26 Mayıs'01
Sayı: 10


  Kızıl Bayrak'tan
  Sınıf hareketi ve sendikal ihanet çetesi
  Türk-İş'in başındaki hain çete işçileri her zamanki gibi yine sattı
  TÜSİAD oligarkları yine "demokrasi istedi!
  Kamu emekçileri hareketi
  Direniş bayrağı cam işçisinin elinde
  İzmir Sümerbank'ta özelleştirme saldırısına karşı direnişte
  Ölüme, zulme, işkenceye karşın Ölüm Orucu Direnişi sürüyor!..
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/5
  Devrimci yayın organlarının ortak açıklaması:
  Düzenin zindan politikaları ve devrimci direniş
  Uluslararası hareket
  20 yıldır tutsak devrimci Mamia Abu-Jamal'in davası yeni bir aşamaya girdi...
  Ekim Gençliği'nden
  Paris Komünü: "Toplumsal devrimin şafağı"
  "Gestapo devleti"
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
İsrail siyonizminin vahşeti boyutlanıyor...

Filistin halkının direnişi sürüyor


İsrail’in imha saldırılarına karşın Filistin intifadası bastırılamıyor. Sekiz aydır ağır bedellerin ödendiği direniş kitleselleşerek sürüyor. Filistin özerk yönetimi bir yandan İsrail ile görüşürken öte yandan intifadaya sahip çıkmak zorunda kalıyor.

İslamcı Hamas’ın eylemleri Siyonizm’i sıkıntıya sokuyor ve daha da saldırganlaştırıyor. Hamas’ın son intihar eyleminden sonra İsrail F-16 savaş uçaklarıyla saldırıya geçti. Batı Şeria’daki Nablus, Ramallah ve Tulkerm kentleri yoğun bir şekilde bombalandı. Bu son saldırıyla beraber öldürülen Filistinli sayısı 500’e yaklaştı. Siyonizm’in vahşeti yeni bir boyut kazandı. Taşlarla direnen Filistin halkına karşı tank, top ve füzelerden sonra savaş uçakları da kullanılmaya başlandı. İkiyüzlü barış görüşmeleriyle Filistin halkına köleliği dayatan İsrail, bu arada Yahudiler’in yerleştirilmesine de devam ediyor. Bu, işgal edilen Filistin topraklarına her gün yenilerinin eklenmesi anlamına geliyor. İşgalin yayılması ise direnişi büyütüyor. Acz içine düşen siyonizm artık F 16 savaş uçaklarını da devreye sokmuş bulunuyor.

Emperyalistlerin ikiyüzlü tavırları

Halkları sözde diktatörlerden kurtarmak için (Yugoslavya, Irak vs.), askeri seferler düzenleyen emperyalist güçler İsrail’in katliamlarına karşı tepki göstermek bir yana, destekler nitelikte tavır alıyorlar. İntihar saldırılarını mahkum eden bu haydutlar, İsrail savaş uçaklarının Filistin halkı üzerine bomba yağdırmasından dolayı sadece kaygı duyuyorlar.

ABD emperyalizminin F 16’ların kullanılmasına karşı çıkması sahtekarca bir manevradan başka bir anlama gelmiyor. İsrail her adımını ABD’nin bilgisi dahilinde atıyor. ABD’nin barıştan anladığı, özgürlüğü için direnen halkın teslim alınmasıdır. Teslim olmadığı sürece, en acımasız şiddetin uygulanmasına doğrudan ya da dolaylı desteğini esirgemez.

Türk devletinin İsrail siyonizminin saldırılarına karşı göstermelik de olsa tepki göstermemesi dikkate değerdir. ABD emperyalizminin Ortadoğu halklarına karşı konumlanan bu iki ileri karakolu tam bir dayanışma içinde. Türkiye’nin İMF kapılarında dilencilik yaparken ABD’deki Yahudi lobisinden destek alması, bu dayanışmanın bir başka örneği.

Emperyalistlerin ikiyüzlü tutumu İsrail’in saldırganlığını kolaylaştırıyor. Beyrut Kasabı Şaron’un sözcüsü, bombardımandan sonra yaptığı açıklamada, F 16 savaş uçaklarının kullanılmasının ne ilk ne de son olduğunu vurgulayarak, tehditler savurmayı sürdürüyor.

Arap Birliği ülkelerinin utanç verici tutumu

İntifada’nın başlamasından sonra yaygınlaşan İsrail şiddeti, Filistinli işçilerin İsrail’e gidip çalışmalarını engelleyerek ekonomik bir ablukaya dönüştürüldü. Arap halklarının sokaklara taşan tepkisine rağmen, işbirlikçi-gerici Arap rejimleri saldırılara karşı tutum almadılar. İslam Konferansı Ülkeleri Örgütü’yle beraber yaptıkları çağrılarda, Filistinlilere uluslararası koruma gücü istemekten öteye geçemediler.

Mısır, Suudi Arabistan ve Ürdün gibi ABD uşağı devletlerin Arap Birliği Örgütü’ndeki etkileri göz önüne alındığında, neden İsrail’e karşı ciddi bir tepki vermedikleri anlaşılır. Bu ülkeler, ABD’ye rağmen karar alma iradesinden yoksundurlar.

Savaş uçaklarının Filistin’i bombalamasından sonra toplanan Arap Birliği ülkelerinin dış işleri bakanları nihayet İsrail ile ilişkilerin kesilmesi yönünde bir tavsiye kararı çıkardılar. Kahire’de yapılan toplantıda konuşan birlik sekreteri Amr Musa, bedeli ne olursa olsun Filistin direnişinin süreceğini bildirdi.

Böylece Arap Birliği, şimdiye kadarki en ileri kararı alarak, Arap ülkelerine İsrail ile ilişkilere son verme çağrısı yapmış bulunuyor. Bu kararın arkasında durmayacağı ise, aldığı diğer karara bakılarak anlaşılabilir. Bu, Filistinliler’in korunması için acil bir uluslararası koruma gücünün oluşturulması istemidir. Sorunun çözümü konusunda adım atmaya niyeti olmayan Arap Birliği ülkeleri, işi uluslararası koruma gücüne havale etmektedirler.

İslam Konferansı Örgütü ise yalnızca BM Güvenlik Konseyi’ni İsrail’in saldırıları karşısında harekete geçmeye çağırdı. Müslümanlık adına oluşturulan bu örgütün de İsrail’in vahşi saldırılarına karşı harekete geçmek gibi bir niyeti yok.

***

Çatışmaların aldığı boyut, siyonistlerin yıkım ve vahşet saldırılarını daha da yoğunlaştırmasını getirecek. Ancak, daha ağır bedeller ödemek zorunda kalsa da, artık Filistin intifadasını bastırmak, Filistinli emekçileri teslim almak mümkün değildir. 8 aylık direniş süreci bunu tüm açıklığıyla ortaya koymuştur. Ortadoğu’nun emekçi halklarının Filistin halkına sunacağı destek, emperyalizme ve onun bölgedeki maşası siyonizme karşı yakılan mücadele ateşinin daha da büyütülmesi, tüm Ortadoğu halklarının özgürleşmesi yönünde atılmış önemli bir adım olacaktır.




Avrupa’da Ölüm Orucu Direnişi’yle
dayanışma etkinlikleri


İsviçre/Zürih:

19 Mayıs tarihinde İsviçre’nin Zürih kentinde faşist sermaye iktidarının uygulamakta olduğu hücre katliamını protesto amacıyla bir yürüyüş düzenledik. Yürüyüşümüz saat 14:00’de Helvecia Platz’da başladı. DETUDAK birleşenlerinin katıldığı eylem canlı bir havada geçti. Şehrin en kalabalık caddelerinden geçilerek yaklaşık 2 saatlik bir yürüyüşten sonra tekrar başlangıç yerine dönüldü. Yürüyüşe yaklaşık 350 civarında bir kitle katıldı. Katılımdaki zayıflık yürüyüş duyurusunun zamanında kitlelere yapılmamasından ileri geliyordu.

Katılımın az olması kitlenin heyecanında hiçbir kırılma yaratmadı, aksine kitle daha canlı ve kararlı bir şekilde sloganlarımızı sahiplendi. Devrim şehitlerinin anısına yapılan saygı duruşundan sonra kitle başka bir eylemde buluşmak üzere dağıldı.

Katil devlet, hangi kirli yönteme başvurursa vursun mutlaka kazanan devrim davası olacaktır. Süreçten inançlarıyla, yürekleriyle savaşan devrimciler kazançlı çıkacaklardır.

Bir-Kar/İsviçre

Almanya/Köln

23 Mayıs Çarşamba günü Almanya’nın Köln kentinde “Türkiye’de ölümler durdurulsun” sloganı altında bir eylem düzenlendi. Eylem DETUDAK’ın çağrısı ile Dom Kilisesi önünde gerçekleşti.

Eylemde yapılan konuşmalarda; F tipi hücre zindanlarına karşı yüzlerce politik tutsağın 167 ve 217 günden beri ölüm orucunda olduğu ve faşist Türk devletinin 19 Aralık’ta cezaevlerine karşı giriştiği katliam saldırısı sonucu 28 kişinin katledildiği, süren ölüm orucunda bugüne değin 22 devrimcinin yaşamını yitirdiği, 30’un üzerinde tutsağın zorla müdahaleler sonucu sakat bırakıldığı vurgulandı. Haklı ve insani talepler için mücadelenin sürdüğünü, kendine insanım diyen herkesin Türk ve Alman devletlerine protesto faksları göndermesi istendi ve ölümleri durdurmak için dayanışma çağırısı yinelendi.

Eyleme 100 kişi katıldı. 50 eylemci faşist Türk devletinin katliamlarına dikkati çekmek için sembolik olarak beyaz kefenler giydi ve kilisenin önündeki alanda sıra sıra yere uzandı. Katliam resimleri ayrıca yere dizilmiş ve Almanca bir pankartta yere serilmişti. Ayaktaki 50 kişi ise Almanca sloganlar atarak protestolarını sürdürdüler.

Alman halkına yönelik “Türkiye’de ölümleri durdurun!” ve “Türkiye’deki katliamdan sorumlu olmayın, Türkiye’de turizmi boykot edin!” çağrılarının yapıldığı bildirilerin de dağıtıldığı eyleme ilgi büyüktü. Özellikle Dom Kilisesi Alman ve yabancı turistleri çeken bir merkez olduğundan dolayı, eylemimiz aynı anda yüzlerce kişi tarafından izlendi ve kişilerle birebir konuşma olanağı bulunabildi.

1.5 saat süren eylemimiz devrim şehitleri adına yapılan saygı duruşu ile sona erdi.

Bir-Kar/Köln

Almanya/Berlin

Devrimci tutsakların direnişi yeni Ölüm Orucu ekipleri ile sürüyor. Yurtdışında, tarihin tanıklık ettiği bu en uzun, en zorlu direnişin sesi ve soluğu olmak amacıyla yürüttüğümüz çabaları aralıksız sürdürüyoruz. Bu çerçevede 18 Mayıs tarihinde Berlin’in en işlek meydanı olan Aleksander Platz’da DETUDAK’ın diğer bileşenleriyle birlikte büyük bir bilgilendirme çadırı açtık. Saat 12.00’de başlayan etkinliğimizi akşam saat 21.30’a kadar sürdürdük. Burada Ulucanlar, Burdur, Bergama, 19 Aralık katliamının ve Ölüm Orucu şehitlerimizin resimlerini sergiledik. Çadırda sürekli Ölüm Orucu Direnişi’ni destekleyen, devletin katliamcı yüzünü teşhir eden Almanca konuşmalar yaptık.

Türk turizmini boykota çağıran konuşmaların yanısıra, aynı amaçlı yaygın bildiri dağıtımı gerçekleştirdik. Etkinliklerimizi boyutlandırarak devam ettireceğiz.

Bir-Kar/Berlin




Emperyalist sistemin barbarlık tablosu...

Servet-sefalet kutuplaşmasının korkunç boyutları


Bir süre önce Belçika’nın başkenti Brüksel’de BM’nin düzenlediği En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı yapıldı. Burada 49 yoksul ülkenin liderleri bir araya geldi. Talepler zengin ülkelerle eşit ticaret haklarına sahip olmak noktasında birleşti.

Emperyalist ülkeler yoksul ülkelerin ticaretini engellerken, bunun faturası yoksul ülkelere daha çok açlık ve sefalet olarak yansımakta. Emperyalist ülkeler yoksul ülkelerin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını sınırsızca sömürürken, bu ülkelerin tarım ürünlerinin kendi ülkelerine girmemesi için yüksek gümrük vergileri uyguluyor. Bu oran Avrupa ülkelerinde yüzde 300, ABD’de ise yüzde 100 olarak karşımıza çıkıyor.

Son 30 yıllık süreçte, yoksul ülkelerin sayısı gün geçtikçe artış göstermiş. 1970’lerde 25 olan yoksul ülke sayısı, 2000’li yıllarda 49 olmuştur. Yoksulluğun arttığı ülkelerde, başta eğitim ve sağlık olmak üzere çeşitli alanlarda sıkıntılar yaşanmaktadır. Sağlıklı içme suyunun olmamasından, her geçen gün artan bulaşıcı hastalıklara ve toplu ölümlere kadar her türlü çağ dışılık hüküm sürmektedir. Yeni doğan her 6 çocuktan birinin yaşamını yitirdiği yoksul ülkelerde, yaklaşık 2.6 milyar insan hijyenik koşullardan yoksundur, banyo ve temizlik ihtiyaçlarını sağlıklı koşullarda karşılayamamaktadır. 1.5 milyar insan içecek temiz suya sahip değildir. Sağlık hizmetlerinden yararlanamayan insan sayısı 800-900 milyon civarındadır. Etnik ve dini çatışmalardan ölen ya da sakatalanların sayısının yüksekliği, yine yoksul ülkelerin kaderidir.

Emperyalist ülkeler her yıl yoksul ülkeleri kendi politikalarına ve para fonlarına daha da bağımlı hale getirmek için yeni stratejiler geliştiriyor. Sadece İMF’den borç alan 137 ülkeden 82’sinde bu bağımlılığın daha da arttığı, verilen 1 dolara karşılık 7 dolar geri ödendiği gözönüne alınırsa, yoksul ülkelerin çalışan kesimlerinin nasıl bir borç ve faiz yüküyle karşı karşıya olduğu ortaya çıkar.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) 1998 yılı raporuna göre, 4.4 milyar insan geri kalmış ülkelerde yaşıyor. En fakir yüzde 20’lik kesim, dünya üzerinde üretilen mal ve hizmetlerin ancak çok küçük bir bölümünden (24 trilyon doların yalnızca 1.3 trilyondan) yararlanabiliyor. Aynı biçimde bilimsel ve teknolojik gelişmelerin çoğundan yalnızca emperyalist ülkeler yararlanabiliyor. Yoksul ülkelerde yaşanan beyin göçü zengin ülkelere hizmet ediyor. Zengin ülkelerde yaşayan yüzde 20’lik kesim (800-900 milyon insan) tüm dünyada üretilen mal ve hizmetlerin yüzde 86’sını tüketiyor.

Bir taraftan insani yardım adı altında kuruluşların (UNESCO, UNICEF) kaynakları gittikçe daraltılırken, diğer yandan silah sanayiine trilyonlarca dolar harcanıyor. Kendi ülkelerinden bu kuruluşlara aktardıkları pay binde 2’dir. Buna karşın bu ülkelerde borç yükü katmerlenerek artar.

Bağımlı ülkelerin tümünde İMF ve DB’nin ekonomik yaptırımları aynı sonuçları doğuruyor: Özelleştirmeler, KİT’lerin tekellere peşkeş çekilmesi, işsizlik, tarımın çökertilmesi, sosyal hakların gaspı vb. Yüksek enflasyon çalışan kesimin yoksulluğunu artırırken, Avrupa ve ABD’deki dünya tekellerini palazlandırıyor, üretim dışından gelen parayla borsalardan dolar milyarderleri türüyor. Sadece ABD’deki 2.5 milyon kişinin serveti 8.8 trilyon dolar. Avrupa’da 2.3 milyon kişinin servetiyse 7.4 trilyon dolar.

Yoksul ülkelerde sefaletin artmasına karşın bu ülkelerde sınıf mücadelesi henüz yeterince gelişmiş değil. Bazı ülkeler üzerinden (Endonezya, Bolivya) sınıf çatışmaları ortaya çıkarken, Afrika ülkelerinde kismen ulusal bağımsızlık hareketi ve daha çok da etnik çatışmalar ön plandadır.

Dünya üzerindeki servet sefalet kutuplaşması kendini çıplak biçimde gösteriyor. Emperyalizm savaş ve barbarlıktır. Yoksul halklara ve işçi sınıfına zulümdür. Yoksul ülkelerin boyunduruk altından kurtulmasının yolu, BM koruması altında olmak değildir. Yoksul ülkelerin emekçi halkları, ancak devrimci enternasyonal birlik ve dayanışmalarını geliştirerek, emperyalizmin kölelik zincirlerinden kurtulmanın yolunu açabilirler.




Dünyadan kısa kısa...


Cezayir: Berberiler’den katliamcı yönetime karşı eylem

19 Mayıs günü eylem yapan 10 bin civarındaki Berberi, onlarca kişiyi katleden jandarma birliklerinin bölgeden çekilmesini talep etti. Başkent Cezayir’in doğusunda bulunan Becaya kentinde, üniversite binasından yürüyüş yapan Berberiler, “Katillere merhamet yok!”, “Suikastçı yönetim!”, “Güvenlik güçleri teröristtir!”, sloganlarını attı. Yürüyüşün örgütleyicisi olan Halk Komitesi’nin sözcüsü Chaher Fateh yaptığı açıklamada, “Jandarmalar baskılardan sorumlular ve bir sömürgeci güç gibi davrandılar” dedi.

Bölgede önümüzdeki haftalarda daha kitlesel eylemler ve bir genel grev gerçekleşebileceği bildiriliyor. Cezayir diktatörlüğü, Nisan ayında başlayan protestolar sırasında 80’e yakın kişiyi katletmişti.

Arjantin: Binlerce emekçi hükümeti protesto etti

Arjantin’de binlerce kişi hükümetin kemer sıkma planını ve yaygın işsizliği protesto etti. Trafiği engelleyerek taleplerini dile getiren binlerce eylemci, hükümetin ekonomi politikalarını protesto ederek, yiyecek ve sağlık hizmeti talep etti. Ayrıca açlık ve yoksulluğa neden olarak gösterdikleri hükümet politikalarına son verilmesi talebiyle dört gündür 90 kilometre yürüyerek, başkent Buenos Aires’teki Devlet Sarayı’nın önüne kadar gelen göstericilere başkent girişinde yüzlerce kişi daha katıldı.

KKTC: Öğretmenler eylem yaptı

Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası’na üye öğretmenler, ekonomik durumlarının düzeltilmesi için eylem yaptı. Başbakanlık binasına gitmek isteyen öğretmenler polis engeliyle karşılaştı. Bina önüne gidemeyen emekçileri temsilen Sendika Başkanı Ahmet Barçın bir açıklama yaptı. Barçın, taleplerini aktarmak ve kayıplarının giderilmesini istemek için eylem yaptıklarını, ancak başbakan ve başbakan yardımcısının kendileriyle görüşmediğini belirtti.

İngiltere: Marks & Spencer’in 5 bin çalışanından eylem

Avrupa’nın en büyük mağazalar zincirlerinden biri olan Marks & Spencer’in kapatılması kararına çalışanlar eylemlerle cevap veriyor. Fransa, Belçika, Almanya, Hollanda ve birçok Avrupa ülkesinden Londra’ya gelen 5 bin civarındaki Marks & Spencer çalışanı bir yürüyüş düzenledi. İngiliz ve Fransız sendikalarının düzenlediği yürüyüş, Londra’nın Baker Street’teki merkez binası önünde başlatıldı, Hyde Park’ta da bitirildi. Eylemde çeşitli dillerde pankartlar taşındı.

Hyde Park’ta bir konuşma yapan İngiltere Sendikalar Konfederasyonu (TUC) Genel Başkanı Jhon Monks, M & S’ın yasadışı yollarla kapatılacağını belirterek, taleplerden geri adım atılmayacağını vurguladı.

Yunanistan: Geniş katılımlı yeni bir genel grev

Yunanistan’da 17 Mayıs Cuma günü, ülke çapında bir günlük genel grev yapılarak hayat durduruldu. Çalışanların tam katılımıyla otobüs, metro, troleybüs, taksi ve feribot seferleri tamamen dururken, Olimpik Havayolları çok kısıtlı sayıda sefer düzenledi. Trafik sıkışıklığının yaşandığı başkent Atina neredeyse ölü kente dönüştü. Greve demiryolları çalışanları da katıldı. Özel ve devlete bağlı televizyonlar çalışmazken, sadece müzik yayını yapıldı. Ayrıca hükümet büroları, bankalar da kapanırken, hastanelerde yalnızca acil müdahaleler yapıldı.

Genel grev yeni emeklilik yasa tasarısını hedef alıyor. Tasarı, kadın ve erkeklerin emeklilik yaşının 65’e çıkartılmasını ve emekli maaşlarının 2007 yılına kadar düşürülmesini öngörüyor. Tasarıya karşı 26 Nisan’da da bir genel grev yapılmış, bunun üzerine hükümet tasarıyı dondurmuş, sendikalara diyolog çağrısı yapmıştı.

Polonya: Clinton’a protesto

Avrupa’da konferans turuna çıkan ABD’nin eski Başkanı Bill Clinton, Polonya’nın başkenti Varşova’da kapitalizm karşıtları tarafından yumurta atılarak protesto edildi.

İtalya: Alitalia grevi

Alitalia hava yollarında çalışan pilotlarla hava ve yer personeli, toplu iş sözleşmeleri nedeni ile bir günlüğüne greve gittiler. Pazartesi günü planlanan uçuşların yarısı yapılamadı. Grev İtalya’daki hava trafiğini felce uğrattı.

Almanya: Uyarı grevleri

Baden Würtenberg eyaletinde elektronik ve metal işkollarında uzmanlaşma eğitimi hakkının sözleşme ile güvence altına alınabilmesi için sürdürülen görüşmeler pazartesi günü üçüncü raunda girdi. Görüşmeler sürerken işçiler uyarı grevlerine başladılar. Sindelfingen kentindeki Daimler Chrysler işletmesinde 10 bin kişi uyarı grevine katıldı. Perşembe ve Cuma günleri ise 71 bin işçi kısa süreli iş bıraktılar.