  Ölüme, zulme, işkenceye karşın Ölüm Orucu Direnişi sürüyor!..
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/5
  Devrimci yayın organlarının ortak açıklaması:
  Düzenin zindan politikaları ve devrimci direniş
  Uluslararası hareket
  20 yıldır tutsak devrimci Mamia Abu-Jamal'in davası yeni bir aşamaya girdi...
  Ekim Gençliği'nden
  Paris Komünü: "Toplumsal devrimin şafağı"
  "Gestapo devleti"
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
“Sessiz kalarak ister istemez
bu suça ortak oluyoruz”


Öyle zamanlar vardır ki söz ve yazı anlamını yitirir, herşey artık yaşanır, herşey pratiktir. Gerçekte yaşamak ve yaşatmak için ölmen gerekir. Bu yaşamına ölüm aslında insanlığın geleceği içindir. Ama malesef bunun bilincinde olan insan çok azdır.

Herkes ölümlere alışmıştır. Daha doğrusu toplum buna alıştırılmıştır. Ölüm sırasının kendisine gelmesi değildir mesele. Çünkü böylesi dönemlerde aslında ölen, ölümü seyredenlerdir. Devlet artık herkesi kendine suç ortağı etmiştir. Sessiz kalarak ister istemez bu suça ortak oluyoruz. Yıllardır mitinglerin vazgeçilmez sloganı haline gelen “Susma, sustukça sıra sana gelecek” artık anlamını yitirmiştir. Çünkü artık sırası gelmeyen kalmamıştır. Son 20 senedir hep susmuştur, ama eline hiçbir şey geçmediği gibi elindekilerden de olmuştur.

Bir savaşta düşman kuvvetleri toprakları işgal etmiş, insanları bir bir sıraya dizip giyotinle kafalarını uçurmaktadır. Sıranın kendisine gelmekte olduğunu gören vatandaşın biri öndekine yaklaşıp, “Yahu arkadaş ben hiçbir şey yapmadım, böyle kellemizin uçurulmasını mı bekleyeceğiz?” der. Hemen arkasındaki vatandaş ise ona yaklaşarak, “Sen fazla konuşma, sıranı sav gitsin” der.

Evet, bugün de biz bir an önce ölümlerin devam ederek sıranın bize gelmesini mi bekliyoruz? Yoksa nedir bu çıldırtan sessizlik? Ölüm Oruçları’nda şehit olan 22 devrimci ile toplam katledilen devrimci sayısı 50’yi aşmıştır, fakat toplum hala kitlesel suskunluğa, daha doğrusu onursuzluğa devam ediyor, suça ortak oluyor.

Peki işçi, emekçi arkadaş... Devrimciler gelecek güzel günler için, yaşamın hücreleşmemesi için ölümün üzerine yeni Ölüm Orucu ekipleriyle yürürken, sen sesini ne zaman çıkaracaksın? Sayı 100’e 200’e ... ulaştığı zaman mı içinde bir şeyler tutuşacak? Nazi Almanyası döneminde bir papazın; “Yahudiler öldürüldü ses çıkarmadım. Komünistler öldürüldü ses çıkarmadım. Sosyalistler öldürüldü ses çıkarmadım. Demokratlar öldürüldü ses çıkarmadım. Bir gün benim kapım çalındı. Gelen bir Nazi subayıydı. Ölüm benim de kapımı çalmıştı. Yardım istemek için bağırdım. Ama yardım edecek kimse kalmamıştı” sözlerini ibretle hatırlayalım. Şimdilerde galiba biz bu papaz durumuna gelmeyi bekliyoruz.

Bu bir savaş. Düzenle devrim arasında bitmez tükenmez bir kavga. Devrimci iradeyle düzen arasında sürmekte olan bu savaş, her savaş gibi çok çetin geçiyor. Ama tarihte zulümle ayakta kalmaya çalışan tüm egemenler, sonunda tarihin derinliklerine gömülmüşlerdir. Sırada kapitalizm var ve mutlaka yenilgiye uğrayacak. Bedeller kuşkusuz ağır olacak, ama bu düzen açısından sonucu değiştirmeyecektir.

Bir okur/İstanbul




Suskunluğumuzu sorgulayalım!


Suskunluğumuzu sorgulayalım!

Dur! Evet dur diyelim. Türkiye cezaevlerindeki katliama; toplu ölümlere, devletin duyarsızlığına, kin ve nefretine dur diyelim. Bu katliama dur demenin zamanı gelmiş ve geçmiştir. Ama hala bu kadar duyarsız, bu kadar kör, sağır, dilsizi oynayan bir toplum tarihte görülmemiştir. Devletin baskı ve zulmünü mazur görmek herhalde insanlık tarihinde çok rastlanılan bir durum değildir. Yüzlerce insan cezaevinde ölümle yüzyüze, birçoğu yatalak, şuurunu yitirmiş, yaralı. Ama hala, hala ısrarla ve inatla direniyorlar.

Halk olarak bu devletin yönetiminden memnun olan var mı? Bir soralım kendimize ve etrafımıza bir bakalım. Esnafı, memuru, öğrencisi, işçisi, köylüsü, yazarı-çizeri, aydını, demokratı, partilisi, derneklisi vb., acaba hangisi memnun? Buna rağmen neden bu sessizlik?

Öyle ise...
Sorgulamaya kendimizden başlayalım. Örgütlenmeyi, bilinçlenmeyi, kendimizde görelim ve egoistliği, bencilliği bir tarafa bırakıp toplumdaki bu çığlığa kulak verip, derman olalım. Kulakları kapamayalım!

Sistemin zulmü, MİT’i, JİTEM’i, polisi, askeri varsa da bu baskıcı sistem ne kadar kan akıtsa da bizleri, halkın taleplerini gözardı edemeyecektir. Halk olarak taleplerde birleşmeli, eylemlilikte bütünlük sağlamalı, bu koflaşmış, baskıcı sistemi alt edip yerine işçi-emekçi iktidarını getirmeliyiz.

Bir SY Kızıl Bayrak okuru/Almanya


Neredesiniz?

Analar yerde
Oğullar
Ve
Kızlar hücrede...

Ya siz?..
Yaratıcılar!..
Yeryüzü tanrıları
Siz neredesiniz?

Siz ki
Gemileri ve trenleri
Evleri ve yolları
Ve güzel ekmekleri
Yarattınız...

Şimdi nerelerdesiniz
Bu gecelerde?
Yıldızlar sönüyor
Yakın lambaları
Edison da sizdendi.

E. Yılmaz