ARSIVANA SAYFA
 
5 Ağustos '00
SAYI: 28
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
Kamu emekçilerine kararname saldırısı
MGK komutasında İMF-TÜSİAD operasyonları
KESK bürokratları ve KHK
DİSK'in II. Genel Kurulu
Kendini tekrar ve yokoluş

Konuşmalar ya da DİSK'in "D"si
TİS komitelerinde örgütlenelim!
Burjuvazi hayvanca sömürüde sınır tanımıyor!
Sendika ağalarının sermaye için artan önemi
Öncü-devrimci kamu emekçilerinin...
Eğitim-Sen 4. Olağan Kongresi üzerine
Gençlik hareketi ve partinin güncel...
Metal işkolunda TİS süreci ve sendikaların durumu
Cezaevleri Merkezi Koordinasyonu açıklamaları
Fikret Başkaya ile konuşduk...
Hücre karşıtı eylemler ve devrimci meşruiyet
Yeniden Galatasaray'da yız!
Komünistler ve zindan politikası!
Cezaevinden grevdeki EXSA işçilerine mektup...
MGK'nın Kıbrıs'a müdahale planı yürürlükte!
Komünist militanlardan parti programı üzerine...
Kızıl Bayrak hakkında konuştuk
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
MGK’nın Kıbrıs’a müdahale planı yürürlükte!

Tehdit kampanyası büyüyor,
faşist zorbalığın önü açılıyor...



Kuzey Kıbrıs halkının işgale karşı büyüyen tepkisini engellemeye dönük baskı ve provokasyonlar, MGK tarafından belirlenen program çerçevesinde yeni bir düzey kazandı. Uzun süredir yapılan müdahaleler böylelikle sistematik bir hale getirilmiş oldu.

MGK tarafından hazırlanan program Kuzey Kıbrıs halkının yükselen tepkilerinin önüne geçmeye dönük olarak mevcut rejimin yapılandırılmasını içeriyor. Bu plana göre mevcut hükümet istifa ettirilecek, bu istifanın ardından toplanacak bir teknokratlar hükümeti ise başkanlık sistemi için gerekli düzenlemeleri yapacaktır. Bu programın yaşama geçirilmesi için bir de hareket planı belirlenmiş durumda. Bu hareket planı özünde, programın önünde engel olarak görülen Eroğlu hükümetinin istifa ettirilmesine dayanıyor. Çünkü Eroğlu hükümeti istifa etmemekte direniyor.

Hareket planının uygulamaya geçirilmesiyle beraber, Eroğlu hükümetinin istediği 5 milyonluk “yardım” askıya alındı. Böylelikle askıda tutulan bu “yardım” Eroğlu
EKİM Kültür-Sanat Üretim Derneği
Yönetim Kurulu Başkanı Kazım Öngen:

“Bu birliğin devam etmesi şart”


Son dönem Kıbrıs'ta gelişen olayları değerlendirir misiniz?

- Türkiye egemenlerinin yıllardır Kuzey Kıbrıs'ta sürdürdükleri siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel, yaşamın tüm alanlarındaki asimilasyon ve entegrasyon politikalarına son ekonomik paketin dayatılması eklenince, halk uyandı. Dayatılan zorluklar ve halkın getirildiği nokta, bu politikalara halkın tepki koymasını sağladı. Artık yeter noktasına getirilen halk isyanını dışa vurmuştur.

35 örgütün imza koyduğu bir platform oluşturuldu, sizin derneğinizin de imzası var. Siyasi partiler, sendikalar ve kitle örgütlerinden oluşan bu birliğin devamını diğer kesimler istiyor. Siz ne düşünüyorsunuz'?

- Bu birliğin devam etmesi şart. Aksi takdirde bugün bu halkın tepkisini doğru ve nihai zafere ulaştıracak bir olgunun doğması fırsatı kaçırılmış olur. Halkın yeter demesi “spontane” bir çıkıştır. Halk bir kıvılcım bekliyordu ve onu yakalayıp kullandı. Dolayısıyla şimdi halk bir önderlik istiyor. Bugün içinde bulunduğumuz baskılardan ve sömürge rejiminin dayattığı politikalardan kurtulmak için bir çıkış yolu arıyor. Bugün hiçbir parti veya örgüt halkın bu taleplerine cevap verecek bir oluşuma sahip değildir. Bu platformun sol ve sosyalistler açısından devamı büyük önem taşıyor.

Ankara'nın hazırlayıp KKTC'nin önüne koyduğu ve uygulanmasını telkin ettiği ekonomik paket hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

- Kıbrıs'ta bugüne kadar Ankara'nın uyguladığı tamamıyla bir sömürge ekonomisi politikasıdır. Üretimi bitirdiler ve üretim olmayan tüketime dayalı, ranta ve enflasyona dayalı bir ekonomi yarattılar. Önerilen bu paket, doğrudan çalışan ve ücretli kesimlerin üzerine büyük bir yük olacak. Bu paketin uygulanması pek mümkün görünmüyor.

Bu paketi ancak baskı ve terörle uygulayabilirler. Bunun örneği Türkiye'de yaşandı. 24 Ocak kararlarını 12 Eylül askeri darbesiyle uygulayabildiler. Burada da generalin sivil yaşama müdahalesi, askerin; ülkenin ve halkın tepesinde olduğunu hatırlatmadır. Bütün bunlara rağmen hâlâ, dışa karşı ülkede demokrasi var deniliyor.

Yani ülkenizde göstermelik bir demokrasi var, ama uygulanan her şey antidemokratik diyorsunuz. Siz nasıl bir demokrasi istiyorsunuz?

- Demokratik bir düzen ancak emperyalizmin adadan atılmasıyla olur. Kıbrıslı Türk ve Rum emekçilerinin emperyalizme karşı birlikte mücadele ederek kuracakları halk demokrasisi, gerçek demokratik düzen olacaktır.

Cenevre'deki Kıbrıs görüşmelerinden ne çıkar, siz nasıl bir çözüm bekliyorsunuz?

- Cenevre görüşmelerinde masada olan, bugünkü durumun pek fazla değişikliğe uğramadan yasallaşmasıdır. Bugünkü bölünmüşlüğün kalıcı hale gelmesidir. Türkiye'nin gerek ekonomik, gerek politik ve gerekse askeri alanlarda etkinliğinin devam ettirilmesidir.

Türkiye'deki demokrasi güçlerinden ve kültür-sanat merkezlerinden beklentileriniz var mı, nelerdir?

- Türkiye'nin emekçi halk kesimi ve kültür-sanat merkezleri veya kuruluşlarının, Kıbrıs halkının bu sömürge yapısından kurtulmak için verdiği mücadeleye destek vermeleri gerekir. Özellikle Kuzey Kıbrıs'ı kontrolü altında tutan bir ülkenin halkı olarak, Kuzey Kıbrıs halkının kurtuluşu için her türlü desteği vermeleri gereklidir. Kültürel, sanatsal ve siyasal olarak.

(Evrensel/1 Ağustos ‘00)

hükümetine karşı bir şantaj malzemesi olarak kullanılıyor. Çünkü, bugüne kadar Türk sermaye devletinin Kuzey Kıbrıs’a yönelik yaptığı “yardım”ların asıl kaymağını yiyenler Eroğlu’nun da içerisinde olduğu bir avuç işbirlikçi asalak takımıydı. Öyle ki, bu “yardım” adı altında gönderilen parayı işgalin sağlıklı bir biçimde sürmesi için bu işbirlikçilere verilmiş birer rüşvet olarak değerlendirmek gerekir. Eroğlu ve takımının bu nedenle en büyük korkusu, beslendikleri çöplükten yoksun kalmaktır. Elbette, bu para aktarımının yapılmamasının, büyümekte olan toplumsal muhalefete bir ivme kazandıracağı da doğrudur. Ancak Türk sermaye devleti, bu operasyonu tam da toplumsal muhalefeti ezecek koşulları yaratmanın bir aracı olarak gördüğü yerde, böylesi bir riski de göze almaktadır. Tabii ki bununla beraber, Eroğlu hükümetinin fazla dayanamayacağının da hesabı yapılmaktadır.


İşgalci egemenliğin iktisadi boyutu

İşgalci Türk devleti ile işbirlikçi rejim arasında bir tehdit konusu olan bu iktisadi bağımlılık ilişkisini, hiç de tek taraflı olarak değerlendirmemek gerekir. Türk burjuvazisinin sözcüleri, Kuzey Kıbrıs halkının işgale yönelik tepkisi karşısında, sermaye devleti tarafından Kuzey Kıbrıs’a aktarılan kaynakları göstererek Kıbrıs halkını nankörlükle suçluyorlar. Oysa gerçek çarpıtılmaktadır. İşgal sonrasında Türk sermaye devleti tarafından adaya düzenli bir kaynak aktarıldığı doğrudur. Ancak, aktarılan bu kaynakların bir kısmı işbirlikçi takımına rüşvet olarak gittiği gibi, büyükçe bir kısmı da Kuzey Kıbrıs’ın dışalımlarına Türkiye’den karşılanması zorunluluğu getirilmesi ile beraber gerisin geri Türkiye’ye geri dönmektedir.
Kuzey Kıbrıs’ın Türk devletinden aldığı “yardım”lar ile Türkiye’den yaptığı ihracatın yıllık rakamlarının karşılaştırılması, bize bu gerçeği apaçık bir biçimde gösteriyor. Buna göre, Kuzey Kıbrıs’ın aldığı “yardım”ların yıllık tutarı 100 milyon dolar, Türkiye’den yaptığı ihracatın yıllık tutarı ise 300 milyon dolardır. Yani Kuzey Kıbrıs halkı, Türk devletinden yapılan “yardım”lardan en küçük bir pay almadığı gibi, sırtından milyonlarca dolar Türk burjuvazisinin kasalarına aktarılmaktadır. Bu durum Türk devletinin işgaliyle beraber Kuzey Kıbrıs halkı üzerinde kurduğu iktisadi tahakkümün çarpıcı bir aynasıdır.


Yükselen tehdit ve şantaj kampanyası
itiraflar eşliğinde büyüyor

MGK tarafından düğmesine basılan operasyondan sonra Kuzey Kıbrıs halkına yönelik tehditlerin dozajı giderek yoğunlaşırken, tehdit savuranların sayısı da her geçen gün genişliyor. Hükümet sözcülerinden, burjuva kalemşörlere kadar geniş bir cephe, Kuzey Kıbrıs halkının aklını başına alması gibi tehditlerde bulunmaktan hainlik ve nankörlükle suçlamaya kadar, pervasız bir karşı saldırıya geçmiş bulunuyor. Ancak tüm bu tehdit ve kara çalmalar, işgali ve işgalin özündeki burjuva sınıf çıkarlarını da tüm yalınlığıyla ortaya koyuyor.

Örneğin, burjuva sözcülerinden biri Kuzey Kıbrıs halkını nankörlükle suçlarken, bir diğeri ise “Biz Kıbrıs’a Rumların katliamını, tecavüzünü engellemek için girmedik. Biz Türkiye’nin stratejik çıkarlarını korumak için girdik. Şimdi bu çıkarlarımızın zedelenmesine müsaade etmeyiz” sözleriyle, bu nankörlüğün ne anlama geldiğini açıklıyor.

Elbette Türk devleti’nin Kuzey Kıbrıs’ı işgal etmesi sadece gerici çıkarlarının bir gereğidir. Rumlara maledilen işkence ve tecavüzlerin büyük bir bölümü ise işgale zemin hazırlamak için bizzat Türk kontr-gerillası ve tabii ki bunların arasında yer alan Türk sermaye devletinin ajanı Denktaş ve ekibi tarafından gerçekleştirilmiştir. Tecavüz ve cinayetler, işgalden sonra da işgalci güçlerin Kıbrıs halkı üzerinde süreklileştirdiği kirli icraatların bir parçasını oluşturmuştur. Zaten gerici Türk devletinden insani tek bir şey beklemek ham bir hayaldir. Bu devletin sicilinde gerici çıkarları için katliam, cinayet ve tecavüzün her biçimi mevcuttur. Kürdistan bu devletin aynasıdır.


Kıbrıs halkının kendi kaderini belirleme
iradesi engellenemez!

Evet, işgalci sermaye devleti, çıkarlarının sözkonusu olduğu her durumda baskı ve provokasyonlardan kaçınmadığı gibi, işgalin Kıbrıs halkınca sorgulandığı bugün de kaçınmayacaktır. Son gelişmeler Kıbrıs’ta bu yönlü kirli icraatların yoğunlaşarak süreceğini göstermektedir. MGK start vermiş, düzen sözcüleri ise ağızlarını açarak kirli icraatların zeminini düzlemiştir. Arkası kontr-gerilla çetelerince getirilecektir. Ancak tüm bu kirli oyunlara rağmen, Kuzey Kıbrıs halkının kendi kaderini belirleme iradesini ve özgür yaşam isteğini engelleyemeyeceklerdir.

Kıbrıs’ta işgale son!
Kıbrıs halkınakendi kaderini tayin hakkı!

Halkımız geleceğini eline almak istiyor


Evrensel gazetesinin Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) Genel Başkanı Mehmet Süleymanoğlu ile yapmış olduğu röportajı okurlarımıza sunuyoruz. Kıbrıs’ta yaşanan son gelişmelere ışık tutan röportaj, toplumsal muhalefetin politik ve örgütlenme düzeyi konusunda da bir fikir veriyor...


"Bu Memleket Bizim" mitinginde, basına saldırı ile birlikte Ankara"nın dayattığı ekonomik program da, protesto edildi. Son olaylarda bu ekonomik paketin etkisi nedir?

Ankara dayatmalı ekonomik paketin halkımız üzerinde yaratmış olduğu infial ve tepki ortada. Ekonomik paket dayatması adı altında yapılan tek boyutlu ekonomik saldırıyı gündemin önüne çıkarmak yeterli bir değerlendirme olmaz. Sorun Kıbrıs sorunuyla ilgili. Sorunun Türkiye devleti açısından izlemiş olduğu yol, girdiği ivme nedeniyle Türkiye devleti siyasetinin yansıması sonucu ekonomik, sosyal ve siyasal bir dizi saldırı bütünlüğüyle karşı karşıyayız. Ekonomik paket bunun sadece bir boyutu.

Bu mitingdeki tepkiye neden olan başlıca etkenler ve halkın verdiği mesaj konusunda başkaca neler söylenebilir?

Daha önce de söylemeye çalıştığım oydu, "ekonomik paket" tek başına yeterli bir cevap değil. Kıbrıs sorunu denince, adanın emperyalizm açısından önemi ve bu önemi dolayısıyla Türkiye’nin burada ele geçirdiği köprü başının korunması ve kendi istekleri ve geleceği açısından önem arz etmesi dolayısıyla Kıbrıs sorunu denen olgu bugün emperyalizmin gündeminde, Türkiye’nin gündeminde. Ve Kıbrıs Türk ve Rum burjuvazisinin gündeminde duruyor. Sorun alevli bir şekilde tartışılıyor. Bu noktada Türkiye devleti Kıbrıs Türklerinin kendi söz yetki karar haklarını kullandırmama yönünde uyguladığı politikaların bir bir yansımalarının bir patlamasıdır bu miting. Bu yansımalar var olan ekonominin darmadağın edilmesi, göçün hızlandırılması ve nihayet askeri otoritenin varlığını ve gücünü halka dayatması olarak özetlenebilir. Bütün bunlarla yetinilmeyip basına dönük saldırıların gelmesi ve kendilerine karşı çıkanların "vatan hainliği ve casuslukla" suçlanması halkta büyük öfke uyandırdı.

Şunu da atlamamak gerekir, Kıbrıs’ın kuzeyi Türkiye’den kaynaklanan büyük oranda karapara vb. olguların aklandığı bir coğrafyaya dönüştürüldü. 40 bin insanın 130 trilyon parasının bankalarca batırılması ve bir avuç soyguncunun eline verilmesi, halkımızın kendi geleceğinin elinde olmadığını daha iyi anlamasına neden oldu ve halkımız bütün bunlara dur demek için, "Bu Memleket Bizim" mitingini gerçekleştirdi. Miting tamamıyla politikti ve faşizmin gerçek yüzü lanetlendi. Kıbrıslı ve Türkiyeli yurtseverlerin birlikte karşı koyması vurgulandı ve en önemlisi de Türkiye devleti ile Denktaş rejiminin ittifakı lanetlendi. Bu miting halkımızın geleceğine dönük kararlı mücadelesinin başlangıcı olarak algılanabilir.

Mitingi düzenleyen örgütler daha demokratik bir ortam talebinde bulunuyorlar, siz nasıl bir demokrasi istiyorsunuz?

33 örgüt ve 2 siyasi partinin oluşturduğu platform Kıbrıs Türk halkının kendi erkinin olmadığı gerçeğiyle yola çıkmıştır ve göstermelik demokrasinin bile bir anda çöpe atıldığı bir süreçten geçildiğini kavramıştır. Sendikamız, ülkemizdeki demokrasinin ülkemizin bağımsızlığıyla ve halkımızın kendi geleceğiyle ilgili kararları kendisinin almasıyla olabileceğine inanıyor, halk demokrasisi ile gerçek demokrasinin olabileceğine inanıyor.

Karşı tarafın bu eylemlerden sonra bir geriye çekilişi gözlemleniyor. Ama biz biliyoruz ki bu geriye çekilme, daha sistemli ve daha kurnazca saldırıların başlangıcı olacaktır. Bizler de bu oluşturduğumuz platformun uzun soluklu olması için gayret vereceğiz. Kıbrıs Türk öğretmeni emekten yana, bağımsızlıktan yana ve demokrasiden yana kavgasını daha ileriye taşıyacaktır.

Cenevre’de Kıbrıs sorunu çözüm görüşmeleri var. Cenevre’den bu görüşmelerde herhangi bir sonuç çıkar mı? Sizin istediğiniz çözüm şekli nedir?

Şu anda Cenevre’de 1960 arifesinin görüntüsü vardır. Yani, birtakım dış güçlerin kendi aralarındaki dalaşma ve paylaşma ve çekişme senaryolarının gecici bir uzlaşmaya dönüştüğü bir süreç gözlemleniyor. 1960 arifesinde de Kıbrıs halkının haberi olmadan böyle bir süreçten geçilmişti. "Size cumhuriyet kurduk buyurun yaşayın" demişlerdi. Çok değil üç yıl sonra, halkı birbirine kırdırtmaya başladılar.

Sessiz diplomasi, bir dizi anlaşmayı ve paylaşımı yapmış olabilir bu görüşmelerden sonra bunu ortaya çıkarabilirler, şu anda son paylaşımları yapıyorlar. Bu bağlamda pazarlıklar kızışmaya başladı. Örneğin Denktaş rejiminin "konfederasyon" istemi koz olarak kullanılıyor. Bizim en büyük kaygımız, şu anda defacto durumda olan bölünmüşlüğün dejur duruma geçmesiyle birlikte kalıcı hale getirilmesidir. Bizim isteğimiz iki bölgeli eşitliğe dayalı federal bir yapıdır. Bu federal yapı kendi kendini bütünlüklü olarak tek şemsiye altında, tek kimlikli bir halde varlığını devam ettirmesidir. Anavatanların olmadığı, Kıbrıs Türk ve Rumlarının kendi özgür iradeleriyle kendi ortak vatanlarında serbestçe yaşayabilecekleri bir çözümdür.

Şu anda Türkiye’de AB ve ABD yanlısı güçlerin bir çekişmesi söz konusu. AB yanlılarının güç gösterileri ortada. Bu böyle devam ederse önümüzdeki beş altı ay içerisinde emperyalist bir çözümün Cenevre’den veya herhangi bir yerden Kıbrıs’a paket olarak sunulması gayet mümkündür. Şu anda güçler dengesinin çatıştığını görüyoruz. Sonuç itibarı ile bugün ya da yarın bulunabilecek bir çözüm halkın çıkarına değil, emperyalistlerin çıkarına olacaktır. Biz anlaşma ve barışın farklı kavramlar olduğunu biliyoruz ve Kıbrıs’a barışın gelmesini istiyoruz, bunu da ancak Kıbrıs halkları başarabilir.

Türkiye demokrasi güçlerinden ve kamuoyundan beklentileriniz nelerdir?

Sendikamızın Türkiye demokrasi güçleriyle uzun yıllara dayanan bir işbirliği ve ortak mücadele arayışları sürmektedir. Son yıllarda Türkiye’deki bir dizi sendika ve örgütle ilişkilerimiz gayet iyi gidiyor, ısrarla onlara şunu söylüyoruz: Türkiye’deki halk güçlerinin, emek güçlerinin ilgisine, somut desteğine ve dayanışmasına, Kıbrıs Türk halkının ihtiyacı var. 65 mil güneylerinde Türkiye devletinin ve Denktaş rejiminin Kıbrıs’ta neler yaptığına baksınlar. Bizimle dayanışma içerisinde olmalarını istiyoruz.

(Evrensel/31 Temmuz ‘00)