26 Mayıs'01
Sayı: 10


  Kızıl Bayrak'tan
  Sınıf hareketi ve sendikal ihanet çetesi
  Türk-İş'in başındaki hain çete işçileri her zamanki gibi yine sattı
  TÜSİAD oligarkları yine "demokrasi istedi!
  Kamu emekçileri hareketi
  Direniş bayrağı cam işçisinin elinde
  İzmir Sümerbank'ta özelleştirme saldırısına karşı direnişte
  Ölüme, zulme, işkenceye karşın Ölüm Orucu Direnişi sürüyor!..
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/5
  Devrimci yayın organlarının ortak açıklaması:
  Düzenin zindan politikaları ve devrimci direniş
  Uluslararası hareket
  20 yıldır tutsak devrimci Mamia Abu-Jamal'in davası yeni bir aşamaya girdi...
  Ekim Gençliği'nden
  Paris Komünü: "Toplumsal devrimin şafağı"
  "Gestapo devleti"
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
TÜSİAD oligarkları yine “demokrasi” istedi!

TÜSİAD bunu hep yapıyor. Özellikle de sistemin baskı ve teröre başvurma ihtiyacı arttığında, mutlaka patronlardan bir demokrasi talepleri paketi çıkıyor. İnsan haklarından işkencenin önlenmesine, anadilde eğitimden düşünce özgürlüğüne kadar, özde demokratikleşmenin olmazsa olmaz koşullarından olan bir dizi madde alt alta sıralanıp bir Prof.’a da imzalatılarak, TÜSİAD’ın “demokrasi raporu” adı altında piyasaya sürülüyor.

Peki, kimden istiyor patronlar bu demokratikleşme adımlarını? Bir dediklerini iki etmeyen (eli mecbur edemeyen) siyasi iktidarlarının yürütücüsü hizmetkarlarından değil mi? TÜSİAD, İMF programı kararlılıkla uygulanmalıdır dediğinde kararlılıktan milim taviz verilmiyor da, demokrasi talepleri neden duymazdan, görmezden geliniyor, nasıl gelinebiliyor? Bu ülkede TÜSİAD’ın desteklemediği, onay vermediği hiçbir gelişme olmazken, nasıl oluyor da, örneğin TÜSİAD’a rağmen düşünce suçlularını işkencelerden geçirmeye devam ediyor. Bırakın anadilde eğitimi, nasıl oluyor da hala Kürtçe müzik yasakları sürebiliyor? Bu soruların yanıtı, TÜSİAD’ın sözkonusu “demokrasi paketleri”ne neden ihtiyaç duyduğunda gizlidir. Önce İMF’ye gönderilen yeni “niyet mektubu” yayınlandı. Ardından, hep olageldi&currn;i gibi, TÜSİAD’ın “bu son şansımız, bu program kararlılıkla uygulanmalıdır” açıklamaları... Onun ardından da aynı patronların yeni “demokrasi paketi”...

Patronların kararlılıkla uygulanmasını istedikleri program, kamu işçisine sıfır zam dayatıyor. Emekçisine %5 zam vaadediyor. Sadece iletişim ve enerjideki özelleştirmelerle onbinlerce işçiyi işsizliğe ve açlığa mahkum ediyor. Tarımı, küçük üreticiyi yıkıma sürüklüyor, ülkeyi emperyalist tekellerin yağmasına açıyor... İyi ama, TÜSİAD oligarkları bilmiyorlar mı ki, bu yaptırımlar azgın bir baskı ve terör uygulaması olmaksızın gerçekleştirilemez? Bilmezler mi ki, demokrasi grev ve gösteri özgürlüğü demektir, söz ve basın özgürlüğü demektir, örgütlenme ve hak arama özgürlüğü demektir... Elbet bilirler. Ve tam da bildikleri için böyle dönemlerde piyasaya sürüyorlar demokrasi paketlerini. Çünkü onlar için aslolan düzenin iktisadi temellerinin runmasıdır. Bunun için, İMF ile elele vererek ülkeye dayattıkları yıkım programlarının siyasi faturasını hükümetteki uşaklarına kesmeleri gerekir. Yıkıma uğratılan kitlelerin öfkesi yıpranmış bir takım liderlere ve partilere daraltılmalı, gerçek sorumlular, düzenin sahibi patronlar ve patronların devleti hedef olmaktan çıkarılmalıdır.

Kapitalist patronların sahnelediği demokrasi komedisine bunun dışında anlamlar atfetmeye kalkanlar, işçi ve emekçi kitlelere en büyük düşmanlığı yaptıklarını bilmelidirler. Onların İMF ile birlikte dayattıkları yıkım programları yüzünden, onbinlerce işçi ve emekçi –aileleriyle birlikte yüzbinlerce- işten atılmıştır. Yıkımın yarattığı buhran intihar, cinnet ve cinayetleri alabildiğince artırmıştır. Kendi yarattıkları yıkımın sonuçlarını ortaya sermek işlerine gelmediğinden, konuya ilişkin araştırma ve istatistiki veriler yok ortada, ancak açıktır ki bu sefalet ortamı yüzlerce çocuğun ölümüyle sonuçlanmaktadır. Vahşi doğanın “doğal seleksiyonu” gibi, vahşi kapitalizmin eleme mekanizması da önce en güçsüzleri yutar. Ama işçi ve emekçi kitleleri, bu vahşete ikna yöntemiyle boyun eğdirmenin imnı yoktur. Bu yüzden de, programın iktisadi yıkım yasalarına siyasal baskı yasaları eşlik etmektedir.

İMF programındaki “kamu emekçisine %5 zam” maddesini hayata geçirebilmek için, sahte sendika yasasını acilen çıkarma ihtiyacı duymaktadırlar örneğin. Aynı program kapsamında hazırlanan yeni basın yasasında getirilen fahiş para cezaları, düşüncenin ifadesini önlemeyi değilse neyi hedefleyebilir ki? Bugüne dek bu tür cezalar esasta düzene “muhalif” düşünceleri bastırmaya yönelik uygulanagelmiştir, bundan böyle de aynı şey geçerlidir. TÜSİAD oligarklarının çıkarlarını “kraldan çok kralcı” biçimde savunan medya kalemşörlerinin basın özgürlüğü sınırsızdır ve sınırsız kalmaya devam edecektir. Ama işçi ve emekçilerin sömürüsüne karşı çıkan, ülkenin bağımsızlığını savunan, emperyalist yağma programını teşhir eden devrimci, demokratik basın-yayın organları, haliharda uygulanmakta olan baskı tedbirlerine ek olarak, bu yasayla daha bir kıskaca alınacaktır. Gözaltı, işkence ve hapis cezalarıyla sindirilemeyen devrimci basın, en güçsüz halkasından, parasal yönden çökertilmeye çalışılacaktır, vb... Böyle yasalara örnekler çoğaltılabilir.

Sonuçta ortaya çıkan siyasal düzenin adı da “demokrasi”dir. Dünya jandarması ABD tarafından dayatılan sopalı demokrasi. Aslında emperyalist tekellerin “global” demokrasisi, ki globalizmin yerel savunucu ve uygulayıcısı TÜSİAD oligarklarının istediği asıl demokrasi de budur. Gerisi, alçakça bir ikiyüzlülükten, bir demagojiden başka bir şey değildir.