ARSIVANA SAYFA
 
06 Ocak '01
SAYI: 01
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Tüm güç ve olanaklar seferber edilmelidir!...
Direniş sürüyor, zafer bizimdir!
20 yıldır teslim alamadılar asla teslim alamayacaklar!
Zindan katliamı: Bir kontr-gerilla operasyonu
Devrim yürüyüşümüz daha da güçlenecek!..
2001 kavga yılı olacak!
2001 yıkım programına karşı direnişi örelim!
2000'de sınıf hareketi...
"Hakkımızı ancak mücadele ederek alabiliriz"
Ücret asgari, sefalet azami!
Kontra devlet katliamda kirli medya psikolojik savaşta
Faşizmin zindanlarında katledildiler!
Katliam ve direniş/1
Devrimciler ölmez, devrim davası yenilmez!
Katliamı protesto gösterileri
Zindanlardaki direniş, sokaklarda büyütülüyor!
Yurtdışında katliamı protesto gösterileri
Zindan direnişine uluslararası destek
Tutsak temsilcileri ile heyetler arasında yapılan görüşmeler
PKK-Devrimci Çizgi Savaşçıları: Devrimci tutsaklar teslim alınamaz!
Zindan direnişiyle uluslararası dayanışma
Vahşi işkenceler, kırılamayan devrimci irade!
Bu vahşet zulüm düzeninin çöküşünün de habercisidir!
Mücadele Postası


Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 
Kızıl Bayrak'tan...


Görüldü ki devletin it sürüsü gibi askeri polisi vardır.

Tonlarca silahı mermisi topu tüfeği vardır.

İş makinaları da vardır. (Oysa binlerce canımız deprem enkazları altında kalalı beri yok sanırdık, o da yalanmış)

Televizyonları, gazeteleri, radyoları... -küfür makinaları yani- varmış.

Devlet yakar, yıkar, katledermiş...

Peki kime gösterildi bu güç?

Cezaevlerine kapatılmış durumdaki tutsak devrimcilere mi?

Yoksa katliamın canlı yayın seyircisi yapılan işçi-emekçilere mi?

Bu gizli bir güç müydü, ilk kez mi ortaya döküldü?

İki de bir de, “Ortadoğu’nun en güçlü devletine sahip olmak”la övünen bu devlet değil miydi?

Gösterdiğinde yeni olan, bilinmez olan ne var peki?

Üstelik övünülecek olan ne var?

Zindanın derinliklerine hapsedip üstüne kat kat demir kilit vurduğun tutsakları, o zindanların duvarlarını yıkıp, çatılarını delerek, ancak bir ordu gücüyle ikinci kez (kendi kendinden) ele geçirebilmiş olmanın neresinde övünme payı bulunabilir? Sanki düşman kalesini basıp kendi adamlarını kurtarmışlar!..

Açıktır ki, operasyon düzen ve devlet açısından tam bir fiyasko, tam bir utanç abidesi olmuştur. Amaçları devrimci tutsakları teslim almaktı, alamadılar. Direnişi sona erdirmekti, erdiremediler. Günlerce süren kanlı bir saldırıda onlarca devrimciyi katletmelerine rağmen bunu başaramadılar. Demek ki, Ortadoğu’nun en güçlü ordusuna sahip olmak her derde deva değilmiş! Demek ki, toptan tüfekten daha güçlü irade silahı varmış. Demek ki, devrimcilerin “ölümü yenenleri kimse yenemez” şiarı, soyut bir propaganda sloganı değilmiş.

Operasyonun ortaya çıkardığı ve tarihe övünç anlatımlarıyla geçecek tek gerçek, devrimcilerin bunca şiddete ve zulme rağmen boyun eğmemiş, ölümüne direnişi sürdürmüş olmasıdır.

***

Bu gerçek karşısında küçülen devlet, devrimci tutsaklara sökmeyen gücünü, şimdi de dışarıya (ülkenin değil, zindanların dışı) kanıtlamaya kalkmaktadır.

Tutsakların üstüne kustuğu terörle, akıttığı kanla yıldıramadığı dışarıdaki muhalefet hareketini, gözaltılar, tutuklamalar, kapatmalar yoluyla dağıtmayı denemektedir.

Operasyon öncesi, sırası ve sonrasında, muhalefetin yükseldiği tüm kentlerde sokaklara, evlere, DKÖ’lere, hatta kafe ve bar gibi kamuya açık yerlere düzenlenen baskınlarda binlerce kişinin gözaltına alınması, bir kısmının tutuklanması yetmedi. Muhalefet sindirilemedi. Şimdi sıra kurumlara yönelik kapatma saldırısına geldi. İzmir İHD ve TAYAD kapatıldı.

Kapatsınlar bakalım...
Bununla da görüp-gösterecekleri farklı değildir. Ne kadar azgın olursa olsun, saldırıları hiç ama hiç bir işlerine yaramayacak, mücadele her koşulda sürdürülecektir. Zafere kadar!..