26 Mayıs'01
Sayı: 10


  Kızıl Bayrak'tan
  Sınıf hareketi ve sendikal ihanet çetesi
  Türk-İş'in başındaki hain çete işçileri her zamanki gibi yine sattı
  TÜSİAD oligarkları yine "demokrasi istedi!
  Kamu emekçileri hareketi
  Direniş bayrağı cam işçisinin elinde
  İzmir Sümerbank'ta özelleştirme saldırısına karşı direnişte
  Ölüme, zulme, işkenceye karşın Ölüm Orucu Direnişi sürüyor!..
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/5
  Devrimci yayın organlarının ortak açıklaması:
  Düzenin zindan politikaları ve devrimci direniş
  Uluslararası hareket
  20 yıldır tutsak devrimci Mamia Abu-Jamal'in davası yeni bir aşamaya girdi...
  Ekim Gençliği'nden
  Paris Komünü: "Toplumsal devrimin şafağı"
  "Gestapo devleti"
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Paris Komünü:

“Toplumsal devrimin şafağı”


Paris’in emekçi yığınları feodalizme karşı mücadelede burjuvaziyle birlikte ve üzerinde “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” yazan üç renkli bayrak altında yürümüşlerdi. Aradan yüz yıl geçmemişti ki, bu kez ellerinde kızıl bayraklar, burjuvaziye karşı savaşıyorlardı.

Komün insanlığın nihai kurtuluşu için başlayan uzun yürüyüşünün son derece görkemli bir ilk adımı idi. O ne gelip geçici, ne de rastlantının ürünü bir olaydı. Bunun içindir ki, etkileri ve sonuçlarıyla daha sonraki dönemleri de derinden etkiledi.

Louis Bonaparte’ın 2 Aralık 1851 darbesinden doğan İkinci İmparatorluk rejiminin yolaçtığı ağır siyasi ve ekonomik bunalım hazırlamıştı Komün’ü. Paris sokakları 19. yüzyıl boyunca kaç kez emekçi yığınların direnişine ve barikat savaşlarına tanıklık etmişti.

Fakat bu en sonuncusunu diğerlerinden ayıran çok temelli farklılıklar vardı. Bu kez yükseltilen proletaryanın kızıl renkli bayrağı idi. İlk kez bir hükümete ve kendi silahlı birliklerine sahiptiler ve küçük-burjuva yığınları da kendi bayrakları altında yürütmeyi başarmışlardı.

Komüncüler kendi eylemlerini Paris ile sınırlı görmüyorlar, tüm dünyadaki emekçi yığınları için mücadele ettiklerine inanıyorlardı. Komün bayrağı dünya cumhuriyetinin bayrağı olarak kabul ediliyordu. Hedefleri ve talepleri ne kadar belirsiz ve bulanık olursa olsun tüm dünya üzerinde sarsıcı bir etki yaratmasının en önemli nedenlerinden biri idi bu. Ve Avrupa’nın ve Amerika’nın emekçi yığınları üzerinde büyük bir heyecan dalgası yarattı. Burjuvazi ve basın ise nefret ve kin kusuyor, lanetliyordu.

Zira 1871’in 18 Mart’ında Paris’te gürleyen top sesleri, yalnızca Fransa’yı değil tüm dünyayı sarsmıştı. O güne dek hiçbir devrimin başaramadığını başarmıştı Paris devrimi. 72 gün gibi kısa bir süreçte tüm kölelik zincirleri kırılıp atılmıştı.

Neydi Komünı
Toplumsal devrimin ilk öncü müfrezesi idi.

“Olağanüstü bir tarihsel olay”, emekçi yığınların tarihsel girişkenliğinin “olağanüstü” bir örneği idi. “Olağanüstü” bir inisiyatif, kahramanl k, cesaret ve özveri idi.
“Siyasal iktidarın işçi sınıfı tarafından fethini temsil ediyordu” ve “sınıflı toplumu tarihe gömecek büyük toplumsal devrimin şafağı idi”.

Ve en önemlisi, Komün, “devletin yadsınması” idi. Komün’e kadar tüm devrimler, sınıf egemenliğinin bir aracı olarak devlet denilen bürokratik ve askeri mekanizmayı daha da yetkinleştirmişlerdi. Bu kez bu egemenlik aracının kendisine yönelinmişti.

Fakat bu “umutsuz” bir savaştı. Tarihsel-toplumsal koşullar bu ilk “proleter devletin” yaşayabilmesi için yeterince olgunlaşmamıştı. İşte böylesine elverişsiz koşullarda işçi sınıfının son derece cüretli bir girişimiydi Komün. İşçi sınıfı burjuvaziyi tarihe gömmeye yetenekli tek sınıf olduğunu ilk kez bu eylemi ile ortaya koydu. Nesnel ve öznel koşullardaki tüm olumsuzluklara karşın görkemli bir direnişle son barikatına kadar savaşan, kızıl bayrağı yere düşürmeyen tek sınıf oldu. Teslim olmaktansa, onurlu bir biçimde ölmeyi yeğledi.

Zira onlar gökyüzünü fethetmeye çıkmışlardı!

Burjuvazinin ayaklarını bastığı toprak öylesine derinden sarsılmıştı ki, yanıtı, dizginsiz bir terör, sınırsız bir vahşet oldu. Sözde “uygarlığın” temsilcisi bu sınıf tükenmiş ve çürümeye başlamıştı artık. Adeta devrimi kökünden kazımak istercesine saldırdı. Vahşet ve katliam barbarlık dönemlerinin hiç gerisinde kalmadı. Tam bir kitlesel kırım gerçekleştirildi.

Komün yepyeni temeller üzerinde kurulacak yeni bir toplumun doğumunun ilk sancılarıydı. Nesnel koşullardaki elverişsizliğin yanısıra bu ilk olmanın getirdiği pek çok zaafı ve yanılgıyı da yaşadı. Fakat insanlığın gelecekteki yürüyüşünün önünü açan, “devlet mekanizmasını ele geçirmekle yetinmeyip onu parçalayan”, devlet denilen “asalak ur”a savaş açan ilk devrim oldu. Ardında son derece zengin bir deneyim bırakarak toplumsal devrim tarihindeki onurlu yerini aldı.

Onun yenilgisi, gelecekteki yengilerin yolunu açtı.

“Komün ezilse bile, savaşım sadece ertelenecek. Komün ilkeleri ölümsüzdür ve yokedilemezler; bu ilkeler, işçi sınıfı kurtuluşunu elde edeceği güne değin kendilerini zorla kabul ettirmekten geri kalmayacaklar.”


Yaşasın Komün!

Konuşan kalbimin sesi
Korkum, kaygım, tasam yok.
övünerek derim ki:
Beğendiğim tek bayrak
Kızıl renkli bayraktır.
Kızıldır kanım gibi
Kanım gibi dolaşır
İçinde yüreğimin.
Çocuklar
Yaşasın Komün!
Çocuklar
Yaşasın Komün!
O günler de gelecek
Her çocuğun ayakkabısı
Herkesin ekmeği, işi gücü
Sofrasında iyi şarabı olacak.
Yaşasın Komün!
Çocuklar
Yaşasın Komün!

Eugéne Chatelain




Lenin’den Komün’ün
tarihsel anlamı ve önemi üzerine


“Sosyalist proletaryanın birçok tarikata bölünmüş bulunmasına karşın Komün, burjuvazinin önermekten başka bir şey bilmediği demokratik görevleri yerine getirmek üzere, proletaryanın gösterdiği oy birliğinin parlak bir örneğini verdi. Özel ve karmaşık yasalar çıkarmaksızın, sadece eylemler aracılığıyla iktidardaki proletarya, toplumsal rejimi demokratlaştırdı, bürokrasiye son verdi, görevlileri halk tarafından seçtirdi.

“Ama parlak bir zaferin meyvelerini iki yanılgı yok etti. Proletarya yarı yolda durdu: ‘mülksüzleştiricileri mülksüzleştirmeye girişecek yerde, ülkede ortak bir ulusal görev ile birleşen yüce bir adaletin kurulması üzerine düşlere kapıldı; örneğin bankalar gibi kurumlara hiç dokunulmadı, prudoncu ‘adaletli değişim’ vb. teorisi, henüz sosyalistler arasında egemen bulunuyordu. İkinci yanılgı, proletaryanın çok büyük yüce gönüllülüğü oldu; düşmanlarını ortadan kaldıracak yerde proletarya, onlar üzerinde sağtörel (moral) bir etkide bulunmaya çalıştı; iç savaştaki salt askeri eylemlerin önemini savsadı ve Paris’teki zaferini Versailles üzerine gözüpek bir saldırı ile taçlandıracak yerde oyalandı ve Versailles hükümetine karanlık güçleri toplamak ve kendini Mayıs’taki kanlı ftaya hazırlamak zamanını kazandırdı.

“Ama tüm yanılgılarına karşın Komün, 19. yüzyılın en yüce proleter hareketinin en ulu örneğidir. Marx, Komün’ün tarihsel anlamına ve önemine çok büyük bir değer veriyordu: Eğer Versaylılar güruhu Paris proletaryasının silahlarını kalleşçe elde etmeye giriştigi sırada işçiler, onları savaşmadan bırakmış olsalardı, bu güçsüzlüğün proleter hareket içinde yolaçacağı göz yılgınlığının zararı, silahlarını savunurken işçi sınıfı tarafından kavgada uğranılmış bulunan yitimlerden çok daha büyük olurdu. Komün’ün uğradığı kayıplar ne kadar ağır olursa olsun, proletaryanın genel savaşımı bakımından taşıdığı önem buna değerdi: Komün Avrupa’daki sosyalist hareketi derinden derine harekete getirmiş, iç savaşın gücünü ortaya çıkarmtır; yurtseverce yanılsamaları dağıtmış ve burjuvazinin ulusal özlemlerine duyulan bönce inancı yoketmiştir. Avrupa proletaryasına Komün, sosyalist devrim sorunlarını somut olarak koymasını öğretmiştir.”

(Komün Dersleri, Sol Yayınları, s.54-55)


Kanlı hafta

(...)
Bütün resmi gazeteler
Hırsızlar, tüm pis herifler
Serüven için gelenler
İşbirlikçiler, omuzu süslüler
Uçkuru kirli aşıklar
Kurtlar gibi kaynıyorlar
Cesetlerinde devrimcilerin.

Evet ama...
Geçecek bu kara günler.
Burjuvaların ayağı altından
Bir gün kayacak toprak.
Birleşip bütün yoksullar
Canlarına okuyacak!

Eugéne Chatelain