26 Mayıs'01
Sayı: 10


  Kızıl Bayrak'tan
  Sınıf hareketi ve sendikal ihanet çetesi
  Türk-İş'in başındaki hain çete işçileri her zamanki gibi yine sattı
  TÜSİAD oligarkları yine "demokrasi istedi!
  Kamu emekçileri hareketi
  Direniş bayrağı cam işçisinin elinde
  İzmir Sümerbank'ta özelleştirme saldırısına karşı direnişte
  Ölüme, zulme, işkenceye karşın Ölüm Orucu Direnişi sürüyor!..
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/5
  Devrimci yayın organlarının ortak açıklaması:
  Düzenin zindan politikaları ve devrimci direniş
  Uluslararası hareket
  20 yıldır tutsak devrimci Mamia Abu-Jamal'in davası yeni bir aşamaya girdi...
  Ekim Gençliği'nden
  Paris Komünü: "Toplumsal devrimin şafağı"
  "Gestapo devleti"
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

Şişe-Cam işyerlerinde 6 bin işçi greve çıktı...

Mücadele bayrağı cam işçisinin elinde!

Şişe-Cam işyerlerinde toplam 6 bin işçi 24 Mayıs’ta greve çıktı.

Kristal-İş Sendikası ile işveren arasında 6 aydan bu yana sürdürülen TİS görüşmeleri, işverenin uzlaşmaz tutumu nedeniyle imzalanamadı. Bunun üzerine Trakya Cam, Paşabahçe Cam, Anadolu Cam, Çayırova Cam ve Cam Elyaf’a bağlı işyerlerinde grev pankartları asıldı.

Greve çıkan işçilerin, işveren tarafından kabul edilmeyen üç temel talebi bulunuyor.

1- Cam işletmelerinde taşeron ve müteahhit uygulamasına son verilerek, bu statüdeki tüm işçilerin kadroya alınması ve sendikalı yapılması.

2- İşverenin kapsamdışı personel uygulamasına son vermesi. Bu durumda çalışanların da gene sendikal haklardan yararlandırılması. Şişe-Cam işyerlerinde sendikal örgütlülüğü zayıflatmak isteyen işveren kapsamdışı personel uygulamasına büyük önem veriyor. Şu anda işyerlerinde çalışanların neredeyse üçte biri kapsamdışı personel statüsünde.

3- Üçüncü talep ise ücretlerle ilgilidir.

Şişe-Cam işçisinin grevi bugün iki nedenden dolayı önem taşımaktadır.

Birincisi, mevcut durgunluk ve sessizlik ortamında sınıf hareketine bir parça da olsa soluk aldıracağı için. Yüzbinlerce kamu işçisinin tersine cam işçisi sözleşme sürecini belli bir duyarlılıkla takip etmiş ve sendikası üzerinde bu konuda zorlayıcı olmuştur. O yüzden de kamu TİS’leri sendikal ihanet çeteleri tarafından satılırken, cam grup sözleşmesinde yaşanan uzlaşmazlık greve çıkılmasıyla sonuçlanmıştır.

Cam işçisi, sermayenin saldırılarına karşı tutulacak yolun çaresizlik ve teslimiyet değil hak alma bilinci ve haklar için mücadele olduğunu göstermektedir tüm sınıfa.

Cam işçisinin grevini önemli kılan bir diğer nokta, yükselttiği taleplerdir. Kastettiğimiz ücrete ilişkin talepler değildir. Elbette ki yüzbinlerce kamu işçisinin üç kuruş karşılığında satıldığı bir ortamda ücretle ilgili taleplerde diretilmesi de önemlidir. Ama asıl anlamlısı taşeronlaştırmaya, müteahhit uygulamasına ve kapsamdışı personel çalıştırmaya karşı dile getirilen taleplerdir. Taşeronlaştırma ve kapsamdışı personel istihdamı sermayenin sistemli saldırı politikalarından biridir. Bununla işçi sınıfının örgütlülüğünün tasfiyesi, bunun yerine “esnek çalışma”nın geçirilmesi amaçlanmaktadır. Özellikle son on yıldır işverenler bu konuda, hem cam işyerlerinde hem de diğer sektörlerde bir hayli mesafe almışlardır.

Dolayısıyla taşeronlaştırmanın ve kapsamdışı personel istihdamının kabul edilmemesi, sermayenin temel bir politikasının reddi ve sendikal örgütlenmenin savunulması anlamına gelmektedir. Bu, sınıfın temel önemde bir talebidir.

Cam işçisi, zengin bir militan mücadele deneyimine sahiptir. Sendika cephesinden bir zayıflık ve kırılma yaşanmazsa eğer, talepleri için kararlılıkla mücadele etmesini ve kazanmasını bilecektir. 1991’de yaşanan grev, hemen peşinden tensikatlara karşı yürütülen ve zaferle sonuçlandırılan büyük direniş, cam işçisinin mücadele kapasitesini göstermeye yetmektedir.

Fakat direnişin zaferle sonuçlanması, cam işçisinin diğer sınıf kardeşleri tarafından yalnız bırakılmamasıyla sıkı sıkıya bağlantılıdır. Bütün sektörlerden ve işyerlerinden işçi ve emekçiler grev süresince cam işçisine aktif destek sunmak sorumluluğuyla yüzyüzedir. Unutulmamalıdır ki, cam işçisinin zaferi sınıf hareketinin zaferi olacaktır. Özellikle içinde bulunduğumuz dönemde sınıf dayanışmasını ve mücadele birliğini güçlendirmeye her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır.




Kristal-İş’in Şişe-Cam grevine ilişkin açıklamasından...

Şişe-Cam’da grev başlıyor


(...) Sendikamız uyuşmazlığın masada çözümü için ekonomik fedakarlık dahil her çabayı harcamıştır. Ancak işverenin toplu sözleşme gelenekleriyle bağdaşmayan bir biçimde eski teklifinden daha düşük tekliflerle masaya gelmesi uzlaşma zeminini ortadan kaldırmıştır. İşverenin son gün değişen yaklaşımı ve teklifleri sendikamıza grevden başka bir seçenek bırakmamıştır. Oysa sendikamız ülkemizin bu zor koşullarında reel ücretleri de aşağıya çeken önemli yaklaşımlar sergilemiştir.

İşveren Şişe-Cam genelinde ücretlere ortalama birinci ay 6 ay yüzde 9, ikinci 6 ay yüzde 11 zam önermektedir. Oysa geçmiş 6 aylık enflasyon yüzde 18, beklenen 6 aylık enflasyon ise yüzde 35’tir. Bir yıllık yüzde 59 oranında beklenen enflasyona karşın işveren toplam yıllık yüzde 21 zam önermektedir.

Sendikamız sorumlu bir yaklaşımın gereği ekonomik sıkıntısı olan işletmelerde enflasyonun altında, reel ücretleri de aşağı çeken bir teklif vermiş ve bazı işletmelerde iki yıl mevcut ücretlerle çalışmayı (zamsız) kabul etmiştir.

Sendikamız işletmelerde taşeron ve müteahhit uygulamasına son verilmesini ve bu işçilerin sendika kapsamına alınmasını istemektedir

Sendikamız Şişe-Cam işyerlerinde kapsamdışı uygulamasına son verilmesini ve bu  çalışanların sendikal haklardan yararlanmasını istemektedir. Halen Şişe-Cam bünyesindeki işyerlerinde yüzde 25-30 oranında kapsamdışı personel (sendikal haklardan yararlanamayan çalışan) bulunmaktadır. Sendikamız işletmelerde çalışanların hiçbir ayrım olmaksızın Anayasanın ve yasaların sağladığı sendikal haklardan yararlanmasını istemektedir.

Sendikamız, üyelerinin işinin, aşının ve işletmelerin geleceğinin korunmasını esas alan sorumlu bir sendikacılık yaklaşımı içindedir. Bundan böyle vebal, bu sorumlu ve fedakar tutumuzu gözardı edenlere ait olacaktır.

Mustafa Bağçeci
Genel Başkan




‘91 Şişe-Cam grevi deneyimi


(...)
14 Mayıs 1991’de Şişe-Cam işyerlerinde greve çıkıldı. Coşkulu ve eylemli bir grev süreci yaşandı. 21 Haziran’da anlaşma sağlandı ve greve son verildi.

Grevin ardından Şişe-Cam’a bağlı çeşitli fabrikalarda yeni iş organizasyon yapılacağı ve el üretimine (goble) dayalı birimlerin kapatılacağı öne sürülerek yaygın işten çıkarmalara başlandı. Paşabahçe Cam Fabrikası’nda 25 Temmuz’da 584 işçinin işine son verildi. İşveren, Körfez Krizi’nin, 39 gün süren grevin ve teknoloji eskimesinin işten çıkarmaları kaçınılmaz hale getirdiğini söylüyordu.

Sinop Şişe-Cam Fabrikası’nda 32 işçinin daha işten çıkarılması üzerine yaklaşık 500 sendikalı işçi sabah toplu viziteye çıktı. Kristal-İş Sendikası ise işten çıkarmalara karşı yaygın protestolara başlanacağını duyurdu.

İşten çıkarılanların sayısının 1.500’e ulaşması üzerine Paşabahçe Cam Fabrikası’nda çalışan yaklaşık 3.000 işçi 25 Temmuz’da işyerini terk etmeme eylemine başladı. İşçiler geceleri de fabrikada kaldılar. Üretimi tümüyle durdurarak oturma eylemi yapan işçilerin eş ve çocukları ile yöre halkı da fabrika çevresinde toplanarak protesto eylemine katıldı. Eylemler Trakya ve Kırklareli Cam Fabrikaları’nda 184 işçinin işten çıkarılmasıyla daha da genişledi. İşçiler bu fabrikalarda da üretimi tamamen durdurarak oturma eylemine başladılar.

Paşabahçe Cam Fabrikası’nda süren eyleme yöre esnafı da destek verdi. Yeni işten çıkarmaların beklenmesi nedeniyle işçiler iş bırakma eylemine devam ederken, 29 Temmuz’da esnaf kepenk kapatarak direnişe destek verdi. Aynı gün semt pazarı da protesto amacıyla açılmadı. İşyerini terk etmeme eylemini sürdüren cam işçilerinin aileleri de günlerce fabrika önünden hiç ayrılmadılar. Kapıda bekleyen işçi çocukları “Babam çalışmak istiyor, ama Şişe-Cam onu işten attı” pankartları taşırken, fabrika duvarlarına, üzerinde “Tek bir vücut, tek bir yürek, geri alınmak için ölmek gerek” yazılı pankartlar asıldı. Eylem devam ederken fabrika önünde zaman zaman yapılan toplantılar nedeniyle yol trafiğe kapanırken, çevre işyerlerinde çalışan Beykoz Sümerbank Deri Kundura işçileri öğle tatillerinde Paşabahçe Camabrikası işçilerini ziyaret ederek “Yaşasın işçilerin birliği!”, “İşçiler el ele genel greve!” sloganlarıyla sınıf dayanışmalarını gösterdiler.

Şişe-Cam Holding’e bağlı Anadolu Cam Sanayii’nde 442 işçinin işten çıkarılması üzerine Kristal- İş’in şube yönetimi ve bazı işçiler, işten çıkarmalara “sendika merkezinin uzlaşmacı tavrının neden olduğunu” öne sürdüler.

Paşabahçe’de süren eylem, ailelerin fabrika karşısındaki parka oturmaya başlamasıyla kitleselleşti. Geceleri de parkta beklemeyi sürdüren işçi aileleri bunaltıcı sıcağa rağmen destekten vazgeçmediler. Büyük bir propaganda çalışması yürüten işçi aileleri zaman zaman yoldan geçen arabalara seslenerek, “Korna çal, işçiyi destekle” sloganları atarak, kamuoyu yaratmaya çalıştı.

Sinop Şişe-Cam Fabrikası’ndaki oturma eyleminin 10. gününde eyleme katılan işçilerden 30’unun tazminatsız olarak işten çıkarılması tepkilere neden oldu.

Cam işçilerinin kararlı direnişi Paşabahçe Şişe-Cam Genel Müdürü’nün istifa etmesine yolaçtı.

1 Ağustos’ta çeşitli sendika ve kuruluş temsilcileri Paşabahçe Cam Sanayii işçilerini ziyaret ettiler. Bu ziyaretçiler arasında Karayolları, Kartal, Ümraniye, Üsküdar, Beykoz belediye işçileri, Tekel Likör Fabrikası işçileri ve DİSK temsilcileri de bulunuyordu. Aynı gün motosiklet, taksi ve kamyonlarla anayol üzerinde büyük bir destek eylemi yapıldı.

Şişe-Cam Holding Genel Müdürü Adnan Çağlayan işten çıkarılanların sayısının 2.278’e ulaşmasının ardından yaptığı açıklamada Paşabahçe ve Sinop’ta yapılan eylemleri yasadışı olarak nitelendirerek, atılanların kesinlikle geri alınmayacağını bildirdi.

Sinop’ta 14 gün süren eylem, 5 Ağustos’ta sona erdi. Sabah saatlerinde her şeye karşın eyleme devam kararı alınmasının ardından her vardiyadan 60’şar işçinin tazminatsız işten atılma listelerinin hazırlandığının duyulması üzerine işçiler çalışma kararı aldılar.

Sinop’taki işbaşı yapma kararının ardından yeniden durum değerlendirmesi yapan Paşabahçe işçileri, 8 saatlik çalışma yerine 6 saatlik çalışma yapılması ve 4 vardiyaya geçilmesi üzerine anlaşmaya varıldığı halde, işverenin kötü niyetli davranarak 3 vardiyaya döndüğünü ve işten çıkarmaların devam edeceğini söyleyerek eyleme devam kararı aldılar.

İşveren 31 Temmuz ve 7-8 Ağustos’ta gazete ilanlarıyla işçilere işbaşı çağrısı yaptı. Vardiyalar halinde isim listelerini içeren ilanlarda işbaşı yapmayanların tazminatsız olarak işten çıkarılacağı bildirilmekteydi. Bu ilanlardan sonra işyerinde gerginlik arttı. 8 Ağustos günü akşam saatlerinde işçi aileleri bir süre 7 fabrika yöneticisini alıkoydu. Yöneticiler daha sonra polis müdahalesiyle binadan çıkarıldı. Fabrika önünde toplanan ve sayıları 10.000’e ulaşan kalabalık, ellerinde yöneticilerin maketini taşıdı.

İşverenin verdiği süre sonunda işbaşı yapılmaması üzerine 9 Ağustos’ta aralarında Kristal-İş’in 8 şube yöneticisi ile 8 işyeri temsilcisinin bulunduğu 47 işçinin iş akitleri yasadışı grev yaptıkları gerekçesiyle tazminatsız olarak feshedildi. Bu gelişmeler üzerine “17 sökmedi, sökemeyecek”, “Yaşasın halkımızın birliği” sloganları atan binlerce kişi gece Paşabahçe-Beykoz arasında yürüyerek protesto eylemleri yaptı.

Aynı gün Paşabahçe Fabrikası’na gelen Şişe-Cam Holding üst düzey yetkilileri işçilerin idare binasını ablukaya alması nedeniyle çevik kuvvet yardımıyla fabrikadan ayrılabildiler.

Daha önce kaymakamlık ve savcılık aracılığıyla eylemin durdurulması için girişimlerde bulunan işveren 9 Ağustos tarihinde iş mahkemesine başvurarak eylemin yasadışı grev olduğunu ve bu nedenle ihtiyati tedbir kararı alınmasını istedi.

Şişe-Cam’ın açtığı dava İstanbul 2. İş Mahkemesi’inde 12 Ağustos 1991 tarihinde reddedildi. Mahkemenin bu kararı sorunun çözülmesinde büyük rol oynadı.

20 gündür eylemlerini sürdüren işçiler, işçi aileleri ve Beykozlular 13 Ağustos Salı günü Şişe-Cam Genel Müdürlüğü’ne yürüme kararı aldılar. Sabahın erken saatlerinde 2 şehir hatları vapuruyla Paşabahçe iskelesinden hareket eden binlerce kişi Beşiktaş iskelesine geldi. Beşiktaş iskelesinde bir süre polis tarafından durdurulan topluluk daha sonra Yıldız Yokuşu’ndan Esentepe’deki Şişe-Cam Genel Müdürlüğü’ne yürüdü.

Bu gelişme üzerine Şişe-Cam Holding yönetimi Kristal-İş yetkililerine sorunun çözümü için ertesi gün görüşme önerdi.

14 Ağustos 1991 günü sendika ile işveren arasında yapılan görüşme sonucunda atılan bütün işçilerin geri alınması kabul edildi. Bunun üzerine 21 gündür eylemlerini sürdüren işçiler işbaşı yapmaya karar verdiler. 14 Ağustos 1991 Çarşamba akşamı Paşabahçe’de büyük bir kutlama gösterisi yapıldı.

(Türkiye Sendikacılık Ansiklopedisi, Cilt: 2, s.299-301)




Komsa deneyimi ışığında güncel görevler...

“Sermaye sınıfının yaratmak istediği
örgütsüzlüğü ve dağınıklığı kırmalıyız!”


Bundan birkaç ay önce sendikal örgütlenmeyi başaran Ümraniye Komsa işçileri, şu anda neredeyse sendikanın tam olarak tasfiye edilmesi sürecini yaşıyorlar. Yakın zamanda 37’si sendikalı olmak üzere toplam 63 işçi atıldı. Bir süredir bölgede hemen hemen tek hareketli fabrika olmasının da etkisiyle bölge işçilerinin gözü Komsa’daydı. Ve işçiler Komsa’nın şu anki durumuna bakarak sendikalaşmanın zor olduğunu ve sendika bürokratlarına güven olmadığını söylüyorlar. Bunlar sendikasız işçiler. Bu tablo bir taraftan örgütlülüğe duyulan ihtiyaca işaret ederken, diğer da taraftan da sendika bürokratlarına karşı duyulan hoşnutsuzluğun bir göstergesidir. Çoğu işçi sendikaların durumunu göstererek sendikalaşmak yetmiyor, demektedir.

Sistemin yapısal krizinin faturası, bildiğimiz gibi toplumun ezilen ve sömürülen kesimlerine, yani biz işçi ve emekçilere çıkartıldı. Krizi fırsat bilen sermaye sınıfı, bu fırsatı kendi lehine öyle bir kullandı ki, yine büyük kârlar sağlayarak krizden çıkıyor. Birçok fabrikada ve işyerinde sendikalı veya sendikasız işçiler işten çıkarılıyor. Kimisi ücretsiz izne ayrılıyor. Kimileri ise zamsız çalıştırılıyor. Birleşik Metal-İş’in örgütlü olduğu bir çok fabrikada da tablo böyle. Aslında bu genel bir durumu ifade ediyor. İşsizlikle, açlıkla tehdit edilen bir işçi, işini kaybetmemek için hoşnutsuzluğunu gizleyip işine dört elle sarılır. Çünkü Türkiye’de ortalama bir işçinin iş bulabilme süresi 5-6 ayı bulabilmektedir. Doğal olarak bu sendikalara karşı bir hoşnutsuzluğu ve uzak durmı da beraberinde getiriyor.

Sendikalar adeta bir yok olma süreciyle karşı karşıyalar. Sendika bürokratları da bunu çok iyi bilmekte. Tamamen işçi sınıfından ve onun yaşamından kopmuş, yozlaşmışlardır. Aldıkları dolgun maaşlarla işçi sınıfının değil sermaye sınıfının hizmetindedirler.

Bizlerin bunu bilmesi fakat tepki göstermemesi, işin daha da acı olan yanıdır. Bu bürokratları eleştirmekle sorunu çözemeyiz. Sendikalar üzerinde denetim kurmalı, taban inisiyatifimizi göstermeliyiz. Yıllardır sendikalı olan ama sendikanın bile nerede olduğunu bilmeyen o kadar çok işçi var ki...

Ümraniye’de Komsa ve öncesi Mayer, bu açıdan olumsuz örneklerdir. Her iki fabrikada da sendika bürokratlarının iki dudağının arasından çıkan sözlerle işler yürümüştü ve yürüyor. Artık bu deneyimlerden başka arkadaşların yararlanması için sonuçlar çıkarmamız gerekiyor. Sermaye sınıfının yaratmak istediği örgütsüzlüğü ve dağınıklığı kırmalıyız.

Yaşasın sınıf dayanışması!
Kurtuluş yok tek başına ya hep berber ya hiç birimiz!

Komsa’dan bir işçi




Komsa işçisi bir okurdan mektup...

Birlik ve beraberliğimizi kurarak mücadele etmeliyiz


Saygıdeğer Kızıl Bayrak çalışanları ve okurları...

Arkadaşlar, sizlere sevgi ve selamlarımı sunuyorum. Gazetemize daha önce Komsa’dan atılan işçi arkadaşlarımızın olduğunu yazmıştım. Biz Komsa’da İsrail ve Tektaş Alcatel ile çalışıyoruz. Komsa’nın Alcatel ile bir anlaşmazlığı oldu. Anlaşmazlık sonucu mahkemelik olundu. Komsa küçülmeye gidince de işçi çıkarmalar gündeme geldi. Bu ayın 12’sinde yeni işten atmalar yaşandı. Atılan işçilerin 37’si sendikalı, 26’sı biz grevdeyken işe alınan grev kırıcılar. 15’e yakın arkadaşımız ise ihbarlı çalışıyor.

Bizim içeride kalan sendikasız arkadaşları üye yapma girişimimiz oldu. Bir kaçını üye yaptık. Bazı arkadaşlar 200 milyon maaşla anlaşmışlar. Bunların maaşı zamanla 150 milyona ve nihayet 120 milyona kadar düştü. Ellerindeki diğer hakların da gideceğini anlayınca, çareyi sendikaya üye olmakta buldular.

Komsa’daki durum bu. Bir de, daha önce fabrika vardiyalı olarak çalışıyordu. İşten atmaların ardından tek vardiya çalışılıyor. Şu anda çalışma saatleri sabah 8:00, akşam 17:30. İşten atılanlara tazminatı çekle veriliyor.

Yaşananları karşısında sendikanın pek bir şey yaptığı yok. Sadece ayın 18’inde sendika şube başkanı Doğan Kaya geldi. Etrafı izledi, ama bize bir açıklama yapmadı. Bu durum arkadaşların sendikaya olan güvenini olumsuz yönde etkiledi.

Bundan sonra nasıl olur bilemem ama, bizim yapacağımız iş Komsa’da birlik ve beraberliği sağlayıp daha güzel bir gelecek için mücadele etmek olacaktır.

Sağlıcakla kalın...

Kızıl Bayrak okuru bir Komsa işçisi