ARSIVANA SAYFA
 
5 Ağustos '00
SAYI: 28
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
Kamu emekçilerine kararname saldırısı
MGK komutasında İMF-TÜSİAD operasyonları
KESK bürokratları ve KHK
DİSK'in II. Genel Kurulu
Kendini tekrar ve yokoluş

Konuşmalar ya da DİSK'in "D"si
TİS komitelerinde örgütlenelim!
Burjuvazi hayvanca sömürüde sınır tanımıyor!
Sendika ağalarının sermaye için artan önemi
Öncü-devrimci kamu emekçilerinin...
Eğitim-Sen 4. Olağan Kongresi üzerine
Gençlik hareketi ve partinin güncel...
Metal işkolunda TİS süreci ve sendikaların durumu
Cezaevleri Merkezi Koordinasyonu açıklamaları
Fikret Başkaya ile konuşduk...
Hücre karşıtı eylemler ve devrimci meşruiyet
Yeniden Galatasaray'da yız!
Komünistler ve zindan politikası!
Cezaevinden grevdeki EXSA işçilerine mektup...
MGK'nın Kıbrıs'a müdahale planı yürürlükte!
Komünist militanlardan parti programı üzerine...
Kızıl Bayrak hakkında konuştuk
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
EXSA işçisinden mektup...

“En anlamlı desteği Ceyhan Cezaevi’ndeki
tutsaklardan aldık”



Daha önce yine bir tekstil fabrikasında taşeron olarak çalışıyordum. Kadrolu işçilerle aynı işi yapmamıza rağmen, onlar bizden daha yüksek ücret, bayramda ve özel günlerde ikramiye alıyorlardı. Biz bu olanaklardan yararlanamıyorduk. Bundan dolayı kafamda soru işaretleri belirmeye başladı. Diğer bölümler sendikalı, bizim bölüm sendikasızdı. Bizim bölümde sendikal mücadele yürüten birkaç arkadaş olduğunu duydum. Ben de uğraşmaya başladım. Sendikaya kayıt oldum. Ancak arkadaşlarla beraberlik yakalanamadı. Bizim bölüm kapatıldı, işsiz kaldık.

Daha sonra EXSA’da çalışmak zorunda kaldım. Çalışma koşulları çok ağırdı. Sendikamız yoktu. Hastalandığımızda doktora çıkarılmıyorduk. Revire çıkma olanağımız da yoktu. Bir keresinde çok kötü hastalandım. Revirin kapısı kilitliydi. Her tarafım titrediği halde çalışıyordum. Hasta halimle 15 gün boyunca çalıştım. 15 günün sonunda dışarıda doktora gidebildim. Doktor tifo teşhisi koydu. Ayrıca, “Kızım sen hayvan mısın ki muayeneye gelmiyorsun, aradan on beş gün geçmiş, neden daha önce gelmedin?” diyerek sert tepki gösterdi. Ben buna karşılık “çalıştığım fabrikada vizite vermediler, o yüzden gelmedim” dedim. “Çalışma Bakanlığı denilen bir şey var, senin haberin yok mu!” karşılığını verdi.

O zaman uyanmıştım. Sırtımı dayayabileceğim bir güç olduğunu düşündüm ve fabrikada işverene karşı daha farklı tavırlar almaya başladım. Örneğin zorunlu mesaiye kalmam gerekiyordu, ama ben kalmıyordum. Patron, “ senin dilin çok uzadı, çıkışını veririm” diyordu. Ben de “verin” diyordum. Ondan sonra aynı bölümde çalışan arkadaşlarım da zorunlu mesaiye kalmamaya başladılar. Böylece zorunlu mesai ortadan kalktı. Daha sonra sendikaya kayıt olduk. Sendikaya kayıt süreci uzadı. İşveren sudan bahanelerle arkadaşları işten atmaya başladı. Ücretlerimiz seksen milyondu. Biz 105 milyon istiyorduk. İşveren baskısını çok artırmıştı. Müdürler bayanların soyunma odalarına bile giriyorlardı.

Sonunda greve gittik. Çünkü çok zor koşullarda sendikalı olmuştuk. EXSA organize sanayinde ilk sendikalı olan fabrikaydı ve biz sendikalaştıktan sonra bu örgütlülüğün organize sanayide de etkili olabileceğini düşündük. Şu an grevimizin 45. günü. Bu süre içerisinde bir takım kurum, kuruluş, sendika ve partiler destek ziyaretinde bulundular. Bir takım vaadlerde bulundular. Ancak bu vaadlerin hiçbiri yerine getirilmedi. Yani anlamlı bir sınıf dayanışması gösterilmedi. En anlamlı desteği Ceyhan Cezaevi’ndeki tutsaklardan aldık. Sınırlı koşullarına rağmen bize yirmi milyon para göndermişler. Paranın miktarı hiç önemli değil, bence çok anlamlı bir destek. Her hatırladığımda duygulanıp ağlıyorum. Bir de mektup göndermişler. Dışarıdaki insanların bu kadar duyarsız olduğu bu süreçte onların böyle bir duyarlılığı göstermeleri gerçekten çok anlamlı. Onlara çok teşekkür ediyorum. Bütün işçiler haklarını sahiplenmelidir. Geçenlerde Ankara’ya gittim, eşimle beraber. Orada taleplerimizi sloganlarla haykırdık. Sendikalara uygulanan %10 barajını protesto ettik. Sayımız oldukça azdı. Bütün EXSA işçileri eyleme katılmalıydı. Çünkü bu dava sadece benim davam değil, hepimizin davası. Ben her etkinliğe eşimle beraber gidiyorum. Bütün işçi arkadaşlar da bunu yapmalı. Eş-dost, akrabasını alıp her eyleme gitmeli. Her eyleme daha kitlesel gitmeliyiz. Ancak o zaman sesimiz yankı bulur.

Bir grevci EXSA işçisi




Gazetemize eleştiriler ve öneriler


Eleştiri bir silahtır. Bu silah duruma göre olumlu ya da olumsuz yönde kullanılabilir. Ama bana göre bu silahı kullanabilmek için bir emek harcamak-sunmak gerektiğini düşünüyorum.

* Öncelikle belirtmem gerekir ki gazetemizin bir-iki sayfasını kültür-sanat alanında kullanıyoruz, ama bu bazen kesintiye uğrayabiliyor. Bu tür sayfaları süreklileştirebilmeliyiz. Bu alanın önemini bir kez daha vurgulamak gereksizdir. Yelpaze geniştir: Kitap tanıtımından tarihe malolmuş ilerici-devrimci sanatçıların tanıtımına, sanat üzerine denemelerden hikayelere, düzen açısından sanat ve edebiyat, sosyalizm açısından sanat ve edebiyat vb, vb...

* Haftanın gündemi ya da konuları ile ilgili olarak okuyucu kitlesine yönelik marksist-leninist klasiklerden alıntılar yapılabilir mi? Örneğin gazetemizde bir hafta sendikalar işleniyordur. Tutulup klasiklerden can alıcı noktalar küçük kutucuklar şeklinde ya da farklı biçimde kullanılabilir. Bu örneğin geçmişte Ekim’de etkin bir şekilde kullanılıyordu. Eksen’in birçok kitabında bu tarza rastlanıyor.

* Bir başka öneri olarak şu getirilebilir: Örneğen gazetemizde NATO’yu, MAİ’yi, MİGA’yı, İMF, Dünya Bankası ya da daha değişik (YÖK’ü) oluşumları anlatan yazılar yazılırken, yazının yanında küçük kutucuklar halinde NATO kimdir, nedir? gibi bir kimlik açıklaması yapılıyordu. Bunun devam etmesini istiyorum.

* Gündemi kovalayan röportajlar yayınlıyoruz. Devam etmeliyiz.

* Tüm yodaşlarımızın, okurlarımızın yayınlarımızı eleştirel bir incelemeye tabi tutmaları, durmadan geliştirici öneriler sunmaları gerektiğini düşünüyorum. Yayınlarımızı her alanda beslemek bizim için görevdir. Hak-görev bağını iyi kurarak gerekeni yerine getirebilmeliyiz.

D. Dara




Tekstil işçileri gezisine 250 işçi katıldı


23 Temmuz’da DİSK Tekstil Sendikası’nın organize ettiği geziye biz devrimci tekstil işçileri de kitlesel olarak katıldık. Düzenlenen geziye yaklaşık 250 tekstil işçisi katıldı.

Gezi öncesi çalıştığımız işletmelerde gezi biletlerinin satışı ile birlikte tekstil işçilerinin sorunlarını da işlemeye çalıştık. Gezi öncesi düzenlediğimiz toplantılarda geziye kitlesel katılımla birlikte, diğer işletmelerdeki sınıf kardeşlerimizle kaynaşmayı, bir dönemdir yürüttüğümüz tekstildeki sınıf çalışmasını daha da güçlendirmeyi ve çeşitli araçlarla beslemeyi hedefledik.

Geziye kendi çalışmamız üzerinden yaklaşık 60 işçi taşıdık. Bizim dışımızda gelen işçilerin ağırlıklı bir bölümünü, Esenyurt’ta kurulu ve yakın dönemde sendikal örgütlülüğü başaran Cengiz Tekstil işçileri oluşturdu.

Gezide Tekstil Sendikası 1 No’lu Şube Başkanı, tekstil işçilerinin sorunlarına değinen bir konuşma yaptı. İşçilerin sendikalarda örgütlenmesi gerektiğini, bunun için işyerlerinde sendikal çalışmanın zorunluluğuna dikkat çekti. Konuşmanın ardından tekstil işçilerinin ihtiyaçlarını yeterli şekilde gözetmeyen ve somut hedefler ortaya konmayan, son 1,5 yılı kapsayan bir siyasal değerlendirme okundu. Çeşitli işletmelerdeki işçiler ise geziye ilişkin okudukları mesajlarda gezinin anlamı ve öneminin yanında, siyasal süreçlere (hücre saldırısı vb.) dikkat çektiler.

Biz devrimci tekstil işçileri açısından gezi çok olumlu geçti. Ön çalışmayı iyi örmemizin üzerinden taşıdığımız kitlenin yanında yeni insanlarla tanışmak ve sorunlarımızı paylaşmak önemliydi. Buna rağmen geziye dönük politik müdahale konusunda yetersiziklerimiz de oldu. Gazetemizi işçilere satmak isterken, geziyi kendilerinin organize ettiği havasında olan dar bir çevrenin engellemeleriyle karşılaşıldı. Buna rağmen gazete satışı yapıldı. Aynı çevre tartışma platformunu kendi taşıdıkları güçlerle yapmak yoluna gittiler. Ortak bir tartışma kürsüsü yönündeki müdahalemiz ise sonuçsuz kaldı. Oysa tartışma platformunu tekstil işçilerinin sorunlarının tartışıldığı bir mücadele platformuna dönüştürebilirdik. Bunun dışında kitlemizle ayrı bir tartışma platformu düzenleyip, grupçu tavrı, işçilerin kaynaşmasının önüne geçen bu anlayışı teşhir edebilirdik. Bir başka eksikliğimiz tekstil işçilerine dönük propaganda broşürümüzün etkinlik sırasında dağıtımının yapılmamış olmasıdır.

Tekstil işçileri uzun bir dönemden sonra yeniden hareketlilik içerisine girmiş bulunuyor. Yakın dönemde Haramidere’de kurulu Tam-Teks işçilerinin sendikal örgütlülüğü başarmasının ardından Cengiz Tekstil işçierinin direnişi, bir dizi atölye ve işletmede sefalet ücretlerine, zorunlu mesailere, sigortasız ve örgütsüz çalıştırılmaya karşı işçilerin tepkisini ortaya koyması bunu gösteriyor.

Biz devrimci tekstil işçilerine şimdi daha büyük bir sorumluluk düşüyor. Yürüttüğümüz faaliyeti her yönden güçlendirmek ve geliştirmek için büyük çaba harcanması gerekiyor.

Kahrolsun ücretli kölelik düzeni!
Yaşasın emeğin kurtuluşu kavgası!


Rumeli Yakası’ndan devrimci tekstil işçileri