ARSIVANA SAYFA
 
28 Ekim '00
SAYI: 40
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Zindanlardaki direnişe güç vermek için mücadeleyi her alanda yükseltelim!
Oyun bozuldu, katledilenler değil katiller yargılandı!
Ulucanlar katliamının ikinci perdesinde devlet terörüne karşı militan direniş
Ulucanlar davasına hazırlık çalışması
Ulucanlar’ın direniş geleneği yolunda yürüyoruz!
Yıldırım Doğan’ın Ulucanlar savunması
Adana’da SAG’a destek açıklaması
Sendikal ihanet nereye kadar?
Sınıf hareketinden kısa haberler
Cottarelli ve uşak takımını kovmak için sokağa, eyleme!
İnsanca yaşamaya yeten, vergiden muaf asgari ücret!
Direnişimizin nedenleri, anlamı ve talepleri
Bayrağımıza bir kez daha leke düşürmeyeceğiz!
Zindan direnişine yurtdışından güçlü bir destek örgütleyeceğiz!
Filistin İntifadası’nın ilk sonuçları
Ortadoğu’da anti-emperyalist mücadele dalgası
Seattle’ın izinde emperyalizme karşı yeni militan gösteriler!
Gençlik ateşi hücreleri yakacak!
YÖK’e karşı mücadeleye!
Bir anadan mektup
Basından seçmeler
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
DHKP-C, TKP(ML) ve TKİP’li tutsakların basına ve kamuoyuna ortak açıklaması:

Direnişimizin nedenleri, anlamı ve talepleri


Basına ve kamuoyuna!..

Ölüm Orucu Direnişimizin yarattığı deprem; hücreleri, yaptıranların başlarına yıkacak!

Direniş tarihimize onurla yazılan yeni sayfalar eklemeye devam ediyoruz!

Faşist devletin biz devrimci tutsaklar nezdinde “F Tipi” hücre hapishaneler uygulamasıyla başlattığı saldırı süreci bugün yeni bir aşamaya giriyor.

Faşist devlet, 2000 yılının başından bu yana hücrelere geçileceğini belirtiyor ve bunun hazırlıklarına büyük bir hızla devam ediyor. 2000 yılının Mayıs ayından itibaren faaliyete geçirileceği söylenen hücreler tutsak yakınlarının, halkımızın duyarlı demokrat çeşitli kesimlerinin devrimci tutsakları sahiplenmesi ve hücrelere karşı yükselttiği eylemlilikler nedeniyle bugüne kadar hayata geçirilemedi.

Fakat bu erteleme hücre saldırılarından vazgeçildiği anlamına gelmiyordu. Tepkileri göze alamayan işbirlikçi uşak iktidar TMY’nin değiştirilmesi, Cezaevi İzleme Kurulları’nın oluşturulması, “af” vb. demagojik ve yalana dayalı içi boş söylemlerle oluşan tepkiyi yatıştırmaya, hücreleri meşrulaştırmaya çalıştı. Meclis açılır açılmaz ilk ele alınacak maddeler olarak düzenlemelerin gündeme getirileceği tartışmalarıyla, oluşan duyarlılığı kırmayı, muhalefeti etkisizleştirmeyi hedefledi. Hiçbir netliği olmayan, belirsiz ifadelerle geçiştirilen düzenleme dedikleri maddeler, hücre saldırısının özünü değiştirmeyen, aksine baskı ve işkence anlamına gelen uygulamaları gizlemeyi amaçlayan bir örtüden başka bir şey değildir. Her yanından delik deşik edilen örtü, gerçekleri gizlemeye yetmiyor.

Faşist devlet F Tipi Hücre Hapishane çalışmalarından vazgeçmiyor. Bu gerçek aylardır hemen her gün tüm dünyanın gözleri önünde kanıtlandı. Hücrelere karşı olan binlerce tutsak yakını, aydın, sanatçı, devrimci-demokrat-ilerici gözaltına alındı, işkencelerden geçirildi. Yaşlı analarımız hücrelere karşı oldukları için Ankara yollarında, İstanbul’da alanlarda öldüresiye dövüldüler. Galatasaray Lisesi önündeki eylemlerde yerlerde sürüklenerek gözaltına alınmak sıradan bir uygulama haline getirildi.

Tüm faşist uygulamalara rağmen ailelerimiz ve tüm duyarlı kamuoyu bizi yalnız bırakmadı. Neredeyse her gün hücrelere karşı eylemlerle yanımızda oldular, Adalet Bakanlığı’na, hükümete çağrılar yaptılar. “Hücreler Ölümdür” dediler. Karşılığında gördükleri ise işkence, dayak ve gözaltından başka bir şey olmadı.

Faşist devlet kararlılık gösterisine girmeye devam etti. “Hücrelere mutlaka geçilecek”, “F tipleri çağdaştır, insan haklarına uygundur” dendi. Hücrelerden vazgeçmeyeceğini açıkça ilan etti. Herkes konuştu. Herkes bir şeyler söyledi. Hücre saldırısına karşı çıkanlar, yanında olanlar söylediler söyleyeceklerini. Artık konuşma sırası biz tutsaklara geldi.

Sürecin başından bu yana faşist devletin bu saldırısının ancak bedelleri göze alabilen bir mücadele çizgisi ile, direnişle püskürtülebileceğini söyledik. On yıllardır ülkemiz hapishanelerinde devrimci tutsakların direnişleri karşısında diz çöken faşist devletin anladığı tek dil buydu. Bugün bir kez daha emperyalizme ve işbirlikçi uşaklarına anladığı dilden cevap vereceğimizi ilan ediyoruz.

Nasıl ki, 12 Eylül cuntasının hapishanelerdeki teslim alma politikaları püskürtüldüyse,

Nasıl ki, 1 Ağustos genelgeleri yırtılıp atıldıysa,

Nasıl ki, 1991’de Eskişehir tabutluğu kapattırıldıysa,

Nasıl ki, 1996’da Ölüm Oruçları’yla Eskişehir Tabutluğu bir kez daha kapattırılıp, halka yönelik saldırıların önüne barikat olunduysa, bugün yine aynı görevle karşı karşıya kalan biz devrimci tutsaklar olarak şehitlerimizin bize gösterdiği yoldan tereddütsüz yürümeye devam edecek, halk düşmanlarına bir kez daha diz çöktüreceğiz.

Bugün, kararlılık gösterisinde bulunanlar yine dizlerinin üzerinde gelecekler; biz devrimciler ise zaferimizi tüm dünyaya ilan edeceğiz.

Kararlıyız;
Bedeli ne olursa olsun ödemekten çekinmeyeceğiz. Ama hücrelere girmeyeceğiz. Hepimizi katledebilirler, Ölüm Oruçları’nda şehit düşebiliriz; hapishanelerde tek bir yoldaşımız kalabilir. Ama bu durumda bile o tek bir tutsağı sağ olarak hücrelere sokamayacaklardır.

Hücreleri yaptırtanların başına yıkacağız. Ölüm Oruçları’nda, Buca, Ümraniye, Ulucanlar, Burdur, Bergama hapishanelerinde direnen, şehit düşen yoldaşlarımızın kanlarıyla, canlarıyla yazdığı tarihe layık olacağız. Bizleri hücrelere sokmak isteyenlerin önüne bedenlerimizle barikat öreceğiz. Artık ülkemiz hapishanelerinde direnişin gür sesi yankılanacak.

Bugün tüm dünyanın huzurunda emperyalizme, işbirlikçilerine ve onların uşaklarına bir kez daha sesleniyoruz; ZAFER BİZİM, İŞBİRLİKÇİLİK, UŞAKLIK, YENİLGİ VE TESLİMİYET SİZİN TARİHİNİZDİR. Tarihimize hiçbir zaman leke sürdürmedik, sürdürmeyeceğiz. Tarihe yeni, onurlu sayfalar eklemeye devam edeceğiz. Bu inanç ve kararlılıkla, işbirlikçi uşak iktidarın hücre tipi hapishaneler temelinde tüm halka yönelik sürdürdüğü politik saldırıya karşı 20 Ekim tarihinden itibaren, belli bir süreden sonra ise Ölüm Orucu eylemine dönüştüreceğimiz Süresiz Açlık Grevi direnişimize başlıyoruz. DHKP-C, TKP(ML) ve TKİP olarak, yürüteceğimiz böylesine tarihsel bir direniş sürecini başlatmanın coşkusunu, moralini taşıyor, direnişimize başlama kararını açıkladığımız bu andan itibaren zaferi kazandığımızı biliyoruz.

Direnişimizin talepleri:
1- Bugüne kadar yapımı süren, esas olarak devrimci tutsakları tecrit, yalnızlaştırma, işkence yöntemleriyle teslim alma, kişiliksizleştirme politikaları çerçevesinde gündeme getirilen F Tipi Hücre hapishaneleri kapatılmalıdır.

2- Bütün bir halkı “terörizm” demagojisi ile suçlayarak “zanlı” haline getiren; işkence, katliam ve infazları yasallaştıran, bunları gerçekleştiren işkenceci-katilleri koruyan 3713 sayılı Anti-Terör yasasının sadece F Tipi hücreleri yasal dayanağını oluşturan 16. maddesi değil, tamamen anti-demokratik olan ve sonuçları artık iyice görülen bu yasa bütün sonuçlarıyla birlikte kaldırılmalıdır.

3- Kamuoyunda “Üçlü Protokol” olarak tanınan, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı’nın ortak imzalarından oluşan, tutsakların savunma hakları ve tedavi hakları başta olmak üzere hak gasplarına yönelik, avukatlara onursuz arama dayatmasını içeren protokol iptal edilmelidir.

4- Kuruluş amacı ve 1984’ten beri uygulamalarıyla özel-olağanüstü mahkemeler olan Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmalı, verdiği cezalar bütün sonuçlarıyla kaldırılmalıdır.

5- Hapishaneler, belli periyotlarla ilgili kentin Barosu’nun atayacağı avukatlar, Tabipler Odası’nın belirleyeceği hekimler, tutukluların belirleyeceği avukatlar, tutukluların belirleyeceği tutuklu aileleri, Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile insan hakları ihlalleri ile ilgili DKÖ’lerin atayacağı temsilciler ile Tüm Yargı-Sen’in atayacağı temsilcilerinden oluşan bir heyet tarafından, belli periyotlarla denetlenmelidir. Bu denetim keyfiyete bırakılmamalı, yasal güvence altına alınmalıdır.

6- 21 Eylül 1995 tarihinde BUCA hapishanesinde üç arkadaşımızın katledilmesinden;
4 Ocak 1996 tarihinde ÜMRANİYE hapishanesinde dört arkadaşımızın katledilmesinden;
24 Eylül 1996 tarihinde DİYARBAKIR hapishanesinde on arkadaşımızın katledilmesinden;
26 Eylül 1999 tarihinde ULUCANLAR hapishanesinde on arkadaşımızın katledilmesinden ve tüm bu saldırılarda onlarca arkadaşımızın yaralanmasından sorumlu olanlar kamuoyuna açık bir şekilde hızla yargılanıp cezalandırılmalıdır.
5 Temmuz 2000 tarihinde BURDUR hapishanesinde arkadaşlarımıza saldıran, kolları kopartan, yaralayan, tecavüz edenler ve bu operasyonun emrini verenler, kamuoyuna açık bir şekilde hızla yargılanıp cezalandırılmalıdır.
Uğur Sarıaslan, Turan Kılıç, Yusuf Bağ, Mecit Seçkin, Rıza Boybaş, Orhan Özen, Gültekin Beyhan, Aygün Uğur, Berdan Kerimgiller, İlginç Özkeskin, Hüseyin Demircioğlu, Ali Ayata, Müjdat Yanat, Ayçe İdil Erkmen, Tahsin Yılmaz, Yemliha Kaya, Hicabi Küçük, Hayati Can, Ümit Altıntaş, Halil Türker, Abuzer Çat, Mahir Emsalsiz, Ahmet Savran, Aziz Dönmez, Habip Gül, Zafer Kırbıyık, Önder Gençaslan, İsmet Kavaklıoğlu, H. Hüsnü Eroğlu, Mehmet Yalçınkaya, Kalender Kayapınar, Yunus Yaman, Mehmet Batuge, Kadir Demir, Edip Direkçi, Nihat Çakmak, Erkan Perişan, Rıdvan Bulut, Hakkı Tekin, Mehmet Sabri Gümüş, Cemal Çam, Ahmet Çelik, Polat İyit, Engin Huylu, Murat Dil, Uğur Hülagü Gündoğan, Mustafa Kaya, Kazım Tunç isimli arkadaşlarımız değişik tarihlerde sağ olarak tutuklanmışlardı. Bu arkadaşlarımızın can güvenliği devletin sorumluluğundaydı. Bilindiği gibi tutukluluk statüsünün, halk tarafından kabul edilir ve hukuki oluşunun temeli devletin can güvenliğini garanti altına almasıdır. Bu arkadaşlarımız ise devlet tarafından katledildi. Bu arkadaşlarımızı geri istiyoruz...

7- Çeşitli hastalıkları sabit olan, 1996 Ölüm orucu sonrası rahatsızlıkları süren, çeşitli operasyonlarda yaralanan ve tedavileri yapılmayan arkadaşlarımız derhal salıverilmelidir.

8- Değişik tarihlerde ve yerlerde gözaltındayken bizlere işkence yapanlar açığa çıkartılmalı, kamuoyuna açık bir şekilde hızla yargılanıp cezalandırılmalıdır. Bu işkenceciler hakkında gerek savcılıklara gerekse de TBMM komisyonlarına başvurularımız vardır. “Takipsizlik kararları” ile işkencecilerin korunmasından vazgeçilmelidir.

9- Halkların demokrasi ve özgürlük mücadelesi önündeki tüm anti-demokratik yasalar iptal edilmeli, Kürt Ulusu ve diğer Ulusal azınlıklar üzerindeki baskılara son verilmelidir.

KAHROLSUN FAŞİZM YAŞASIN MÜCADELEMİZ!
KAHROLSUN TESLİMİYET, KAHROLSUN TASFİYECİLİK!
ÖLECEĞİZ AMA HÜCRELERE GİRMEYECEĞİZ!
YAŞASIN GENEL DİRENİŞİMİZ!
BİZ KAZANACAĞIZ!


DHKP-C Tutsaklar Örgütlenmesi
TKP(ML) Cezaevleri Parti Komitesi
TKİP Cezaevleri Merkezi Örgütlülüğü





SAG Direnişçilerinden ailelere çağrı:

Zaferi sizinle birlikte kazanacağız!


Ailelerimiz;

“F TİPİ” HÜCRELERE karşı sizlerin dışarıda, bizlerinse içeride sürdürdüğü mücadele bugün belli bir noktaya gelmiş bulunmaktadır.

Aylardır sabır ve özveriyle, “Hücreleri Yıkacağız!” inancı ve kararlılığıyla, her türden saldırıya rağmen ilmek ilmek örüp bugünlere getirdiğimiz mücadelemiz yeni bir döneme giriyor.

Bedenlerimizi bir kez daha açlığa yatırıyoruz... Bugüne kadar yaptığımız değişik biçimlerdeki eylemlerimiz, açıklamalarımız ve duyurularımızla, F TİPİ HÜCRELERE karşı tavrımızı sürecin başından itibaren net bir biçimde ortaya koymuş ve devrimci tutsaklar olarak “HÜCRELERE GİRMEDİK, GİRMEYECEĞİZ!..” diye haykırmıştık. Ama faşist devlet, siz ailelerimizin dışarıda, bizlerinse içeride gündeme getirdiği tüm eylem ve açıklamalarımıza, duyuru ve çağrılarımıza kulaklarını kapamayı bilinçli olarak tercih etti.

En son Ulucanlar Hapishanesi’nde yaşanan katliamın ardından, F TİPİ HÜCRELER’e geçiş hazırlığını kesintisiz sürdüren ve giderek de boyutlandıran faşist devlet, bir yandan tabutlukların inşasını devam ettirirken, diğer yandan da -Burdur ve Bergama Hapishaneleri’nde olduğu gibi- F Tipi saldırıya geçişin zeminini yaratmaya durmaksızın devam etti. Başta Adalet Bakanı ve Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü olmak üzere hemen hemen tüm faşist devlet yetkilileri, neredeyse her gün televizyon ekranlarında, gazete sütunlarında boy gösterip F TİPİ HÜCRELERİ cilaladılar. İnsanlık onurlarını yitirmemiş, duyarlı, ilerici-demokrat kişi ve kurumları ve nihayet siz ailelerimizi “ikna” için F TİPİ HÜCRELERİ gezdirdiler.

“Hücre nerede, bunlar oda” dediler...

“İşte güneş de alıyor” dediler...

“Büyük pencereleri var” dediler...

“Üstelik çocuğunuz banyo-tuvalet sırası da beklemeyecek” dediler...

“Örgüt baskısından kurtulacak” dediler...

Yalan ve çarpıtmalarını günden güne büyütseler de başaramadılar.

Hiçbir yalana, hiçbir çarpıtmaya, hiçbir karalama ve kandırma çabasına pirim vermeden, başınızı-başımızı onurla, dimdik ayakta tutmaya devam ettiniz. “İç düzenleme”, “tecrit olmayacak” gibi aldatmacalara, göz boyamalara kanmadınız. F TİPİ HÜCRELER’in işkence ve ölüm olduğu gerçeğini eylemlere döktünüz. Bunun için coplandınız, yerlerde sürüklendiniz, dövüldünüz. Yaşlı bedenlerinize saldırıldı, gözleriniz, kaşlarınız patlatıldı. “Hücrelere Hayır!..” deyip, evlatlarınıza-geleceğinize sahip çıktığınız için gözaltına alınıp, ahlaksızca işkencelerden geçirildiniz... Faşist devletin F TİPİ HÜCRELERLE, biz devrimci tutsakları ve tüm halkı teslim almak istediğini; bizi biz yapan düşüncelerimizden, siyasi kimliğimizden soyundurarak, insani erdemlerimizi, onurumuzu ayaklar altına almak, kişiliksizleştirmek ve bir hiç haline getirmek istediğini, cellatların suratına tüm kininizle haykırdınız.

“Evlatlarımızı Biz Doğurduk Size Öldürtmeyeceğiz!..”, “Anaların Öfkesi Katilleri Boğacak!..”,

“Hücre İşkenceli Ölümdür; İzin Vermeyeceğiz!..” diyerek inatla faşist devletin gerçek niyetini tüm ülkeye, tüm dünyaya duyurdunuz.

F TİPİ HÜCRELER tek kelimeyle tabutluktur.

F TİPİ HÜCRELER’le biz devrimci tutsaklar nezdinde tüm halka dayatılan teslimiyettir.

F TİPİ HÜCRELER uzun süreli-işkenceli ölümdür.

AİLELERİMİZ;
Zulmün ve teslimiyetin karşısında;

Onurumuzun, siyasi kimliğimizin ve kişiliğimizin ayaklar altına alınması karşısında;

Ülkemizin ve halkımızın eşit, özgür, sınıfsız ve sömürüsüz geleceği için direnecek, bedenlerimizi açlığa yatırarak zulmü bir kez daha dize getireceğiz. Bu uğurda gerekirse ölecek, ama asla hücrelere girmeyecek, teslim olmayacağız.

Siz değerli ailelerimizin bugüne kadar olduğu gibi bugün de, direnen ve teslim olmayan evlatlarınızın yanında olacağını biliyoruz. “Evlatlarımızı Hücrelere Sokmayacağız!..” kararlılığıyla yolunuza devam edeceksiniz. Hücreleri sizlerle, halkımızla parçalayacağız. Acıyı, onuru, direnişi ve zaferi birlikte yaşayacağımız böyle bir süreçte omuz omuza direnmek en büyük gücümüz, en büyük onurumuzdur. Direnecek ve birlikte kazanacağız!.. Zafer bizlerin olacak!..

AİLELERİMİZ;
Biz devrimci tutsaklar, direnişi zaferle sonuçlandıracak koşullara, kararlılığa ve güce sahibiz. DHKP-C, TKP(ML) ve TKİP’li tutsaklar olarak, böylesine tarihsel bir direniş sürecini, 20 EKİM 2000 tarihinde başlatmanın coşkusunu ve moralini taşıyor, daha şimdiden zaferi kazandığımıza inanıyoruz.

20 EKİM 2000 tarihinde başladığımız SÜRESİZ AÇLIK GREVİMİZİN talepleri şunlardır:

(Bu talepler orta sayfamızda yayınladığımız metindeki taleplerin aynısı olduğundan burada tekrar verilmesine gerek görülmemiştir-Kızıl Bayrak)

Zulme boyun eğmeyecek, direnecek, savaşacak, ve kazanacağız!..
Yaşasın direniş, yaşasın zafer!..
Hücrelere girmedik, girmeyeceğiz!..

DHKP-C, TKP(ML) ve TKİP tutsakları





SAG direnişçilerinin aydınlara hitabeden açıklamasından...

Sizleri direnişimize güç vermeye çağırıyoruz!


Sizin de bildiğiniz gibi, neredeyse bir yıldan daha fazla bir zamandır, “F Tipi Hapishane” adı altında biz devrimci tutsaklara yönelik yeni bir saldırı dalgası başlatılmıştı. Tecrit ve yalnızlaştırma üzerine kurulu bu saldırının özü, bizlerin siyasi kimliklerini yok etmek, hapishanelerdeki örgütlülüğümüzü tasfiye etmek üzerine kuruludur. Örgütsüzlüğün, bireyciliğin alabildiğine körüklendiği ülkemizde, yıllardır direnişin odağı olma misyonunu yitirmeyen hapishaneler, devlet açısından mutlaka yok edilmesi gereken hedeflerin başında gelir. Özellikle 12 Eylül cuntasının ardından, kısa dönem yaşanan göreceli sakin ortamları saymazsak -ki bu süreçler de devlet tarafından yeni bir saldırının hazırlığı biçiminde değerlendirilmiştir-, hapishaneler sürekli bir irade çatışmasına sahne olmuştur. Bunlar, sizin de şu ya da bu ölçüde yaşayarak, gerekse de bir gazeteci, duyarlı demokrat, ilerici bir insan olarak yakından tanık olduğunuz gerçeklerdir.

Yine ülkemiz hapishaneler tarihine bakıldığında çok açık olarak görülen bir gerçek daha vardır ki, devletin saldırıları salt hapishanelerle sınırlı kalmamış, saldırılar daima ülkemiz emekçi halklarına karşı yürütülen kapsamlı saldırıların bir parçası olmuştur. Bu gerçek bugün de değişmemiştir. Bugün halklarımıza dayatılan IMF ve Dünya Bankası programlarıdır. Hücreler de bu programdan bağımsız değildir, bağımsız ele alınmamalıdır. Bizzat emperyalizmin dayatmalarıyla gündeme getirilmiş bu gerçek, Başbakan Ecevit’in “Hapishanelerde istikrar sağlanmadan, ülkede istikrar sağlanamaz” sözlerinde ifadesini bulmuştur. Öyle ki, bu ifadenin hemen ardından, tam da Ecevit’in ABD gezisinin öncesinde, Ulucanlar katliamı gerçekleştirilmiş ve bu durum emperyalizme hücrelere geçileceğinin teminatı olarak gösterilmiştir. Onun için bir kez daha vurgulamalıyız ki, “F TİPİ” denilen HÜCRE HAPİSHANELER emperyalizmin halkı bir bütün olarak teslim alma operasyonunun önemli bir parçasıdır.

Bu nedenle;
İşçilere yapılan saldırılar ve hak gaspları; özelleştirmelere ve bunun bir sonucu olarak işten atılmalara hız verilmesi; grevlere getirilen yasaklar, sendikasızlaştırma ve yüzde 10 barajı gibi uygulamalarla yapılmaya çalışılan tasfiye operasyonları, HÜCRE HAPİSHANELER saldırısıyla iç içedir. Kamu emekçilerine yapılan saldırılar ve hak gaspları; tüm çalışanlara reva görülen “sadaka” zamlar, sendikal örgütlenmelerine getirilen engeller ve KHK’lar yoluyla yapılmaya çalışılan “disipline etme” planları, HÜCRE HAPİSHANELER saldırısıyla iç içedir.

Köylülere yapılan saldırılar ve hak gaspları; talan fiyatları ile dayatılan açlık ve yoksulluk, girdi fiyatlarına yapılan zamlar ve destekleme alımlarına getirilen kısıtlamalar, özelleştirme uygulamaları ile tarım kesimine dayatılan tasfiye, HÜCRE HAPİSHANELER saldırısıyla iç içedir.

Gençliğe yapılan saldırılar ve hak gaspları; YÖK cenderesine sıkıştırılmış ve birer ticarethane haline getirilmiş üniversiteler, eğitim hakkının gaspı, tüm üniversite emekçileriyle birlikte öğrencilerin söz, karar ve örgütlenme haklarının gasp edilmesi, kışla disiplini dayatmaları, polis zoru gibi tüm saldırılar, HÜCRE HAPİSHANELER saldırısıyla iç içedir.

Bu liste, kuşkusuz tüm halk kesimlerini içine alan bir tarzda sayfalar dolusu uzatılabilir. Yoksul gecekondu halkı, işsizler ordusu, kadınlar, çocuk işçiler, kaçak çalıştırma, sokak çocukları, küçük üreticiler, yoksul köylüler ve diğer halk kesimleri için sıralanabilecek çokça sorun vardır. Ama öz olarak dile getirmek istediğimiz; IMF ve Dünya Bankası dayatmalarıyla yaşama geçirilmeye çalışılan ve asıl olarak SABANCILAR’ın, KOÇLAR’ın “huzurunu ve istikrarını” sağlamayı hedefleyen ekonomik ve siyasi programların halka karşı topyekün bir savaşa dönüştüğüdür.

Bugün HÜCRE HAPİSHANELERE karşı olmak demek, ülkemiz demokrasi mücadelesinin önemli bir parçasıdır. Yukarıda saydığımız ekonomik, sosyal ve siyasal saldırılar göz önüne alarak demeliyiz ki; hak ve özgürlüğümüzü istemek; eşitlik ve adalet istemek; sömürüsüz, bağımsız ve demokratik bir ülke istemek, HÜCRE HAPİSHANELERE karşı olmak demektir.

Tüm bu gerçeklerden hareketle; tüm bu saldırıların önüne barikat olmak, ülkemiz halklarının özgürlük ve demokrasi mücadelesini daha da ileri taşımak, emperyalizmin tasfiye planlarını boşa çıkarmak için HÜCRELERDE somutlanan saldırılara karşı 20 EKİM 2000 tarihinden itibaren, DHKP-C, TKP(ML) ve TKİP tutsakları olarak, aşağıda sıraladığımız talepler için ÖLÜM ORUCU temelinde yürüteceğimiz SÜRESİZ AÇLIK GREVİNE başlıyoruz. Bu mücadelenin hep birlikte yürütmemiz gereken demokrasi ve özgürlük mücadelesi olduğu bilinciyle direnişimize güç vermenizi ve birlikte olacağımızı bekliyor, çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.
(...)
BİZ KAZANACAĞIZ!..

Bayrampaşa, Ümraniye, Bursa, Çanakkale, Bartın, Gebze, Malatya, Çankırı, Aydın, Buca, Ulucanlar, Uşak, Ceyhan, Niğde ve Yozgat hapishanesindeki
DHKP-C, TKP(ML) ve TKİP Tutsakları.






Devrimci tutsaklar Süresiz Açlık Grevi direnişindeler

Direnişe sahip çıkalım, hücreleri yıkalım!


Türkiye cezaevlerindeki devrimci tutsaklar 20 Ekim tarihinden itibaren Süresiz Açlık Grevi direnişindeler. F Tipi hücre cezaevlerinin kapatılması ve gaspedilen tüm hakların iade edilmesi, direnişin temel talepleri arasında. Tutsaklar direnişlerini ileriki aşamada Ölüm Orucuna dönüştüreceklerini açıklamış bulunuyorlar. Böylece cezaevleri yeniden büyük direnişlere ve çatışmalara, ama aynı zamanda kitlesel ölümlere sahne olacak. Eğer biz sesimizi yükseltmezsek, karşı koymaz ve saldırıların önüne barikat olmazsak, bu ağır bedel kaçınılmaz olacak.

Türk devleti, 12 Eylül faşist cuntasından sonra siyasi tutsaklara karşı sistematik olarak baskı ve işkence uyguluyor. Amaçları, tutsaklara boyun eğdirip kişiliksizleştirmek, politik kimliklerinden vazgeçirmek, olmazsa öldürmektir. Bu bir devlet politikasıdır. Adına F Tipi denilen cezaevleri bu politikanın bir aracıdır. Türkiye’nin faşist rejimi on yıl önce bu politikayı uygulamak istedi, bunun için defalarca katliamlara girişti. Ama tutsakların kararlılığı hücre saldırısını her defasında püskürttü. Ne var ki devlet hiçbir zaman niyetinde vazgeçmedi. En son olarak Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde akılalmaz bir vahşet sergileyerek bir katliam gerçekleştirdi, 10 tutsağı katlederek, onlarcasını yaraladı. Amaç bir kez daha hücre sistemine geçmenin yolunu açmaktı. Arkasından aynı amaçla Burdur ve Bergama cezaevlerinde benzeri katliam provaları yapıldı. Her katliam girişimi tutsakların ölümüne direnişiyle karşılaştı. Bunu dışarıda tutsak yakınlarının mücadelesi, aydınların, sanatçıların, hukukçuların, yazarların, meslek odaları ve sendikaların eylemli tepkileri izledi. Böylece devlet köşeye sıkıştırıldı ve savunma çizgisine itildi.

Şimdi Türk devleti sinsi ve kirli bir hazırlık içindedir. Hücre karşıtı muhalefeti zayıflatmak, bölmek ve hücreleri topluma şirin göstermek için aldatıcı bazı değişikliklere gidiyor. Yalana dayalı sistematik bir propaganda yürütüyor. Sayısız manevralarla tutsaklara hücreleri dayatıyor. “Ne pahasına olursa olsun hücre sistemine geçilecektir” diyerek, katliam çığlıkları atıyor. Bunun karşısında ise tutsaklar, “Öleceğiz ama hücrelere girmeyeceğiz” şiarını sarsıcı bir kararlılıkla yükseltiyorlar.

Devrimci tutsaklar kendilerine dayatılan işkence ve katliamlara, hücre saldırısına boyun eğmediler ve eğmeyeceklerdir. Siyasi kimliklerini ve ilkelerini korumak için hiçbir bedel ödemekten kaçınmayacaklarını defalarca kanıtlamışlardır. Şimdi de amaçları ve inançları uğruna büyük bir direniş başlatmış bulunuyorlar. Onlar işçilerin ve emekçilerin çıkarları için, bizim onurumuz için direniyorlar. Direnişlerine sahip çıkarak onurumuzu koruyalım. Tepkilerimizi eylemli olarak ortaya koyalım. Onların çağrılarına yurtdışında güçlü bir şekilde karşılık verelim. Tutsakların ölümüne direnişlerini direnişimizle güçlendirelim. Hep birlikte hücreleri sahiplerinin başına yıkalım.

BİR-KAR





Bedenlerimizi siper edip kazanacağız!


Devletin 1996 yılında biz devrimci tutsaklara yönelik olarak başlattığı “hücre tipi” cezaevi saldırısı bugün daha farklı boyutlarda, daha da artarak sürüyor.

Devlet, 26 Eylül 1999’da Ulucanlar’da yaptığı katliamla, bundan sonra hapishanelerde nasıl bir yol izleyeceğini de ortaya koymuştur. Şimdiye kadar yapılan saldırılarda olduğu gibi F tipi saldırısı da, onurumuzu, inancımızı, ideallerimizi teslim almaya yöneliktir. Ancak şimdiye kadar başaramadılar, bundan sonra da hiçbir şekilde başaramayacaklar. Biliyoruz, bedelleri büyük olacak. Bedeller devrimci tutsakları bugüne kadar korkutamadı, bugün de korkutamıyor. Asıl korkulması gereken şey, iradeyi düşmana kaptırmaktır.

‘84-‘96 ÖO’nda olduğu gibi, Buca, Ümraniye, Ulucanlar direnişlerinde olduğu gibi, devletin boyutlu saldırılarına, bedenlerimizi siper edip kazanacağız.

Devrimci tutsakların diğer hapishanelerde başlatmış olduğu süresiz açlık grevine, ben de Ermenek hapishanesinde başlıyorum. Taleplerimiz kabul edilinceye kadar SAG’a devam edeceğim.

Biz kazanacağız!
Hücreleri yıkacağız!

Ertuğrul Kaya/Ermenek Cezaevi